Öğrenme hedefleri
- Büyük Zimbabve'nin ne zaman, hangi ekonomik temeller üzerinde ve nasıl inşa edildiğini, Hint Okyanusu ticaretiyle bağlantısı içinde açıklayabileceksin.
- João de Barros'un on altıncı yüzyıldaki tasvirini, Theodore Bent'in 1891 kazısını ve David Randall-MacIver'ın 1905 araştırmasını karşılaştırarak, aynı kalıntıların farklı yüzyıllarda nasıl okunduğunu değerlendirebileceksin.
- Büyük Zimbabve'nin kökeni sorusunun neden bir bilim sorusu olmaktan çıkıp bir siyasal meşruiyet sorusuna dönüştüğünü tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — kazıda bulunan bir sikke
Büyük Zimbabve'nin kalıntıları arasında yapılan kazılarda bulunan en küçük nesnelerden biri, bir bakır sikkedir. Sikkenin üzerinde Arapça bir ad okunur: kıyıdaki Kilva'yı on dördüncü yüzyılda yöneten el-Hasan bin Süleyman. Bir önceki derste, Doğu Afrika kıyısındaki Kilva'nın zenginliğinin Sofala'dan gelen altına dayandığını görmüştük. Bu sikke, o zincirin öbür ucunu gösterir: kıyıdan yüzlerce kilometre içeride, bir platonun üzerinde yükselen dev taş duvarların arasında yaşayan insanlar, Kilva'nın tüccarlarıyla alışveriş yapıyordu. Ama bu küçük sikke, on dokuzuncu yüzyılda kalıntıları gören Avrupalıların gözünde, başka bir anlam taşıdı: onlara göre bu kadar görkemli yapıları yerel halk yapamazdı; ya Fenikeliler, ya Araplar, ya da İncil'deki Saba melikesinin halkı yapmıştı. Bu ders, bu kalıntıların gerçek yapımcılarını, ve doğru yanıtın bir yüzyıl boyunca neden direnişle karşılaştığını soruyor.
Bağlam — Limpopo'dan Zimbabve platosuna
Büyük Zimbabve, bugünkü Zimbabve'nin güneydoğusunda, Limpopo ile Zambezi nehirleri arasındaki yüksek platoda yer alır. Bu bölgede, birinci binyılın sonlarından itibaren, Bantu dilleri konuşan, sığır yetiştiren ve tarım yapan topluluklar yaşıyordu. Bu toplulukların zenginliği, en başta sığırlarla ölçülüyordu. On birinci ve on üçüncü yüzyıllar arasında, Limpopo vadisindeki Mapungubwe'de, Hint Okyanusu ticaretine bağlı, seçkinlerin bir tepenin üzerinde halktan ayrı yaşadığı bir krallık yükseldi. Mapungubwe'nin mezarlarında, altın varakla kaplı küçük bir gergedan heykeli bulundu.
On üçüncü yüzyılda, ağırlık merkezi kuzeye, Zimbabve platosuna kaydı. Büyük Zimbabve'nin en parlak dönemi, on üçüncü yüzyılın sonu ile on beşinci yüzyılın ortası arasındaydı. Kentin çevresinde, onbinlerce insanın yaşadığı tahmin edilir. Kentin gücü, sığır sürülerinden, çevredeki altın madenlerinden ve bu altının Sofala üzerinden kıyıya, oradan da Kilva'ya ulaşan ticaretinden geliyordu.
Gelişme — taşın söylediği
Büyük Zimbabve'nin kalıntıları üç ana bölümden oluşur. Kuzeyde, granit bir tepenin üzerinde, doğal kaya bloklarıyla duvarları birleştiren «Tepe Yapıları» vardır; bu, büyük olasılıkla hükümdarın ve dinsel törenlerin yeriydi. Tepenin güneyindeki vadide, «Büyük Muhafaza» denen dev bir duvar yükselir: yaklaşık on bir metre yüksekliğe ve yüzlerce metre uzunluğa ulaşan, içinde konik bir kule bulunan eliptik bir yapı. Aradaki vadide ise, kerpiç evlerin çevresinde daha küçük taş muhafazalar yer alır. Bu yapıların hiçbirinde kemer, kubbe ya da çatı taşıyan taş yoktur; harçsız duvar, bir odayı örtmek için değil, bir alanı çevirmek, içeridekini dışarıdakinden ayırmak için örülmüştü. İnsanlar, bu muhafazaların içinde, kerpiçten ve samandan yapılmış yuvarlak evlerde yaşıyordu. Duvarların üst kısımlarında, balıksırtı ve dama deseninde dizilmiş taşlarla yapılmış süsleme bantları görülür; bu bantlar, duvarların yalnızca bir sınır değil, bir gösteri de olduğunu hatırlatır.
Kazılarda, bu yapıların içinde yaşayan insanların eşyaları bulundu: yerel çanak çömlek, demir aletler, bakır teller, altın süs eşyaları, sığır kemikleri. Bunların yanında, okyanus ötesinden gelen mallar da vardı: Çin'den seladon porselen, İran'dan sırlı çanak çömlek, Suriye'den cam ve Kilva'nın bakır sikkesi. Tepe Yapıları'ndan, yontulmuş sabuntaşından, bir sütunun tepesine oturmuş, yarı kuş yarı insan görünümlü sekiz heykel çıktı. Bu heykeller, büyük olasılıkla, hükümdarların atalarını ya da onlarla ilişkili kutsal güçleri simgeliyordu.
Dönüş noktası — «Saba melikesinin sarayı»
On beşinci yüzyılın ortasından sonra Büyük Zimbabve'nin nüfusu azaldı. Bunun nedenleri tartışmalıdır: çevredeki otlakların ve ormanların aşırı kullanılması, altın ticaretinin kuzeydeki Mutapa krallığına ve güneybatıdaki Khami'ye kayması ve siyasal bölünmeler etkili olmuş olabilir. Ama yapılar, yerel toplulukların hafızasında kutsal yerler olarak yaşamaya devam etti.
1871'de, Alman jeolog Karl Mauch kalıntılara ulaştı. Mauch, Büyük Muhafaza'nın bir kapısında bulduğu ahşap bir kirişin kokusundan, onun Lübnan sedirinden yapıldığı sonucuna vardı ve kalıntıların, İncil'deki Saba melikesinin sarayının bir kopyası olduğunu ileri sürdü. Bu iddia, Avrupa'da büyük ilgi uyandırdı. Yaklaşık yirmi yıl sonra, 1890'da, Cecil Rhodes'un Britanya Güney Afrika Şirketi bölgeyi sömürgeleştirmeye başladı. Şirket, kalıntıların «eski ve yabancı» bir uygarlığın eseri olduğunu kanıtlamaya büyük önem verdi: eğer Afrika'nın içlerinde bir zamanlar yabancı fatihler hüküm sürmüşse, yeni Avrupalı yöneticiler de onların mirasçısı olarak sunulabilirdi.
Yaygın yanlış«Büyük Zimbabve'nin kimin eseri olduğu hâlâ bilinmiyor; belki Fenikeliler, belki Araplar yaptı.»
Bu soru, bilim açısından 1900'lerin başında yanıtlandı. 1905'te Randall-MacIver'ın, 1929'da Caton-Thompson'ın kazıları, yapıların Orta Çağ'da, yerel Afrika toplulukları tarafından inşa edildiğini gösterdi. Sonraki radyokarbon tarihlendirmeleri ve kazılar bu sonucu doğruladı. Yapıların taş işçiliği, bölgedeki başka taş yapılarla ve bugün de yaşayan mimari geleneklerle uyumludur. Kalıntılardaki yabancı mallar, yapıları yabancıların inşa ettiğini değil, yerel hükümdarların okyanus ötesiyle ticaret yaptığını gösterir.
Cevap — bir platonun hükümdarları
Büyük Zimbabve'yi, Zimbabve platosunda yaşayan Bantu dilli toplulukların, büyük olasılıkla bugünkü Şona halklarının atalarının hükümdarları inşa etti. Onların gücü, sığır sürülerine, altına ve Hint Okyanusu ticaretine dayanıyordu. Taş duvarlar, savunma için değil, bir hükümdarın ve seçkinlerin gücünü ve kutsallığını göstermek, onları halktan ayırmak için yapılmıştı. Kalıntıların bir kökeni sorunu olarak tartışılması, bilimsel bir belirsizlikten değil, sömürge yönetiminin bu yapıları yerel halktan koparma ihtiyacından doğdu. Bu yüzden «Büyük Zimbabve'yi kim inşa etti?» sorusunun iki yanıtı vardır: tarihsel yanıtı, platonun Afrikalı hükümdarlarıdır; tarihyazımı yanıtı ise, bu yanıtı onca yıl reddettiren çıkarları gösterir.
Bugünle bağ — geri dönen kuşlar
Büyük Zimbabve'nin sabuntaşı kuşlarından bazıları, sömürgeleştirmenin ilk yıllarında ülkeden çıkarılıp Güney Afrika'ya ve Almanya'ya götürüldü. 1980'deki bağımsızlığın ardından kuşların çoğu Zimbabve'ye geri döndü; bir kuşun Berlin'de kalan parçası da 2000'lerin başında iade edildi. Bugün bu kuşlar, ülkenin bayrağında ve armasında, bir halkın geçmişine yeniden sahip çıkmasının simgesi olarak yer alıyor.
Birincil kaynak
İngiliz arkeolog David Randall-MacIver, 1905'te Britanya Bilim Derneği adına Büyük Zimbabve'de ve Rodezya'daki başka kalıntılarda kazılar yaptı. Ertesi yıl yayımladığı kitabın önsözünde, vardığı sonuçları şöyle anlatır:
These conclusions are not of the nature which the general public expected, though archaeologists and ethnologists see no reason to be surprised at them. Before there was sufficient evidence on which to base any suggestions whatsoever as to origin or date, popular opinion had confidently settled the question to its own great satisfaction. It had decided that the Rhodesian ruins must be of immense antiquity, and […] had pronounced Zimbabwe and all similar buildings to be the work of an ancient people from the East.
Türkçesi: Bu sonuçlar, genel halkın beklediği türden değil; ama arkeologlar ve etnologlar onlara şaşırmak için bir neden görmüyor. Köken ya da tarih hakkında herhangi bir öneriye dayanak olacak yeterli kanıt yokken, halkın kanısı soruyu kendi büyük hoşnutluğuna göre çoktan kesin olarak çözmüştü. Rodezya kalıntılarının çok eski olması gerektiğine karar vermiş ve […] Zimbabve'yi ve benzeri bütün yapıları Doğu'dan gelmiş eski bir halkın eseri ilan etmişti.
Kaynak: David Randall-MacIver, Mediaeval Rhodesia (Londra: Macmillan, 1906), önsöz, s. vii–viii; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Randall-MacIver'a göre, «halkın kanısı» kalıntıların kökeni sorusunu neden kanıt olmadan «çözmüştü»? Bu kanının arkasında hangi beklentiler yatıyor olabilir?
- Randall-MacIver, arkeologların bu sonuçlara şaşırmadığını söylüyor. Bu, onun kendi mesleğini «halkın kanısından» nasıl ayırdığını gösteriyor?
- Bu önsöz, kazıyı destekleyen Rodezya'daki beyaz yerleşimcilerin çoğunun duymak istemediği bir sonucu duyuruyor. Bir bilim insanının böyle bir sonucu açıklaması, o dönemde neden cesaret gerektirmiş olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Peter Garlake (1973) — Great Zimbabwe adlı kitabında, kalıntıların yerel Afrikalılarca inşa edildiğini, dönemin arkeolojik kanıtlarını bir araya getirerek açıkça savundu. Rodezya'da anıtların korunmasından sorumlu bir görevli olarak çalışırken, hükümetin kalıntıların kökeni konusundaki baskısıyla karşılaştı ve ülkeden ayrıldı; kitabı, bilimin siyasal baskıya karşı duruşunun bir simgesi oldu.
- Thomas Huffman (1996) — Snakes and Crocodiles adlı kitabında, Büyük Zimbabve'nin yapılarını, bölgedeki Şona ve Venda topluluklarının dünya görüşü ve toplumsal düzeni üzerinden yorumladı. Tepe Yapıları'nı hükümdarın, Büyük Muhafaza'yı ise hükümdarın eşlerinin ve belki de erginlenme törenlerinin mekânı olarak okudu; mekânın düzenini, kutsallık, cinsiyet ve güç arasındaki ilişkinin bir haritası saydı.
- Innocent Pikirayi (2001) — The Zimbabwe Culture adlı kitabında, Büyük Zimbabve'yi tek bir kent olarak değil, Mapungubwe'den Khami'ye ve Mutapa'ya uzanan bir «Zimbabwe kültürü»nün parçası olarak ele aldı. Bu kültürün yükselişini ve düşüşünü, iklim, çevre ve ticaret değişimleriyle ilişkilendirdi.
- Shadreck Chirikure (2020) — Great Zimbabwe: Reclaiming a «Confiscated» Past adlı kitabında, Büyük Zimbabve'nin geçmişinin sömürge döneminde yerel halktan «el konulduğunu» savundu. Yeni tarihlendirmelere ve yerel toplulukların bilgisine dayanarak, kalıntıların tarihini Zimbabwe halkının kendi bakış açısından yeniden yazmaya çalıştı; Huffman'ın bazı yorumlarını da, yerel bilgiyi yeterince hesaba katmadığı gerekçesiyle eleştirdi.
Bu tartışmada tarihçiler, Büyük Zimbabve'nin kökenini artık tartışmaz; tartıştıkları, yapıların neyi anlattığı ve bu hikâyeyi kimin anlatacağıdır. Garlake, yerel köken görüşünü siyasal baskıya karşı savunur. Huffman, yapıları bir dünya görüşünün mekânsal ifadesi olarak okur. Pikirayi, Büyük Zimbabve'yi daha geniş bir bölgesel kültürün içine yerleştirir. Chirikure ise, sömürge döneminde el konulan bir geçmişi yerel halkın bakış açısından geri almayı hedefler. Tartışmanın yönü, «kim yaptı?» sorusundan, «bu yapılar ne anlatıyordu ve onları kim anlatmalı?» sorusuna kaymıştır.
Derine İn
Büyük Zimbabve'nin tarihi, bir anıtın kendisi kadar, onun üzerindeki arkeolojik tabakaların da bir tarih belgesi olduğunu gösterir. 1902'de, Rhodes'un şirketi, gazeteci Richard Hall'u kalıntıların koruyucusu olarak atadı. Hall, kalıntıları, aşağılayıcı sözcüklerle andığı yerel yaşam katmanlarından «temizlemek» amacıyla, bazı yerlerde metrelerce kalınlıktaki arkeolojik birikintiyi kazıp attı. Bu birikintiler, yapıların içinde yaşayan insanların gündelik hayatının, yani yapıların asıl tarihinin kaydıydı. Hall'un kazıları, sonraki arkeologların yanıtlamaya çalışacağı pek çok soruyu yanıtsız bıraktı. Yani yerel halkın yapıların sahibi olmadığı önyargısı, yalnızca yanlış bir yorum üretmedi; o yorumu çürütebilecek kanıtları da fiziksel olarak yok etti.
Randall-MacIver'ın 1905'teki araştırması, bu yüzden büyük bir cesaret gerektirdi. Mısır ve Doğu arkeolojisinde çalışmış biri olarak, Rodezya kalıntılarında Doğu'dan gelen bir uygarlığın izlerini bulmayı umuyordu. Ama bulduğu, yerel çanak çömlek, yerel aletler ve Orta Çağ'a ait ithal mallardı. Buna göre Büyük Muhafaza'nın tarihini on dördüncü ya da on beşinci yüzyıl olarak belirledi. Hall, bu sonuca sert tepki gösterdi ve 1909'da, Randall-MacIver'a karşı yazdığı bir kitapta kalıntıların çok eski ve yabancı olduğunu savunmayı sürdürdü. Tartışma, Caton-Thompson'ın 1929 kazılarıyla bilim açısından kapandı; ama siyasal açıdan kapanmadı. İki arkeoloğun aynı kalıntılardan bu kadar farklı sonuçlar çıkarması, kanıtın kendi başına konuşmadığını, onu okuyanın sorularıyla ve beklentileriyle konuştuğunu gösterir.
Rodezya'daki yerleşimci yönetim, 1965'te Britanya'dan tek taraflı bağımsızlık ilan ettikten sonra, kalıntıların yerel kökenini kabul etmenin, Afrikalıların kendi kendini yönetme iddiasını güçlendireceğinden kaygılandı. Bu dönemde, resmî yayınlarda kalıntıların kökeni bilinçli olarak belirsiz bırakıldı; Garlake gibi arkeologlar baskıyla karşılaştı. Öte yandan, Afrikalı bağımsızlık hareketleri Büyük Zimbabve'yi bir özgürlük simgesi olarak benimsedi; Kalıntılar böylece iki karşıt siyasal tasavvurun sembolü oldu; sonunda kazanan taraf, yeni devletin adını da onlardan seçti.
Bu hikâye, Afrika Uygarlıkları kursunun en başında sorduğumuz soruya geri döner: Afrika neden «tarihsiz» sayıldı? Büyük Zimbabve örneği, bu önyargının yalnızca bir fikir olmadığını, somut siyasal çıkarlara hizmet ettiğini ve bu çıkarlar uğruna kanıtların bile yok edilebildiğini gösterir. Tarihin, geçmişi kimin anlatacağına dair bir mücadele olduğu, belki de hiçbir yerde bu kadar açık görülmez.
Bugünkü araştırmalar, bu mücadeleyi yeni bir yöne taşıyor. Arkeologlar, artık yalnızca yapıları değil, çevrelerindeki gündelik yaşamı, tarlaları, sığır ağıllarını, demir işliklerini ve küçük yerleşimleri de inceliyor. Yeni radyokarbon tarihlendirmeleri, yapıların inşa sırasını ve kentin ne kadar süre yaşadığını yeniden hesaplıyor. Yerel toplulukların Büyük Zimbabve hakkındaki bilgisi, kutsal yerler, törenler ve atalarla ilgili gelenekler, sömürgecilik döneminde görmezden gelinmişti; bugün bu bilgi, arkeolojik yorumun bir parçası olarak ciddiye alınıyor. Kalıntıların hemen yanında yaşayan toplulukların, alanın yönetiminde söz sahibi olup olmayacağı da tartışılıyor. Böylece Büyük Zimbabve'nin hikâyesi, yalnızca geçmişte kimin inşa ettiği sorusuyla değil, bugün kimin koruyacağı ve kimin anlatacağı sorusuyla da sürüyor.
Uzman Notu
Temel literatür
- George McCall Theal (ed.), Records of South-Eastern Africa, cilt VI (Londra, 1900).
- J. Theodore Bent, The Ruined Cities of Mashonaland (Londra: Longmans, Green, 1892).
- David Randall-MacIver, Mediaeval Rhodesia (Londra: Macmillan, 1906).
- Peter S. Garlake, Great Zimbabwe (Londra: Thames and Hudson, 1973).
- Thomas N. Huffman, Snakes and Crocodiles: Power and Symbolism in Ancient Zimbabwe (Johannesburg: Witwatersrand University Press, 1996).
- Shadreck Chirikure, Great Zimbabwe: Reclaiming a «Confiscated» Past (Londra: Routledge, 2020).
Arşiv ve kaynak
Büyük Zimbabve'nin tarihinin kaynakları, kalıntıların kendisi ve kazı raporları; Portekizli yazarların on altıncı ve on yedinci yüzyıllardaki anlatıları; Şona ve öbür yerel toplulukların sözlü gelenekleri; bölgedeki başka taş yapı yerleşimlerinin bulgularıdır. De Barros'un Theal çevirisine, Bent'in ve Randall-MacIver'ın kitaplarına Internet Archive üzerinden ulaşılabilir. Kalıntılar, 1986'da UNESCO'nun koruma altındaki dünya mirası alanları arasına girdi.
Açık sorular
- Büyük Zimbabve'nin terk edilmesinde, çevresel etkenler, ticaret yollarının değişmesi ve siyasal bölünmeler ne ölçüde rol oynadı?
- Büyük Muhafaza'nın işlevi neydi: bir saray, bir tören alanı, yoksa kraliyet ailesinin kadınlarının yaşadığı bir yer mi?
- Hall'un kazılarıyla yok olan tabakaların yerini, bugünkü arkeolojik yöntemler ne ölçüde doldurabilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Platodaki dev taş duvarlar hangi teknikle örülmüştür? A) Harçla örülmüş tuğla B) Harçsız kuruyapı C) Kerpiç D) Beton
- (Hedef 1) Büyük Zimbabve'de bulunan ve Doğu Afrika kıyısıyla ticaret bağını gösteren sikke hangi kentin sultanına aittir? A) Mogadişu B) Mombasa C) Kilva D) Malindi
- (Hedef 2) 1871'de kalıntıların Saba melikesinin sarayının kopyası olduğunu ileri süren Alman jeolog kimdir? A) Karl Mauch B) Theodore Bent C) Richard Hall D) Cecil Rhodes
- (Hedef 2) 1905'teki araştırmasıyla Büyük Muhafaza'nın on dördüncü ya da on beşinci yüzyılda yapıldığını belirleyen arkeolog kimdir? A) Richard Hall B) Gertrude Caton-Thompson C) Peter Garlake D) David Randall-MacIver
- (Hedef 3) Büyük Zimbabve'nin geçmişinin sömürge döneminde yerel halktan «el konulduğunu» savunan kitabın yazarı kimdir? A) Thomas Huffman B) Shadreck Chirikure C) Innocent Pikirayi D) Peter Garlake
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Platodaki taş duvarların sahipleri kimdi, ve bu yanıtın kabul görmesi neden yüz yılı buldu?» sorusunu tartış. Cevabında de Barros'un tasvirini, Mauch'un ve Bent'in yorumlarını, Hall'un kazılarını, Randall-MacIver'ın sonuçlarını ve Rodezya hükümetinin tutumunu kullan; Huffman ile Chirikure'nin yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Duvarlar harçsız kuruyapı tekniğiyle örülmüştür.
- C — Sikke Kilva sultanına aittir.
- A — Bu jeolog Karl Mauch'tur.
- D — Bu arkeolog David Randall-MacIver'dır.
- B — Bu kitabın yazarı Shadreck Chirikure'dir.
Kapsamlı bir cevap, Büyük Zimbabve'yi platonun Bantu dilli topluluklarının hükümdarlarının inşa ettiğini, onların gücünün sığıra, altına ve Hint Okyanusu ticaretine dayandığını açıklar. De Barros'un anlatısını, yapıların on altıncı yüzyılda hâlâ kraliyet mekânı olarak bilindiğinin ve kökenleri hakkındaki önyargının ilk izlerinin kanıtı olarak okur. Mauch'un ve Bent'in yorumlarını, Hall'un kazılarını ve Rodezya hükümetinin tutumunu, kalıntıların kökeni sorusunun bir sömürge meşruiyeti sorusuna dönüşmesinin aşamaları olarak tartışır. Güçlü bir yanıt, Huffman'ın yapıları bir dünya görüşünün mekânsal ifadesi olarak okumasını, Chirikure'nin el konulmuş bir geçmişi yerel bakış açısından geri alma çabasıyla karşılaştırır.
Serinin sonu
Bu bölümle «Afrika Uygarlıkları» kursu sona eriyor. Kurs, Afrika'nın neden «tarihsiz» sayıldığını soran bir bölümle açıldı; ardından Nil'in güneyindeki Kuş'u, Aksum'u ve Etiyopya Hıristiyanlığını, Lalibela'nın kayaya oyulmuş kiliselerini, Gana'yı, Mansa Musa'nın Mali'sini, Timbuktu'nun bilginlerini, Songay İmparatorluğu'nu ve Svahili kıyısını izledi; burada da, Zimbabve platosundaki taş duvarların kimin eseri olduğunu sordu. Kursun her durağında, Afrika'nın anıtlarını ve kentlerini başkalarına mal eden okumalarla, ve bu okumaları kazı, dil bilimi ve kaynak eleştirisiyle geri çeviren araştırmacılarla karşılaştık. Programda sırada «Amerika'nın Yerli Uygarlıkları» kursu var. Bu kurs, Meksika Körfezi kıyısından And Dağları'na uzanan kıtada, Avrupalılar gelmeden önce yükselen uygarlıklara bakıyor. İlk bölüm, dev taş başlarıyla tanınan ve sonraki Mezoamerika kültürlerinin pek çok özelliğini ilk kez ortaya koyduğu düşünülen bir halkı, Olmekleri soruyor.