Öğrenme hedefleri
- 1545–1650 arasında Potosí'nin keşfini, maden emeğinin örgütlenmesini ve gümüşün Avrupa'ya ve Asya'ya akışını birlikte ele alarak açıklayabileceksin.
- José de Acosta'nın maden tanıklığını ve Jean Bodin'in fiyat açıklamasını karşılaştırarak, aynı gümüşün madenin dibinde ve Avrupa pazarında nasıl farklı görüldüğünü değerlendirebileceksin.
- «Amerika gümüşü İspanya'yı zenginleştirdi» yargısını, gümüşün nereye gittiğini ve kimin bedelini ödediğini hesaba katarak tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — yamaçta bir çalı
1545'te, And Dağları'nın güneyinde, dört bin metreyi aşan yükseklikte, Hualpa adında yerli bir adam kaçan bir av hayvanının peşinde kırmızımsı bir tepenin sarp yamacına tırmanıyordu. Peru'da uzun yıllar yaşamış bir rahip olan José de Acosta'nın kırk yıl sonra anlattığına göre, Hualpa kaymamak için bir çalıya tutundu ve onu kökünden kopardı. Kökün bıraktığı çukurda parlayan bir damar gördü. Yakındaki Porco madenlerinde çalıştığı için bu madenin değerini hemen anladı. Bu tepe, Potosí'nin Cerro Rico'su, yani «zengin tepesi» oldu. Sonraki yüzyılda buradan çıkan gümüş, İspanyol kraliyetinin savaşlarını finanse etti, Avrupa'da fiyatları sarstı ve Pasifik'i geçerek Çin'in pazarlarına ulaştı. Bu ders, dünyanın en soğuk ve en çorak yerlerinden birindeki bir tepenin, birbirinden uzak ekonomileri nasıl tek bir ağa bağladığını ve bu ağın bedelini kimin ödediğini soruyor.
Bağlam — yaşanmaz bir yerde bir kent
Acosta, Potosí'yi anlatırken önce buranın doğasına şaşırır. Tepe dönence çizgisinin yakınındadır, ama yükseklik yüzünden Kastilya'dan, hatta Flandre'dan bile soğuktur; toprağı ne meyve, ne ot, ne de tahıl verir. Acosta'ya göre burası doğası gereği yaşanmaz bir yerdir; ama gümüşün gücü onu Peru'nun en kalabalık yeri yapmıştır. Her şey dışarıdan taşınmak zorundaydı: bir önceki derste gördüğümüz kurutulmuş patates, mısır, şarap, kumaş ve ipek. Yüzyılın sonunda Potosí, nüfusu yüz binin üzerinde olduğu tahmin edilen, Amerika'nın en büyük kentlerinden biri hâline geldi.
İlk yıllarda madenciler, tepenin yüzeyindeki çok zengin cevheri, İnka döneminden kalma bir yöntemle, rüzgârla çalışan küçük kil fırınlarda eritiyordu. Ama yüzeydeki zengin cevher birkaç on yıl içinde tükendi ve üretim 1560'larda düştü. Sorunu iki yenilik çözdü. Birincisi, gümüşü cevherden cıva ile ayıran amalgamasyon yöntemiydi. Bu yöntem, düşük kaliteli cevherden de gümüş elde etmeyi mümkün kıldı; gereken cıva, Peru'daki Huancavelica madenlerinden geliyordu. İkincisi, emeğin zorla örgütlenmesiydi.
Gelişme — iki tanık, iki sahne
Toledo'nun düzeni, her yıl on üç bin dolayında yerli erkeği Potosí'ye getirdi. Bu insanlar, kimi zaman aileleriyle birlikte, haftalarca süren yolculuklarla geldi; bir kısmı bir daha köylerine dönmedi. Madenlerin kendisini ise, Acosta yakından görmüştü.
Potosí'nin gümüşü, önce Pasifik kıyısına, oradan Panama'ya ve Karayipler'e, sonra her yıl sefere çıkan korumalı filolarla Sevilla'ya taşındı. Acosta, 1587'de kendi döndüğü filoyla Peru ve Meksika'dan on bir milyon değerinde gümüş geldiğini, bunun neredeyse yarısının krala ait olduğunu yazar. Avrupa'da ise, bu bolluğun sonuçları başka bir soruyu doğurmuştu.
Gümüş, Potosí'yi çoğu zaman külçe olarak değil, para olarak terk etti. 1570'lerde kentte bir kraliyet darphanesi kuruldu ve burada basılan iri gümüş sikkeler, sekiz reale denk gelen «sekizlikler», kısa sürede dünyanın en yaygın ödeme araçlarından biri oldu. Bu sikkeler, Sevilla'da, Anvers'te ve Cenova'da olduğu kadar, Hint Okyanusu limanlarında ve Çin'in güney kıyısındaki pazarlarda da tanınıyordu. Çinli tüccarlar, sikkelerin ayarını sınamak için üzerlerine kendi damgalarını vurdu; bugün müzelerde, üzerinde Çince damgalar bulunan İspanyol gümüş sikkeleri görülebilir. Bir tepeden çıkan metal, bir kuşak içinde kıtalar arasında kabul gören bir paraya dönüşmüştü; birbirini hiç görmemiş tüccarlar, aynı sikkeye güvenerek alışveriş yapabiliyordu.
Dönüş noktası — gümüş nereye gitti?
Gümüşün hepsi İspanya'da kalmadı; hatta büyük bölümü orada durmadı. Kraliyetin payı, Avrupa'daki savaşların, özellikle Hollanda'daki isyanın ve Akdeniz'deki çatışmaların giderlerine harcandı. II. Felipe'nin hazinesi, bu gelire rağmen, birkaç kez borçlarını ödeyemez duruma düştü; gümüş, kraliyete borç veren Cenevizli ve Alman bankerlere aktı. İspanyol tüccarların payı ise, İspanya'nın üretemediği malların karşılığı olarak Fransa'ya, Hollanda'ya ve İngiltere'ye gitti.
Gümüşün yolculuğu Avrupa'da da bitmedi. Avrupalı tüccarlar, Asya'nın baharatını, ipeğini ve porselenini satın almak için gümüşle ödeme yapıyordu; çünkü Avrupa'nın Asya'nın istediği pek az malı vardı. Aynı sırada Çin'de Ming devleti, vergilerin gümüşle ödenmesini giderek yaygınlaştırıyordu ve bu, Çin'de gümüşü dünyanın başka yerlerinden çok daha değerli kılıyordu. Böylece Amerika gümüşünün önemli bir bölümü, bir kısmı Avrupa ve Hint Okyanusu üzerinden, bir kısmı da Manila üzerinden Pasifik'i geçerek, sonunda Çin'e ulaştı.
Yaygın yanlış«Amerika'nın gümüşü İspanya'yı zenginleştirdi.»
Gümüş, İspanyol kraliyetine büyük bir gelir sağladı; ama bu gelir, savaş giderleri ve borç faizleri içinde eridi. Kraliyet, on altıncı yüzyılın ikinci yarısında birkaç kez ödemelerini durdurdu. Gümüş, İspanya'dan geçerek Avrupa'nın bankerlerine ve üreticilerine, oradan da Asya'ya aktı. Bazı tarihçiler, bu kolay gelirin İspanya'nın kendi üretimini geliştirmesini zayıflattığını bile savunur; ama bu yorum da tartışmalıdır. Kesin olan, gümüşü çıkaranların, yani And köylerinden getirilen mitayoların, bu zenginlikten neredeyse hiç pay almadığıdır.
Cevap — bir tepenin kurduğu ağ
Potosí gümüşü, dünya ekonomisini, bir tepeden çıkan metalin kıtaları dolaşan bir ödeme aracına dönüşmesiyle birleştirdi. And Dağları'ndaki maden, Sevilla'daki filolara, Avrupa'daki fiyatlara, Cenevizli bankerlere ve Çin'in vergi sistemine bağlandı. Bu ağın merkezinde, kıtaların birbirine ihtiyacı vardı: İspanya'nın savaş parasına, Avrupa'nın Asya mallarına, Çin'in gümüşe. Ama ağın temelinde, zorla çalıştırılan yerli emeği ve cıvayla zehirlenen bir çevre vardı.
Bugünle bağ — «bir Potosí değerinde»
İspanyolcada çok değerli bir şey için «bir Potosí değerinde» denir. Bu deyim, tepenin bir zamanlar dünyanın en ünlü zenginlik simgesi olduğunu hatırlatır. Bugün Bolivya'daki Cerro Rico'da madencilik hâlâ sürüyor; tepenin içi yüzyıllar boyunca açılan tünellerle o kadar oyulmuştur ki çökme tehlikesi uzun süredir tartışılıyor. Bir zenginlik simgesi, aynı zamanda bir yorgunluk ve tükeniş simgesidir.
Birincil kaynak
Acosta'nın Potosí madenlerindeki çalışmayı anlatışı, Grimston çevirisinden:
They labour in these mines in continuall darknes and obscuritie, without knowledge of day or night. [...] After, they carry up this mettall upon their shoulders, by ladders of three branches made of neates lether twisted [...]. A man carries ordinarily the weight of two arrobas of mettall upon his shoulders, [...] and so mount they three and three. He that goes before carries a candle tied to his thumb, for, as it is said, they have no light from heaven, and so go they up the ladder holding it with both their handes.
Türkçesi: Bu madenlerde, gecenin mi gündüzün mü olduğunu bilmeden, sürekli bir karanlık ve kapkaralık içinde çalışırlar. [...] Sonra bu cevheri, burulmuş sığır derisinden yapılmış üç kollu merdivenlerle omuzlarında yukarı taşırlar [...]. Bir adam omzunda genellikle iki arroba cevher taşır [...] ve üçer üçer tırmanırlar. Öndeki, başparmağına bağlanmış bir mum taşır; çünkü, denildiği gibi, gökten hiçbir ışık almazlar; ve böylece merdiveni iki elleriyle tutarak çıkarlar.
Kaynak: José de Acosta, Historia natural y moral de las Indias (Sevilla, 1590), IV. kitap, 8. bölüm; Clements R. Markham (ed.), The Natural and Moral History of the Indies, cilt I (Londra: Hakluyt Society, 1880), s. 207–208; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Bir arroba yaklaşık on bir buçuk kilogramdır. Acosta'nın verdiği ağırlık ve merdivenlerin yapısı, madendeki çalışmanın koşulları hakkında ne düşündürür?
- Acosta, bu çalışmayı kimin yaptığını bu pasajda adlandırıyor mu? Metnin sessiz kaldığı bu nokta neden önemlidir?
- Aynı Acosta, keşfi İspanya'nın mutluluğu için ilahi bir takdir olarak yorumluyordu. Bu iki pasaj yan yana okunduğunda nasıl bir gerilim ortaya çıkar?
Tarihçiler Tartışıyor
- Earl Hamilton (1934) — American Treasure and the Price Revolution in Spain, 1501–1650 adlı kitabında, Sevilla'ya gelen gümüşün kayıtlarını İspanyol fiyat serileriyle karşılaştırdı. İspanya'da ve Avrupa'da on altıncı yüzyıldaki büyük fiyat artışının, yani fiyat devriminin, temel nedeninin Amerika'dan gelen değerli metaller olduğunu savundu.
- Peter Bakewell (1984) — Miners of the Red Mountain adlı kitabında, Potosí'deki emeğin yapısını inceledi. Madenlerde yalnızca mitayoların değil, ücretli çalışan ve zamanla uzmanlaşan yerli işçilerin de önemli bir rol oynadığını, zorla ve ücretli emeğin iç içe geçtiğini gösterdi.
- Richard von Glahn (1996) — Fountain of Fortune adlı kitabında, Çin'in para tarihini inceleyerek, Ming Çin'inin gümüşe olan talebinin dünya gümüş akışını nasıl biçimlendirdiğini gösterdi; ama gümüş girişinin azalmasının Ming devletinin çöküşüne yol açtığı yolundaki görüşü eleştirerek, Çin ekonomisinin iç dinamiklerini öne çıkardı.
- Kris Lane (2019) — Potosí: The Silver City That Changed the World adlı kitabında, kentin tarihini, madencilerin, tüccarların, kölelerin ve yöneticilerin gözünden anlattı; Potosí'yi hem küresel bir zenginlik kaynağı hem de sömürge şiddetinin, çevre yıkımının ve bozulmanın simgesi olarak ele aldı.
Bu tartışmada araştırmacılar, Potosí gümüşünü farklı uçlarından izler. Hamilton, gümüşün Avrupa fiyatları üzerindeki etkisini ölçer. Bakewell, madenin içindeki emek düzenini inceler. Von Glahn, gümüşü talep eden Çin'in rolünü öne çıkarır. Lane ise kentin bütün toplumsal hayatını ve bedelini anlatır. Tartışma, küresel gümüş ağının Avrupa'daki fiyatlarla mı, Çin'deki taleple mi, yoksa And Dağları'ndaki zorla çalıştırmayla mı daha iyi açıklanacağı sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Acosta'nın Potosí bölümleri, tek bir tanığın aynı olayı nasıl iki farklı dille anlatabildiğini gösterir. Keşfi anlatırken Acosta, gümüşün bulunmasını, İspanya kralına dünyanın en büyük hazinesini veren ve onu Katolik inancının savunucusu yapan ilahi bir takdir olarak yorumlar. Madenlerdeki çalışmayı anlatırken ise, eski bir yazardan, madenleri ilk açanı suçlayan dizeleri aktarır ve değerli metallere «değerli tehlikeler» der. Acosta'nın kendisi de bir madene inmiş, kalbinde bir ağrı ve midesinde bir bulantı hissettiğini yazmıştır. Bu iki ses arasındaki gerilim, dönemin pek çok İspanyol din adamında görülür: sömürge düzenini meşru sayarken onun insanlara yüklediği acıyı da gören bir bakış.
Madenlerdeki teknik değişiklikler, emeğin koşullarını da değiştirdi. Acosta, tepenin eteğinden damarlara ulaşmak için açılan yatay tünellerden söz eder; bunlardan birinin açılması, 1556'dan 1585'e kadar yirmi dokuz yıl sürmüştü. Amalgamasyon yöntemi ise, cevherin büyük değirmenlerde öğütülmesini ve cıvayla karıştırılmasını gerektiriyordu. Bu yöntem, üretimi yeniden yükseltti; ama cıva, hem Huancavelica'daki cıva madenlerinde hem de Potosí'deki işleme alanlarında çalışanları zehirledi. Huancavelica, sömürge döneminde en korkulan çalışma yerlerinden biri olarak anıldı.
Mita düzeni, And köylerinin toplumsal yapısını da derinden etkiledi. Pek çok köy, mitaya adam göndermekten kaçınmak için nüfusunu olduğundan az gösterdi; bazı insanlar, yükümlülükten kurtulmak için köylerini terk edip başka bölgelere yerleşti. Yerli önderler, mita kotalarını karşılayamadıklarında, bazen yerine para ödemek zorunda kaldı. Böylece mita, yalnızca bir emek düzeni değil, And toplumunun göç, nüfus ve yerel yönetim düzenini yeniden biçimlendiren bir baskı aracı oldu.
Bodin'in açıklaması, tamamen yeni de değildi. Bazı tarihçilere göre Salamanca'daki ilahiyatçı hukukçulardan Martín de Azpilcueta, 1556'da yayımladığı bir yapıtta, Amerika'dan gelen değerli metallerin bol olduğu İspanya'da paranın, metallerin kıt olduğu Fransa'dakinden daha az değerli olduğunu gözlemlemişti. Bodin'in katkısı, bu düşünceyi bir kraliyet tartışmasının merkezine taşıması ve fiyat artışını paranın ayarından değil, metal miktarından açıklamasıydı. Bu fikir, sonraki yüzyıllarda iktisatçıların paranın miktarı ile fiyatlar arasındaki ilişkiyi tartışacağı uzun bir geleneğin başlangıç noktalarından biri sayıldı. Ama Bodin'in kendi rakamları, dönemin söylentilerine dayanan kaba tahminlerdi.
Potosí'nin gümüşü, Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomisine de dolaylı yollardan ulaştı. Avrupalı tüccarlar, Levant'ta ipek ve baharat alırken gümüşle ödeme yapıyordu. On altıncı yüzyılın sonunda Osmanlı'da fiyatların yükselmesi ve 1585–1586'daki büyük akçe ayar düşürmesi, bazı tarihçiler tarafından bu gümüş akışıyla ilişkilendirildi. Ama bugün pek çok araştırmacı, Osmanlı'daki fiyat artışının yalnızca Amerika gümüşüyle açıklanamayacağını; nüfus artışının, savaşların ve devletin mali ihtiyaçlarının da belirleyici olduğunu vurgular. Bu tartışma, Bodin'in Fransa için yaptığı açıklamanın her yere aynı biçimde uygulanamayacağını gösterir.
Son olarak, Potosí'nin gümüşü, Afrikalıların da hayatına dokundu. Kentin darphanesinde, ağır ve tehlikeli işlerde Afrika'dan getirilmiş köleleştirilmiş insanlar çalıştırıldı. Amerika'nın başka bölgelerinde ise, yerli nüfusun salgınlarla azalması, sömürgecileri emek için giderek daha fazla Afrika'ya yöneltti. Gümüşün kurduğu ağ, okyanusu aşan başka bir insan akışıyla iç içe geçti.
Uzman Notu
Temel literatür
- Clements R. Markham (ed.), José de Acosta, The Natural and Moral History of the Indies, çev. Edward Grimston, 2 cilt (Londra: Hakluyt Society, 1880).
- Earl J. Hamilton, American Treasure and the Price Revolution in Spain, 1501–1650 (Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 1934).
- Peter Bakewell, Miners of the Red Mountain: Indian Labor in Potosí, 1545–1650 (Albuquerque: University of New Mexico Press, 1984).
- Jeffrey A. Cole, The Potosí Mita, 1573–1700: Compulsory Indian Labor in the Andes (Stanford: Stanford University Press, 1985).
- Richard von Glahn, Fountain of Fortune: Money and Monetary Policy in China, 1000–1700 (Berkeley: University of California Press, 1996).
- Kris Lane, Potosí: The Silver City That Changed the World (Oakland: University of California Press, 2019).
Arşiv ve kaynak
Potosí'nin tarihine ilişkin kaynaklar arasında maden kayıtları, kraliyet hazinesinin beşte bir vergi defterleri, Sevilla'daki ticaret kurumunun gümüş kayıtları, genel valilerin raporları, mitaya ilişkin yerli toplulukların dilekçeleri, darphane belgeleri ve kentin on sekizinci yüzyılda yazılmış büyük bir tarihçesi vardır. Acosta'nın Hakluyt Society cildini ve Le Branchu'nun derlediği on altıncı yüzyıl para risalelerini, Internet Archive'daki taramalardan okumak mümkündür.
Açık sorular
- On altıncı yüzyıldaki fiyat artışının asıl nedeni Amerika gümüşü müydü, yoksa nüfus artışı ve başka etkenler mi?
- Potosí'de zorunlu ve ücretli emek arasındaki sınır ne kadar netti?
- Küresel gümüş akışını belirleyen, Avrupa'nın arzı mıydı, yoksa Çin'in talebi mi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Acosta'nın aktardığı tarihe bakılırsa, Potosí madenlerinin ilk kaydı hangi yıl yapıldı? A) 1533 B) 1545 C) 1573 D) 1587
- (Hedef 1) Potosí'de gümüşü cevherden ayırmak için kullanılan cıva, büyük ölçüde nereden geliyordu? A) Porco B) La Plata C) Huancavelica D) Manila
- (Hedef 2) Acosta'nın anlatısına göre Potosí'yi bulan Hualpa'nın sırrını İspanyol efendisine açan kimdir? A) Villaroel B) Toledo C) Malestroit D) Huanca
- (Hedef 2) Jean Bodin, 1568'de Fransa'daki pahalılığın başlıca nedeni olarak neyi gösterdi? A) Altın ve gümüşün bolluğunu B) Kötü hasatları C) Paranın ayarının düşürülmesini D) Tüccar tekellerini
- (Hedef 3) Ming Çin'inin gümüş talebinin küresel gümüş akışını biçimlendirdiğini Fountain of Fortune adlı kitabında inceleyen tarihçi kimdir? A) Earl Hamilton B) Peter Bakewell C) Richard von Glahn D) Kris Lane
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Potosí gümüşü, And Dağları'ndaki bir tepeyi Avrupa ve Asya ekonomilerine nasıl bağladı ve bu bağlantının bedelini kim ödedi? Cevabında Acosta'nın keşif ve maden anlatılarını ve Bodin'in fiyat açıklamasını kullan; Hamilton ile von Glahn'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — İlk kayıt 1545'te yapıldı.
- C — Cıva büyük ölçüde Huancavelica'dan geliyordu.
- D — Sırrı Villaroel'e açan Huanca'dır.
- A — Bodin, altın ve gümüşün bolluğunu başlıca neden olarak gösterdi.
- C — Bu kitabın yazarı Richard von Glahn'dır.
Kapsamlı bir cevap, Potosí'nin keşfini, amalgamasyon yöntemini ve Toledo'nun kurduğu mita düzenini, gümüş üretiminin temeli olarak açıklar. Acosta'nın keşif anlatısını, gümüşü bulan yerlilerin kayıtlarda İspanyolların gölgesinde kaldığının; maden anlatısını ise madendeki çalışmanın ağır koşullarının kanıtı olarak okur. Bodin'in açıklamasını, Amerika'daki madenleri Avrupa'nın fiyatlarına bağlayan erken bir düşünce olarak değerlendirir. Güçlü bir yanıt, Hamilton'ın gümüşü Avrupa'daki fiyat devriminin nedeni olarak gören yaklaşımını, von Glahn'ın gümüş akışını Çin'in talebinden okuyan yaklaşımıyla karşılaştırır ve bu küresel ağın temelinde mitayoların zorunlu emeğinin bulunduğunu vurgular.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste Potosí'nin gümüşünün, And köylerinden zorla getirilen emekle çıkarılıp Avrupa'nın ve Çin'in pazarlarına aktığını gördük. Ama And Dağları'nın mitası, Amerika'nın emek ihtiyacının yalnızca bir yüzüydü. Karayipler'in ve Brezilya'nın şeker tarlalarında, yerli nüfusun çöküşünden sonra sömürgeciler başka bir kaynağa yöneldi: Afrika kıyılarından zincirle getirilen milyonlarca insan. Bu insanları taşıyan gemiler, Avrupa, Afrika ve Amerika arasında kurulan bir ticaret düzeninin parçasıydı. Sonraki bölüm bunu soruyor: Atlantik köle ticareti nasıl işliyordu?