Öğrenme hedefleri
- On beşinci yüzyılda İber Yarımadası'ndaki krallıkların Atlantik'e ve Afrika kıyılarına açılmasının ekonomik, dinsel, siyasal ve teknik nedenlerini açıklayabileceksin.
- Portekizli kronikçi Zurara'nın metinlerini ve Osmanlıların ticaret yollarını kapattığı iddiasına ilişkin kanıtları karşılaştırarak, keşiflerin nedenlerine ilişkin açıklamaları değerlendirebileceksin.
- «Keşif» kavramının kimin bakış açısını yansıttığını ve Avrupa'nın okyanuslara açılmasının neden bu dönemde ve bu bölgeden başladığını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — boş dönen kadırgalar
1504 yılında, Venedik'in her yıl Doğu Akdeniz limanlarına gönderdiği ticaret kadırgaları, Beyrut'tan ve İskenderiye'den döndü. Yüzyıllardır bu kadırgalar, Hindistan'dan ve Güneydoğu Asya'dan gelen karabiberi, tarçını, karanfili ve öteki baharatları Avrupa'ya taşıyarak Venedik'e büyük bir zenginlik getirmişti. Ama o yıl Venedikli günlük yazarlarının kaydettiğine göre, kadırgalar neredeyse hiç baharat getirmedi. Nedeni, altı yıl önce yaşanan bir olaydı: Portekizli denizci Vasco da Gama, 1498'de Afrika'nın güney ucunu dolaşarak Hindistan'ın batı kıyısındaki Kalikut limanına ulaşmıştı. Portekiz gemileri, baharatı Hint Okyanusu'ndan doğrudan Lizbon'a taşımaya başlamıştı. Birkaç kuşak içinde, Avrupa'nın batı ucundaki küçük bir krallık, Akdeniz'in eski ticaret düzenini sarsmıştı. Bu ders, Avrupalıların, özellikle de İber Yarımadası'ndaki krallıkların, neden bilinmeyen okyanuslara açıldığını soruyor.
Bağlam — dünyanın kenarındaki bir yarımada
On beşinci yüzyılın başında Avrupa, dünyanın zenginlik merkezlerinden uzak bir kıyıda duruyordu. Baharat, ipek ve değerli taşlar gibi ürünler Asya'da üretiliyor, Hint Okyanusu'nun canlı ticaret ağları aracılığıyla Arap, Hint, Çinli ve Malay tüccarlarca taşınıyor, Kızıldeniz ve Basra Körfezi üzerinden Akdeniz'e ulaşıyordu. Mısır'ı yöneten Memlükler ve Venedikli tüccarlar, bu ticaretin Avrupa'ya giden son halkasını denetliyordu. Baharat ticareti, Venedik'i Avrupa'nın en zengin kentlerinden biri yapmıştı; bu kazançtan pay almak isteyen başka Avrupalıların önünde ise, bu aracıları aşmanın bir yolunu bulmaktan başka seçenek yoktu. Avrupa'nın paraları için gereken altının önemli bir kısmı ise, Batı Afrika'dan, Sahra'yı aşan kervanlarla Kuzey Afrika limanlarına geliyordu.
Portekiz, İber Yarımadası'nın batı kıyısında, Atlantik'e bakan küçük ve görece yoksul bir krallıktı. Ama uzun bir kıyı şeridine, deneyimli balıkçılara ve denizcilere, Cenevizli ve Floransalı tüccarların yerleştiği canlı bir liman kentine, Lizbon'a sahipti. Kastilya ile savaşların sona ermesinden sonra, iç barışa kavuşmuştu. 1415'te Portekiz, Cebelitarık Boğazı'nın Afrika kıyısındaki Müslüman liman kenti Ceuta'yı ele geçirdi. Bu fetih, hem bir haçlı seferi ruhunun, hem de Sahra ötesi altın ticaretine yaklaşma isteğinin ürünüydü.
Gelişme — bir burnu geçmek
Portekizliler, 1420'lerden itibaren, Atlantik'teki Madeira ve Azor adalarına yerleşti; Kastilya ise Kanarya Adaları'nı ele geçirdi. Madeira'da kurulan şeker kamışı tarlaları, kısa sürede büyük kazanç getirdi. Bu adalar, Avrupalıların okyanustaki ilk kolonileri ve Afrika kıyısı boyunca yapılacak yolculukların üsleri oldu.
Ama Afrika kıyısı boyunca güneye inmek kolay değildi. Kanarya Adaları'nın güneyindeki Bojador Burnu, uzun süre Avrupalı denizciler için bir sınır olarak görüldü. Portekiz kralının kardeşi prens Henrique, yıllarca gemiler gönderdi; ama hiçbir kaptan burnu geçmeye cesaret edemedi.
Bojador'un geçilmesinden sonra Portekiz gemileri, Afrika kıyısı boyunca her yıl biraz daha güneye indi. Denizciler, yeni gemi türlerinin yanı sıra, yeni bilgiler de kullandı. Akdeniz denizcilerinin kıyıları ve limanları ayrıntılı biçimde gösteren haritalar, yani portolan haritası denen deniz haritaları, pusula ve Kutup Yıldızı'nın ya da güneşin yüksekliğini ölçerek enlemi bulmaya yarayan aletler, açık denizde yol bulmayı kolaylaştırdı. Portekizli denizciler, Atlantik'in rüzgâr sistemini de öğrendi: Afrika kıyısından eve dönerken, kıyı boyunca rüzgâra karşı savaşmak yerine, açık denize çıkıp Azorlar'ın batısındaki rüzgârlardan yararlanmak daha kolaydı.
Dönüş noktası — Afrika'nın ucundan Hindistan'a
1450'lerden sonra Portekiz tacı, keşifleri sistemli bir devlet projesine dönüştürdü. Batı Afrika kıyısında altın, fildişi ve baharat benzeri ürünler ticareti yapıldı; bu ticaret, kısa sürede köleleştirilmiş Afrikalıların alım satımını da içine aldı. 1480'lerde kral II. João, Afrika'nın güneyinden Hindistan'a bir deniz yolu bulmayı açıkça hedefledi. 1488'de Bartolomeu Dias, Afrika'nın güney ucundaki burnu dolaşarak Hint Okyanusu'na geçti. 1498'de Vasco da Gama, Kalikut'a ulaştı.
Aynı yıllarda, Portekiz'in rakibi Kastilya da, Cenovalı denizci Kristof Kolomb'un batıya doğru yelken açarak Asya'ya ulaşma önerisini destekledi; Kolomb, 1492'de Karayipler'e vardı. Böylece İber krallıkları, bir kuşak içinde hem Afrika'nın çevresinden Asya'ya hem de Atlantik'in karşı yakasına ulaştı.
Yaygın yanlış«Osmanlılar İstanbul'u alınca doğu ile ticaret yolları kapandı; Avrupalılar bu yüzden okyanuslara açılmak zorunda kaldı.»
Bu açıklama, uzun süre ders kitaplarında yer aldı. Oysa Portekizliler Afrika kıyısı boyunca yolculuklarına 1453'ten on yıllar önce, 1415'te Ceuta'nın fethi ve 1430'lardaki Bojador yolculuklarıyla başlamıştı. Baharat fiyatları, İstanbul'un fethinden sonra kalıcı olarak yükselmedi; baharat, Mısır ve Suriye limanları üzerinden Avrupa'ya akmaya devam etti. Osmanlıların yükselişi, Doğu Akdeniz'in siyasal dengesini değiştirdi; ama Avrupa'nın okyanuslara açılmasının asıl nedeni değildi.
Cevap — birbirini besleyen nedenler
Avrupalıların okyanuslara açılmasının tek bir nedeni yoktu. Ekonomik olarak, Afrika'nın altınına ve Asya'nın baharatına, aracıları atlayarak doğrudan ulaşmak büyük kazanç vaat ediyordu. Dinsel olarak, Müslüman güçlere karşı savaşmak, Hristiyan müttefikler bulmak ve Hristiyanlığı yaymak güçlü bir motivasyondu. Siyasal olarak, Portekiz ve Kastilya gibi krallıklar, birbirleriyle rekabet ediyor, gelirlerini ve prestijlerini artırmak istiyordu. Teknik olarak, yeni gemi türleri, haritalar, ölçüm aletleri ve Atlantik rüzgârlarına ilişkin bilgi, uzun okyanus yolculuklarını mümkün kıldı. Bu nedenler, birbirini besleyerek, küçük bir yarımadayı dünyanın okyanuslarına açılan bir kapıya dönüştürdü.
Bugünle bağ — bir sözcüğün bakış açısı
Bu döneme bugün hâlâ sık sık «Keşifler Çağı» deniyor. Ama Avrupalıların «keşfettiği» kıyılarda, adalarda ve kıtalarda insanlar zaten yaşıyordu; Hint Okyanusu'nun deniz yolları da yüzyıllardır biliniyor ve kullanılıyordu. «Keşif» sözcüğü, bu karşılaşmayı yalnızca Avrupalıların bakış açısından anlatır. Bu kursta, bu sözcüğü kullanırken, karşılaşmanın öbür tarafındaki insanların deneyimini de sormaya çalışacağız.
Birincil kaynak
Zurara, kroniğinin yedinci bölümünde prensi yönlendiren beş nedeni sıralar. Beazley ve Prestage çevirisinden:
[...] no mariners or merchants would ever dare to attempt it—(for it is clear that none of them ever trouble themselves to sail to a place where there is not a sure and certain hope of profit) [...]. The second reason was that if there chanced to be in those lands some population of Christians, or some havens, into which it would be possible to sail without peril, many kinds of merchandise might be brought to this realm, which would find a ready market [...]; and also the products of this realm might be taken there, which traffic would bring great profit to our countrymen.
Türkçesi: [...] hiçbir denizci ya da tüccar buna asla cesaret edemezdi; (çünkü açıktır ki, hiçbiri, kesin ve sağlam bir kazanç umudu olmayan bir yere yelken açmak için kendini zahmete sokmaz) [...]. İkinci neden şuydu: eğer o topraklarda bir Hristiyan topluluğu ya da tehlikesizce yanaşılabilecek limanlar varsa, bu krallığa pek çok türde mal getirilebilir ve bunlar hazır bir pazar bulurdu [...]; bu krallığın ürünleri de oraya götürülebilir ve bu ticaret hemşerilerimize büyük kazanç getirirdi.
Kaynak: Gomes Eanes de Zurara, Crónica dos feitos de Guiné (1453 dolayları), VII. bölüm; Charles Raymond Beazley ve Edgar Prestage (çev.), The Chronicle of the Discovery and Conquest of Guinea, cilt 1 (Londra: Hakluyt Society, 1896), s. 27–29; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Zurara'ya göre neden tüccarlar ve denizciler kendi başlarına bu yolculukları yapmıyordu? Bu, keşiflerde devletin ve prenslerin rolü hakkında ne söylüyor?
- Zurara'nın saydığı öteki nedenler arasında Müslüman güçlerin ne kadar güçlü olduğunu öğrenmek, Hristiyan müttefikler bulmak ve Hristiyanlığı yaymak da vardır. Ticari ve dinsel nedenlerin aynı listede yer alması ne düşündürüyor?
- Zurara, prensin hizmetinde yazan bir kronikçiydi. Bu durum, onun sıraladığı nedenlerin güvenilirliğini nasıl etkiler?
Tarihçiler Tartışıyor
- Albert Lybyer (1916) — Amerikan Tarih Derneği'nin yıllığında yayımlanan çalışmasında, Osmanlıların ticaret yollarını kapattığı için Avrupalıların okyanuslara açıldığı yönündeki yaygın açıklamayı baharat fiyatlarıyla sınadı ve reddetti. Keşiflerin nedenlerini, din, haçlı seferi, fetih ve serüven gibi Avrupa'nın kendi içindeki etkenlerde aramak gerektiğini savundu.
- J. H. Parry (1963) — The Age of Reconnaissance adlı kitabında, keşifleri, gemi yapımı, seyir teknikleri ve haritacılık gibi teknik gelişmelerle ve bunların ticari ve siyasal amaçlarla birleşmesiyle açıkladı. Avrupalıların okyanuslara açılmasını, bir bilgi ve teknoloji birikiminin sonucu olarak gördü.
- Charles Boxer (1969) — The Portuguese Seaborne Empire adlı kitabında, Portekiz'in yayılmasını, altın, baharat, köle ve Hristiyan misyonu gibi birbirine karışan amaçlarla ve sınırlı bir nüfusa sahip bir krallığın ticaret üsleri ağına dayanan özgün bir imparatorluk modeliyle açıkladı.
- Felipe Fernández-Armesto (1987) — Before Columbus adlı kitabında, Atlantik keşiflerinin kökenlerini on üçüncü yüzyılın Akdeniz dünyasında aradı. Akdeniz'de gelişen sömürgecilik, ticaret ve denizcilik deneyiminin, Atlantik adalarına ve oradan okyanusun ötesine taşındığını gösterdi.
Bu tartışmada araştırmacılar, keşiflerin nedenlerini farklı yerlerde arar. Lybyer, Osmanlı açıklamasını çürütür ve nedenleri Avrupa'nın içinde bulur. Parry, teknik ve bilgi birikimini vurgular. Boxer, Portekiz'in birbirine karışan amaçlarını ve özgün imparatorluk modelini inceler. Fernández-Armesto ise, keşiflerin kökenlerini Akdeniz'in daha eski sömürgecilik deneyimine bağlar. Tartışma, Avrupa'nın okyanuslara açılmasının bir zorunluluk mu, bir fırsat mı, yoksa uzun bir deneyimin sonucu mu olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Osmanlıların ticaret yollarını kapattığı efsanesi, tarih yazımının nasıl yanlış bir açıklamayı uzun süre yaşatabileceğini gösteren iyi bir örnektir. Bu açıklama, basit ve akılda kalıcıydı: bir olay, İstanbul'un fethi, başka bir olayı, okyanus yolculuklarını, doğrudan açıklıyordu. Ayrıca, Avrupa'nın yayılmasını, doğudan gelen bir tehdide verilen bir tepki olarak sunarak, onu bir zorunluluk gibi gösteriyordu. Lybyer'in fiyat kayıtlarına dayanan eleştirisi, bir iddianın sayılarla sınanabileceğini gösterdi. Ama bu efsane, onun eleştirisinden sonra da uzun süre ders kitaplarında yaşamaya devam etti.
Keşiflerin neden Çin'den değil de Avrupa'dan başladığı sorusu da sık sık sorulur. Çin, on beşinci yüzyılın başında, amiral Zheng He'nin komutasında, Avrupalıların gemilerinden çok daha büyük gemilerle Hint Okyanusu'na ve Doğu Afrika kıyılarına büyük yolculuklar yapmıştı. Ama bu yolculuklar 1430'larda sona erdi. Tarihçiler bunun nedenlerini, Çin'in büyük ve kendi kendine yeten bir ekonomiye sahip olmasında, sarayın öncelikleri değiştiğinde yolculukları sürdüren bir çıkar grubunun bulunmamasında ve kuzey sınırındaki tehditlerde arar. Avrupa'da ise, birbiriyle rekabet eden krallıklar, tüccarlar ve bankacılar, bir krallığın vazgeçtiği bir girişimi bir başkasının üstlenmesini sağladı. Kolomb'un önerisini Portekiz reddettiğinde, Kastilya'nın onu desteklemesi, bu rekabetin bir örneğidir.
Keşiflerin finansmanı da önemli bir sorudur. Yolculuklar pahalıydı: gemiler yapılmalı, denizciler ve askerler beslenmeli, kayıplar göze alınmalıydı. Portekiz'de bu masrafların bir kısmını taç ve prensin başında bulunduğu dinsel-askerî tarikat karşıladı; ama giderek artan bir kısmını, Lizbon'daki İtalyan ve Flaman tüccarlar ile Portekizli girişimciler üstlendi. Taç, belirli kıyılarda ticaret yapma hakkını, gelirinden pay almak karşılığında özel girişimcilere kiraladı. Böylece keşifler, bir devlet projesi olduğu kadar, kazanç peşindeki yatırımcıların ortaklığıyla yürüyen bir ticari girişime dönüştü.
Keşiflerin hikâyesi, çoğu zaman cesur denizcilerin ve vizyoner prenslerin hikâyesi olarak anlatılır. Ama Zurara'nın kroniğinin kendisi, bu hikâyenin karanlık yüzünü de kaydeder. Beşinci nedeni anlatırken, prensin gemilerinin getirdiği, Hristiyanlaştırılan pek çok kadın ve erkeği gördüğünü, hatta onların çocuklarını ve torunlarını da iyi Hristiyanlar olarak tanıdığını yazar; bu insanlar, Afrika kıyısından zorla getirilmiş tutsaklardı. Zurara, onların din değiştirmesini prensin en büyük başarılarından biri sayar. Bu satırlar, Atlantik köle ticaretinin başlangıcının, keşiflerden ayrı bir hikâye değil, onun bir parçası olduğunu gösterir. Bu konuya, kursun ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı olarak döneceğiz.
Son olarak, «keşif» kavramının kendisi de sorgulanmalıdır. Portekizli denizciler, Hint Okyanusu'na girdiklerinde, oradaki deniz yollarını bilen yerel kılavuzlardan yararlandı; Vasco da Gama'nın Doğu Afrika kıyısından Hindistan'a geçişinde de, bölgeyi tanıyan bir kılavuz gemiye alınmıştı. Avrupalılar, zaten var olan bir dünyaya, onun bilgisinden yararlanarak katıldı. Onların getirdiği yenilik, Atlantik ile Hint Okyanusu'nu ve daha sonra Amerika'yı tek bir deniz ağında birbirine bağlamaları ve bu ağı zorla denetim altına almaya çalışmalarıydı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Charles Raymond Beazley ve Edgar Prestage (çev.), Gomes Eanes de Zurara, The Chronicle of the Discovery and Conquest of Guinea, 2 cilt (Londra: Hakluyt Society, 1896–1899).
- Albert H. Lybyer, «The Influence of the Rise of the Ottoman Turks upon the Routes of Oriental Trade», Annual Report of the American Historical Association for 1914, cilt I (Washington, 1916), s. 125–133.
- J. H. Parry, The Age of Reconnaissance (Londra: Weidenfeld and Nicolson, 1963).
- C. R. Boxer, The Portuguese Seaborne Empire, 1415–1825 (Londra: Hutchinson, 1969).
- Felipe Fernández-Armesto, Before Columbus: Exploration and Colonisation from the Mediterranean to the Atlantic, 1229–1492 (Londra: Macmillan, 1987).
- Sanjay Subrahmanyam, The Portuguese Empire in Asia, 1500–1700: A Political and Economic History (Londra: Longman, 1993).
Arşiv ve kaynak
Keşiflerin kaynakları arasında Portekiz kraliyet kronikleri, papaların Portekiz ve Kastilya'ya verdiği fermanlar, denizcilerin yolculuk günlükleri, haritalar, Venedikli ve Cenevizli tüccarların mektupları ve Lizbon'daki kraliyet arşivinin belgeleri vardır. Zurara'nın kroniğinin Hakluyt Society çevirisi ve Lybyer'in makalesi, Internet Archive'da okunabilir.
Açık sorular
- Avrupalıların okyanuslara açılmasında, ekonomik kazanç umudunun mu, dinsel ve siyasal amaçların mı payı daha büyüktü?
- Portekiz'in öncülüğü, onun coğrafi konumunun mu, yoksa tacın ve prenslerin bilinçli politikasının mı sonucuydu?
- Çin'in on beşinci yüzyıldaki büyük deniz yolculuklarını sürdürmemesi, Avrupa'nın okyanuslara açılmasıyla nasıl karşılaştırılmalı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Portekiz, 1415'te Afrika kıyısındaki hangi kenti ele geçirdi? A) Ceuta B) Kalikut C) Lagos D) İskenderiye
- (Hedef 1) Üçgen Latin yelkenleri sayesinde rüzgâra karşı ilerleyebilen hafif Portekiz gemisine ne ad verilir? A) Kadırga B) Kalyon C) Karavel D) Karaka
- (Hedef 2) Zurara'ya göre denizciler, Bojador Burnu'nun ötesinde ne olduğuna inanıyordu? A) Zengin bir krallık B) İnsansız bir çöl ve geri dönülemeyecek akıntılar C) Hristiyan bir krallık D) Hindistan
- (Hedef 2) Lybyer'e göre, İstanbul'un fethi ile Vasco da Gama'nın Kalikut'a varışı arasındaki yıllarda Avrupa'da karabiberin fiyatı nasıl değişti? A) Kalıcı olarak yükseldi B) İki katına çıktı C) Tamamen ortadan kalktı D) Yükselmedi, hatta düştü
- (Hedef 3) Atlantik keşiflerinin kökenlerini on üçüncü yüzyılın Akdeniz dünyasında arayan tarihçi kimdir? A) Felipe Fernández-Armesto B) J. H. Parry C) Charles Boxer D) Albert Lybyer
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Avrupalılar okyanuslara neden açıldı? Cevabında Zurara'nın saydığı nedenleri, Bojador Burnu'na ilişkin korkuları ve Lybyer'in Osmanlı açıklamasına yönelik eleştirisini kullan; Parry ile Fernández-Armesto'nun yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- A — Portekiz, 1415'te Ceuta'yı ele geçirdi.
- C — Bu gemi türü karaveldir.
- B — Denizciler, insansız bir çöl ve geri dönülemeyecek akıntılar olduğuna inanıyordu.
- D — Lybyer'e göre karabiberin fiyatı yükselmedi, hatta düştü.
- A — Bu tarihçi Felipe Fernández-Armesto'dur.
Kapsamlı bir cevap, Zurara'nın saydığı nedenleri, ticari kazanç umudunun, Müslüman güçlere karşı mücadelenin, Hristiyan müttefik arayışının ve din yayma isteğinin birbirine karıştığının kanıtı olarak kullanır, ama kronikçinin prensin hizmetinde yazdığını da belirtir. Bojador'a ilişkin korkularda, okyanusa açılmanın önündeki engellerin yalnızca teknik değil, bilgiye ve söylentilere de dayandığını görür. Lybyer'in eleştirisini, Osmanlıların ticaret yollarını kapattığı açıklamasının fiyat kayıtları ve zamanlama bakımından tutarsız olduğunu gösteren bir kanıt olarak okur. Güçlü bir yanıt, Parry'nin teknik ve bilgi birikimini vurgulayan yaklaşımını, Fernández-Armesto'nun keşiflerin kökenlerini Akdeniz'in eski sömürgecilik deneyimine bağlayan yorumunun yanına koyar ve okyanuslara açılmayı birbirini besleyen ekonomik, dinsel, siyasal ve teknik nedenlerle açıklar.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste Portekiz gemilerini Afrika kıyısı boyunca güneye gönderen prensin, Zurara'nın kroniğinde nasıl bir kahraman olarak anlatıldığını gördük. Ama bu prensin gerçekte ne yaptığı, «Denizci» adını nereden aldığı ve onun adıyla anılan ünlü denizcilik okulunun gerçekten var olup olmadığı, tarihçiler arasında uzun süredir tartışılıyor. Sonraki bölüm, bu prense ve onun krallığına bakıyor: Denizci Henrique ve Portekiz.