Öğrenme hedefleri
- 1750–1792 arasında Aydınlanma'ya yöneltilen eleştirileri, hem onu dışarıdan reddedenlerin hem de onun ilkelerini dışarıda kalanlar için talep edenlerin sesleriyle birlikte açıklayabileceksin.
- Hume'un dipnotunu, Wollstonecraft'ın Rousseau eleştirisini ve Herder'in tarih felsefesini karşılaştırarak, Aydınlanma'nın evrensel iddialarının sınırlarını değerlendirebileceksin.
- «Aydınlanma, evrensel insan haklarını herkes için savunan tutarlı bir hareketti» ve «Aydınlanma, sömürgeciliğin ve ırkçılığın kaynağıydı» gibi karşıt yargıları, kaynaklar ve tarihçilerin yaklaşımlarıyla tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir dipnot ve bir cevap
1753'te, Edinburgh'da yaşayan İskoç filozof David Hume, ulusal karakterler üzerine yazdığı bir denemenin yeni baskısına bir dipnot ekledi. Bu dipnotta, beyaz olmayan halkların doğuştan aşağı olduğundan «kuşkulandığını» yazıyordu. Hume, Aydınlanma'nın en saygın düşünürlerinden biriydi: dinsel otoriteyi sorgulamış, deneyi ve gözlemi bilginin temeli saymış, bağnazlığa karşı yazmıştı. Ama aynı düşünür, hiçbir sistemli kanıta dayanmadan, insanlığın büyük bir bölümünü akıl ve yaratıcılık bakımından aşağı ilan eden bir cümle yazdı. On yedi yıl sonra, Aberdeen'de ahlak felsefesi profesörü olan James Beattie, bir kitabında Hume'a cevap verdi: Avrupalıların da bir zamanlar «barbar» sayıldığını, bir halkın uygarlığının onun doğuştan yeteneğini değil, tarihini gösterdiğini yazdı. Bu tartışma, Aydınlanma'nın bir iç gerilimini gösterir: akıl ve evrensellik adına konuşan bir hareket, aynı zamanda kimin tam bir insan sayılacağına ilişkin derin önyargıları da taşıyabiliyordu. Bu ders, Aydınlanma'ya kimlerin, hangi gerekçelerle karşı çıktığını ve Aydınlanma'nın kendi ilkelerinin nerede sınırlandığını soruyor.
Bağlam — aklın yükselişi, aklın eleştirisi
On sekizinci yüzyılın ortalarında, Aydınlanma'nın fikirleri Avrupa'nın seçkinleri arasında geniş bir etki kazanmıştı. Akıl, deney ve eleştiri, yalnızca doğanın değil, yasaların, dinin ve geleneklerin de ölçütü hâline gelmişti. Pek çok düşünür, insanlığın bilgisizlikten ve bağnazlıktan kurtularak sürekli ilerlediğine inanıyordu. Bu ilerleme inancı, çoğu zaman Avrupa'yı ilerlemenin en ileri noktası, öteki toplumları ise geride kalmış aşamalar olarak gören bir tarih anlayışıyla birleşti.
Ama aynı yüzyılda, Aydınlanma'ya yönelik eleştiriler de yükseldi. Bu eleştirilerin bir kısmı, Aydınlanma'yı dışarıdan reddediyordu: din adamları ve gelenek savunucuları, aklın dinsel inancın ve yerleşik düzenin yerini alamayacağını savundu. Bir kısmı ise, Aydınlanma'nın içinden geliyordu: aklın evrensel ve her şeyi açıklayabilen bir güç olduğu iddiasını sorgulayan, duygunun, dilin, tarihin ve kültürün önemini vurgulayan düşünürler. Üçüncü bir grup ise, Aydınlanma'nın ilkelerini reddetmiyor, tersine onları, bu ilkelerin dışarıda bıraktığı insanlar için talep ediyordu: kadınlar, köleleştirilmiş insanlar ve Avrupa dışındaki halklar.
Gelişme — kimin aklı, kimin hakları?
Hume'un dipnotu, bir istisna değildi. On sekizinci yüzyılda, insanlığı ırklara ayıran ve bu ırkları bir yetenek sıralamasına koyan ırk kuramı, doğa bilimcilerin, filozofların ve gezginlerin yazılarında yaygınlaştı. Bu kuram, Atlantik köle ticaretinin ve sömürge plantasyonlarının doruk noktasına ulaştığı bir dönemde, köleliği meşrulaştırmak için de kullanıldı. Ama aynı yüzyılda, bu kuramlara karşı çıkan sesler de vardı.
Hume'a verilen cevaplar, Aydınlanma'nın kendi içinden de geldi. Beattie, onun iddiasının hem gözleme hem de tarihe aykırı olduğunu gösterdi. Bir önceki kursta tanıklığını okuduğumuz Ottobah Cugoano ile onun Londra'daki çağdaşı Olaudah Equiano, özgürlüklerini kazandıktan sonra, 1780'lerde Londra'da yayımladıkları kitaplarda, Aydınlanma'nın hak ve eşitlik söylemini köleliğe karşı kullandılar. Aydınlanma'nın evrensel ilkeleri, onları kendi önyargıları içinde sınırlayan düşünürlere karşı, dışarıda bırakılanlar tarafından geri talep edildi.
Aynı gerilim, kadınların durumunda da görüldü. Rousseau, Emile'de, genç erkek kahramanına eş olarak tasarladığı Sophie'yi, bütün eğitimi erkeğin hayatını kolaylaştırmaya ayarlanmış bir kız olarak anlatmıştı. 1792'de, Londra'da yaşayan yazar Mary Wollstonecraft, bu görüşe sert bir cevap verdi.
Dönüş noktası — her ulusun kendi merkezi
Aydınlanma'ya yönelik bir başka eleştiri, Alman dilinde yazan düşünürlerden geldi. Königsberg'de yaşayan ve Kant'ın dostu olan Johann Georg Hamann, aklın insan deneyiminin yalnızca bir parçası olduğunu, dilin, inancın ve duygunun ondan ayrılamayacağını savundu. Onun öğrencisi Johann Gottfried Herder, 1774'te, o sırada Riga'da basılan kısa ve tutkulu bir kitapta, Aydınlanma'nın tarih anlayışını sorguladı.
Herder'e göre, Aydınlanma düşünürlerinin geçmiş toplumları kendi dönemlerinin ölçütleriyle yargılaması ve onları ilerlemenin ilkel aşamaları olarak görmesi yanlıştı. Her halkın, kendi dili, şiiri, dini ve gelenekleriyle kendine özgü bir yaşam biçimi vardı; bu yaşam biçimleri, tek bir ölçütle sıralanamazdı. Bu dersin birincil kaynağı, Herder'in bu düşünceyi dile getirdiği ünlü pasajdır. Herder'in fikirleri, sonraki yüzyılda hem farklı kültürlere saygıyı savunan düşünürleri hem de milliyetçi hareketleri derinden etkiledi.
Yaygın yanlış«Aydınlanma'yı eleştirenler, akla ve bilime karşı olan gerici düşünürlerdi.»
Aydınlanma'nın eleştirmenleri çok farklı yönlerden geldi. Bazıları, gerçekten dinsel otoriteyi ve yerleşik düzeni savunuyordu. Ama Herder gibi bazıları, farklı kültürlere saygı adına Avrupa merkezli ilerleme anlayışını sorguladı; Wollstonecraft ve Cugoano gibi bazıları ise, Aydınlanma'nın akıl ve eşitlik ilkelerini, bu ilkelerin dışında bırakılanlar adına talep etti. Aydınlanma'nın en güçlü eleştirilerinden bazıları, onun kendi ilkelerini ciddiye alanlardan geldi.
Cevap — evrensellik iddiası ve sınırları
Aydınlanma, akla, eleştiriye ve evrensel insan haklarına dayanan bir düşünce hareketi olarak güçlü bir miras bıraktı; ama bu mirasın sınırları, onun kendi döneminde de fark edildi. Bazı Aydınlanma düşünürleri, kadınları, köleleştirilmiş insanları ve Avrupa dışındaki halkları, akıl ve eşitlik ilkelerinin dışında tuttu. Bu sınırlara karşı iki tür cevap geldi: Herder gibi bazı düşünürler, evrensel akıl iddiasını sorgulayarak her halkın kendine özgü değerini savundu; Wollstonecraft ve Cugoano gibi bazıları ise, evrensel ilkelerin gerçekten herkes için uygulanmasını talep etti. Aydınlanma'nın hem gücü hem de sınırı, bu evrensellik iddiasındaydı.
Bugünle bağ — evrensel haklar ve kültürel farklılık
Bugün insan hakları üzerine yapılan tartışmalarda, bu iki eleştirinin izleri hâlâ görülür. Bir yanda, bütün insanların aynı temel haklara sahip olduğunu savunan evrenselci bir yaklaşım; öte yanda, farklı kültürlerin kendi değerlerine saygı gösterilmesi gerektiğini savunan bir yaklaşım vardır. Bu iki yaklaşım, kadın hakları, azınlık hakları ve farklı toplumların değerleri üzerine süren tartışmalarda sık sık karşı karşıya gelir. On sekizinci yüzyılın tartışması, bu gerilimin ne kadar eski olduğunu gösterir.
Birincil kaynak
Herder'in 1774'te yayımlanan İnsanlığın Eğitimi İçin Bir Tarih Felsefesi Daha adlı kitabından, farklı halkların mutluluğunun karşılaştırılamayacağını anlattığı pasaj, Almanca metinden:
[...] wer kann die verschiedene Befriedigung verschiedner Sinne in verschiednen Welten vergleichen? den Hirten und Vater des Orients, den Ackermann und Künstler, den Schiffer, Wettläufer, Überwinder der Welt — wer vergleichen? [...] jede Nation hat ihren Mittelpunkt der Glückseligkeit in sich, wie jede Kugel ihren Schwerpunkt!
Türkçesi: [...] Farklı dünyalardaki farklı duyuların farklı doyumlarını kim karşılaştırabilir? Doğu'nun çobanını ve aile babasını, çiftçiyi ve sanatçıyı, denizciyi, koşucuyu, dünyanın fatihini — kim karşılaştırabilir? [...] Her ulusun mutluluğunun merkezi kendi içindedir, tıpkı her kürenin ağırlık merkezinin kendi içinde olması gibi!
Kaynak: Johann Gottfried Herder, Auch eine Philosophie der Geschichte zur Bildung der Menschheit (Riga: J. F. Hartknoch, 1774), birinci kesim; Internet Archive. Türkçesi, Almancasından bizim.
- Herder'e göre farklı halkların mutluluğunu karşılaştırmak neden mümkün değildir?
- «Her ulusun mutluluğunun merkezi kendi içindedir» düşüncesi, Aydınlanma'nın Avrupa'yı ilerlemenin en ileri noktası olarak gören tarih anlayışını nasıl sorgular?
- Bu düşünce, bir yandan farklı kültürlere saygıyı savunmak, öte yandan her halkı kapalı ve değişmez bir bütün olarak görmek için kullanılabilir mi? Tartış.
Tarihçiler Tartışıyor
- Max Horkheimer ve Theodor Adorno (1947) — Aydınlanmanın Diyalektiği adlı kitaplarında, İkinci Dünya Savaşı'nın ve Nazizmin yıkımından sonra, Aydınlanma'nın doğayı ve insanı denetlemeye yönelik akılcılığının, kendi karşıtına, yeni bir mitolojiye ve baskı biçimlerine dönüşebildiğini savundular; Aydınlanma'nın özgürleştirici vaadiyle tahakküm eğilimini birlikte ele aldılar.
- Isaiah Berlin (1973) — «Karşı-Aydınlanma» adlı denemesinde, Hamann'ı, Herder'i ve başka düşünürleri, Aydınlanma'nın evrenselci akılcılığına karşı, insan değerlerinin çoğulluğunu ve kültürlerin biricikliğini savunan bir çizginin öncüleri sayıp yeniden okudu; bu çizginin hem değerli uyarılar hem de tehlikeli sonuçlar içerdiğini vurguladı.
- Darrin McMahon (2001) — Enemies of the Enlightenment adlı kitabında, Fransa'daki Katolik yazarları ve din adamlarını inceleyerek, Aydınlanma'ya karşı çıkan örgütlü bir muhalefetin, filozoflarla aynı dönemde, aynı yayın araçlarını kullanarak geliştiğini gösterdi; Karşı-Aydınlanma'yı, Aydınlanma'nın ardından değil, onunla birlikte doğan bir hareket olarak ele aldı.
- Sankar Muthu (2003) — Enlightenment against Empire adlı kitabında, Diderot, Kant ve Herder gibi bazı Aydınlanma düşünürlerinin, Avrupa sömürgeciliğini sert biçimde eleştirdiğini, farklı halkların kültürel özgünlüğünü savunduğunu gösterdi; Aydınlanma'yı toptan sömürgeciliğin ideolojisi olarak gören yaklaşımlara karşı çıktı.
Bu tartışmada araştırmacılar, Aydınlanma'nın sınırlarını ve karşıtlarını farklı biçimlerde değerlendirir. Horkheimer ve Adorno, Aydınlanma'nın kendi içinde bir tahakküm eğilimi taşıdığını savunur. Berlin, Karşı-Aydınlanma'yı değer çoğulculuğunun kaynağı olarak görür. McMahon, Aydınlanma'ya karşı çıkan örgütlü dinsel muhalefeti inceler. Muthu ise, Aydınlanma düşünürlerinin bir kısmının sömürgeciliğe karşı olduğunu gösterir. Tartışma, Aydınlanma'nın sınırlarının onun ilkelerinin kendisinden mi, yoksa bu ilkeleri kendi dönemlerinin önyargılarıyla sınırlayan düşünürlerden mi kaynaklandığı sorusunda düğümlenir.
Derine İn
On sekizinci yüzyılda ırk kuramlarının gelişmesi, Aydınlanma'nın bilimsel sınıflandırma tutkusuyla yakından ilişkiliydi. Doğa bilimciler, bitkileri ve hayvanları türlere ve sınıflara ayırırken, insanlığı da farklı gruplara ayırmaya başladı. İsveçli doğa bilimci Linnaeus, insan türünü kıtalara göre dört gruba ayırdı ve bu gruplara farklı karakter özellikleri yakıştırdı. Bazı Alman filozofların antropoloji derslerinde de, farklı ırkların farklı yeteneklere sahip olduğu görüşleri yer aldı. Bu sınıflandırmalar, sömürge ve köle ticaretinin ekonomik çıkarlarıyla birleşerek, on dokuzuncu yüzyılın bilimsel ırkçılığının temellerini attı. Ama aynı dönemde, insan türünün birliğini ve farklılıkların tarihsel ve çevresel nedenlerden kaynaklandığını savunan düşünürler de vardı.
Wollstonecraft'ın hayatı ve eseri, Aydınlanma'nın kadınlar için ne anlama geldiğini gösterir. O, Londra'da, düzenli bir eğitim alamamış, kendi çabasıyla okuyarak yetişmiş bir yazardı; öğretmenlik, mürebbiyelik ve çevirmenlik yaparak geçimini sağladı. Kadın Haklarının Savunusu'nu, Fransız devrimci meclisine sunulan ve kızların yalnızca ev içi bir eğitim almasını öneren bir eğitim raporuna tepki olarak yazdı. Wollstonecraft, 1797'de, kızını doğurduktan kısa süre sonra öldü; bu kız, sonradan Frankenstein'ı yazacak olan Mary Shelley'ydi. Ölümünden sonra kocasının yayımladığı ve onun özel hayatını açıkça anlatan bir anı kitabı, onun adının uzun süre bir skandalla anılmasına yol açtı; eserinin değeri ancak on dokuzuncu yüzyılın sonlarında kadın hakları hareketiyle yeniden keşfedildi.
Herder'in düşüncesinin mirası ise karmaşıktır. Herder, her halkın dilinin, şiirinin ve geleneklerinin değerli olduğunu savunarak, Avrupa'nın «büyük» kültürlerinin gölgesinde kalan halkların, örneğin Slavların, Baltık halklarının ve Avrupa dışındaki toplumların, kendi kültürlerine değer vermesine katkıda bulundu. 1776'dan ölümüne kadar yaşadığı Weimar'da, halk şarkılarını topladı ve yayımladı. Ama onun, her halkın kendine özgü bir «ruhu» olduğu düşüncesi, sonraki yüzyıllarda, halkları kapalı, saf ve birbirine düşman bütünler olarak gören milliyetçi akımlarca da kullanıldı. Herder'in kendisi, sömürgeciliği ve bir halkın ötekine üstünlüğünü sert biçimde eleştirmişti; ama onun fikirleri, onun istemediği biçimlerde de okunabildi.
Son olarak, Aydınlanma'nın sınırlarını görmek, onun mirasını tümüyle reddetmek anlamına gelmez. Hume'un dipnotunu eleştiren Beattie, Rousseau'yu eleştiren Wollstonecraft, köleliği eleştiren Cugoano, hepsi Aydınlanma'nın akıl, kanıt ve eşitlik ilkelerini kullanarak yazdı. Aydınlanma'nın tarihi, bir düşünce hareketinin, kendi ilkelerini kendi kurucularına karşı çevirebilen insanlar sayesinde nasıl genişleyebildiğinin de tarihidir. Bugün tarihçiler, bu dönemde iki farklı eleştiri çizgisinin yan yana geliştiğini vurgular. Birincisi, evrenselcilik adına konuşup ilkelerin eksik uygulandığını söyleyenlerin çizgisiydi: kadınların, köleleştirilmiş insanların ve sömürge halklarının da aynı haklara sahip olduğunu savunanlar. İkincisi ise, evrensel ölçütlerin kendisini sorgulayan çizgiydi; bu çizginin adı, sonradan kültürel çoğulculuk olarak anılacaktı: her halkın kendi ölçütleriyle anlaşılması gerektiğini söyleyenler. Bu iki çizgi, bazen birbirini tamamladı, bazen de birbiriyle çatıştı; çünkü evrensel haklar adına yapılan bir eleştiri, farklı kültürlerin değerlerini yargılamayı da gerektirebiliyordu.
Uzman Notu
Temel literatür
- Mary Wollstonecraft, A Vindication of the Rights of Woman (Londra: J. Johnson, 1792).
- Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno, Dialektik der Aufklärung (Amsterdam: Querido, 1947).
- Isaiah Berlin, «The Counter-Enlightenment», Philip P. Wiener (ed.), Dictionary of the History of Ideas, cilt II (New York: Scribner, 1973) içinde.
- Emmanuel Chukwudi Eze (ed.), Race and the Enlightenment: A Reader (Oxford: Blackwell, 1997).
- Darrin M. McMahon, Enemies of the Enlightenment: The French Counter-Enlightenment and the Making of Modernity (Oxford: Oxford University Press, 2001).
- Sankar Muthu, Enlightenment against Empire (Princeton: Princeton University Press, 2003).
Arşiv ve kaynak
Aydınlanma'nın eleştirilerine ilişkin kaynaklar arasında Hume'un denemelerinin farklı baskıları ve dipnotun değişen biçimleri, Beattie'nin 1770'te yayımlanan kitabı, Herder'in ve Hamann'ın yazıları, Wollstonecraft'ın kitapları ve mektupları, özgürlüğünü kazanmış Afrikalı yazarların anlatıları ve Fransa'daki Aydınlanma karşıtı dinsel yayınlar vardır. Barbara Taylor'ın Wollstonecraft üzerine incelemesi, onun düşüncesini dönemin Protestan muhalif çevreleri ve radikal siyaseti içinde okur.
Açık sorular
- Aydınlanma'nın ırk ve cinsiyet konusundaki sınırları, onun ilkelerinin kendisinden mi, yoksa düşünürlerin kendi önyargılarından mı kaynaklanıyordu?
- Herder'in kültürel çoğulculuğu, farklı halklara saygının mı, yoksa kapalı milliyetçiliklerin mi kaynağı oldu?
- Aydınlanma'nın evrensel ilkeleri, sömürgeciliğe karşı mı, yoksa onun hizmetinde mi daha çok kullanıldı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Hume'un dipnotuna 1770'te bir kitabında cevap veren Aberdeenli profesör kimdir? A) Johann Georg Hamann B) James Beattie C) Johann Gottfried Herder D) Ottobah Cugoano
- (Hedef 1) Kadın Haklarının Savunusu hangi yıl yayımlandı? A) 1753 B) 1774 C) 1792 D) 1797
- (Hedef 2) Wollstonecraft'a göre kadınların zayıf görünmesinin nedeni nedir? A) Doğaları B) Onlara verilen eğitim C) Dinleri D) Bedensel güçsüzlükleri
- (Hedef 2) Herder'e göre her ulusun mutluluğunun merkezi nerededir? A) Avrupa'da B) Aklın ilerleyişinde C) Hükümdarın sarayında D) Kendi içinde
- (Hedef 3) Bazı Aydınlanma düşünürlerinin sömürgeciliği eleştirdiğini gösteren Enlightenment against Empire adlı kitabın yazarı kimdir? A) Sankar Muthu B) Isaiah Berlin C) Darrin McMahon D) Max Horkheimer
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Aydınlanma'nın evrensel iddialarının sınırları nelerdi ve bu sınırlara kimler, nasıl cevap verdi? Cevabında Hume'un dipnotunu, Wollstonecraft'ın Rousseau eleştirisini ve Herder'in pasajını kullan; Berlin ile Muthu'nun yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Bu profesör James Beattie'dir.
- C — Kitap 1792'de yayımlandı.
- B — Wollstonecraft'a göre bunun nedeni onlara verilen eğitimdir.
- D — Herder'e göre her ulusun mutluluğunun merkezi kendi içindedir.
- A — Bu kitabın yazarı Sankar Muthu'dur.
Kapsamlı bir cevap, Aydınlanma'nın akıl ve eşitlik ilkelerinin, bazı düşünürler tarafından kadınları, köleleştirilmiş insanları ve Avrupa dışındaki halkları dışarıda bırakacak biçimde sınırlandığını açıklar. Hume'un dipnotunu, Aydınlanma'nın deneycilik ilkesine aykırı bir önyargının bilimsel bir dille sunulmasının örneği olarak; Wollstonecraft'ın eleştirisini, Aydınlanma'nın akıl ilkesini kadınlar için talep eden bir cevap olarak; Herder'in pasajını ise Avrupa merkezli ilerleme anlayışını sorgulayan, ama milliyetçi yorumlara da açık bir düşünce olarak okur. Güçlü bir yanıt, Berlin'in Karşı-Aydınlanma'yı değer çoğulculuğunun kaynağı olarak gören yaklaşımını, Muthu'nun bazı Aydınlanma düşünürlerini sömürgeciliğin eleştirmenleri olarak okuyan yaklaşımıyla tartar.
Serinin sonu
«Bilim Devrimi ve Aydınlanma» adlı kurs bu bölümle tamamlanıyor. Kurs, Frombork'ta ölüm döşeğindeki bir kanoniğin eline ulaşan bir kitapla başladı; Galileo'nun yargılanmasını, Newton'un evreni tek bir yasayla açıklamasını ve deneyin tanıklar önünde yapıldığı yeni bir bilim kültürünü izledi. Ardından, fikirlerin Londra'nın kahvehanelerinde dolaşmasına, iki İngiliz filozofun devletin amacına ilişkin cevaplarına, üç Fransızca yazarın birbirine uymayan özgürlük tanımlarına, dev bir ansiklopedinin yasaklar altında tamamlanmasına ve filozofları seven mutlak hükümdarlara uzandı. Son olarak, Aydınlanma'nın kendi sınırlarını ve onu eleştirenleri gördük. Kursun derslerinden geçen ortak bir soru vardı: akıl, gerçekten herkes adına mı konuşuyordu? Programda sırada «Devrimler Çağı» kursu var. Bu kursta, Aydınlanma'nın fikirleri, kralların ve halkların karşı karşıya geldiği devrimlerde sınanacak. İlk bölüm, bu kursun altıncı dersinde iki filozofun arka planı olarak kısaca andığımız olaylara ayrıntılı olarak dönüyor: bir kralın yargılanıp idam edildiği bir iç savaş ve kan dökülmeden gerçekleştiği söylenen bir devrim. İlk bölüm bunu soruyor: İngiliz İç Savaşı ve Şanlı Devrim.