İçeriğe geç

Bölüm DT-122.06 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Azteklerde insan kurbanı: gerçek ve abartı

DT-122 Amerika'nın Yerli Uygarlıkları

2.678 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1487–2015
Bölge
Mezoamerika
Tema
Din · Tarihyazımı · Kaynaklar
Kişiler
Bernal Díaz del Castillo · Andrés de Tapia · Bernardino de Sahagún · Hernán Cortés · Juan Ginés de Sepúlveda · Bartolomé de las Casas · Michael Harner · Bernard Ortiz de Montellano · Inga Clendinnen · David Carrasco
Yerler
Tenochtitlan · Templo Mayor · Xocotlan · Tlaxcala · Valladolid
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Aztek dininde insan kurbanının hangi inançlara dayandığını ve toplumsal hayatta hangi yeri tuttuğunu açıklayabileceksin.
  • Bernal Díaz'ın ve Sahagún'un tanıklıklarını, arkeolojik bulgularla karşılaştırarak, kurban hakkındaki sayıların ve anlatıların güvenilirliğini değerlendirebileceksin.
  • İnsan kurbanı konusunun fetih döneminde ve sonrasında nasıl bir meşrulaştırma aracına dönüştüğünü, tarihçilerin farklı açıklamalarıyla birlikte tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — sayılabilen ve sayılamayan

1519'da, Tenochtitlan'a doğru ilerleyen İspanyol askerleri, Xocotlan adlı bir kasabanın meydanında durdu. Askerlerden Bernal Díaz del Castillo, yaşlılığında yazdığı anılarında, orada gördüğü kafatası yığınlarını saydığını ve sayının yüz bini aştığını tahmin ettiğini yazar; sonra bu rakamı bir kez daha, vurgulayarak tekrarlar. Birkaç ay sonra, Tenochtitlan'ın büyük tapınak alanında, bu kez kafataslarının «bakılabildiğini ama sayılamadığını» söyler. Beş yüz yıl sonra, 2015'ten itibaren, Meksikalı arkeologlar, Mexico City'nin merkezinde, Díaz'ın anlattığı kafatası rafının kalıntılarını gün ışığına çıkardı. Bu ders, Azteklerde insan kurbanı hakkında gerçekten ne bildiğimizi, ve bu bilginin neden yüzyıllar boyunca hem gerçeği hem de abartıyı birlikte taşıdığını soruyor.

Bağlam — borç ve denge

İnsan kurbanı, Mezoamerika'da Azteklerden çok önce de vardı; Maya kentlerinde, Teotihuacan'da ve başka yerlerde de izleri bulunur. Aztekler, bu eski geleneği kendi dinlerinin merkezine yerleştirdi. Aztek kozmolojisine göre, evren, tanrıların kendi fedakârlıklarıyla yaratılmıştı. Teotihuacan dersinde anlatılan Aztek efsanesinde güneş, bir tanrının kendini ateşe atmasıyla doğmuştu. İnsanlar, tanrıların bu fedakârlığına borçluydu; güneşin hareket etmeye, yağmurun yağmaya, mısırın büyümeye devam etmesi için bu borcun ödenmesi gerekiyordu. Kurban, bu borcun en değerli ödemesi sayılıyordu.

Kurbanlar, çoğu zaman savaşta esir alınan düşman askerleriydi. Aztek toplumunda, bir savaşçının onuru ve toplumsal yükselişi, öldürdüğü değil, canlı esir aldığı düşman sayısıyla ölçülüyordu. On beşinci yüzyılın ortasından itibaren, Tenochtitlan ile Tlaxcala gibi komşu kentler arasında, kaynaklarda «çiçek savaşı» adıyla anılan, düzenli aralıklarla yapılan sınırlı çatışmalar da vardı. Sonraki anlatılara göre bu savaşların bir amacı, her iki tarafa da esir kazandırmaktı; ama bazı tarihçiler, bu açıklamanın Aztek yenilgilerini örtmek için sonradan kurulduğunu düşünür. Bazı kurbanlar ise, belirli tanrılara adanmak üzere satın alınan kölelerdi. Kurban törenleri, Aztek takviminin on sekiz aylık bayramlarının bir parçasıydı; her bayram, belirli bir tanrıya ve belirli bir mevsimsel olaya bağlıydı.

Gelişme — tanıklar ne gördü?

İnsan kurbanı hakkındaki bilgilerimizin büyük bölümü, fetihten sonra yazılmış İspanyolca kaynaklardan gelir. Bu kaynakların bir kısmı, fetihçilerin kendi tanıklıklarıdır; bir kısmı ise, Sahagún gibi rahiplerin, Aztek bilgelerinden derlediği ayrıntılı anlatılardır. Her iki kaynak türü de, kurbanın gerçekliğini doğrular; ama sayılar ve ayrıntılar konusunda büyük farklılıklar gösterir.

Fetihçilerin kendi tanıklıkları ise, daha farklı bir tondadır. Díaz, Tenochtitlan'daki büyük tapınağı ziyaretini anlatırken, bir yapıya «Cehennem» adını verdiğini söyler; rahipleri, Avrupalı okurlarına tanıdık gelsin diye, Dominiken rahiplerinin giysilerine benzetir. Onun anlatısı, gördüklerini kendi dünyasının kategorileriyle, Hıristiyan cehennemi ve şeytan tapınması kavramlarıyla okur. Sahagún'un bilgileri ise, aynı törenleri tanrıların adları, bayramların takvimi ve toplumun farklı kesimlerinin görevleri üzerinden anlatır. İki kaynak türünün yan yana okunması, aynı uygulamanın bir yabancının ve bir içerdeki bilgenin gözünden ne kadar farklı görünebildiğini gösterir; tarihçi, ikisinden de yararlanırken hangisinin neyi görebildiğini ve neyi göremediğini hesaba katmak zorundadır.

Dönüş noktası — sayılar ve amaçlar

Fetih döneminin kaynaklarında, kurban sayıları sık sık şaşırtıcı büyüklükte verilir. Hernán Cortés'in yanında savaşan Andrés de Tapia'nın anlatısından sık sık aktarılan bir sayıma göre, Tenochtitlan'daki büyük kafatası rafında yüz otuz bini aşkın kafatası vardı. Sonraki bir yüzyılda yazan bazı yazarlar, 1487'de Templo Mayor'un yeniden açılışı için birkaç gün içinde on binlerce kişinin kurban edildiğini ileri sürdü. Bu rakamların çoğu, tarihçiler tarafından büyük ölçüde abartılı bulunur: bu kadar çok insanın kısa sürede kurban edilmesi, fiziksel olarak mümkün görünmez; ayrıca yazarlar, bu olayların tanığı değildi.

Kurban sayılarının abartılmasının bir nedeni, fethin meşrulaştırılmasıydı. 1550–1551'de İspanya'nın Valladolid kentinde yapılan ünlü bir tartışmada, hukukçu Juan Ginés de Sepúlveda, yerli halkların insan kurbanı gibi uygulamalarının, onlara karşı savaşı ve onların egemenlik altına alınmasını haklı kıldığını savundu. Karşısında, Dominiken rahip Bartolomé de las Casas, kurbanın yerli halkların derin dindarlığının yanlış yönlendirilmiş bir ifadesi olduğunu, sayıların İspanyollar tarafından abartıldığını ve bunun fethi haklı çıkaramayacağını ileri sürdü. İnsan kurbanı, böylece, Aztek dininin bir gerçeği olmaktan çıkıp, İspanya'da bir siyasal ve hukuki tartışmanın silahına dönüştü.

Yaygın yanlış«Azteklerin insan kurbanı yaptığı bir İspanyol uydurmasıdır.»
Doğrusu

Bu görüş, fetih kaynaklarının abartılarına tepki olarak ortaya çıkmış olsa da, kanıtlarla desteklenmez. Aztek kodeksleri, Sahagún'un Aztek bilgelerinden derlediği anlatılar ve Templo Mayor'daki kazılar, insan kurbanının gerçekten yapıldığını açıkça gösterir. Tarihçilerin tartıştığı, kurbanın var olup olmadığı değil, ne ölçüde yaygın olduğu, sayıların ne kadar abartıldığı ve bu uygulamanın Aztek toplumu için ne anlam taşıdığıdır. Abartıya karşı çıkmak, gerçeği inkâr etmeyi gerektirmez.

Cevap — gerçeğin ve abartının ayrımı

Azteklerde insan kurbanı gerçekti; Aztek dininin, kozmolojisinin ve siyasetinin merkezî bir parçasıydı. Kurban, tanrılara olan borcun ödenmesi, evrenin düzeninin sürdürülmesi ve Aztek gücünün gösterilmesi anlamına geliyordu. Ama fetih döneminin kaynaklarında verilen sayıların çoğu abartılıydı ve bu abartı, fethi meşrulaştırmaya hizmet ediyordu. Tarihçinin görevi, bu iki gerçeği birlikte tutmaktır: ne Aztekleri yalnızca kurbanla tanımlayan bir anlatıyı, ne de kurbanı tümüyle inkâr eden bir anlatıyı kabul etmek.

Bugünle bağ — toprağın altındaki kanıt

2015'ten itibaren, Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü'nün arkeologları, Mexico City'nin merkezinde, Templo Mayor'un karşısındaki büyük kafatası rafının kalıntılarını ortaya çıkardı. Kazılarda, rafın temelleri ve kafataslarının harçla birbirine bağlanarak oluşturulduğu yuvarlak bir kulenin parçaları bulundu. Bulunan kafataslarının sayısı yüzlerle ifade ediliyor; aralarında yalnızca savaşçı yaşındaki erkeklerin değil, kadınların ve çocukların da bulunması, araştırmacıları şaşırttı. Bu bulgular, fetih kaynaklarının anlattığı yapının gerçekliğini doğruluyor; ama o kaynaklardaki sayılar ile kazılarda bulunanlar arasındaki fark, abartı tartışmasını da canlı tutuyor.

Birincil kaynak

Bernal Díaz del Castillo, 1519'da Tenochtitlan'a giderken geçtikleri Xocotlan kasabasında gördüklerini, yaşlılığında şöyle hatırlar. A. P. Maudslay'in İngilizce çevirisinden:

I remember that in the plaza where some of their oratories stood, there were piles of human skulls so regularly arranged that one could count them, and I estimated them at more than a hundred thousand. I repeat again that there were more than one hundred thousand of them. […] We had occasion to see many such things later on as we penetrated into the country for the same custom was observed in all the towns, including those of Tlaxcala.

Türkçesi: Hatırlıyorum, ibadet yerlerinden bazılarının bulunduğu meydanda, insan kafatası yığınları o kadar düzenli dizilmişti ki onları sayabiliyordunuz; ben onları yüz binden fazla olarak tahmin ettim. Bir kez daha tekrar ediyorum, yüz binden fazlaydılar. […] Ülkenin içlerine ilerledikçe bunun gibi pek çok şey görme fırsatımız oldu, çünkü aynı âdet, Tlaxcala'nınkiler de dahil olmak üzere bütün kasabalarda uygulanıyordu.

Kaynak: Bernal Díaz del Castillo, Historia verdadera de la conquista de la Nueva España (y. 1568); A. P. Maudslay (çev.), The True History of the Conquest of New Spain, cilt I (Londra: Hakluyt Society, 1908), s. 222–223; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.

  1. Díaz, kafataslarının «sayılabilecek kadar düzenli» dizildiğini söylüyor, ama bir sayı değil bir «tahmin» veriyor. Bu iki ifade arasındaki gerilim, onun rakamı hakkında ne düşündürüyor?
  2. Díaz, rakamı neden iki kez tekrarlıyor? Bu tekrar, okurunu neye ikna etmeye çalıştığı hakkında ne gösteriyor?
  3. Díaz, bu satırları olaydan yaklaşık kırk yıl sonra yazdı. Bu zaman aralığı, bir tanıklığın güvenilirliğini nasıl etkiler?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Michael Harner (1977) — American Ethnologist'te yayımladığı makalede, Aztek insan kurbanının ekolojik bir açıklaması olduğunu ileri sürdü. Meksika Havzası'nda büyük hayvan eksikliği nedeniyle protein yetersizliği yaşandığını ve kurbanın bu açığı kapatmaya yönelik bir uygulama olduğunu savundu. Bu tez, büyük ilgi ve sert eleştiri gördü.
  • Bernard Ortiz de Montellano (1978) — Science'ta yayımladığı makalede, Harner'ın tezini ayrıntılı biçimde çürüttü. Aztek beslenmesinin mısır, fasulye, amaranth ve göl kaynaklarından yeterli protein sağladığını, kurbanların zamanlamasının da hasat ve kıtlık dönemleriyle örtüşmediğini gösterdi; ekolojik açıklamanın kanıtlarla desteklenmediğini savundu.
  • Inga Clendinnen (1991) — Aztecs: An Interpretation adlı kitabında, insan kurbanını Aztek toplumunun kendi dünya görüşü içinden anlamaya çalıştı. Kurbanın, savaşçı ideali, toplumsal düzen ve kutsal olanla ilişki üzerine kurulu bir anlam sisteminin parçası olduğunu, bu yüzden tek bir işlevle açıklanamayacağını savundu.
  • David Carrasco (1999) — City of Sacrifice adlı kitabında, Tenochtitlan'ı bir «kurban kenti» olarak inceledi. Kurbanın, kentin mimarisi, takvimi ve siyasal gücüyle nasıl iç içe geçtiğini, Aztek başkentinin kendisini evrenin merkezi olarak nasıl sunduğunu gösterdi.

Bu tartışmada tarihçiler, insan kurbanını farklı düzeylerde açıklar. Harner, kurbanı maddi bir ihtiyaçla, protein eksikliğiyle açıklamaya çalışır. Ortiz de Montellano, bu açıklamanın kanıtlarla desteklenmediğini gösterir. Clendinnen, kurbanı Aztek dünya görüşünün içinden anlamaya çalışır. Carrasco ise, kurbanı kentin mimarisi ve siyasal gücüyle birlikte okur. Tartışma, bir uygulamayı maddi koşullarla mı, yoksa bir inanç ve anlam sisteminin içinden mi açıklamak gerektiği sorusu etrafında döner.

Derine İn

İnsan kurbanı gibi bir konuyu incelemek, tarihçiye özel bir sorumluluk yükler. Bir yandan, geçmişteki bir toplumun kendi dünya görüşünü, kendi değerleriyle anlamaya çalışmak gerekir; öte yandan, bu anlama çabası, uygulamanın insanlar için ne anlama geldiğini, kurban edilenlerin acısını görmezden gelmemelidir. Clendinnen, bu iki yükümlülüğü birlikte taşımaya çalışan tarihçilerden biridir: kurbanı Aztek dünya görüşü içinden açıklarken, onun korkunçluğunu da inkâr etmez.

Kaynak eleştirisi açısından, insan kurbanı konusu, fetih dönemi kaynaklarının nasıl okunması gerektiğinin en açık örneklerinden biridir. Bu kaynakların yazarları, farklı amaçlar taşıyordu. Fetihçiler, kendi eylemlerini haklı çıkarmak ve cesaretlerini öne çıkarmak için yazdı. Rahipler, Aztek dinini anlamaya çalıştılar; ama bu çabanın sonunda onu silmeyi hedefliyorlardı. Sonraki yüzyıllarda yazan yazarlar ise, çoğu zaman önceki kaynakları tekrarladı ve rakamları büyüttü. Bu yüzden tarihçiler, her rakamı, yazarının kim olduğuna, olayın tanığı olup olmadığına ve hangi amaçla yazdığına göre değerlendirir.

Arkeoloji, bu değerlendirmeye bağımsız bir kanıt katar. Templo Mayor kazılarında bulunan kurban kalıntıları, kafatası rafı ve sunular, kurbanın gerçekliğini doğrular. Kemiklerin kimyasal analizleri, kurban edilenlerin bir kısmının Tenochtitlan dışından, farklı bölgelerden geldiğini gösteriyor; bu da, esir alınan düşmanların ve haraç olarak gönderilen insanların kurban edildiğine dair yazılı kaynakları destekliyor. Ama arkeolojik bulgular, fetih kaynaklarındaki yüz binlerle ifade edilen rakamları doğrulamıyor. Kazılar sürdükçe bulunan kalıntıların sayısı artıyor; bu yüzden arkeologlar da kesin bir toplam vermekten kaçınıyor ve rakamların her yeni sezonla yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Son olarak, insan kurbanı konusu, farklı toplumları karşılaştırırken dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatır. Aynı yüzyılda, Avrupa'da da, dinsel ya da siyasal nedenlerle, kalabalıkların önünde insanlar yakılıyor, işkence görüyor ve idam ediliyordu. Bu karşılaştırma, Aztek kurbanını haklı çıkarmak için değil, bir toplumu yalnızca en şiddetli uygulamalarıyla tanımlamanın tehlikesini göstermek için önemlidir. İspanyollar, Azteklerin kurbanlarını dehşetle anlatırken, kendi dünyalarındaki şiddeti farklı bir çerçevede görüyordu. Tarihçinin görevi, her iki dünyayı da aynı eleştirel gözle incelemektir.

Bu tartışmanın bir de bugünkü boyutu vardır. İnsan kurbanı, yüzyıllar boyunca Meksika'nın yerli geçmişini küçümsemek için kullanıldı; bu yüzden, bazı Meksikalı düşünürler ve halk, konunun sürekli öne çıkarılmasına tepki gösterdi. Öte yandan, yirminci yüzyılın başında, Meksika devrimi sonrasında, Aztek geçmişi ulusal kimliğin bir kaynağı olarak yüceltildi ve kurban gibi rahatsız edici yönleri kimi zaman geri planda bırakıldı. Bugün, Templo Mayor Müzesi, kurban kalıntılarını hem gizlemeden hem de sansasyona kaçmadan sergilemeye çalışıyor. Bir toplumun geçmişindeki karanlık yönlerle yüzleşmek, o geçmişi ne yüceltmeyi ne de küçümsemeyi gerektirir; yalnızca dürüstçe anlamayı gerektirir; kurban edilenlerin de, kurbanı yapanların da insan olduğunu akılda tutarak. Bu ders, bu yüzden, kurbanı ne bir merak nesnesi ne de bir suçlama aracı olarak değil, bir toplumun dünyayı anlama biçiminin bir parçası olarak ele almaya çalıştı.

Uzman Notu

Temel literatür

  • A. P. Maudslay (çev.), Bernal Díaz del Castillo, The True History of the Conquest of New Spain, 5 cilt (Londra: Hakluyt Society, 1908–1916).
  • Carlos María de Bustamante (ed.), Bernardino de Sahagún, Historia general de las cosas de Nueva España, 3 cilt (Meksiko, 1829–1830).
  • Michael Harner, «The Ecological Basis for Aztec Sacrifice», American Ethnologist 4 (1977), s. 117–135.
  • Bernard R. Ortiz de Montellano, «Aztec Cannibalism: An Ecological Necessity?», Science 200 (1978), s. 611–617.
  • Inga Clendinnen, Aztecs: An Interpretation (Cambridge: Cambridge University Press, 1991).
  • David Carrasco, City of Sacrifice: The Aztec Empire and the Role of Violence in Civilization (Boston: Beacon Press, 1999).

Arşiv ve kaynak

Aztek insan kurbanı hakkındaki kaynaklar, fetihçilerin mektupları ve anıları, Sahagún'un ve öbür rahiplerin derlediği Aztek anlatıları, fetih öncesi ve sonrası resimli kodeksler ve Templo Mayor ile başka yerlerdeki kazıların bulgularıdır. Díaz'ın ve Sahagún'un eserleri çevrimiçi arşivlerde bulunur. Templo Mayor kazılarının sonuçları, Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü'nün yayınlarında ve Templo Mayor Müzesi'nde sergilenir.

Açık sorular

  • Tenochtitlan'da her yıl ne kadar insan kurban ediliyordu?
  • Kurban edilenler arasında kadınların ve çocukların bulunması, kurbanın anlamı hakkında ne söylüyor?
  • Sıradan Aztek halkı, kurban törenlerine nasıl bakıyordu?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Aztek kozmolojisine göre insan kurbanının temel amacı neydi? A) Düşmanları korkutmak B) Tanrılara olan borcu ödemek ve evrenin düzenini sürdürmek C) Nüfusu azaltmak D) Protein ihtiyacını karşılamak
  2. (Hedef 2) Kurban edilenlerin kafataslarının sergilendiği yapıya ne denir? A) Tzompantli B) Çinampa C) Calpulli D) Pochteca
  3. (Hedef 3) 1550–1551'de Valladolid'de, yerli halkların kurban uygulamalarının onlara karşı savaşı haklı kıldığını savunan hukukçu kimdir? A) Bartolomé de las Casas B) Bernardino de Sahagún C) Juan Ginés de Sepúlveda D) Andrés de Tapia
  4. (Hedef 3) Aztek kurbanının protein eksikliğiyle açıklanabileceğini ileri süren araştırmacı kimdir? A) Inga Clendinnen B) Bernard Ortiz de Montellano C) David Carrasco D) Michael Harner
  5. (Hedef 2) Díaz'a göre Xocotlan'daki kafatası yığınlarının sayısı ne kadardı? A) Yüz binden fazla B) Yaklaşık bin C) Birkaç yüz D) On bin

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Azteklerde insan kurbanı hakkında ne biliyoruz ve bu bilginin hangi katmanları abartıdır?» sorusunu tartış. Cevabında Díaz'ın tanıklıklarını, Sahagún'un tapınak alanı listesini, Valladolid tartışmasını ve Templo Mayor kazılarını kullan; Harner ile Clendinnen'in yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Temel amaç, tanrılara olan borcu ödemek ve evrenin düzenini sürdürmekti.
  2. A — Bu yapıya tzompantli denir.
  3. C — Bu hukukçu Juan Ginés de Sepúlveda'dır.
  4. D — Bu araştırmacı Michael Harner'dır.
  5. A — Díaz, sayının yüz binden fazla olduğunu tahmin etmişti.

Kapsamlı bir cevap, Díaz'ın tanıklıklarını, kurbanın gerçekliğini doğrulayan ama sayıları abartan, fetihçi bakışıyla yazılmış kaynaklar olarak okur. Sahagún'un listesini, kurbanın geniş bir dinsel yaşamın parçası olduğunu gösteren bir kaynak olarak kullanır. Valladolid tartışmasını, kurban konusunun fethi meşrulaştırmak için nasıl kullanıldığının örneği olarak açıklar. Templo Mayor kazılarını, hem kurbanın gerçekliğini doğrulayan hem de fetih kaynaklarındaki rakamları sorgulatan bağımsız kanıtlar olarak tartışır. Güçlü bir yanıt, Harner'ın ekolojik açıklamasını, Clendinnen'in kurbanı Aztek dünya görüşünün içinden anlamaya çalışan yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Aztekler, resimli kitaplarında tarihlerini ve haraç listelerini kaydediyordu. Ama güneyde, And Dağları'nda, Azteklerden bile daha geniş bir imparatorluk kuran İnkalar, yazı kullanmadan milyonlarca insanı yönetti. İnkaların kayıt aracı, renkli iplerden yapılmış, düğümlerle bilgi saklayan quipu'lardı. Bu iplerle nüfus sayımları, vergi kayıtları ve belki de tarihsel anlatılar saklanıyordu. Sıradaki derste bu imparatorluğu inceleyeceğiz: İnkalar yazısız bir imparatorluğu nasıl yönetti, quipu'lar nasıl okunuyordu, ve bu düğümlü iplerin sırrı bugün çözülebilir mi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:30 Kanca: bir kasaba meydanında duran, defterine bir şeyler yazan bir asker silüeti; ardından modern bir kentin kaldırımları arasında açılmış kare bir çukur ve ölçüm aletleri. Hiçbir yüz çizilmez; hiçbir şiddet sahnesi gösterilmez.
  • 1:30–3:00 Bağlam: doğan güneşin silüeti; bir takvim çarkında birer birer yanan on sekiz bayram işareti.
  • 3:00–4:40 Gelişme: taş döşeli geniş bir tapınak avlusunun kuşbakışı planı; okullar, havuzlar, dans meydanları ve top oyunu alanı birer birer etiketleniyor.
  • 4:40–6:45 Dönüş noktası: bir mahkeme salonunda karşılıklı oturan iki silüet; masalarında kitaplar ve belgeler; aralarında bir tartışmayı simgeleyen boş bir terazi.
  • 6:45–9:00 Kapanış: bir laboratuvarda kemik örneklerini inceleyen bilim insanlarının elleri; ekranda beliren kimyasal analiz grafikleri.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.