İçeriğe geç

Bölüm DT-123.08 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Calvin, Zwingli ve Protestanlığın kolları

DT-123 Rönesans ve Reform

2.801 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 9 dk

Dönem
1519–1564
Bölge
Orta Avrupa · Batı Avrupa · Britanya ve İrlanda
Tema
Din · Fikirler · Şehir
Kişiler
Huldrych Zwingli · Christoph Froschauer · Martin Luther · Johannes Oekolampadius · Hesseli Philipp · Jean Calvin · Michel Servet · John Knox · Max Weber · George Huntston Williams · Diarmaid MacCulloch · Bruce Gordon
Yerler
Zürih · Marburg · Cenevre · Münster · İskoçya · Macaristan
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Zwingli'nin Zürih'teki, Calvin'in Cenevre'deki reformlarını ve Anabaptist hareketi, Luther'in reformundan ayrıldıkları noktalarla birlikte açıklayabileceksin.
  • Zürih'teki perhiz tartışmasına, Marburg görüşmesine ve Calvin'in kader öğretisine ilişkin metinleri karşılaştırarak, Protestanlığın neden tek bir kilise olarak kalmadığını değerlendirebileceksin.
  • Kalvinizmin Avrupa'ya yayılışını ve onun toplum, siyaset ve ekonomi üzerindeki etkisine ilişkin tartışmaları yorumlayabileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir matbaacının sofrası

1522 yılının perhiz döneminde, Zürih'in en büyük matbaacısı Christoph Froschauer, atölyesinde çalışanlarla birlikte et yedi. Kilise kurallarına göre, paskalyadan önceki kırk gün boyunca et yemek yasaktı. Froschauer, kent meclisine verdiği savunmada, yetiştirmesi gereken büyük bir baskı işi olduğunu, işçilerinin güçlü bir yiyeceğe ihtiyaç duyduğunu söyledi. Olay kentte büyük tartışmaya yol açtı. Bu sofrada bulunanların çoğu, Zürih'in büyük kilisesinin halk vaizi Huldrych Zwingli'nin vaazlarını dinlemişti. Zwingli, orucu kendisi bozmadı; ama birkaç hafta sonra, «yiyeceklerin seçimi ve özgürlüğü» üzerine bir vaaz verdi ve bunu basılı olarak yayımladı: Kutsal Kitap, belirli günlerde et yemeyi yasaklamıyordu. Bir matbaa atölyesindeki sofra, bir kentin kiliseyle ilişkisini yeniden düşünmesinin başlangıcı oldu. Bu ders, Luther'in açtığı yoldan yürüyen ama onunla her konuda uzlaşmayan reformcuları ve Protestanlığın nasıl birden fazla kola ayrıldığını soruyor.

Bağlam — İsviçre kentleri

Zürih, İsviçre Konfederasyonu'nun güçlü kentlerinden biriydi. Konfederasyon, birbirine gevşek bağlarla bağlı, kendi kendini yöneten kentlerden ve kırsal bölgelerden oluşuyordu. Kentleri, zengin tüccarların ve lonca ustalarının egemen olduğu meclisler yönetiyordu. Bu yapı, dinsel reformun Almanya'dakinden farklı bir yol izlemesine yol açtı: Almanya'da reformu prensler korurken, İsviçre'de onu kent meclisleri, çoğu zaman halka açık tartışmaların ardından, oylarıyla kabul ettiler.

Zwingli, 1484'te doğmuş, üniversitelerde hümanist bir eğitim almış ve Erasmus'un Yunanca Yeni Ahit'ini hayranlıkla okumuş bir papazdı. 1519'da Zürih'e geldiğinde, geleneksel ayin düzenine göre vaaz vermek yerine, Matta İncili'ni baştan sona, bölüm bölüm yorumlamaya başladı. Ona göre Kutsal Kitap'ta dayanağı olmayan her uygulama, kaldırılmalıydı.

Gelişme — Zürih ve Marburg

1523'te Zürih meclisi, Zwingli ile kilise yetkilileri arasında halka açık bir tartışma düzenledi ve ardından Zwingli'nin görüşlerini kabul etti. Sonraki yıllarda kent kiliselerinden resimler ve heykeller kaldırıldı, manastırlar kapatıldı, geleneksel Latince ayinin yerini sade, Almanca bir ibadet aldı. Kilisenin mülkleri, yoksullara yardım ve okullar için kullanılmaya başlandı.

Zwingli ile Luther'i birbirinden ayıran en önemli konu, İsa'nın son akşam yemeğini anan ekmek ve şarap ayininin anlamıydı. Luther, İsa'nın «Bu benim bedenimdir» sözlerinin harfiyen doğru olduğuna ve İsa'nın bedeninin ekmekte gerçekten bulunduğuna inanıyordu. Zwingli ise, bu sözlerin «bu benim bedenimi temsil eder» anlamına geldiğini, ayinin bir anma töreni olduğunu savundu.

Zwingli, 1531'de, Zürih ile Katolik kalan İsviçre kantonları arasındaki bir iç savaşta, Zürih birlikleriyle birlikte bulunduğu Kappel'de öldü. Ama Zürih'teki reform onun ardılları tarafından sürdürüldü.

Aynı yıllarda, Zwingli'nin kendi çevresinden daha radikal bir grup ortaya çıktı. Bu grup, Kutsal Kitap'ta bebeklerin vaftiz edildiğine dair açık bir buyruk bulunmadığını, vaftizin ancak inancını bilinçli olarak dile getirebilen yetişkinlere yapılması gerektiğini savundu; bu yetişkin vaftizi, onların en belirgin uygulaması oldu. Onlara, karşıtları tarafından «yeniden vaftiz edenler» anlamında Anabaptistler dendi. Anabaptistler, devletin kiliseye karışmasını reddetti, silah taşımayı ve yemin etmeyi kabul etmedi, kendilerini dünyadan ayrı, gönüllü inananlardan oluşan topluluklar olarak gördü. Hem Katolikler hem de Luther'in ve Zwingli'nin izleyicileri tarafından ağır biçimde kovuşturuldular. 1534–1535'te Kuzey Almanya'daki Münster kentinde, bir grup radikalin dünyanın sonunun yaklaştığına inanarak kurduğu kısa ömürlü yönetim, uzun bir kuşatmayla sona erdi; bu olay, bütün Anabaptistlerin uzun süre tehlikeli asiler olarak görülmesine yol açtı. Oysa Anabaptistlerin büyük çoğunluğu barışçıl topluluklardı.

Dönüş noktası — Cenevre

Protestanlığın en geniş etki alanı kuran kolu ise, Cenevre'de biçimlendi. Jean Calvin, 1509'da Fransa'da doğmuş, hukuk ve hümanist edebiyat eğitimi almış bir bilgindi. 1530'ların başında Protestan görüşlere yöneldi ve Fransa'dan kaçmak zorunda kaldı. 1536'da, yirmi altı yaşında, Protestan inancının temellerini sistemli biçimde anlatan kitabını yayımladı; bu kitabı hayatı boyunca genişleterek yeniden yazdı. Aynı yıl yolu Cenevre'ye düştü ve kentin reformcularının ısrarıyla orada kaldı. 1538'de kent meclisiyle anlaşmazlığa düşünce kovuldu; ama 1541'de geri çağrıldı ve ölümüne kadar, 1564'e dek, Cenevre'de yaşadı.

Calvin, Cenevre'de ayrıntılı bir kilise düzeni kurdu. Kilisede dört görev vardı: vaaz veren papazlar, öğreten bilginler, halkın ahlakını gözeten yaşlılar ve yoksullarla ilgilenen yardım görevlileri. Papazlarla kent meclisinin seçtiği yaşlılardan oluşan konsistuvar, yurttaşların ahlakını ve dinsel yaşamını denetliyordu: kiliseye gelmeyenleri, kavga edenleri, eşlerine kötü davrananları, dans edenleri ya da kumar oynayanları çağırıp uyarıyor, gerektiğinde ayinden men ediyordu. Bu sıkı düzen, Cenevre'yi pek çok ülkeden gelen Protestan sürgünler için bir örnek kente dönüştürdü.

Cenevre'nin sıkı düzeni, sert sonuçlar da doğurdu. 1553'te, Hristiyanlığın temel öğretilerinden biri olan teslis inancını reddeden İspanyol hekim ve ilahiyatçı Michel Servet, Cenevre'de yargılanıp idam edildi. Bu olay, Protestanların da, kendi öğretilerine karşı çıkanlara hoşgörü göstermediğinin simgesi oldu ve dinsel hoşgörü üzerine ilk ciddi tartışmalardan birini başlattı.

Calvin'in öğretisi, Cenevre'de yetişen papazlar ve basılan kitaplar aracılığıyla Fransa'ya, Hollanda'ya, İskoçya'ya, İngiltere'ye, Almanya'nın bazı bölgelerine ve Doğu Avrupa'ya yayıldı. İskoçya'da John Knox'un önderliğinde Kalvinist bir kilise kuruldu. Macaristan'da, özellikle Osmanlı yönetimi altındaki ve Osmanlı'ya bağlı Erdel'deki bölgelerde, Kalvinist Reform kilisesi güçlü bir topluluk oluşturdu. Böylece Kalvinizm, Luther'in reformundan sonra, uluslararası bir hareket olarak ikinci büyük Protestan kolu oldu.

Yaygın yanlış«Protestanlar, Katolik Kilisesi'ne karşı birleşik tek bir cephe oluşturuyordu.»
Doğrusu

Reformdan sonra Protestanlık, birbirinden önemli konularda ayrılan birkaç kola bölündü: Luther'in izleyicileri, Zwingli ve Calvin'in Reform kiliseleri, İngiltere'nin kendine özgü kilisesi ve Anabaptistler. Bu kollar, ekmek ve şarap ayininin anlamı, vaftiz, kilise düzeni ve devletle ilişki konularında sert biçimde tartıştı; kimi zaman birbirlerini Katoliklerden bile daha tehlikeli sapkınlar olarak gördü. Protestanlar arasındaki bu bölünme, Katolik tarafın ve sonraki din savaşlarının seyrini de etkiledi.

Cevap — bir yerine birçok kilise

Protestanlığın tek bir kilise olarak kalmaması, Luther'in kendi ilkesinin bir sonucuydu: eğer tek otorite Kutsal Kitap'sa ve her inanan onu okuyabiliyorsa, farklı insanlar onu farklı biçimlerde okuyacaktı. Zwingli, Kutsal Kitap'ta dayanağı olmayan her şeyi kaldırmak isterken, Luther onunla çelişmeyen gelenekleri korumaya hazırdı. Anabaptistler, bu ilkeyi daha da ileri götürerek, gönüllü inananlardan oluşan, devletten bağımsız topluluklar kurdu. Calvin ise, Kutsal Kitap'a dayanan sistemli bir öğreti ve sıkı bir kilise düzeni kurarak, Protestanlığa uluslararası bir örgüt kazandırdı. Bu ayrılıklar, kentlerin, prenslerin ve krallıkların farklı siyasal çıkarlarıyla da iç içe geçti.

Bugünle bağ — Cenevre'deki duvar

Bugün Cenevre'de, eski kent surlarının önünde, Reformun önderlerini gösteren yüz metreye yakın uzunlukta bir anıt duvarı yükselir; yirminci yüzyılın başında, Calvin'in doğumunun dört yüzüncü yılı dolayısıyla yapılmıştır. Aynı kentte, yirminci yüzyılın başında, Servet'in idamı için bir özür anıtı da dikildi. Bir kent, kendi geçmişinin hem gurur duyduğu hem de utandığı yüzlerini yan yana anmayı seçmiştir.

Birincil kaynak

Calvin, Hristiyan Dininin Esasları adlı kitabının üçüncü bölümünün yirmi birinci kısmında, kader öğretisini tanımlar. Henry Beveridge'in 1845'te yayımlanan İngilizce çevirisinden:

By predestination we mean the eternal decree of God, by which he determined with himself whatever he wished to happen with regard to every man. All are not created on equal terms, but some are preordained to eternal life, others to eternal damnation; and, accordingly, as each has been created for one or other of these ends, we say that he has been predestinated to life or to death.

Türkçesi: Kaderden, Tanrı'nın, her insanla ilgili olarak olmasını dilediği her şeyi kendi içinde belirlediği ezelî buyruğunu anlıyoruz. Herkes eşit koşullarda yaratılmamıştır; kimileri sonsuz yaşama, kimileri sonsuz mahkûmiyete önceden atanmıştır; ve buna göre, her biri bu amaçlardan biri ya da öteki için yaratıldığından, onun yaşama ya da ölüme önceden belirlendiğini söyleriz.

Kaynak: Jean Calvin, Institutio Christianae religionis (Cenevre, 1559), III. kitap, 21. bölüm, 5. kısım; Henry Beveridge (çev.), Institutes of the Christian Religion, cilt 2 (Edinburgh: Calvin Translation Society, 1845), s. 534–535; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.

  1. Calvin, kaderi Tanrı'nın önceden bilmesinden ayrı bir şey olarak tanımlıyor. Bu ayrım, insanın kendi kurtuluşu üzerindeki etkisi hakkında ne söylüyor?
  2. «Herkes eşit koşullarda yaratılmamıştır» ifadesi, bir inananın kendi kurtuluşu hakkında nasıl bir kaygı ya da güven duymasına yol açabilir?
  3. Bu öğreti, Calvin'in Cenevre'de kurduğu sıkı ahlak denetimiyle nasıl bir arada var olabilir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Max Weber (1905) — «Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu» adlı çalışmasında, Kalvinist kader öğretisinin inananlarda derin bir kaygı yarattığını, onların bu kaygıyı, dünyadaki işlerinde disiplinli, çalışkan ve tutumlu davranarak, kurtulmuşlardan biri olduklarının işaretlerini arayarak giderdiğini savundu. Ona göre bu dinsel tutum, modern kapitalizmin ruhunun doğmasına katkıda bulundu.
  • George Huntston Williams (1962) — The Radical Reformation adlı kitabında, Anabaptistleri ve öteki radikal grupları, uzun süre görüldükleri gibi Reformun sapkın bir kenar hareketi olarak değil, Luther ve Calvin'in yanında Reformun üçüncü büyük kolu olarak inceledi.
  • Diarmaid MacCulloch (2003) — Reformation: Europe's House Divided adlı kitabında, Reformu tek bir olay olarak değil, Avrupa'nın dört bir yanında birbiriyle yarışan Protestan ve Katolik hareketlerin uzun ve çok merkezli bir dönüşümü olarak anlattı. Protestan kolları arasındaki ayrılıkların, Katoliklerle olan çatışmalar kadar önemli olduğunu vurguladı.
  • Bruce Gordon (2009) — Calvin adlı biyografisinde, Calvin'i sert bir Cenevre diktatörü imgesinden uzaklaştırarak, sürekli kent meclisiyle pazarlık eden, sürgündeki Fransız Protestanlar için yazan ve kendi otoritesini kurmak için uzun yıllar mücadele eden bir din adamı olarak gösterdi.

Bu tartışmada araştırmacılar, Protestanlığın kollarını farklı açılardan inceler. Weber, Kalvinizmi ekonomik hayatın dönüşümüyle ilişkilendirir. Williams, radikal grupları Reform tarihinin merkezine taşır. MacCulloch, Reformun çok merkezli ve kendi içinde bölünmüş bir süreç olduğunu vurgular. Gordon ise, Calvin'i efsanelerinden arındırarak onu kendi kentinin siyasal koşulları içinde okur. Tartışma, Reformun tek bir hareket mi, yoksa birbiriyle yarışan birçok hareketin toplamı mı olduğu sorusunda düğümlenir.

Derine İn

Weber'in tezi, yüz yılı aşkın bir süredir tartışılır. Weber, Kalvinistlerin kader öğretisi karşısında duyduğu kaygının, onları dünyevi işlerinde disiplinli ve başarılı olmaya yönelttiğini savundu; çünkü dünyevi başarı, Tanrı'nın seçtiği kişilerden biri olmanın bir işareti gibi görülebiliyordu. Eleştirmenler, bu tezin birkaç sorununa dikkat çekti. Kapitalist ticaret ve bankacılık, Floransa'da ve Flandre'de, Kalvinizmden çok önce gelişmişti. Calvin'in kendisi, dünyevi başarıyı kurtuluşun bir işareti olarak görmemişti; bu yorum, daha çok sonraki kuşakların İngiliz ve Hollandalı Kalvinistlerinde ortaya çıktı. Ayrıca, Katolik bölgelerde de başarılı tüccarlar ve bankacılar vardı. Weber'in tezi bugün, bir nedensellik iddiasından çok, din ile ekonomik davranış arasındaki ilişkiyi düşünmek için verimli bir soru olarak değerlendirilir.

Konsistuvarın kayıtları, Cenevre'nin gündelik hayatına dair zengin bir kaynaktır. Bu kayıtlar, kurulun yalnızca ağır suçlarla değil, aile kavgaları, borç anlaşmazlıkları, kilisede uyuklamak ya da eski Katolik dualarını okumak gibi küçük meselelerle de uğraştığını gösterir. Kurulun amacı, çoğu zaman cezalandırmaktan çok, çatışmaları uzlaştırmak ve topluluğun barışını korumaktı. Ama bu denetim, bireylerin özel hayatına daha önce görülmemiş ölçüde karışan bir düzen de yarattı. Tarihçiler, bu düzenin hem bir ahlak disiplini hem de bir toplumsal hizmet olarak işlediğini tartışır.

Protestan kolları arasındaki ayrılığın siyasal sonuçları da büyük oldu. Marburg'daki anlaşmazlık, Protestan prenslerinin ve kentlerinin ortak bir ittifak kurmasını zorlaştırdı. Lüteryen ve Kalvinist devletler, sonraki yüzyılda da birbirleriyle çoğu zaman gergin ilişkiler içinde oldu. 1555'te imzalanan Augsburg Barışı, imparatorluk içinde yalnızca Katolikliği ve Lüteryenliği tanıdı; Kalvinistler bu barışın dışında kaldı ve bu durum, sonraki yüzyılın büyük savaşlarında önemli bir rol oynadı.

Kalvinizmin yayılmasında kentlerin ve sürgünlerin rolü de önemlidir. Cenevre, Fransa'daki kovuşturmalardan, İngiltere'deki Katolik restorasyondan ve Hollanda'daki baskılardan kaçan binlerce Protestan'a sığınak oldu. Bu sürgünler, Cenevre'de papaz olarak yetiştirildi, Fransızca, İngilizce ve öteki dillerde kitaplar bastırdı ve ülkelerine döndüklerinde yeni kiliseler kurdu. Calvin'in kurduğu akademi, 1559'dan sonra bu papazların yetiştiği bir okul oldu. Böylece Kalvinizm, bir kentin reformu olmaktan çıkıp, sınırları aşan bir ağ hâline geldi; bu ağın kilise düzeni, sonraki yüzyıllarda yaşlılar kurullarıyla yönetilen, prenslere bağlı olmayan topluluklar yarattı. Bazı tarihçiler, kendi kendini yöneten bu cemaatlerin, sonradan hükümdarlara karşı direniş hakkını savunan siyasal düşüncelerin gelişmesine de zemin hazırladığını ileri sürer.

Anabaptistlerin tarihi de uzun süre onların düşmanlarının kalemiyle yazıldı. Münster'deki olaylar, bütün hareketi karalamak için kullanıldı. Oysa Anabaptistlerin büyük çoğunluğu, silahı ve devlet gücünü reddeden, küçük, barışçıl topluluklar olarak yaşadı. Bugün Kuzey Amerika'da yaşayan Mennonitler ve Amişler, bu geleneğin mirasçılarıdır. Onların inanç özgürlüğü, kilise ile devletin ayrılması ve vicdani nedenlerle silah taşımayı reddetme hakkı gibi ilkeleri, sonraki yüzyıllarda, çok daha geniş bir toplumsal kabul gördü.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Samuel Macauley Jackson, Huldreich Zwingli: The Reformer of German Switzerland (New York ve Londra: G. P. Putnam's Sons, 1901).
  • Henry Beveridge (çev.), Jean Calvin, Institutes of the Christian Religion, 3 cilt (Edinburgh: Calvin Translation Society, 1845).
  • Max Weber, «Die protestantische Ethik und der "Geist" des Kapitalismus», Archiv für Sozialwissenschaft und Sozialpolitik 20–21 (1904–1905).
  • George Huntston Williams, The Radical Reformation (Philadelphia: Westminster Press, 1962).
  • Diarmaid MacCulloch, Reformation: Europe's House Divided, 1490–1700 (Londra: Allen Lane, 2003).
  • Bruce Gordon, Calvin (New Haven: Yale University Press, 2009).

Arşiv ve kaynak

Zürih'teki reformun kaynakları arasında kent meclisinin kararları, tartışma tutanakları ve Zwingli'nin yazışmaları, Cenevre'dekinin kaynakları arasında ise konsistuvarın haftalık kayıtları, kent meclisinin tutanakları ve Calvin'in binlerce mektubu vardır. Jackson'ın biyografisi ve Beveridge'in çevirisi, Internet Archive'da serbestçe okunabilir.

Açık sorular

  • Kalvinizm, modern kapitalizmin doğuşunda gerçekten bir rol oynadı mı, yoksa Weber'in kurduğu ilişki büyük ölçüde bir rastlantı mıydı?
  • Cenevre'deki konsistuvar, bir baskı aracı mıydı, yoksa bir topluluk barışını koruma kurumu mu?
  • Protestanlar arasındaki bölünme, Reformun zayıflığı mıydı, yoksa onun çoğulcu mirasının kaynağı mı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) 1522'de Zürih'te perhiz sırasında çalışanlarıyla birlikte et yiyen matbaacı kimdir? A) Christoph Froschauer B) Johannes Oekolampadius C) John Knox D) Michel Servet
  2. (Hedef 2) Marburg görüşmesinde Luther ile Zwingli hangi konuda uzlaşamadı? A) Endülijanslar B) Papanın otoritesi C) Ekmek ve şarap ayininin anlamı D) Kutsal Kitap'ın çevirisi
  3. (Hedef 1) Vaftizin yalnızca inancını bilinçli olarak dile getirebilen yetişkinlere yapılması gerektiğini savunan gruba ne ad verilir? A) Kalvinistler B) Lüteryenler C) Cizvitler D) Anabaptistler
  4. (Hedef 2) Calvin'e göre kader nedir? A) İnsanın kendi iyi işleriyle kazandığı kurtuluş B) Tanrı'nın her insan için olmasını dilediğini belirleyen ezelî buyruğu C) Kilisenin sattığı bağışlama belgesi D) Papanın verdiği karar
  5. (Hedef 3) Kalvinist kader öğretisinin modern kapitalizmin ruhunun doğuşuna katkıda bulunduğunu savunan düşünür kimdir? A) Max Weber B) Bruce Gordon C) Diarmaid MacCulloch D) George Huntston Williams

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Protestanlığın tek bir kilise olarak kalmayıp birkaç kola ayrılmasının nedenlerini tartış. Cevabında Zürih'teki perhiz tartışmasını, Marburg görüşmesini ve Calvin'in kader öğretisini kullan; Weber ile MacCulloch'un yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. A — Bu matbaacı Christoph Froschauer'dir.
  2. C — Uzlaşamadıkları konu ekmek ve şarap ayininin anlamıydı.
  3. D — Bu gruba Anabaptistler denir.
  4. B — Calvin'e göre kader, Tanrı'nın ezelî buyruğudur.
  5. A — Bu düşünür Max Weber'dir.

Kapsamlı bir cevap, Zürih'teki perhiz tartışmasını, Kutsal Kitap'ta dayanağı olmayan uygulamaların kent meclisinin kararıyla kaldırıldığı İsviçre tipi bir reformun başlangıcı olarak kullanır. Marburg görüşmesini, ortak siyasal çıkarlara rağmen ilahiyat üzerindeki bir anlaşmazlığın Protestanları nasıl böldüğünün kanıtı olarak değerlendirir. Calvin'in kader öğretisini, Kalvinizmi Lüteryenlikten ayıran ve onun uluslararası kimliğini biçimlendiren bir öğreti olarak okur. Güçlü bir yanıt, Weber'in Kalvinizmi ekonomik davranışla ilişkilendiren tezini, MacCulloch'un Reformu çok merkezli ve kendi içinde bölünmüş bir süreç sayan yorumunun karşısına koyar ve Protestanlığın bölünmesini Luther'in «yalnızca Kutsal Kitap» ilkesinin kaçınılmaz bir sonucu ve siyasal çıkarların bir ürünü olarak açıklar.

Sonraki bölüme köprü

Bu derste Protestanlığın kollarının, çoğu zaman bir kent meclisinin ya da bir prensin kararıyla biçimlendiğini gördük. Kuzey Denizi'nin öte yanında ise, bir kral, papayla bir evlilik meselesi yüzünden yollarını ayırdı ve kendisini ülkesindeki kilisenin başı ilan etti; ama bu kilise, ne Luther'inkine ne de Calvin'inkine tam olarak benziyordu. Sonraki bölüm bunu soruyor: VIII. Henry kendi kilisesini neden kurdu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:15 Kanca: bir matbaa atölyesinde, baskı makinesinin yanında kurulmuş bir sofra; masada bir tabak ve yan yana dizilmiş kurumakta olan sayfalar.
  • 1:15–3:05 Bağlam: İsviçre'nin dağlık haritasında birbirine gevşekçe bağlanan kentler; bir meclis salonunda el kaldıran yüzsüz silüetler.
  • 3:05–4:50 Gelişme: bir şato salonunda uzun bir masa; masanın üzerine tebeşirle yazılan satırlar; masanın iki yanında birbirine uzaktan bakan iki grup silüet.
  • 4:50–6:45 Dönüş noktası: göl kıyısındaki bir kentin silüeti; bir kitabın sayfalarından Avrupa haritasına doğru yayılan ince çizgiler.
  • 6:45–9:00 Kapanış: bir kent surunun önünde uzanan taş bir duvar; duvarın önünden geçen yüzsüz yürüyüşçülerin gölgeleri.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.