Öğrenme hedefleri
- Rönesans hümanizminin ne olduğunu, hangi dersleri kapsadığını ve hümanistlerin hangi mesleklerde çalıştığını açıklayabileceksin.
- Petrarca'nın, Poggio ile Bruni'nin ve Bruni'nin bir kadın öğrenciye yazdığı eğitim risalesinin metinlerini karşılaştırarak, hümanistlerin antik mirasla ve kendi toplumlarıyla ilişkisini değerlendirebileceksin.
- Hümanizmin bir düşünce devrimi mi, yoksa bir eğitim ve meslek programı mı olduğu tartışmasını yorumlayabileceksin.
Okuma metni
Kanca — ölü bir adama mektup
1345 yazında, İtalyan şair ve bilgin Petrarca, Verona katedralinin kütüphanesinde uzun zamandır aradığı bir el yazmasını buldu: Romalı hatip ve devlet adamı Marcus Tullius Cicero'nun dostlarına ve kardeşine yazdığı mektuplar. Petrarca, kopyacıların eski yazıyı okuyamamasından ya da kütüphaneye alınmamasından dolayı, hasta olmasına rağmen koca cildi kendi eliyle kopyaladı. Sonra, on dört yüzyıl önce ölmüş olan Cicero'ya bir mektup yazdı. Onu bir dost gibi selamladı, ama aynı zamanda azarladı: bilge bir adamın yaşlılığında siyasetin çekişmelerine neden karıştığını, kendi öğütlerine neden uymadığını sordu. Mektubu, «yaşayanların ülkesinden», «senin hiç tanımadığın Tanrı'nın doğumunun bin üç yüz kırk beşinci yılında» yazdığını söyleyerek bitirdi. Bu mektupta hümanizmin özünü görürüz: antik yazarları, uzak bir geçmişin otoriteleri olarak değil, konuşulabilecek, tartışılabilecek, hatta eleştirilebilecek insanlar olarak okumak. Bu ders, bu tavrın neye dönüştüğünü ve Avrupa'nın eğitimini nasıl biçimlendirdiğini soruyor.
Bağlam — antik metinlerin peşinde
Antik Roma'nın yazarları, Orta Çağ boyunca hiçbir zaman tamamen unutulmadı. Manastırlarda ve katedral okullarında Latince öğretiliyor, Vergilius, Ovidius ve Cicero'nun bazı eserleri okunuyordu. Ama pek çok antik eser ya kayıptı, ya eksik ve bozuk kopyalar hâlinde dolaşıyordu, ya da bir manastır kütüphanesinin tozlu bir köşesinde okunmadan duruyordu. Üniversitelerde ise asıl önem, mantığa, felsefeye, hukuka ve ilahiyata veriliyordu; bu alanlarda Aristoteles'in eserleri ve onların yorumları temel kaynaklardı.
On dördüncü yüzyılda, İtalya'daki bir grup okur yazar, antik Latin yazarlarını yeniden bulmaya, kopyalamaya, düzeltmeye ve onların dilini taklit etmeye başladı. Petrarca bu hareketin sembolü oldu. Onun kuşağından sonra, Floransa'da Salutati ve öğrencileri, antik metinleri toplamayı bir tutkuya dönüştürdü; Bizanslı bilginlerin gelişiyle Yunanca da bu programa eklendi. Yüzyılın ortasında Konstantinopolis'ten kaçan bilginlerin ve Bizans'tan satın alınan el yazmalarının İtalya'ya akışı, Platon'un ve Yunan tarihçilerinin eserlerini Latin okurlara ulaştırdı.
Gelişme — kopyacılar, öğretmenler, sekreterler
Hümanistler, her şeyden önce metin avcılarıydı. Floransalı hümanist Poggio Bracciolini, 1414'te başlayan ve kilisenin bölünmesine son vermek için Konstanz'da toplanan büyük kilise konseyine papalık sekreteri olarak katıldı. Konseyin uzun toplantıları arasında, Alplerin kuzeyindeki manastırların kütüphanelerini dolaşarak kayıp antik eserleri aradı. 1416'da St. Gallen manastırında, Romalı hitabet öğretmeni Quintilianus'un eserinin tam bir kopyasını buldu; bir yıl sonra, şair Lucretius'un evreni atomlarla açıklayan uzun şiirini ortaya çıkardı.
Hümanistler, bulunan metinleri yalnızca kopyalamakla kalmadı; onları karşılaştırarak, kopyacıların yıllar içinde yaptığı hataları ayıklamaya çalıştılar. Bu, filoloji denen, bir metnin dilini ve tarihini inceleyerek onu düzeltme ve yorumlama yönteminin gelişmesine yol açtı. Aynı yöntem, bir belgenin sahte olup olmadığını anlamak için de kullanılabiliyordu. Poggio ve dostu Niccolò Niccoli, eski el yazmalarındaki yuvarlak ve açık harflerden esinlenerek yeni bir el yazısı geliştirdi; bu hümanist yazı, sonraki yüzyıllarda matbaa harflerinin temeli olacaktı.
Hümanizm, aynı zamanda bir meslekti. Hümanist eğitim almış kişiler, kentlerin ve hükümdarların şansölyeleri, sekreterleri ve elçileri oldu; papaların ve kralların mektuplarını, antik Latincenin zarafetiyle kaleme aldılar. Özenle kurulmuş bir diplomatik yazı ya da bir hitabet, diplomaside ve siyasette önemli bir güç sayılıyordu. Hümanistler ayrıca öğretmen oldu: Vittorino da Feltre, 1423'ten sonra Mantua'da, hükümdar ailesinin çocuklarıyla birlikte yetenekli yoksul öğrencilerin de okuduğu bir okul kurdu; Guarino, Ferrara'da benzer bir okul yönetti. Bu okullarda öğrenciler, antik yazarları okuyor, ezberliyor, taklit ederek Latince mektuplar ve konuşmalar yazıyor, bedenlerini de oyunlarla ve egzersizlerle eğitiyordu.
Dönüş noktası — kime açık bir eğitim?
Hümanist eğitim, insanın erdemli ve bilge bir yurttaş olmasını hedefliyordu; ama bu hedef herkese açık değildi. Okulların çoğu, zengin ailelerin oğullarına yönelikti. Kadınlar, üniversitelere ve kamu görevlerine giremiyordu. Yine de, bazı soylu ve varlıklı ailelerde kızlar da hümanist eğitim aldı. Veronalı Isotta Nogarola, on beşinci yüzyılın ortasında Latince mektupları ve bir ilahiyat tartışmasıyla tanındı; ama erkek hümanistlerin bir kısmı onu övgülerle karşılarken, bir kısmı alaya aldı. Bir kadının bilgisi, bir erkeğinki gibi bir meslek ya da kamusal bir rol açmıyordu.
On beşinci yüzyılın sonunda hümanizm, Alplerin kuzeyine de yayıldı. Hollandalı bilgin Erasmus, antik yazarlara ve kilise babalarına duyduğu hayranlığı, Hristiyanlığın kaynaklarına dönme isteğiyle birleştirdi; 1516'da Yeni Ahit'in Yunanca metnini, kendi Latince çevirisiyle birlikte yayımladı. Kuzey hümanistleri, filolojiyi kutsal metinlere uyguladıkça, kilisenin kullandığı Latince çevirinin hatalarını da gün ışığına çıkardılar.
Yaygın yanlış«Hümanizm, dini bir kenara bırakıp insanı Tanrı'nın yerine koyan laik bir düşünceydi.»
Bu yanılgı, bugünkü «hümanizm» sözcüğünün taşıdığı anlamı Rönesans'a geri yansıtmaktan doğar. Rönesans hümanistlerinin çoğu dindar Hristiyanlardı; aralarında pek çok rahip, piskopos, hatta papa vardı. Onlar, antik yazarları, Hristiyan inancıyla çelişen değil, onu tamamlayan bir ahlak ve güzel konuşma kaynağı olarak görüyordu. Petrarca'nın en sevdiği yazarlardan biri, kilise babası Augustinus'tu. Hümanizmi tanımlayan şey, belirli bir felsefe ya da din anlayışı değil, antik metinlere dayanan bir eğitim ve yazı programıydı.
Cevap — bir eğitim programı ve bir tavır
Hümanizm, Rönesans'ta, antik Latin ve Yunan yazarlarının okunmasına dayanan bir eğitim programıydı: dilbilgisi, retorik, şiir, tarih ve ahlak felsefesi. Bu program, iyi yazan ve iyi konuşan, erdemli ve kamusal hayata hazır insanlar yetiştirmeyi amaçlıyordu. Ama hümanizm, aynı zamanda bir tavırdı: geçmişin metinlerini bulmak, onları dikkatle okumak, bozulmuş biçimlerini düzeltmek ve onlarla bir diyaloğa girmek. Bu tavır, sonraki yüzyıllarda tarih yazımının, eleştirel metin okumanın ve modern beşerî bilimlerin temellerinden birine dönüştü.
Bugünle bağ — insanlık çalışmaları
Bugün üniversitelerde «beşerî bilimler» ya da İngilizcede «humanities» denen alanlar, adlarını doğrudan Rönesans'ın studia humanitatis programından alır. Edebiyat, tarih ve felsefe bölümlerinin varlığı, iyi yazmanın ve dikkatli okumanın bir insanı yurttaşlığa hazırladığı düşüncesi, beş yüz yıllık bir geleneğin mirasıdır. Bu bölümlerin «işe yarayıp yaramadığı» konusunda bugün yapılan tartışmalar da, hümanizmin doğduğu dönemde başlayan bir tartışmanın devamıdır.
Birincil kaynak
Petrarca, 1345'te Verona'da Cicero'nun mektuplarını bulduktan sonra, ona bir mektup yazdı ve bu mektubu kendi mektup derlemesinin son kitabına yerleştirdi. Mario Emilio Cosenza'nın İngilizce çevirisinden:
I have read thy letters through to the end most eagerly—letters for which I had diligently searched far and wide, and which I finally came upon where I least expected. [...] Wherever thou mayest be, hearken in turn to this—I shall not call it advice—but lament, a lament springing from sincere love and uttered, not without tears, by one of thy descendants who most dearly cherishes thy name. [...] Farewell forever, my Cicero. Written in the land of the living [...] in the thirteen hundred and forty-fifth year from the birth of that God whom thou never knewest.
Türkçesi: Mektuplarını sonuna kadar büyük bir istekle okudum; uzun zamandır her yerde aradığım ve sonunda hiç beklemediğim bir yerde bulduğum mektupları. [...] Nerede olursan ol, şimdi de sen şunu dinle; buna öğüt demeyeceğim, bir yakınma diyeceğim; adını en çok seven torunlarından birinin, içten bir sevgiden doğan ve gözyaşları olmadan dile getirilmeyen yakınması. [...] Elveda, sonsuza dek, benim Cicero'm. Yaşayanların ülkesinde yazıldı, [...] senin hiç tanımadığın Tanrı'nın doğumunun bin üç yüz kırk beşinci yılında.
Kaynak: Petrarca, Familiares XXIV, 3 (Verona, 1345); Mario Emilio Cosenza (çev.), Petrarch's Letters to Classical Authors (Chicago: University of Chicago Press, 1910), s. 1–5; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Petrarca, kendini Cicero'nun «torunlarından biri» olarak tanıtıyor. Bu ifade, onun antik Roma ile kendi dönemi arasında nasıl bir bağ kurduğunu gösteriyor?
- Petrarca, Cicero'yu hem seviyor hem eleştiriyor. Bu tavır, bir otoriteye bağlılıktan nasıl ayrılır?
- Mektubun, «senin hiç tanımadığın Tanrı» ifadesiyle bitmesi, Petrarca'nın antik mirası Hristiyan inancıyla nasıl ilişkilendirdiği hakkında ne düşündürüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Eugenio Garin (1947) — Der italienische Humanismus adlı kitabında, hümanizmi yeni bir insan anlayışı, insanın özgürlüğünü, yaratıcılığını ve toplumsal hayattaki etkinliğini öne çıkaran bir felsefe olarak yorumladı. Ona göre hümanistler, skolastik felsefenin soyutluğuna karşı somut, yaşayan bir düşünce kurdu.
- Paul Oskar Kristeller (1961) — Renaissance Thought adlı kitabında, Garin'in yorumuna karşı çıktı. Hümanizmin belirli bir felsefe değil, studia humanitatis denen beş dersten oluşan bir eğitim ve meslek programı olduğunu savundu; hümanistleri, Orta Çağ'ın hitabet öğretmenlerinin ve mektup yazarlarının mirasçıları olarak gördü.
- Anthony Grafton (1986) — Lisa Jardine'le birlikte yazdığı From Humanism to the Humanities adlı kitabında, hümanist okulların gerçekte ne öğrettiğini, öğrencilerin ders notlarını ve alıştırmalarını inceledi. Bu okulların, ezber ve taklide dayanan, seçkinlere bir statü kazandıran ve yöneticilere itaatkâr yardımcılar yetiştiren kurumlar olduğunu ileri sürdü.
- Ronald Witt (2000) — In the Footsteps of the Ancients adlı kitabında, hümanizmin kökenlerini Petrarca'dan önceye, on üçüncü yüzyılın sonunda Padova'daki noterlere ve yargıçlara kadar izledi. Hümanizmin, antik Latin şiirinin ve düzyazısının üslubunu taklit etme çabası olarak, adım adım geliştiğini gösterdi.
Dört araştırmacı, hümanizmi dört ayrı ölçekte ele alır. Garin, onu yeni bir insan felsefesi olarak görür. Kristeller, onu bir eğitim ve meslek programına indirger. Grafton, bu programın gerçekte nasıl işlediğini ve kime hizmet ettiğini sorgular. Witt ise, hümanizmin başlangıcını daha geriye taşıyarak, onun bir kopuştan çok yavaş bir üslup değişimi olduğunu vurgular. Tartışma, hümanizmin bir düşünce devrimi mi, yoksa bir okul ve meslek kültürü mü olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Hümanistlerin kendilerini nasıl anlattıkları ile gerçekte ne yaptıkları arasında önemli farklar vardır. Hümanistler, kendilerini «karanlık» bir çağın ardından antik ışığı yeniden yakan kişiler olarak sundular. Ama onların bulduğu el yazmalarının çoğu, Orta Çağ manastırlarında ve katedral okullarında kopyalanmış, korunmuş ve kimi zaman okunmuştu. Poggio'nun St. Gallen'de bulduğu Quintilianus da, hümanistlerden yüzyıllar önce bir manastır yazıhanesinde kopyalanmış bir el yazmasıydı. Hümanistlerin «kurtarma» anlatısı, kendi başarılarını büyütürken, önceki yüzyılların emeğini görünmez kıldı.
Hümanizmin kökenleri de, uzun süre sanıldığı gibi yalnızca Petrarca'da başlamaz. Witt'in gösterdiği gibi, on üçüncü yüzyılın sonunda Padova'da, hukukçular ve noterler, antik Latin şairlerini okuyor ve onların üslubunu taklit eden şiirler yazıyordu. Petrarca'yı özel kılan, bu uğraşı bir yaşam biçimine, kendini anlatma yoluna ve bir ün kaynağına dönüştürmesiydi. Petrarca, 1341'de Roma'da, antik şairler gibi, defne tacıyla taçlandırıldı; bu tören, bir bilginin ününün kamusal olarak kutlanmasının ilk büyük örneklerinden biriydi.
Garin ile Kristeller arasındaki tartışma, hümanizmin ne olduğu sorusunun iki farklı yanıtını temsil eder. Garin'e göre hümanizm, insanın değerini ve özgürlüğünü vurgulayan yeni bir düşünceydi; hümanistlerin yazdığı «insanın onuru» üzerine metinler, bu düşüncenin en açık örnekleridir. Kristeller'e göre ise, bu metinler hümanistlerin yazdığı pek çok türden yalnızca biridir; hümanistlerin çoğu, felsefeden çok mektup yazmak, konuşma yapmak, antik metinleri düzeltmek ve öğretmekle uğraşıyordu. Kristeller'in yaklaşımı, hümanizmi daha somut ve belgelenebilir bir olguya dönüştürdü; ama Garin'in işaret ettiği yeni insan anlayışının varlığını da tamamen reddetmedi.
Grafton ve Jardine'in eleştirisi, hümanizmin toplumsal işlevine odaklanır. Hümanist okullar, öğrencilere Cicero'nun cümlelerini ezberletiyor, onları sayısız alıştırmayla taklit etmeye zorluyordu. Bu eğitim, özgür düşünen bireylerden çok, iyi yazan ve itaatkâr sekreterler, elçiler ve yöneticiler yetiştirmeye yarayabiliyordu. Aynı zamanda, antik yazarları bilmek, soyluların ve zenginlerin kendilerini ötekilerden ayırmak için kullandığı bir statü göstergesine dönüştü. Bu eleştiri, hümanizmin ideallerini değil, bu ideallerin nasıl uygulandığını ve kime yaradığını sorgular.
Hümanizmin bir başka mirası, zamanın derinliğine ilişkin yeni bir duyarlılıktı. Petrarca'nın Cicero'ya mektubunda hissedilen şey, antik Roma ile kendi dönemi arasında büyük bir mesafenin bulunduğu bilinciydi. Orta Çağ yazarlarının çoğu, Roma İmparatorluğu'nu hâlâ yaşayan bir düzen gibi görüyordu. Hümanistler ise, Latincenin zaman içinde değiştiğini, antik kurumların kaybolduğunu, her dönemin kendi dili ve kendi yazısı olduğunu fark ettiler. Bir metnin hangi yüzyıla ait olduğunu dilinden anlamaya çalışan filoloji, bu tarihsel mesafe bilincinden doğdu. Bu bakış, geçmişi bugünden ayrı, kendi koşullarıyla anlaşılması gereken bir dünya olarak görmenin, yani modern tarih yazımının da temel taşlarından biri oldu.
Son olarak, hümanizmin sınırlarını da hatırlamak gerekir. Hümanistlerin gözünde antik mirasın sahibi, Latince ve Yunanca yazan Avrupalılardı. Antik metinlerin önemli bir kısmının, Orta Çağ boyunca Arapça çeviriler ve yorumlarla korunduğu ve geliştirildiği, hümanistlerin çoğu tarafından ya görmezden gelindi ya da küçümsendi. Bu tutum, sonraki yüzyıllarda Avrupa'nın antik mirası yalnızca kendine ait sayan anlatısını güçlendirdi.
Uzman Notu
Temel literatür
- Mario Emilio Cosenza (çev.), Petrarch's Letters to Classical Authors (Chicago: University of Chicago Press, 1910).
- William Shepherd, The Life of Poggio Bracciolini, 2. baskı (Liverpool ve Londra: Longman, 1837).
- William Harrison Woodward, Vittorino da Feltre and Other Humanist Educators (Cambridge: Cambridge University Press, 1897).
- Paul Oskar Kristeller, Renaissance Thought: The Classic, Scholastic, and Humanist Strains (New York: Harper, 1961).
- Anthony Grafton ve Lisa Jardine, From Humanism to the Humanities: Education and the Liberal Arts in Fifteenth- and Sixteenth-Century Europe (Londra: Duckworth, 1986).
- Ronald G. Witt, In the Footsteps of the Ancients: The Origins of Humanism from Lovato to Bruni (Leiden: Brill, 2000).
Arşiv ve kaynak
Hümanizmin kaynakları arasında hümanistlerin binlerce Latince mektubu, konuşmaları, risaleleri, düzelttikleri ve kopyaladıkları el yazmaları, okul defterleri ve kenar notlarıyla dolu kitaplar vardır. Petrarca'nın ve Poggio'nun kopyaladığı el yazmalarının bir kısmı bugün Floransa, Vatikan ve Paris kütüphanelerinde korunur. Cosenza'nın Petrarca çevirisi, Shepherd'ın Poggio biyografisi ve Woodward'ın eğitim risaleleri derlemesi Internet Archive'da okunabilir.
Açık sorular
- Hümanizm, Orta Çağ'ın hitabet ve mektup yazma geleneğinden bir kopuş muydu, yoksa onun bir devamı mı?
- Hümanist eğitim, özgür düşünceyi mi, yoksa seçkinlere özgü bir itaat ve taklit kültürünü mü besledi?
- Rönesans hümanizmi, antik mirasın Arapça aracılığıyla korunmasına ne kadar borçluydu ve bu borcu neden çoğu zaman anmadı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Hümanistlerin eğitim programı olan studia humanitatis hangi dersi kapsamazdı? A) Retorik B) Tarih C) Ahlak felsefesi D) Geometri
- (Hedef 1) Poggio Bracciolini, 1416'da St. Gallen manastırında hangi antik yazarın eserinin tam kopyasını buldu? A) Quintilianus B) Aristoteles C) Vergilius D) Platon
- (Hedef 2) Petrarca, 1345'te Verona'da kimin mektuplarını bulup ona bir mektup yazdı? A) Seneca B) Livius C) Cicero D) Ovidius
- (Hedef 2) Bruni, Battista Malatesta'ya yazdığı risalede hangi sanatı kadının alanının tamamen dışında sayar? A) Tarih B) Retorik C) Şiir D) Din ve ahlak
- (Hedef 3) Hümanizmin belirli bir felsefe değil, bir eğitim ve meslek programı olduğunu savunan tarihçi kimdir? A) Eugenio Garin B) Ronald Witt C) Anthony Grafton D) Paul Oskar Kristeller
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Rönesans hümanizmi bir düşünce devrimi miydi, yoksa bir okul ve meslek kültürü mü?» sorusunu tartış. Cevabında Petrarca'nın Cicero'ya mektubunu, Poggio'nun St. Gallen keşfini ve Bruni'nin kadın eğitimine ilişkin risalesini kullan; Garin ile Kristeller'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- D — Geometri, studia humanitatis'in beş dersi arasında yoktu.
- A — Poggio, Quintilianus'un tam bir kopyasını buldu.
- C — Petrarca, Cicero'nun mektuplarını buldu.
- B — Bruni, retoriği kadının alanının dışında sayar.
- D — Bu tarihçi Paul Oskar Kristeller'dir.
Kapsamlı bir cevap, Petrarca'nın mektubunu, antik yazarlarla eleştirel ve kişisel bir diyaloğa giren yeni bir tavrın kanıtı olarak kullanır. Poggio'nun keşfini ve Bruni'nin coşkusunu, hümanistlerin metin avcılığını ve filolojik çalışmasını gösteren, ama manastırların koruyucu rolünü görmezden gelen bir kurtarma anlatısı olarak değerlendirir. Bruni'nin risalesini, hümanist eğitimin kadınlara kısmen açıldığını ama onları kamusal konuşmadan uzak tuttuğunu gösteren bir belge olarak okur. Güçlü bir yanıt, Garin'in hümanizmi yeni bir insan felsefesi olarak gören yorumunu Kristeller'in onu bir eğitim programı olarak tanımlayan yaklaşımıyla karşılaştırır; Grafton'un eleştirisini de ekleyerek, hümanizmin hem yeni bir tavır hem de belirli bir toplumsal grubun meslek kültürü olduğunu savunur.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste hümanistlerin antik metinleri tek tek, elle kopyalayarak çoğalttığını ve Poggio ile dostlarının geliştirdiği yuvarlak el yazısının sonradan harflere dönüşeceğini gördük. Bir el yazmasının kopyalanması aylar sürebiliyordu; bir hatayı düzeltmek, her kopyayı ayrı ayrı düzeltmek demekti. On beşinci yüzyılın ortasında, Mainz'da bir kuyumcunun geliştirdiği bir yöntem, bu hesabı kökten değiştirdi. Sonraki bölüm bunu soruyor: Gutenberg matbaası dünyayı nasıl değiştirdi?