Öğrenme hedefleri
- 1492'den sonra Amerika ile Eski Dünya arasında bitkilerin, hayvanların ve hastalıkların iki yönlü akışını, patatesi, mısırı ve çiçek hastalığını örnek alarak açıklayabileceksin.
- José de Acosta'nın ve Adam Smith'in metinlerini karşılaştırarak, yeni bir besinin iki yüzyıl arayla nasıl farklı sorularla gözlemlendiğini değerlendirebileceksin.
- «Kolomb Değişimi» kavramının neyi açıkladığını ve neyi gölgede bırakabileceğini, tarihçilerin farklı yaklaşımlarıyla tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — «Türk buğdayı» nereden geldi?
1590'da, Peru'da ve Meksika'da on beş yıla yakın yaşamış Cizvit rahip José de Acosta, Sevilla'da yayımlanan kitabında, Amerika'nın temel tahılını anlatırken bir soruya takıldı. Kastilya'da bu tahıla «Hint buğdayı», İtalya'da ise «Türk tahılı» deniyordu. Acosta, eski yazarların bu bitkiden hiç söz etmediğini fark etmişti; peki, İtalyanlar neden Amerika'dan gelen bir tahılı Türklere bağlıyordu? Acosta bu soruyu, kendi sözleriyle, cevaplayabileceğinden önce sorduğunu itiraf etti. Bugün Türkçede bu bitkiye «mısır» diyoruz; yaygın bir açıklamaya göre bu ad da, bitkinin Mısır üzerinden geldiği düşüncesinden doğdu. Aynı bitki, Avrupa'nın bir ucunda Türklerin, öbür ucunda Mısır'ın adını taşıyordu; ama hiçbiri onun gerçek yurdu değildi. Bu ad karışıklığı, bir yüzyıl içinde okyanusun iki yakası arasında gerçekleşen büyük bir yer değiştirmenin izidir. Bu ders, 1492'den sonra bitkilerin, hayvanların ve mikropların okyanusu nasıl geçtiğini ve bu akışın dünyanın beslenmesini, nüfusunu ve manzarasını nasıl değiştirdiğini soruyor.
Bağlam — iki ayrı dünya
Son buzul çağının sonunda deniz seviyesi yükselip Asya ile Amerika arasındaki kara köprüsü kapandıktan sonra, iki dünya on binlerce yıl boyunca birbirinden neredeyse tamamen ayrı gelişti. Amerika'da insanlar mısırı, patatesi, domatesi, fasulyenin pek çok türünü, kabağı, acı biberi, kakaoyu, tütünü ve manyoku evcilleştirdi. Eski Dünya'da ise buğday, arpa, pirinç, şeker kamışı ve bağ, bunların yanında at, sığır, koyun, keçi ve domuz gibi büyük evcil hayvanlar vardı. Amerika'da evcilleştirilmiş büyük hayvan sayısı azdı; And Dağları'ndaki lama ve alpaka bunların başlıcasıydı.
Hayvanlarla birlikte yaşamak, Eski Dünya'da insanları pek çok bulaşıcı hastalıkla da tanıştırmıştı. Çiçek hastalığı, kızamık ve grip, Avrasya ve Afrika'da yüzyıllar boyunca dolaşmış, bu toplumlarda bir ölçüde bağışıklık oluşmuştu. Amerika halkları ise bu hastalıklarla hiç karşılaşmamıştı. Kristof Kolomb'un 1492'deki yolculuğu iki dünyayı birbirine bağladı; bir yıl sonraki ikinci yolculuğu ise artık bir keşif değil, bir yerleşim girişimiydi. On yedi gemilik bu filo, Hispaniola'ya yerleşimcilerin yanı sıra atlar, domuzlar, sığırlar, buğday tohumları ve şeker kamışı çelikleri taşıdı. O andan sonra gemilerde yalnızca insanlar ve mallar değil, tohumlar, hayvanlar ve görünmeyen yolcular da vardı.
Gelişme — batıya giden hayvanlar, doğuya giden tahıllar
Batıya, Amerika'ya doğru yapılan aktarımın en görünür yüzü hayvanlardı. İspanyollar ilk yolculuklardan itibaren at, sığır, koyun, keçi ve domuz götürdü. Bu hayvanların bazıları, rakipsiz otlaklarda büyük bir hızla çoğaldı. Acosta'nın gözlemleri, bu değişimin yüzyılın sonunda ne kadar büyüdüğünü gösterir.
Doğuya, Eski Dünya'ya doğru giden akış daha yavaştı; ama uzun vadede belki daha büyük sonuçlar doğurdu. Acosta, İspanya'dan götürülen bitkilerin Amerika'da çok çoğaldığını, Amerika'dan getirilenlerin ise İspanya'da pek tutmadığını yazmıştı. Bu gözlem, kendi zamanı için doğruydu; ama iki yüzyıl sonra tablo tersine döndü. Mısır, önce Akdeniz'de ve Balkanlar'da, sonra Afrika'nın geniş bölgelerinde yaygınlaştı. Patates, Kuzey Avrupa'nın serin ve yağışlı topraklarında, buğdaydan çok daha fazla besin veren bir ürün oldu. Fransa'da eczacı Antoine Parmentier, on sekizinci yüzyılın sonunda patatesi yaygınlaştırmak için çalıştı.
Dönüş noktası — mikroplar ve bir kırılganlık
Kolomb Değişimi'nin en ağır yüzü, hastalıkların Amerika'ya taşınmasıydı. Çiçek hastalığı, 1518–1519'da Karayipler'de, ardından Meksika'da ve And Dağları'nda salgınlara yol açtı; önceki derslerde bu salgınların Mexica ve İnka devletlerini nasıl sarstığını gördük. Kızamık, grip ve tifüs gibi başka hastalıklar da onu izledi. Nüfus kaybının boyutu tartışmalıdır; ama tarihçilerin çoğu, sonraki yüzyılda Amerika'nın yerli nüfusunun çok büyük bir bölümünü yitirdiğinde birleşir. Bu kayıp, Afrika'dan zorla getirilen insanların Amerika'daki emeğe koşulmasıyla da doğrudan bağlantılıydı.
Doğuya giden besinler ise, Eski Dünya'da nüfusun artmasına katkıda bulundu. Ama Smith'in sezdiği kırılganlık, 1845'te İrlanda'da trajik biçimde ortaya çıktı. İrlanda'nın yoksul kesimi, neredeyse yalnızca tek bir patates türüyle besleniyordu. Büyük olasılıkla o da Amerika kökenli olan bir bitki hastalığı, patates mildiyösü, ekinleri art arda birkaç yıl çürüttü. Büyük Kıtlık'ta yaklaşık bir milyon insan öldü, bir milyondan fazlası göç etti. Bu felaketin nedeni yalnızca bir bitki hastalığı değildi; toprak düzeni, yoksulluk ve dönemin hükümetinin yetersiz ve gecikmiş müdahalesi de kıtlığı büyüttü.
Yaygın yanlış«Kolomb Değişimi, Avrupa'nın Amerika'ya bir şeyler götürüp oradan zenginlik getirdiği tek yönlü bir süreçti.»
Aslında akış iki yönlüydü ve sonuçları eşit dağılmadı. Amerika'ya giden hastalıklar yerli nüfusu yıkarken, Amerika'dan gelen mısır, patates ve manyok, Afrika'da, Asya'da ve Avrupa'da milyonlarca insanın beslenmesini değiştirdi. Çin'de tatlı patates ve mısır, pirinç yetişmeyen dağlık bölgelerin tarıma açılmasını sağladı; Afrika'nın pek çok bölgesinde mısır ve manyok temel besin oldu. Amerika'dan dünyaya giden bitkiler, dünyanın bugünkü mutfaklarının büyük bölümünü biçimlendirdi.
Cevap — dünyanın biyolojik birleşmesi
Kolomb Değişimi, keşifler çağının belki en kalıcı sonucudur. Siyasal imparatorluklar yıkıldı, ticaret yolları değişti; ama okyanusu geçen bitkiler, hayvanlar ve mikroplar, dünyanın beslenmesini, nüfus dağılımını ve manzarasını kalıcı olarak dönüştürdü. Bu dönüşüm, eşitsiz bir biçimde yaşandı: Amerika halkları için bir felaket, Eski Dünya'nın pek çok toplumu için ise yeni besin kaynakları ve nüfus artışı anlamına geldi. Ama yeni besinlere bağımlılık da, İrlanda'da görüldüğü gibi, yeni kırılganlıklar yarattı.
Bugünle bağ — tabaktaki dünya haritası
Bugün Türkiye'de yenen bir öğün, çoğu zaman Kolomb Değişimi'nin bir özetidir. Domates, biber, patates, mısır ve fasulye Amerika'dan; buğday, nohut ve mercimek Bereketli Hilal'den; pirinç Asya'dan gelir. Karadeniz'in mısır ekmeği ya da bir tabak domatesli fasulye, birkaç yüzyıl önce birbirinden habersiz iki dünyanın ürünlerini bir araya getirir.
Birincil kaynak
Acosta'nın patatese ve ondan yapılan kurutulmuş besine ilişkin gözlemi, Grimston'ın 1604 çevirisinden:
[...] as on the height of the Sierra of Peru, and the provinces which they call the Collao, [...] where the climate is so colde and drie, as it will not suffer any of these seedes to grow: in steede thereof the Indians use an other kinde of roote, which they call Papas. [...] They gather this Papas, and dry it well in the Sunne, then beating it they make that which they call Chunu, which keeps many daies, and serves for bread. In this realme there is great trafficke of Chunu, the which they carry to the mines of Potosi.
Türkçesi: [...] Peru'nun sıradağlarının yükseklerinde ve Collao dedikleri eyaletlerde olduğu gibi [...] iklimin bu tohumların hiçbirinin yetişmesine izin vermeyecek kadar soğuk ve kuru olduğu yerlerde, yerliler bunların yerine Papas dedikleri başka bir kök kullanır. [...] Bu Papas'ı toplar, güneşte iyice kurutur, sonra döverek Chunu dedikleri şeyi yaparlar; bu uzun günler bozulmadan kalır ve ekmek yerine geçer. Bu krallıkta, Potosí madenlerine taşınan büyük bir Chunu ticareti vardır.
Kaynak: José de Acosta, Historia natural y moral de las Indias (Sevilla, 1590), IV. kitap, 17. bölüm; Clements R. Markham (ed.), The Natural and Moral History of the Indies, cilt I (Londra: Hakluyt Society, 1880), s. 233; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Acosta, Collao'da buğdayın ve mısırın yetişmemesini neyle açıklıyor? Bu gözlem, patatesin And Dağları'ndaki önemini nasıl açıklar?
- Chuño'nun uzun süre bozulmadan kalması, Smith'in iki yüzyıl sonra patates için gördüğü saklama sorununa nasıl bir cevap sunar?
- Kurutulmuş patatesin Potosí madenlerine taşınması, bu besinin sömürge ekonomisindeki yeri hakkında ne düşündürür?
Tarihçiler Tartışıyor
- Redcliffe Salaman (1949) — The History and Social Influence of the Potato adlı kitabında, patatesin And Dağları'ndan Avrupa'ya yolculuğunu ve özellikle İrlanda toplumundaki rolünü inceledi. Patatesin yoksul halkı ucuz bir besinle ayakta tutarken, onların düşük ücretlere ve toprak sahiplerine bağımlılığını da derinleştirdiğini savundu.
- Elinor Melville (1994) — A Plague of Sheep adlı kitabında, Meksika'nın bir vadisinde İspanyolların getirdiği koyunların çevreyi nasıl dönüştürdüğünü inceledi. Otlatmanın, yerli nüfusun azalmasıyla birleşerek, verimli tarım topraklarını birkaç kuşak içinde bozkıra çevirdiğini gösterdi.
- James McCann (2005) — Maize and Grace adlı kitabında, mısırın Afrika'daki beş yüz yıllık tarihini inceledi. Mısırın Afrika'da yalnızca dışarıdan gelen bir bitki değil, Afrikalı çiftçilerin kendi koşullarına uyarladığı ve sonra geniş bölgelerde temel besine dönüştürdüğü bir ürün olduğunu gösterdi.
- Nathan Nunn ve Nancy Qian (2011) — Quarterly Journal of Economics'te yayımlanan makalelerinde, patatese elverişli topraklara sahip bölgelerin, patatesin yayılmasından sonra daha hızlı nüfus artışı ve kentleşme yaşadığını istatistiksel yöntemlerle ölçtüler; 1700'den sonraki yaklaşık iki yüzyılda Eski Dünya'daki nüfus artışının önemli bir kısmını patatese bağladılar.
Bu tartışmada araştırmacılar, Kolomb Değişimi'nin sonuçlarını farklı ölçeklerde ve farklı yöntemlerle inceler. Salaman, tek bir besinin bir toplumu nasıl biçimlendirdiğini sorar. Melville, getirilen hayvanların bir bölgenin çevresini nasıl dönüştürdüğünü gösterir. McCann, yeni bir bitkiyi benimseyen toplumların etkin rolünü vurgular. Nunn ve Qian ise, bu etkiyi geniş ölçekte ölçmeye çalışır. Tartışma, Kolomb Değişimi'nin sonuçlarının, bitkilerin ve mikropların kendi biyolojik gücünden mi, yoksa onları benimseyen ya da onlara maruz kalan toplumların koşullarından ve seçimlerinden mi kaynaklandığı sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Acosta'nın kitabı, Kolomb Değişimi'nin ilk yüzyılına dair en değerli tanıklıklardan biridir; çünkü yazar, Amerika'da uzun süre yaşamış, gördüklerini kendi Avrupa bilgisiyle karşılaştırmaya çalışan meraklı bir gözlemcidir. Acosta, mısırın İspanya'daki buğdaydan güç ve besin bakımından aşağı olmadığını, ama alışık olmayanların çok yerse şiştiğini yazar. Peru'nun genel valisi Francisco de Toledo'nun, bu ülkenin iki büyük zenginliğinin mısır ve yerli hayvanlar olduğunu söylediğini aktarır. Bu gözlemler, Amerika'nın besinlerinin Avrupalılar tarafından önce merakla ve bir ölçüde kuşkuyla karşılandığını gösterir.
Ama Acosta'nın bakışı, döneminin sınırları içindeydi. Ona göre Tanrı, her bölgeye gerekli olanı vermişti: Eski Dünya'ya buğdayı, Amerika'ya mısırı. Bu görüş, iki dünyanın bitkilerinin yer değiştirebileceğini ve bunun dünyanın beslenmesini kökten değiştirebileceğini henüz öngöremiyordu. Acosta, Amerika'dan getirilen bitkilerin İspanya'da pek çoğalmadığını yazarken kendi gözlemine dayanıyordu; patatesin ve mısırın Avrupa'daki asıl yayılışı, onun ölümünden çok sonra, 1600'lerde başlayıp 1700'lerde hızlandı.
Yeni besinlerin benimsenmesi, kendiliğinden ya da kolay olmadı. Avrupa'nın pek çok yerinde patates, uzun süre hayvan yemi ya da yoksulların yiyeceği olarak görüldü; bazı yerlerde hastalık yaptığına dair söylentiler dolaştı. Tarihçi Rebecca Earle, 2020'de yayımlanan kitabında, on sekizinci yüzyılda Avrupa devletlerinin ve yazarlarının patatesi, halkın sağlığını ve çalışma gücünü artıracak bir besin olarak nasıl bilinçli biçimde yaygınlaştırmaya çalıştığını inceledi. Parmentier'in çabaları, bu daha geniş hareketin bir parçasıydı. Bir bitkinin yayılması, yalnızca biyolojinin değil, siyasetin ve kültürün de konusuydu.
Afrika'da da mısır ve manyok, Atlantik köle ticaretiyle iç içe yayıldı. Köle gemilerinin erzakı olarak kullanılan bu ürünler, Batı ve Orta Afrika'nın kıyılarında yaygınlaştı; sonra kıtanın içlerine doğru ilerledi. Afrikalı çiftçiler, bu bitkileri kendi toprak ve iklim koşullarına uyarladı, yeni türler geliştirdi ve onları kendi mutfaklarının bir parçası hâline getirdi. Bu, Kolomb Değişimi'nin yalnızca Avrupalıların yönettiği bir süreç olmadığını gösterir.
Batıya giden türlerin bazıları, onları getirenlerin denetiminden de çıktı. İspanyolların Meksika'ya ve güneye götürdüğü atlar, kaçıp yabanileşerek kuzeye doğru yayıldı. 1600'lerin sonundan 1700'lere uzanan dönemde Kuzey Amerika'nın büyük ovalarında yaşayan pek çok halk, atı benimseyerek avcılığını, savaşını ve göç biçimini yeniden kurdu; birkaç kuşak içinde at, bu toplumların kimliğinin merkezine yerleşti. Şeker kamışı ise tam tersi bir yol izledi: Karayipler'de ve Brezilya'da büyük plantasyonlarda yetiştirildi ve bu plantasyonlar, milyonlarca Afrikalının zorla getirilmesine dayanan bir emek düzeni kurdu. Aynı biyolojik aktarım, bir yerde yeni bir özgürlük alanı, bir başka yerde yeni bir zorbalık biçimi yaratabildi.
Kolomb Değişimi kavramının kendisi de tartışılır. Crosby'nin 1972'deki kitabı, tarihçilerin dikkatini bitkilere, hayvanlara ve mikroplara çevirerek büyük bir etki yarattı. Ama bazı araştırmacılar, bu kavramın, sömürgeciliğin şiddetini ve insan kararlarını biyolojik süreçlerin arkasına saklayabileceği uyarısında bulunur. Salgınların yıkıcılığı, zorla çalıştırma, savaş ve açlıkla birleştiğinde katlandı. Biyolojinin rolünü görmek, insanların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; ikisini birlikte düşünmek gerekir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Clements R. Markham (ed.), José de Acosta, The Natural and Moral History of the Indies, çev. Edward Grimston, 2 cilt (Londra: Hakluyt Society, 1880).
- Alfred W. Crosby, The Columbian Exchange: Biological and Cultural Consequences of 1492 (Westport: Greenwood, 1972).
- Redcliffe N. Salaman, The History and Social Influence of the Potato (Cambridge: Cambridge University Press, 1949).
- Elinor G. K. Melville, A Plague of Sheep: Environmental Consequences of the Conquest of Mexico (Cambridge: Cambridge University Press, 1994).
- James C. McCann, Maize and Grace: Africa's Encounter with a New World Crop, 1500–2000 (Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 2005).
- Rebecca Earle, Feeding the People: The Politics of the Potato (Cambridge: Cambridge University Press, 2020).
Arşiv ve kaynak
Kolomb Değişimi'nin kaynakları arasında İspanyol doğa tarihçilerinin ve rahiplerinin gözlemleri, Sevilla'daki ticaret kayıtları, Avrupa'nın bitki kitapları ve tarım yazıları, fiyat ve nüfus kayıtları, arkeolojik bitki kalıntıları ve bugün genetik araştırmalar vardır. Acosta'nın Hakluyt Society yayınının iki cildi de, Smith'in kitabının 1776 baskısı da Internet Archive'da taranmış olarak bulunur.
Açık sorular
- Eski Dünya'nın on sekizinci yüzyıldaki nüfus artışında Amerika'dan gelen besinlerin payı ne kadardı?
- Kolomb Değişimi kavramı, sömürgeciliğin insan eliyle yapılan şiddetini biyolojik bir sürecin arkasında gizleme tehlikesi taşır mı?
- Yeni bitkilerin benimsenmesinde, bitkinin kendi verimi mi, yoksa onu benimseyen toplumların koşulları mı daha belirleyiciydi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Acosta'ya göre İtalya'da mısıra ne ad veriliyordu? A) Hint buğdayı B) Türk tahılı C) Mısır arpası D) Yeni Dünya pirinci
- (Hedef 1) Patates mildiyösünün yol açtığı Büyük Kıtlık hangi ülkede yaşandı? A) Fransa B) İspanya C) İrlanda D) Portekiz
- (Hedef 2) Acosta'ya göre And Dağları'nda kurutulmuş patatesten yapılan ve madenlere taşınan besinin adı nedir? A) Chicha B) Locro C) Casabe D) Chuño
- (Hedef 2) Adam Smith, patatesin yaygınlaşmasının önündeki başlıca engel olarak neyi gösterdi? A) Uzun süre saklanamaması B) Tadının kötü olması C) Yalnızca sıcak iklimde yetişmesi D) Dinsel yasaklar
- (Hedef 3) Mısırın Afrika'daki tarihini inceleyen Maize and Grace kitabının yazarı kimdir? A) Redcliffe Salaman B) James McCann C) Elinor Melville D) Rebecca Earle
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Kolomb Değişimi, okyanusun iki yakasındaki toplumları nasıl ve neden farklı biçimlerde etkiledi? Cevabında Acosta'nın hayvanlar ve chuño üzerine gözlemlerini ve Smith'in patates hesabını kullan; Melville ile Nunn ve Qian'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — İtalya'da mısıra «Türk tahılı» deniyordu.
- C — Büyük Kıtlık İrlanda'da yaşandı.
- D — Bu besinin adı chuño'dur.
- A — Smith, patatesin uzun süre saklanamamasını başlıca engel olarak gördü.
- B — Bu kitabın yazarı James McCann'dir.
Kapsamlı bir cevap, Kolomb Değişimi'ni iki yönlü ama eşitsiz bir süreç olarak açıklar. Acosta'nın hayvanlar üzerine gözlemlerini, getirilen türlerin Amerika'da bir kuşak içinde hem zenginlik hem çevre sorunu yarattığının kanıtı olarak; chuño gözlemini ise And tarımının kendi çözümlerinin ve bu çözümlerin sömürge maden ekonomisine bağlanmasının kanıtı olarak okur. Smith'in hesabını, patatesin Avrupa'da nüfusu artırabileceğine dair erken bir öngörü ve saklama sorununa dair bir uyarı olarak değerlendirir; İrlanda kıtlığını bu uyarının trajik sonucu olarak ele alır. Güçlü bir yanıt, Melville'in yerel çevre dönüşümünü gösteren çalışmasını, Nunn ve Qian'ın geniş ölçekli nüfus hesabının yanına koyar ve biyolojik süreçlerle insan kararlarını birlikte düşünür.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste okyanusu geçen bitkilerin, hayvanların ve mikropların dünyanın beslenmesini ve nüfusunu nasıl değiştirdiğini gördük. Acosta'nın anlattığı kurutulmuş patates, And Dağları'nın yüksek bir yamacındaki bir madene, Potosí'ye taşınıyordu. O madenden çıkan gümüş, Sevilla'ya, Avrupa'nın öbür kentlerine ve Pasifik'i aşarak Çin'e ulaşacaktı. Sonraki bölüm bunu soruyor: Potosí gümüşü dünya ekonomisini nasıl birleştirdi?