Öğrenme hedefleri
- 1789 yazından 1793 sonbaharına kadar Bastille'in alınmasını, feodal düzenin kaldırılmasını, kralın kaçışını, dış savaşı, monarşinin yıkılışını ve Terör'ün kuruluşunu sırasıyla açıklayabileceksin.
- 1789 bildirisini, 4 Ağustos kararnamesini, Brunswick bildirgesini ve 1793 Şüpheliler Yasası'nı karşılaştırarak, devrimin hak ve güvenlik arasındaki dengeyi nasıl değiştirdiğini değerlendirebileceksin.
- «Terör, devrimin başından beri planlanmış bir programdı» anlatısını, olayların sırasıyla ve tarihçilerin «koşullar mı, ideoloji mi?» tartışmasıyla sınayabileceksin.
Okuma metni
Kanca — yedi tutuklu ve bir barut deposu
14 Temmuz 1789 sabahı, Paris'te binlerce kişi, kentin batısındaki askerî hastane olan Invalides'in bodrumlarından tüfek taşıyordu. Ama tüfeklerin barutu yoktu. Barutun büyük bölümü, birkaç gün önce kentin doğusundaki eski kale-hapishaneye, Bastille'e götürülmüştü. Öğleden önce, kalabalık kalenin önüne yığıldı. Kalenin komutanı Bernard-René de Launay, önce görüşmeyi kabul etti; sonra dış avluya girenlere ateş açıldı. Öğleden sonra, halkın yanına geçen Fransız Muhafızları alayından askerler toplarla geldi ve akşamüstü kale teslim oldu. O gün kalede yalnızca yedi tutuklu vardı: dört sahtekâr, akıl hastası sayılan iki kişi ve ailesinin isteğiyle kapatılmış bir soylu. Çatışmada saldıranlardan yaklaşık yüz kişi öldü; teslimden sonra de Launay ile birkaç savunucu da kalabalık tarafından öldürüldü. Yani Bastille'in alınması, askerî bakımdan küçük, simge olarak dev bir olaydı. Bu ders, bu günden dört yıl sonra, aynı devrimin kendi yurttaşlarını «şüpheli» diye toplu hâlde tutuklayan bir yasa çıkarmasına nasıl vardığını soruyor.
Bağlam — kırsaldaki korku ve bir gecenin kararları
Bastille'in düşmesi, XVI. Louis'yi geri adım atmaya zorladı. Kral askerleri geri çekti, görevden aldığı Necker'i geri çağırdı ve Paris'e gelerek yeni kent yönetimini tanıdı. Amerikan savaşının gazisi Lafayette, Paris'te kurulan ulusal muhafızların komutanı oldu.
Ama asıl sarsıntı kırsaldaydı. Temmuz sonunda ve Ağustos başında, ülkenin pek çok bölgesinde, soylular ya da yabancı askerler tarafından tutulmuş eşkıyaların hasadı yakmak için geldiği söylentisi yayıldı. Bu dalgaya sonradan «Büyük Korku» adı verildi. Eşkıyalar gelmedi; ama silahlanan köylüler, pek çok yerde şatolara yürüdü ve köylülerin toprak ağalarına ne borçlu olduğunu gösteren kayıtları yaktı.
Versailles'daki Ulusal Meclis, bu ayaklanmaya karşı ordu göndermek yerine başka bir yol seçti. 4 Ağustos gecesi, soylu temsilciler sırayla kürsüye çıkıp kendi ayrıcalıklarından vazgeçtiklerini açıkladı. Birkaç gün içinde bu vazgeçişler kararnameye dönüştü.
Gelişme — haklar, kral ve savaş
26 Ağustos 1789'da Meclis, yeni düzenin ilkelerini bir bildiriyle ilan etti.
Ekim başında ekmek yine kıtlaşınca, binlerce Parisli kadın Versailles'a yürüdü; ertesi gün kral ailesi, kalabalığın eşliğinde Paris'e taşındı. Meclis de onların ardından başkente geçti. Bundan sonra kral ve meclis, Paris halkının gözü önünde karar vermek zorundaydı.
Meclis, iki yıl içinde ülkeyi baştan düzenledi: eski eyaletler kaldırılıp yerine departmanlar kuruldu, kilise mülkleri devlet borcunu ödemek için ulusallaştırıldı, din adamları devletten maaş alan ve seçimle gelen görevlilere dönüştürüldü. Din adamlarından yeni düzene bağlılık yemini istenince, rahiplerin yaklaşık yarısı yemin etmeyi reddetti. Ülke, yemin eden ve etmeyen rahiplerin cemaatleri arasında bölündü; bu bölünme, sonraki yıllardaki iç savaşın en derin kaynaklarından biri oldu.
Haziran 1791'de kral ailesi, kılık değiştirerek gizlice Paris'ten kaçtı. Doğu sınırına yakın Varennes kasabasında tanınıp geri getirildiler. Meclis, kralın «kaçırıldığını» ilan ederek anayasal monarşiyi kurtarmaya çalıştı ve Eylül 1791'de anayasa yürürlüğe girdi. Ama kralın yeni düzene gerçekten bağlı olduğuna inanan kişi sayısı hızla azaldı.
Nisan 1792'de Fransa, Avusturya'ya savaş ilan etti. Savaşı isteyenlerin bir kısmı, devrimin düşmanlarını açığa çıkarmayı umuyordu; kralın çevresi ise yenilginin monarşiyi kurtaracağını hesaplıyordu. İlk aylar yenilgilerle geçti.
Dönüş noktası — kralsız bir ülke, kuşatılmış bir devlet
10 Ağustos 1792'de, Paris'in mahalle örgütleri ve taşradan gelen gönüllüler, kralın oturduğu Tuileries Sarayı'nı ele geçirdi. Meclis, kralı görevden uzaklaştırdı. Eylül başında, Prusya ordusunun yaklaştığı haberleri gelirken, Paris hapishanelerinde binden fazla tutuklu, yargısız biçimde öldürüldü. Adalet bakanı Georges Danton ve öteki yöneticiler bu olayları durdurmadı.
20 Eylül'de Fransız ordusu, Valmy'de Prusya ilerleyişini durdurdu. Ertesi gün yeni seçilen Konvansiyon toplandı ve monarşiyi kaldırdı; Fransa artık bir Cumhuriyet'ti. Kral yargılandı ve Ocak 1793'te idam edildi.
1793 baharında Cumhuriyet her yandan sıkıştı. Avrupa'nın büyük bölümü Fransa'ya karşı savaştaydı. Mart'ta batıda, Vendée bölgesinde, zorunlu askerlik kararı ve yemin etmeyen rahiplere yönelik baskılar yüzünden büyük bir köylü ayaklanması başladı. Aynı ay, bir devrim mahkemesi kuruldu; Danton, halkın kendi eliyle öç almasını önlemek için yasanın korkutucu olması gerektiğini savundu. Nisan'da, geniş yetkilerle donatılmış Kamu Selameti Komitesi oluşturuldu. Haziran'da Paris'in baskısıyla ılımlı milletvekillerinin bir grubu Konvansiyon'dan uzaklaştırıldı; buna tepki olarak Lyon, Marsilya ve Bordeaux gibi kentler merkeze karşı ayaklandı. Temmuz'da, Arras'lı avukat Maximilien Robespierre komiteye girdi.
5 Eylül 1793'te Paris halkı Konvansiyon'u kuşattı; ekmek, fiyat denetimi ve «hainlerin» cezalandırılmasını istedi. O gün Konvansiyon'da, terörün «gündemde» olduğu sözü söylendi. On iki gün sonra, aşağıdaki birincil kaynak bölümünde okuyacağın Şüpheliler Yasası çıkarıldı.
Yaygın yanlış«Bastille'i alanlar, baştan bir terör rejimi kurmayı amaçlıyordu.»
1789'un temel metni, kimsenin yasanın belirlediği durumlar dışında tutuklanamayacağını ilan eden bir haklar bildirisiydi; 1791'e kadar devrim, anayasal bir monarşi kurmaya çalıştı. Şiddet ilk günden vardı: Bastille'in komutanı teslimden sonra öldürüldü, kırsalda şatolar yakıldı. Ama Terör'ün kurumları, yani olağanüstü mahkeme, geniş yetkili komiteler ve toplu tutuklama yasası, 1793'te, dış savaş, kralın kaçışı, iç ayaklanmalar ve devrimciler arasındaki bölünmeler üst üste bindiğinde kuruldu.
Cevap — birbirini doğuran kararlar
Bastille'den Terör'e giden yol, tek bir niyetin değil, birbirini doğuran kararların ve korkuların ürünüydü. 1789'da devrim, ayrıcalıkları kaldırıp hakları ilan ederek yasanın egemenliğini kurmak istiyordu. Ama kilise konusundaki bölünme ülkeyi ikiye ayırdı; kralın kaçışı, anayasal monarşinin dayandığı güveni yıktı; savaş, her muhalifi dış düşmanın olası bir ortağına dönüştürdü; Brunswick bildirgesi ise bu kuşkuyu bir tehditle besledi. 1793'te devrimciler, ellerindeki hak bildirisini kaldırmadılar; onun yerine, «şüpheli» kavramını o kadar genişlettiler ki, yasanın güvencesi yasanın kendisiyle boşaltıldı.
Bugünle bağ — olağanüstü hâlin sınırı
1789 bildirisi, bugün de Fransa anayasasının başlangıç bölümünde anılır. Ama 1793'ün dersi, hakların yalnızca ilan edilmesinin yetmediğidir: savaş ve kriz zamanlarında hangi hakların askıya alınamayacağı da önceden yazılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 15. maddesi de, savaş ya da olağanüstü hâl durumunda temel hakların kullanılmasının durdurulabileceğini söylerken, suç ve cezaların geriye yürümemesi ve masumiyet karinesi gibi bazı güvenceleri bu durumlarda da dokunulmaz sayar.
Birincil kaynak
17 Eylül 1793'te Konvansiyon'un kabul ettiği Şüpheliler Yasası'nın ilk iki maddesinden, Fransızca metinden:
Art. Ier. Immédiatement après la publication du présent décret, tous les gens suspects qui se trouvent dans le territoire de la République, et qui sont encore en liberté, seront mis en état d'arrestation. II. Sont réputés gens suspects : 1o ceux qui, soit par leur conduite, soit par leur relations, soit par leur propos ou leurs écrits, se sont montrés partisans de la tyrannie ou du fédéralisme, et ennemis de la liberté ; […] 3o ceux à qui il a été refusé des certificats de civisme ; […] 5o ceux des ci-devants nobles, ensemble les maris, femmes, pères, mères, fils ou filles, frères ou sœurs, et agens d'émigrés, qui n'ont pas constamment manifesté leur attachement à la révolution.
Türkçesi: Madde 1. Bu kararnamenin yayımlanmasından hemen sonra, Cumhuriyet topraklarında bulunan ve hâlâ serbest olan bütün şüpheliler tutuklanacaktır. Madde 2. Şunlar şüpheli sayılır: 1. davranışlarıyla, ilişkileriyle, sözleriyle ya da yazılarıyla zorbalığın ya da federalizmin yandaşı ve özgürlüğün düşmanı olduklarını göstermiş olanlar; […] 3. kendilerine yurttaşlık belgesi verilmemiş olanlar; […] 5. eski soylulardan, devrime bağlılıklarını sürekli olarak göstermemiş olanlar ile onların kocaları, karıları, babaları, anneleri, oğulları ya da kızları, erkek ya da kız kardeşleri ve göçmenlerin temsilcileri.
Kaynak: Décret qui ordonne l'arrestation des gens suspects, 17 Eylül 1793; Rondonneau (ed.), Code militaire, cilt 4 (Paris: Prault, 1793), s. 336–338; Vikikaynak. Türkçesi, Fransızcasından bizim.
- Bu yasa, bir kişiyi yaptığı bir eylem yüzünden mi, yoksa ne olduğu ya da ne olabileceği yüzünden mi tutuklar? Maddelerden örnek ver.
- 1789 bildirisinin yedinci maddesi, kimsenin «yasanın belirlediği durumlar» dışında tutuklanamayacağını söyler. Şüpheliler Yasası bu ilkeyi çiğniyor mu, yoksa onu biçimsel olarak koruyarak içini mi boşaltıyor?
- Beşinci bentte, akrabalık neden tek başına kuşku nedeni sayılmıştır?
Tarihçiler Tartışıyor
- Albert Soboul (1962) — Précis d'histoire de la Révolution française adlı kitabında, Terör'ü öncelikle koşulların doğurduğu bir savunma olarak açıkladı: dış savaş, iç ayaklanmalar ve kıtlık karşısında Cumhuriyet'i kurtarmak için olağanüstü önlemler gerekiyordu; Paris'in yoksul halkının baskısı da bu önlemleri hızlandırdı.
- Patrice Gueniffey (2000) — La Politique de la Terreur adlı kitabında, koşullar açıklamasını yetersiz buldu; Terör'ün, devrimin kendi mantığından, yani iktidarı elinde tutmak isteyen grupların birbirini «ulusun düşmanı» ilan ederek yarışmasından doğduğunu savundu.
- Sophie Wahnich (2003) — La liberté ou la mort adlı kitabında, Terör'ü, halkın ihanet korkusundan ve öç alma isteğinden doğan duyguları devletin kurumlarına bağlayarak denetim altına alma çabası olarak yorumladı; Eylül 1792'deki yargısız öldürmelerin tekrarlanmasını önleme amacını vurguladı.
- Dan Edelstein (2009) — The Terror of Natural Right adlı kitabında, devrimcilerin doğal hak dilini inceledi; doğanın yasasını çiğneyen düşmanın insanlık topluluğunun dışında sayıldığı bu dilin, olağan yargı güvencelerini kaldırmayı meşrulaştırdığını savundu.
Dört tarihçi, aynı yasaların ve aynı ölümlerin nedenini farklı yerlerde arar. Soboul savaşın ve kıtlığın dayattığı koşulları, Gueniffey devrimci iktidar yarışının iç dinamiğini, Wahnich halkın korkusunu ve öfkesini kurumlara çevirme çabasını, Edelstein ise devrimcilerin kullandığı hak ve doğa dilini öne çıkarır. Tartışma, Terör'ün bir kuşatılmış devletin olağanüstü savunması mı, yoksa devrimin kendi fikirlerinden ve iktidar mücadelesinden doğan bir sonuç mu olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Terör'ün boyutunu anlamak için sayılar önemlidir, ama dikkatle okunmalıdır. Amerikalı tarihçi Donald Greer, 1935'te yayımladığı çalışmasında, devrim mahkemelerinin ve olağanüstü komisyonların verdiği resmî ölüm cezalarını tek tek saydı ve yaklaşık on yedi bin sonuca ulaştı. Bu sayıya, yargılanmadan hapishanelerde ölenler ve iç savaş bölgelerinde yargısız öldürülenler dahil değildir; onlarla birlikte ölü sayısının çok daha yüksek olduğu kabul edilir, ama tahminler birbirinden epey farklıdır. Şüpheli olarak tutuklananların sayısı ise yüz binlerle ifade edilir.
Greer'in çalışması iki şaşırtıcı sonuç daha verdi. Ölüm cezalarının büyük çoğunluğu Paris'te değil, iç savaşın sürdüğü batıda, Vendée çevresinde ve güneydoğuda, özellikle Lyon çevresinde verilmişti; ülkenin pek çok departmanında ise ölüm cezası hiç ya da neredeyse hiç yoktu. Ayrıca kurbanların çoğu soylu ya da din adamı değildi; en büyük gruplar köylüler, işçiler ve zanaatkârlardı. Bu sonuçlar, Terör'ü yalnızca eski ayrıcalıklılara yönelmiş bir sınıf intikamı olarak gören yorumu zayıflattı ve onu iç savaşla sıkı sıkıya bağlı bir olgu olarak gösterdi.
Fransız tarihçi Jean-Clément Martin ise, «Terör» kelimesinin kendisini sorguladı. Ona göre, Konvansiyon, Eylül 1793'te terörü resmî bir kararla «gündeme» almadı; bu söz bir oturumda dile getirildi, ama bir yasa olarak kabul edilmedi. Martin'e göre, «Terör» adı verilen dönemin tek bir merkezden yönetilen tutarlı bir sistem olarak anlatılması, büyük ölçüde Temmuz 1794'ten sonra, Robespierre'in düşüşünün ardından, bütün şiddeti yenilen gruba yüklemek isteyenlerin kurduğu bir anlatıydı. Bu yorum da tartışmalıdır; ama sınıfta sorulacak iyi bir soruyu gösterir: bir dönemin adını kim koyar ve o ad neyi görünür, neyi görünmez kılar?
Kırsaldaki Büyük Korku da, benzer bir dikkat ister. Köylüler, var olmayan eşkıyalardan korkarak silahlandı; ama korkunun hedefi olan şatolarda yaktıkları şey, çoğu zaman, kendi borçlarını gösteren kâğıtlardı. Yani korku, gerçekdışı bir tehditten doğmuş olsa da, çok gerçek bir hesaba yöneldi. Aynı desen 1792 ve 1793'te de görülür: ihanet söylentileri çoğu kez abartılıydı, ama kralın düşman ordularıyla yazıştığı, bazı subayların düşmana geçtiği ve iç ayaklanmaların dış savaşla aynı anda yaşandığı da doğruydu. Terör'ü anlamaya çalışan her yorum, gerçek tehlikeler ile büyütülmüş korkular arasındaki bu karışımı hesaba katmak zorundadır.
Şüpheliler Yasası'nın birincil kaynakta okunmayan maddeleri de en az ilk iki madde kadar öğreticidir. Şüpheli listelerini, her mahallede ya da kasabada kurulmuş gözetim komiteleri hazırlayacak, tutuklama emirlerini de onlar verecekti; bir tutuklama için komitenin en az yedi üyesinin bir araya gelmesi ve salt çoğunlukla karar vermesi gerekiyordu. Tutuklananlar, departmanların bu iş için ayırdığı ulusal binalara götürülecek ve yasanın deyişiyle «barışa kadar» orada tutulacaktı; yani tutukluluğun süresi bir suçun cezasına değil, savaşın ne zaman biteceğine bağlanmıştı. Nöbetçilerin ücretini tutukluların kendisi, aralarında eşit paylaşarak ödeyecekti. Onuncu madde ise, mahkemelerin, hakkında dava açılmasına gerek görülmeyen ya da beraat eden kişileri bile tutuklu tutabileceğini söylüyordu. Bu ayrıntılar, yasanın yalnızca kimin şüpheli olduğunu değil, beraatin bile bir kişiyi özgürlüğüne kavuşturmaya yetmediği bir düzeni tanımladığını gösterir.
Son olarak, 1789 bildirisinin kendi sınırları da hatırlanmalıdır. Bildiri «insan»dan söz ediyordu; ama 1791 anayasası, yurttaşları vergi ödeyip ödememelerine göre «etkin» ve «edilgin» diye ayırdı ve oy hakkını ilkine verdi. Kadınlar siyasal haklardan dışlandı. Sömürgelerdeki kölelik ise ancak 1794'te, Saint-Domingue'deki büyük köle ayaklanmasının baskısıyla kaldırıldı. Hakların kime ait olduğu sorusu, devrim boyunca açık kaldı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Donald Greer, The Incidence of the Terror during the French Revolution: A Statistical Interpretation (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1935).
- Albert Soboul, Précis d'histoire de la Révolution française (Paris: Éditions sociales, 1962).
- Patrice Gueniffey, La Politique de la Terreur: essai sur la violence révolutionnaire, 1789–1794 (Paris: Fayard, 2000).
- Sophie Wahnich, La liberté ou la mort: essai sur la Terreur et le terrorisme (Paris: La Fabrique, 2003).
- Jean-Clément Martin, Violence et Révolution: essai sur la naissance d'un mythe national (Paris: Seuil, 2006).
- Dan Edelstein, The Terror of Natural Right: Republicanism, the Cult of Nature, and the French Revolution (Chicago: University of Chicago Press, 2009).
Arşiv ve kaynak
Bu dönemin kaynakları arasında Ulusal Meclis'in ve Konvansiyon'un tutanakları, kararnameler, devrim mahkemelerinin dosyaları, gözetim komitelerinin şüpheli listeleri, Paris mahalle örgütlerinin kayıtları, gazeteler, hapishane kayıtları ve milletvekillerinin mektupları vardır. Tutanakların büyük bölümü on dokuzuncu yüzyılda başlayan Archives parlementaires dizisinde yayımlandı; kararnamelerin ve bildirilerin dönem baskılarının bir kısmı Fransızca Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Terör, savaş ve iç savaş olmasaydı yine de kurulur muydu?
- Eylül 1792'deki yargısız öldürmeler ile 1793'ün yasal Terör'ü arasındaki ilişki bir süreklilik mi, yoksa bir tepki mi?
- «Terör» adı, dönemin kendisini mi, yoksa ondan sonra yazılan anlatıyı mı yansıtıyor?
Mini sınav
- (Hedef 1) Monarşiyi kaldırıp Fransa'yı Cumhuriyet ilan eden meclis hangisidir? A) Zümreler Meclisi B) Konvansiyon C) Yasama Meclisi D) Kamu Selameti Komitesi
- (Hedef 1) Haziran 1791'de kaçmaya çalışan kral ailesi hangi kasabada tanınıp geri getirildi? A) Valmy B) Versailles C) Lyon D) Varennes
- (Hedef 2) 4 Ağustos kararnamesinin ilk maddesine göre, kişisel kulluğa bağlı olmayan feodal aidatlar ne oldu? A) Satın alınarak kaldırılabilir ilan edildi B) Hemen ve tazminatsız kaldırıldı C) İki katına çıkarıldı D) Kiliseye devredildi
- (Hedef 2) Şüpheliler Yasası'na göre aşağıdakilerden hangisi şüpheli sayılır? A) Orduya gönüllü yazılanlar B) Konvansiyon üyeleri C) Kendilerine yurttaşlık belgesi verilmemiş olanlar D) Yemin eden rahipler
- (Hedef 3) Terör'ü, halkın korku ve öfkesini devletin kurumlarına bağlayarak denetim altına alma çabası olarak yorumlayan tarihçi kimdir? A) Albert Soboul B) Sophie Wahnich C) Patrice Gueniffey D) Dan Edelstein
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Bastille'den Terör'e giden yol, önceden planlanmış bir program mıydı, yoksa birbirini doğuran kararların ve korkuların ürünü müydü? Cevabında 1789 bildirisini, Brunswick bildirgesini ve Şüpheliler Yasası'nı kullan; Soboul ile Gueniffey'nin yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Monarşiyi Eylül 1792'de Konvansiyon kaldırdı.
- D — Kral ailesi Varennes'da tanındı.
- A — Bu aidatlar satın alınarak kaldırılabilir ilan edildi ve bedeli ödeninceye kadar toplanmaya devam etti.
- C — Yurttaşlık belgesi verilmemiş olanlar şüpheli sayıldı.
- B — Bu yorum Sophie Wahnich'e aittir.
Kapsamlı bir cevap, 1789'da devrimin yasanın egemenliğini ve bireysel güvenceleri ilan ettiğini, Terör'ün kurumlarının ise 1793'te dış savaş, kralın kaçışı, kilise konusundaki bölünme ve iç ayaklanmalar üst üste bindiğinde kurulduğunu açıklar. Bildirinin yedinci maddesini Şüpheliler Yasası'yla karşılaştırarak, yasanın biçimsel olarak korunduğunu ama «şüpheli» kavramının genişletilmesiyle güvencenin içinin boşaltıldığını gösterir; Brunswick bildirgesini, ihanet korkusunu besleyen bir dış tehdit olarak okur. Güçlü bir yanıt, Soboul'un koşulları öne çıkaran açıklamasını, Gueniffey'nin devrimin iç dinamiğini vurgulayan açıklamasıyla karşılaştırır ve iki yaklaşımın da Terör'ün farklı bir yüzünü aydınlattığını tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste, 1789'un haklar bildirisinden 1793'ün şüpheliler listelerine giden yolu izledik. Ama yasalar kendi kendine uygulanmaz. Kamu Selameti Komitesi'nin en tanınmış üyesi Robespierre, 1791'de ölüm cezasının kaldırılmasını savunmuş bir avukattı. İki yıl sonra, Cumhuriyet'in olağanüstü önlemlerini açıklayan konuşmalarında, halk yönetiminin dayanağı olarak «erdem» kavramını öne çıkardı ve korkutmayı bu erdemin bir aracı olarak savundu. Bir ahlak ilkesi, bir korku yönetimini nasıl haklı çıkarabilir? Sonraki bölüm bunu soruyor: Robespierre: erdem ve terör.