Öğrenme hedefleri
- 1629–1689 arasında İngiltere'de kral ile parlamento arasındaki çatışmanın nasıl bir iç savaşa, bir kral idamına, bir cumhuriyete ve sonunda 1688 devrimine dönüştüğünü açıklayabileceksin.
- Putney tartışmalarını, krallığı kaldıran 1649 yasasını ve 1689 Haklar Bildirgesi'ni karşılaştırarak, bu dönemde «halkın hakları» düşüncesinin nasıl farklı biçimlerde tanımlandığını değerlendirebileceksin.
- «Şanlı Devrim, kan dökülmeden gerçekleşen bir uzlaşmaydı» anlatısını, İrlanda'da ve İskoçya'da yaşananları ve tarihçilerin farklı yorumlarını hesaba katarak tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir kilisede askerlerin tartışması
Ekim 1647'nin sonunda, Londra'nın batısındaki Putney kasabasında, bir kilisenin içinde, alışılmadık bir toplantı yapıldı. Parlamentonun, kral I. Charles'a karşı kazandığı iç savaşın galibi olan ordunun komutanları ve sıradan askerlerin seçtiği temsilciler, savaştan sonra ülkenin nasıl yönetileceğini tartışıyordu. Masada, askerlerin ve Londra'daki radikal bir grubun hazırladığı bir öneri vardı: parlamento seçimlerinde oy kullanma hakkının, mülk sahipleriyle sınırlı kalmayıp bütün erkeklere tanınması. Bir albay, Thomas Rainsborough, en yoksul insanın da en zengin insan kadar yaşayacak bir hayatı olduğunu, bu yüzden herkesin kendi rızasıyla yönetime bağlanması gerektiğini söyledi. Komutanlardan Henry Ireton ise, siyasal hakkın yalnızca ülkede kalıcı bir mülkü olanlara ait olabileceğini savundu. Bu tartışma, bir ordunun sekreteri tarafından not edildi ve iki yüzyıl sonra yayımlandı. Bu ders, bir kralla parlamento arasındaki anlaşmazlığın, halkın kim olduğu ve kimin yönetim üzerinde söz hakkı olduğu sorusunu nasıl ortaya çıkardığını ve bu sorunun 1688'de nasıl bir cevap bulduğunu soruyor.
Bağlam — bir kral, bir parlamento ve üç krallık
On yedinci yüzyılın başında, Stuart hanedanının kralları, İngiltere, İskoçya ve İrlanda olmak üzere üç ayrı krallığı yönetiyordu. Bu krallıkların dinleri ve kurumları farklıydı: İngiltere'de piskoposların yönettiği bir Protestan kilisesi, İskoçya'da piskoposları reddeden bir Presbiteryen kilise, İrlanda'da ise halkın büyük çoğunluğunun bağlı olduğu Katolik Kilisesi vardı. Kral I. Charles, bu krallıkları dinsel açıdan daha tek biçimli yapmaya çalıştı; İngiltere'de ise, parlamentonun onayı olmadan vergi toplamak için eski ve tartışmalı hakları kullandı.
1629'dan sonra, Charles on bir yıl boyunca parlamentoyu toplamadan yönetti. Bu dönem, 1637'de İskoçya'ya yeni bir dua kitabı dayatmaya çalışmasıyla sona erdi; İskoçlar ayaklandı. Savaş için paraya ihtiyaç duyan kral, 1640'ta parlamentoyu toplamak zorunda kaldı. Parlamento, kralın yetkilerini sınırlayan yasalar çıkardı ve danışmanlarından bazılarını yargılattı. 1641'de İrlanda'da Katoliklerin başlattığı bir ayaklanma, İngiltere'de korkuyu artırdı; ayaklanmayı bastıracak orduyu kimin yöneteceği sorusu, kral ile parlamentoyu karşı karşıya getirdi. 1642'nin yazında, iç savaş başladı.
Gelişme — bir kralın yargılanması ve krallığın kaldırılması
Parlamento, iç savaşı, özellikle 1645'te kurduğu ve Oliver Cromwell gibi yetenekli komutanların yönettiği Yeni Model Ordu sayesinde kazandı. Kral, 1645'te Naseby'de yenildi ve bir süre sonra esir alındı. Ama savaşın sonu, bir uzlaşma getirmedi. Kral, esaret altında bile, farklı tarafları birbirine düşürmeye ve yeni bir savaş başlatmaya çalıştı. Ordu ise, kralla anlaşmak isteyen parlamento çoğunluğuna güvenmiyordu. Aralık 1648'de askerler, parlamentonun kralla uzlaşmaya yatkın üyelerini meclise sokmadı; geride kalan küçük bir meclis, kralı yargılamak için özel bir mahkeme kurdu.
Ocak 1649'da, Charles, halkına karşı savaş açan bir zorba olarak yargılandı. Kral, mahkemenin kendisini yargılama yetkisini tanımadı ve savunma yapmayı reddetti. Mahkeme onu ölüme mahkûm etti; 30 Ocak 1649'da, Londra'da, Whitehall sarayının önünde idam edildi. Bir kralın, kendi uyruklarının kurduğu bir mahkeme tarafından yargılanıp idam edilmesi, Avrupa'da benzeri görülmemiş bir olaydı.
Dönüş noktası — cumhuriyetten restorasyona, restorasyondan devrime
1649'dan 1660'a kadar İngiltere'de kral yoktu. Ama bu cumhuriyet, Eşitlikçilerin hayal ettiği gibi geniş bir halk yönetimi olmadı. Ordu, Eşitlikçi hareketi bastırdı; önderleri tutuklandı. İrlanda'da ve İskoçya'da, cumhuriyetin orduları, direnen bölgeleri şiddetle boyun eğdirdi. 1653'te Cromwell, «Lord Koruyucu» unvanıyla ülkenin tek yöneticisi oldu. Onun 1658'deki ölümünden sonra, cumhuriyet çöktü; 1660'ta, idam edilen kralın oğlu II. Charles, sürgünden dönerek tahta çıktı.
Ama restorasyon, eski düzenin tam olarak geri gelmesi anlamına gelmedi. Parlamento, vergi ve yasa yapımı üzerindeki yetkisini korudu. II. Charles'tan sonra tahta çıkan kardeşi II. James, açıkça Katolikti; Katolikleri yüksek görevlere atadı, parlamentonun çıkardığı yasaları kendi yetkisiyle askıya aldı ve barış zamanında büyük bir ordu kurdu. 1688'de bir oğlunun doğması, Katolik bir hanedanın süreceği korkusunu doğurdu. Önde gelen bazı İngiliz siyasetçiler, James'in Protestan kızı Mary'nin kocası olan Hollandalı prens William'ı davet etti. William, Kasım 1688'de büyük bir orduyla İngiltere'ye çıktı. James'in ordusu dağıldı; kral Fransa'ya kaçtı.
1689'un başında toplanan bir meclis, tahtı III. William ile II. Mary'ye birlikte sundu; ama bunu, onların kabul etmesi gereken bir haklar bildirgesiyle birlikte yaptı. Bu bildirge, aynı yılın sonunda yasalaştı ve İngiliz anayasal düzeninin temel metinlerinden biri oldu.
Yaygın yanlış«Şanlı Devrim, kan dökülmeden gerçekleşen barışçıl bir uzlaşmaydı.»
İngiltere'de, James'in ordusu savaşmadan dağıldığı için, 1688'de büyük bir çarpışma olmadı; bu yüzden olay, sonradan «kansız» ve «şanlı» bir devrim olarak anıldı. Ama devrim, İskoçya'da ve özellikle İrlanda'da uzun ve kanlı savaşlara yol açtı. James, Fransa'nın desteğiyle İrlanda'ya çıktı; 1690'da Boyne Irmağı'nda yenildi ve İrlanda'daki savaş 1691'e kadar sürdü. Savaşın ardından İrlandalı Katoliklerin mülk ve siyasal haklarını kısıtlayan ağır yasalar çıkarıldı. «Kansız devrim» anlatısı, yalnızca İngiltere'nin deneyimini merkeze alan bir anlatıdır.
Cevap — kralın yetkisinden parlamentonun egemenliğine
1640'tan 1689'a uzanan yarım yüzyıl, bir kralın yetkisini sınırlama çabasından bir kralın idamına, bir cumhuriyete, bir restorasyona ve sonunda kralın yetkisini parlamentonun onayına bağlayan bir anayasal monarşiye uzanan bir süreç oluşturdu. Bu süreçte, «halkın hakları» düşüncesi farklı biçimlerde tanımlandı: Eşitlikçiler, bütün erkeklerin siyasal hakkını talep etti; 1649 yasası, tek kişinin iktidarını halkın özgürlüğü için tehlikeli ilan etti; 1689 Haklar Bildirgesi ise, mülk sahibi seçkinlerin denetimindeki bir parlamentonun kralın yetkisini sınırlamasını güvenceye aldı. Sonunda galip gelen, Putney'deki Rainsborough'nun değil, Ireton'un anlayışına daha yakın bir düzendi.
Bugünle bağ — bir bildirgenin uzun ömrü
1689 Haklar Bildirgesi, bugün Birleşik Krallık'ın anayasal düzeninin temel metinlerinden biri olarak yürürlüktedir. Onun bazı maddeleri, yüz yıl sonra, Amerika Birleşik Devletleri'nin anayasasına eklenen haklar bildirgesinde neredeyse aynı sözcüklerle yer aldı: aşırı kefaletin ve zalimce ve alışılmadık cezaların yasaklanması gibi. Putney'de tartışılan genel oy hakkı düşüncesi ise, İngiltere'de ancak yirminci yüzyılda, önce bütün erkekler, sonra kadınlar için gerçekleşti.
Birincil kaynak
Putney tartışmalarında Albay Thomas Rainsborough'nun konuşması, William Clarke'ın notlarından:
[...] really I thinke that the poorest hee that is in England hath a life to live as the greatest hee; and therfore truly, Sir, I thinke itt's cleare, that every man that is to live under a Governement ought first by his owne consent to putt himself under that Governement; and I doe thinke that the poorest man in England is nott att all bound in a stricte sence to that Governement that hee hath not had a voice to putt himself under.
Türkçesi: [...] gerçekten düşünüyorum ki İngiltere'deki en yoksul kişinin de en büyük kişi kadar yaşayacak bir hayatı vardır; bu yüzden, efendim, bence açıktır ki bir yönetimin altında yaşayacak her insan, önce kendi rızasıyla kendini o yönetimin altına koymalıdır; ve bence İngiltere'deki en yoksul insan, kendini altına koymakta sesi olmadığı bir yönetime, katı anlamda, hiç de bağlı değildir.
Kaynak: Putney tartışmaları, 29 Ekim 1647; C. H. Firth (ed.), The Clarke Papers, cilt I (Londra: Camden Society, 1891), s. 301; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Rainsborough'ya göre bir insanın bir yönetime bağlı olması için hangi koşul gereklidir?
- Ireton, bu görüşe karşı, siyasal hakkı ülkede kalıcı bir mülke sahip olmaya bağladı. İki görüş arasındaki temel fark nedir?
- Rainsborough, «en yoksul» ve «en büyük» kişiden söz ederken, kadınları da düşünüyor muydu? Metinde buna ilişkin bir işaret var mı?
Tarihçiler Tartışıyor
- Christopher Hill (1972) — The World Turned Upside Down adlı kitabında, iç savaş yıllarında Eşitlikçiler, toprağı ortak işlemeyi savunan Kazıcılar ve başka radikal grupların fikirlerini inceledi; iç savaşı, alt sınıfların özgürlük ve eşitlik talepleriyle birlikte, bir burjuva devrimi olarak yorumladı ve bu radikal fikirlerin sonunda bastırıldığını gösterdi.
- Conrad Russell (1990) — The Causes of the English Civil War adlı kitabında, savaşı uzun vadeli toplumsal ve ekonomik nedenlerle açıklayan yorumlara karşı çıktı; savaşın, üç krallığın birbirine bağlı dinsel ve siyasal sorunlarının ve kralın yanlış kararlarının kısa vadede yarattığı bir çöküşün sonucu olduğunu savundu.
- John Morrill (1993) — The Nature of the English Revolution adlı derlemesinde, İngiliz iç savaşını, «Avrupa'nın son din savaşı» olarak nitelendirdi; tarafların seçimlerinde dinsel inançların ve kaygıların, sınıf çıkarlarından daha belirleyici olduğunu vurguladı.
- Steve Pincus (2009) — 1688: The First Modern Revolution adlı kitabında, 1688 devrimini, ılımlı bir uzlaşma olarak değil, James'in Fransız tarzı modernleştirici bir mutlakıyet kurma girişimine karşı, farklı bir modern devlet ve ekonomi vizyonunun zaferi olarak yorumladı; devrimi, ilk modern devrim olarak nitelendirdi.
Bu tartışmada araştırmacılar, bu dönemin olaylarını farklı biçimlerde açıklar. Hill, radikal alt sınıf hareketlerini ve devrimin toplumsal boyutunu öne çıkarır. Russell, savaşın kısa vadeli ve üç krallığa yayılan siyasal nedenlerini vurgular. Morrill, dinin belirleyici rolünü gösterir. Pincus ise, 1688'i modern bir devrim olarak yeniden değerlendirir. Tartışma, bu yarım yüzyılın olaylarının toplumsal bir devrimin mi, bir din savaşının mı, yoksa üç krallığın yönetimindeki bir siyasal krizin mi ürünü olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Putney tartışmalarının kayıtları, bir tarihçi için olağanüstü bir kaynaktır; çünkü yüksek rütbeli komutanlar ile sıradan askerlerin temsilcilerinin, yönetimin temelleri üzerine birbirleriyle eşit olarak tartıştığı nadir anlardan birini kaydeder. Ordunun sekreteri William Clarke, tartışmaları kendi geliştirdiği bir kısaltmalı yazıyla not aldı; notlar yüzyıllar boyunca Oxford'da bir kolejin kütüphanesinde, kimsenin ilgisini çekmeden bekledi. Ancak 1890'da bulundu ve ertesi yıl yayımlandı. Bu yüzden Putney tartışmaları, on dokuzuncu yüzyılın sonuna kadar İngiltere'nin siyasal düşünce tarihinde neredeyse hiç bilinmiyordu. Bugün, demokrasi tarihinin temel metinlerinden biri sayılıyorlar.
Eşitlikçilerin yanında, iç savaş yıllarında pek çok başka radikal grup ortaya çıktı. Gerrard Winstanley'nin önderliğindeki Kazıcılar, 1649'da Londra'nın yakınındaki ortak arazileri sürüp ekerek, toprağın ortak hazine olması gerektiğini savundu; yerel toprak sahiplerinin baskısıyla dağıtıldılar. Kilise hiyerarşisini ve resmî dinsel törenleri reddeden pek çok yeni dinsel topluluk kuruldu. Sansürün geçici olarak çökmesi, broşürlerin ve gazetelerin sayısında büyük bir patlamaya yol açtı. Bu yıllar, Christopher Hill'in deyişiyle, «dünyanın tersine döndüğü» bir dönem gibi yaşandı.
Oliver Cromwell'in rolü, bu dönemin en tartışmalı konularından biridir. Cromwell, derin bir dinsel inançla, kendini Tanrı'nın iradesinin bir aracı olarak gören bir komutandı. Parlamento ordusunun zaferinde belirleyici rol oynadı; kralın yargılanmasını destekledi. Ama Eşitlikçilerin taleplerine karşı çıktı ve onları bastırdı. İrlanda'daki seferinde, 1649'da Drogheda ve Wexford kentlerinin alınmasından sonra yaşanan katliamlar, İrlanda'nın belleğinde derin bir iz bıraktı. 1653'ten sonra, parlamentoyu dağıtarak Lord Koruyucu olarak ülkeyi yönetti; kral unvanını reddetti, ama bir hükümdarınkine yakın bir güç kullandı. Onun mirası, İngiltere'de bir özgürlük savunucusu, İrlanda'da ise bir zalim olarak anılır.
Devrimin sonuçları üç krallıkta farklı oldu. İskoçya'da, Edinburgh'da toplanan ayrı bir meclis, 1689'da kendi hak bildirgesini yayımladı ve piskoposluğu kaldırdı; ertesi yıl Presbiteryen kilise resmî kilise oldu; ama James'in yandaşları, özellikle dağlık bölgelerde, yıllarca direndi. İrlanda'da ise, Katolik çoğunluk, devrimin kaybeden tarafında kaldı. İngiltere'de, Westminster'daki parlamento, üç krallığın ortak kaderini belirleyen merkez hâline geldi; ama İskoçya'nın ve İrlanda'nın kendi meclisleri bir süre daha varlığını sürdürdü. İngiltere ile İskoçya'nın parlamentoları, ancak 1707'de, tek bir Büyük Britanya parlamentosunda birleşti. 1688 devrimi, İngiltere için bir anayasal uzlaşma, İskoçya ve İrlanda için ise çoğu zaman bir fetih ve bir baskı döneminin başlangıcı oldu.
1688 devriminden sonraki yıllar, İngiltere'nin yönetiminde kalıcı değişiklikler getirdi. Parlamento her yıl toplanmaya başladı; çünkü ordunun ve devletin giderlerini karşılayacak vergiler ancak parlamentonun onayıyla toplanabiliyordu. 1689'da çıkarılan bir hoşgörü yasası, Anglikan Kilisesi dışındaki Protestanlara ibadet özgürlüğü tanıdı; ama Katolikleri ve Anglikan olmayanları kamu görevlerinden dışladı. 1694'te İngiltere Bankası kuruldu ve devletin parlamentonun güvencesiyle borç alabilmesi, İngiltere'nin sonraki yüzyıldaki savaşlarını finanse etmesini sağladı. Pincus'un vurguladığı gibi, devrim yalnızca bir anayasal değişiklik değil, bir devlet ve ekonomi düzeni değişikliğiydi.
Uzman Notu
Temel literatür
- Samuel Rawson Gardiner (ed.), The Constitutional Documents of the Puritan Revolution, 1625–1660, 3. baskı (Oxford: Clarendon Press, 1906).
- C. H. Firth (ed.), The Clarke Papers, 4 cilt (Londra: Camden Society, 1891–1901).
- Christopher Hill, The World Turned Upside Down: Radical Ideas during the English Revolution (Londra: Temple Smith, 1972).
- Conrad Russell, The Causes of the English Civil War (Oxford: Clarendon Press, 1990).
- John Morrill, The Nature of the English Revolution (Londra: Longman, 1993).
- Steve Pincus, 1688: The First Modern Revolution (New Haven: Yale University Press, 2009).
Arşiv ve kaynak
Bu dönemin kaynakları arasında parlamento kayıtları ve yasaları, kralın yargılanmasının tutanakları, Putney tartışmalarının Clarke tarafından tutulan notları, Eşitlikçilerin ve öteki radikal grupların broşürleri, dönemin gazeteleri, ordu kayıtları ve 1688–1689 meclisinin tutanakları vardır. Gardiner'in belge derlemesinin ve Clarke Papers'ın on dokuzuncu yüzyıl ciltleri çevrim içi okunabilir; Londra'daki bir kütüphane, iç savaş yıllarında basılan binlerce broşürü içeren büyük bir koleksiyon barındırır.
Açık sorular
- İngiliz iç savaşı, bir sınıf çatışması mıydı, bir din savaşı mı, yoksa üç krallığın yönetimindeki bir siyasal kriz mi?
- Eşitlikçilerin fikirleri neden yenildi ve bu yenilgi, İngiliz demokrasisinin sonraki gelişimini nasıl etkiledi?
- 1688 devrimi, ılımlı bir anayasal uzlaşma mıydı, yoksa Pincus'un savunduğu gibi ilk modern devrim mi?
Mini sınav
- (Hedef 1) İngiltere'de kral I. Charles hangi yıl idam edildi? A) 1642 B) 1645 C) 1649 D) 1660
- (Hedef 1) Parlamentonun iç savaşı kazanmasını sağlayan ve 1645'te kurulan ordunun adı nedir? A) Kraliyet Ordusu B) Yeni Model Ordu C) Eşitlikçi Ordu D) Koruyucu Ordu
- (Hedef 2) Putney'de Rainsborough'ya göre en yoksul insan, hangi yönetime katı anlamda bağlı değildir? A) Kralın yönetimine B) Kilisenin yönetimine C) Kendini altına koymakta sesi olmadığı yönetime D) Ordunun yönetimine
- (Hedef 2) 1689 Haklar Bildirgesi'ne göre, parlamentonun onayı olmadan hangisi yasa dışıdır? A) Kraliyet için para toplamak B) Kilise kurmak C) Ticaret yapmak D) Dilekçe vermek
- (Hedef 3) 1688 devrimini «ilk modern devrim» olarak yorumlayan tarihçi kimdir? A) Christopher Hill B) Conrad Russell C) John Morrill D) Steve Pincus
Açık uçlu soru
(Hedef 3) İngiliz İç Savaşı ve Şanlı Devrim, «halkın hakları» düşüncesini nasıl biçimlendirdi ve bu hakları kimler için tanımladı? Cevabında Putney tartışmasını, krallığı kaldıran 1649 yasasını ve 1689 Haklar Bildirgesi'ni kullan; Hill ile Pincus'un yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Kral 1649'da idam edildi.
- B — Bu ordu Yeni Model Ordu'dur.
- C — Rainsborough'ya göre en yoksul insan, kendini altına koymakta sesi olmadığı yönetime bağlı değildir.
- A — Parlamentonun onayı olmadan kraliyet için para toplamak yasa dışıdır.
- D — Bu tarihçi Steve Pincus'tur.
Kapsamlı bir cevap, kral ile parlamento arasındaki çatışmanın bir iç savaşa, bir kral idamına, bir cumhuriyete ve sonunda 1688'de kralın yetkisini parlamentonun onayına bağlayan bir anayasal düzene dönüştüğünü açıklar. Putney tartışmasını, Rainsborough'nun bütün erkeklerin rızasına dayanan bir yönetim anlayışı ile Ireton'un siyasal hakkı mülke bağlayan anlayışı arasındaki çatışmanın kanıtı olarak; 1649 yasasını, tek kişinin iktidarını halkın özgürlüğü için tehlikeli ilan eden radikal bir metin olarak; 1689 Haklar Bildirgesi'ni ise kralın yetkisini sınırlayan, ama hakları yalnızca İngiliz ve kimi maddelerde Protestan uyruklar için tanımlayan bir belge olarak okur. Güçlü bir yanıt, Hill'in radikal hareketleri ve bastırılışlarını öne çıkaran yaklaşımını, Pincus'un 1688'i modern bir devrim olarak gören yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste İngiltere'de yarım yüzyıl süren çatışmaların, kralın yetkisini parlamentonun onayına bağlayan bir düzenle sona erdiğini gördük. Haklar Bildirgesi'nin en önemli ilkelerinden biri, parlamentonun onayı olmadan hiçbir verginin toplanamayacağıydı. Yaklaşık seksen yıl sonra, Atlantik'in öbür yakasındaki İngiliz kolonilerinde yaşayanlar, bu ilkeyi kendi davaları için kullandı: Londra'daki parlamentoda temsilcileri olmadığına göre, o parlamento onlardan nasıl vergi alabilirdi? Kendilerini İngiliz uyrukları olarak gören bu insanlar, sonunda İngiliz tacına karşı silaha sarıldı. Sonraki bölüm bunu soruyor: Amerikalı sömürgeciler neden isyan etti?