Öğrenme hedefleri
- Mali İmparatorluğu'nun kuruluşunu ve Mansa Musa'nın 1324'teki hac yolculuğunu, Batı Afrika altınının İslam dünyasındaki yeri içinde açıklayabileceksin.
- İbn Haldun'un aktardığı tanıklıkları, 1375 tarihli Katalan Atlası'nı ve yirminci yüzyıl başındaki bir İngilizce yeniden anlatımı karşılaştırarak, bir servet hikâyesinin nasıl büyüdüğünü değerlendirebileceksin.
- «Tarihin en zengin insanı» gibi çağlar arası karşılaştırmaların neden sorunlu olduğunu ve Mansa Musa'nın servetini anlamanın başka yollarını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir listedeki ad
2010'ların başında, internette dolaşan bir liste, «tarihin en zengin insanlarını» sıraladı. Listenin başında ne bir Roma imparatoru ne bir Amerikan sanayicisi vardı; on dördüncü yüzyılın Batı Afrikası'nı yöneten bir hükümdar vardı: Mali'nin mansası, yani kralı Musa. Liste, onun servetini bugünkü dolara çevirerek astronomik bir rakam veriyordu. Bu rakam, sonraki yıllarda sayısız haber sitesinde, videoda ve ders kitabında tekrarlandı. Ama bu rakamın arkasında hiçbir hesap yoktu; kaynakların söylediği, çok farklı bir şeydi. Bu ders, Mansa Musa'nın gerçek hikâyesini, ve bu hikâyenin yedi yüzyıl boyunca nasıl büyüdüğünü inceliyor.
Bağlam — Gana'dan Mali'ye
On üçüncü yüzyılın ortasında, Gana'nın eski topraklarının güneyinde, Nijer'in yukarı kesimlerinde yeni bir güç yükseldi: Mali. Mali'nin kurucusu, Mali'nin sözlü geleneğinde bir kahraman olarak anılan Sundiata'dır. Gelenek, onun çocukken yürüyemeyen bir prensken nasıl güçlendiğini, sürgünden döndüğünü ve rakiplerini yenerek imparatorluğu kurduğunu anlatır. Bu anlatılar, kuşaktan kuşağa, griot denen ozan tarihçiler tarafından aktarıldı.
Mali, Gana'dan farklı olarak, altın madenlerine çok daha yakındı. Bambuk ve Bure'deki altın yatakları, imparatorluğun sınırları içinde ya da hemen yakınındaydı. Mali'nin kralları, madenlerde çalışan toplulukları doğrudan yönetmeye çalışmadı; onlardan haraç aldı ve altının kuzeye giden ticaretini denetledi. Velata, Timbuktu ve Gao gibi kentler, bu ticaretin düğüm noktaları oldu. On dördüncü yüzyılın başında Mali, Atlantik kıyısından Nijer'in doğusuna kadar uzanan, Batı Afrika'nın en büyük devletiydi.
Gelişme — Kahire'den geçen kervan
Mansa Musa, yaklaşık 1312'de tahta çıktı ve İbn Haldun'a göre yirmi beş yıl hüküm sürdü. 1324'te, İslam'ın beş şartından biri olan hac için Mekke'ye doğru yola çıktı. Batı Afrikalı hükümdarların hacca gitmesi yeni değildi; ama Musa'nın yolculuğu, İslam dünyasında olağanüstü bir iz bıraktı.
Kervan, Sahra'yı aşıp Kahire'ye ulaştığında, kent halkını ve Memlük sarayını şaşırttı. Birkaç yıl sonra Kahire'de yazan tarih ve coğrafya yazarı el-Ömeri, Kahirelilerden dinlediklerini aktardı. Onun sık aktarılan anlatısına göre Musa ve maiyeti, Kahire'de o kadar çok altın harcadı ve dağıttı ki, altının gümüş karşısındaki değeri düştü. El-Ömeri, bu düşüşün, yazdığı dönemde, yani on iki yıl kadar sonra bile tam olarak toparlanmadığını söyler. Aynı anlatıya göre, dönüş yolunda Musa'nın altını tükenmiş, Kahireli tüccarlardan borç almak zorunda kalmıştı. Yani hikâyenin bir yanı olağanüstü bir bolluk, öbür yanı borçtu.
El-Ömeri'nin anlatısı, altının değerini o dönemin ölçüsüyle verir. Altın, miskal denen bir ağırlık birimiyle, yaklaşık dört buçuk gramla tartılırdı; gümüş para ise dirhem olarak sayılırdı. Sık aktarılan pasaja göre, Musa'nın gelişinden önce bir miskal altın yirmi beş dirhemin altına düşmezken, onun ziyaretinden sonra yirmi iki dirhem ya da daha azına inmişti. Bu, bir çöküş değil, belirgin bir düşüştü; ama bir tek kervanın büyük bir kentin para piyasasını sarsabilmesi, çağdaşlarını derinden etkiledi.
El-Ömeri, Kahire'deki görevlilerin Musa'yla yaptığı konuşmalardan bir başka hikâye de aktarır. Buna göre Musa, kendisinden önceki hükümdarın, okyanusun öbür ucunda ne olduğunu öğrenmek için Atlantik'e gemiler gönderdiğini, gemilerin geri dönmediğini ve hükümdarın bizzat yola çıkıp bir daha görünmediğini anlatmıştı. Bu hikâye, son yıllarda Afrikalıların Amerika'ya Kolomb'dan önce ulaştığı iddialarının dayanağı yapıldı; ama kaynakta yalnızca bir yolculuğa çıkış anlatılır, bir varış anlatılmaz. Hikâye, Mali sarayının kendi tarihini Kahire'de nasıl sunduğunu gösterir; okyanusun öbür yakasında ne olduğunu değil.
Hac dönüşünde Musa, yanında Endülüslü bir şair ve bilgin olan es-Sahili'yi getirdi. İbn Haldun'a göre es-Sahili, Mali'nin başkentinde, kral için alçıyla kaplı, kubbeli, renkli süslemelerle bezeli bir kabul salonu yaptı ve bunun karşılığında on iki bin miskal altın tozu aldı. Sonraki gelenek, Timbuktu'daki büyük caminin yapımını da ona bağlar; ama bu bağ kesin değildir. Musa'nın dönüşünden sonra Mali'nin kentlerinde camiler, medreseler ve kütüphaneler çoğaldı; Timbuktu bir bilgi merkezi olarak yükselmeye başladı.
Dönüş noktası — servetin büyüyen hikâyesi
Musa'nın servetine dair bilgiler, en başta birkaç tanığa dayanır: Kahire'deki tüccarlar, Mali'nin Kahire'deki tercümanı, onunla birlikte yolculuk etmiş bir iki kişi. Bu tanıklıklar, olağanüstü bir altın miktarından söz eder. Ama sonraki yüzyıllarda, anlatının her yeni aktarıcısı, rakamları biraz daha büyüttü, bir kaynaktaki bilgiyi başka bir kaynağınkiyle birleştirdi, ya da onu kendi döneminin parasına çevirdi.
Yaygın yanlış«Mansa Musa'nın serveti bugünkü parayla hesaplanabilir; tarihin en zengin insanıdır.»
Bu iddia, kaynakların kaldıramayacağı bir kesinlik taşır. On dördüncü yüzyıl kaynakları, Musa'nın servetinin toplamını değil, yalnızca yanında taşıdığı altından ve harcamalarından söz eder; bunların sayıları da tanıktan tanığa değişir. Ayrıca bir hükümdarın kişisel serveti ile devletinin hazinesi, o dönemde birbirinden ayrılmıyordu. Farklı çağların servetlerini karşılaştırmak için ortak bir ölçü de yoktur: altının, toprağın, emeğin ve malların birbirine göre değeri, yüzyıllar boyunca tamamen değişti. Musa'nın çok zengin bir hükümdar olduğu kesindir; «tarihin en zengin insanı» sıralaması ise bir tarih bilgisi değil, bir internet listesidir.
Cevap — altının kaynağı ve anlamı
Mansa Musa'nın serveti, kendi madenlerinden değil, Batı Afrika'nın altın ticaretini denetleyen bir imparatorluğun gücünden geliyordu. Hac yolculuğu, bu gücü İslam dünyasının merkezinde gösteren bilinçli bir siyasal hamleydi. Musa, Kahire'de ve Mekke'de dağıttığı altınla, Mali'yi uzak bir «Sudan ülkesi» olmaktan çıkarıp İslam dünyasının saygın bir parçası olarak tanıttı; dönüşünde getirdiği bilginler ve mimarlar, Mali'nin kentlerini dönüştürdü. Bu açıdan bakıldığında, Musa'nın harcadığı altın bir israf değil, bir yatırımdı: ün, bilgi ve meşruiyet satın alıyordu. Asıl soru, onun ne kadar zengin olduğu değil, bu zenginliği neye dönüştürdüğüdür.
Bugünle bağ — bir rakamın ömrü
Mansa Musa'nın servetine dair astronomik rakam, bir kaynaktan değil, bir tahminden geliyordu; ama tekrarlandıkça güvenilir bir bilgi gibi görünmeye başladı. Bu, internet çağında tarih bilgisinin nasıl dolaştığının iyi bir örneğidir. Bir rakamı kontrol etmenin ilk adımı, onu kimin, hangi kaynağa dayanarak ve nasıl hesapladığını sormaktır. Mansa Musa örneğinde bu sorunun yanıtı şaşırtıcıdır: rakamı ilk yayan liste, hesabını hiç açıklamamıştı. Ama rakam, Mali'nin tarihine ilgi uyandırdı; bugün pek çok kişi, Batı Afrika'nın Orta Çağ'daki büyük imparatorluğunu ilk kez bu listeden duyuyor. Bir yanlış, bazen doğru bir merakın kapısını açar.
Birincil kaynak
On dördüncü yüzyılın sonunda yazan Kuzey Afrikalı tarihçi İbn Haldun, Mali krallarını anlatırken, Mansa Musa'yı tanıyan iki kişinin tanıklığını aktarır. Birincisi, Musa'nın dönüş yolculuğunda kervana katılan el-Mamer'dir; ikincisi, Mali halkının Kahire'deki tercümanı Hacı Yunus'tur. De Slane'in Fransızca çevirisinden:
Douze mille jeunes esclaves, revêtues de tuniques de brocart et de soie de Yémen, portaient ses effets. […] Le Haddj-Younos, interprète de cette nation au Caire, raconte ce qui suit : « Le roi Mença-Mouça arriva de son pays avec quatre-vingts charges de poudre d'or, pesant chacune trois quintaux ; son peuple est dans l'usage de transporter ses bagages à dos d'esclaves ou d'hommes [libres] ; mais, dans de longs voyages, tels que celui de la Mecque, il se sert de chameaux pour cet objet. »
Türkçesi: Brokar ve Yemen ipeğinden giysiler giymiş on iki bin genç köle kadın, onun eşyalarını taşıyordu. […] Bu halkın Kahire'deki tercümanı Hacı Yunus şunu anlatır: «Kral Mansa Musa, ülkesinden, her biri üç kantar ağırlığında seksen yük altın tozuyla geldi. Halkı, yüklerini kölelerin ya da özgür insanların sırtında taşımaya alışkındır; ama Mekke yolculuğu gibi uzun yolculuklarda bu iş için deve kullanır.»
Kaynak: İbn Haldun, Kitâbü'l-İber; Baron de Slane (çev.), Histoire des Berbères et des dynasties musulmanes de l'Afrique septentrionale, cilt II (Cezayir: Imprimerie du Gouvernement, 1854), s. 113; Internet Archive. Türkçesi, Fransızcasından bizim.
- İbn Haldun, bilgilerini kimlerden alıyor? Bu tanıkların Musa'yla ilişkisi, anlattıklarının güvenilirliğini nasıl etkiler?
- Hacı Yunus, «seksen yük altın tozu» bilgisini nereden biliyor olabilir? Bir tercüman olarak, bu rakamı abartmak ya da küçültmek için bir nedeni olabilir mi?
- Metinde, Musa'nın eşyalarını taşıyanların köleleştirilmiş insanlar olduğu açıkça söyleniyor. Bu bilgi, Musa'nın servetinin nelerden oluştuğunu ve bu servetin bedelini kimlerin ödediğini düşünmek için neden önemlidir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Djibril Tamsir Niane (1960) — Soundjata ou l'épopée mandingue adlı eserinde, bir griotun anlattığı Sundiata destanını yazıya geçirip Fransızcaya aktardı. Mali'nin tarihini Arapça kaynakların yanında sözlü geleneğin gözünden okumayı savundu; bu çalışma, Mali'nin kendi halkının hafızasında Sundiata'nın, Mansa Musa'dan çok daha merkezî bir yer tuttuğunu da görünür kıldı.
- Ralph Austen (2010) — Trans-Saharan Africa in World History adlı kitabında, Sahra ötesi ticareti dünya tarihinin içinde ele aldı. Batı Afrika altınının Akdeniz ve Avrupa ekonomileri için önemini vurgularken, bu ticaretin hacmini abartan romantik anlatılara karşı temkinli oldu; ticaretin Batı Afrika toplumları üzerindeki etkisini de sınırlı ve eşitsiz olarak değerlendirdi.
- François-Xavier Fauvelle (2013) — Le rhinocéros d'or adlı kitabında, Afrika'nın Orta Çağ tarihini, eldeki kırık parçalar üzerinden kısa bölümlerle yeniden kurdu. Mansa Musa'nın Kahire ziyaretini, borç ve itibar ilişkileri içinde okuyarak, bu yolculuğun bir zenginlik gösterisi olduğu kadar, Mali'nin İslam dünyasındaki yerini pazarlığa açan siyasal bir girişim olduğunu vurguladı.
- Toby Green (2019) — A Fistful of Shells adlı çalışmasında, bölgenin para ve ekonomi tarihini, altının, kumaşın ve deniz kabuklarının para olarak kullanıldığı ağlar üzerinden inceledi. Batı Afrika'dan çıkan altının, bölgeye giren mallar karşısında zamanla eşitsiz bir değişim yarattığını ve bunun sonraki yüzyıllardaki eşitsizliklerin köklerinden biri olduğunu savundu.
Bu tartışmada tarihçiler, Mansa Musa'nın servetini farklı ölçeklerden okur. Niane, Mali'nin kendi hafızasına bakarak, dışarıdan gelen kaynakların öne çıkardığı Musa'nın içeride nasıl hatırlandığını sorgular. Austen, Sahra ötesi ticaretin gerçek hacmini ve etkisini tartışarak romantik anlatıları dengeler. Fauvelle, Kahire ziyaretini bir siyasal pazarlık olarak görür. Green ise, Batı Afrika altınının dünya ekonomisindeki yerini, uzun vadeli eşitsizlik sorusuyla birlikte ele alır. Hepsi, Musa'nın servetini bir sayıya indirgemek yerine, onu bir ekonomik ve siyasal düzen içinde anlamaya çalışır.
Derine İn
Mansa Musa'nın hikâyesinin en ilginç yönlerinden biri, onun dışarıda ve içeride çok farklı hatırlanmasıdır. Arapça kaynaklar, Katalan Atlası ve sonraki Avrupa anlatıları için Mali, en başta Musa'nın ülkesidir: hac yolculuğu, Kahire'deki altın ve «en zengin kral» imgesi, Mali'nin dış dünyadaki kimliğini belirler. Oysa Mali'nin kendi sözlü geleneğinde, griotların kuşaktan kuşağa anlattığı destanlarda, imparatorluğun asıl kahramanı Sundiata'dır. Musa'nın adı, bu anlatılarda çok daha az yer tutar.
Bu farkın birkaç olası açıklaması vardır. Sözlü gelenek, kuruluş anlarını ve kurucu kahramanları öne çıkarır; imparatorluğun sonraki hükümdarları, çoğu zaman bu kurucu anlatının gölgesinde kalır. Ayrıca, bazı tarihçilere göre, Musa'nın hac yolculuğu ve İslam dünyasıyla kurduğu yakın bağ, onun Mali içindeki bazı çevrelerde, özellikle eski inançlara ve törenlere bağlı olanlar arasında, tartışmalı bir figür olmasına yol açmış olabilir. Hac yolculuğunun büyük harcaması da, imparatorluğun içinde herkesin olumlu karşıladığı bir şey olmayabilirdi. Bu yorumlar kesin değildir; ama bir figürün, farklı kaynaklarda farklı ağırlıklarla göründüğünü hatırlatır.
Mansa Musa'nın ününün bir başka boyutu, altının Akdeniz dünyası için ne anlama geldiğiyle ilgilidir. On dördüncü yüzyılda Avrupa'nın ve Akdeniz'in altın sikkeleri için gereken altının önemli bir bölümü, Sahra'nın güneyinden geliyordu. Katalan Atlası'ndaki kral resmi, bu yüzden yalnızca bir merak nesnesi değildi; altının nereden geldiğini gösteren, tüccarlar için anlamlı bir bilgiydi. On beşinci yüzyılda Portekizlilerin Afrika kıyısı boyunca güneye inmesinin nedenlerinden biri de, bu altına Sahra'yı aşan kervanların aracılığı olmadan ulaşma isteğiydi. Musa'nın altını, böylece, Avrupa'nın Atlantik'e açılmasının arka planındaki etkenlerden biri oldu.
Bu tarih, «en zengin insan» sorusunun neden yanlış soru olduğunu da gösterir. Musa'nın taşıdığı altının miktarı üzerine yapılan tartışmalar, tanıkların rakamlarını birbirine karşı tartmaktan öteye gidemez. Ama onun altınının nereden geldiği, nereye gittiği, kimlerin emeğiyle çıkarıldığı ve hangi siyasal amaçlara hizmet ettiği, çok daha verimli sorulardır. Servetin bir kişinin değil, bir düzenin ürünü olduğunu görmek için de aynı kaynaklara bakmak yeterlidir. Altını madenlerden çıkaran topluluklar, onu kuzeye taşıyan tüccarlar, yol boyunca vergi toplayan valiler ve krala haraç ödeyen kentler, bu düzenin halkalarıydı. Hacı Yunus'un tanıklığında sıradan bir ayrıntı gibi geçen köleleştirilmiş taşıyıcılar, bu servetin kimlerin sırtında taşındığını hatırlatır. Timbuktu'da on yedinci yüzyılda yazılan kronikler de, Musa'yı kendi açılarından hatırlar. Flora Shaw'ın aktardığına göre bu kroniklerden biri, Musa'nın bütün görkemine rağmen kutsal kentlerde yaptığı bağışlarda pek cömert davranmadığını yazar; başka anlatılar ise tam tersine, onun o kadar cömert olduğunu ki yol parasının yetmediğini söyler. Aynı olay, farklı kuşaklarda ve farklı kentlerde, birbirine zıt biçimlerde anlatılabiliyordu. Bu çelişki, Musa hakkındaki her rakamın, onu aktaran kişinin neyi vurgulamak istediğiyle birlikte okunması gerektiğini hatırlatır.
Tarihçinin işi, bir servetin büyüklüğünü ölçmekten çok, onun hangi ilişkiler ağının içinde oluştuğunu anlamaktır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Baron de Slane (çev.), İbn Haldun, Histoire des Berbères et des dynasties musulmanes de l'Afrique septentrionale, cilt II (Cezayir: Imprimerie du Gouvernement, 1854).
- Flora L. Shaw (Lady Lugard), A Tropical Dependency (Londra: James Nisbet, 1905).
- Djibril Tamsir Niane, Soundjata ou l'épopée mandingue (Paris: Présence Africaine, 1960).
- Ralph A. Austen, Trans-Saharan Africa in World History (Oxford: Oxford University Press, 2010).
- François-Xavier Fauvelle, Le rhinocéros d'or: Histoires du Moyen Âge africain (Paris: Alma, 2013).
- Toby Green, A Fistful of Shells: West Africa from the Rise of the Slave Trade to the Age of Revolution (Londra: Allen Lane, 2019).
Arşiv ve kaynak
Mansa Musa hakkındaki temel kaynaklar, el-Ömeri'nin Mesâlikü'l-Ebsâr adlı ansiklopedisi, İbn Haldun'un tarihi, İbn Battuta'nın Mali anlatısı, Kahire'deki Memlük tarihçilerinin kayıtları ve on yedinci yüzyılda Timbuktu'da yazılan kroniklerdir. Katalan Atlası, Fransa Ulusal Kütüphanesi'nin koleksiyonundadır ve Gallica'da yüksek çözünürlükte incelenebilir. Mali'nin sözlü gelenekleri, griotların anlattığı destanlarda yaşar; bunların yazıya geçirilmiş biçimleri, Niane'nin eserinden başlayarak çeşitli dillerde yayımlanmıştır.
Açık sorular
- Mansa Musa'nın Kahire'de harcadığı altın, altının değerini gerçekten yıllarca düşürmüş müdür, yoksa bu, sonradan büyütülmüş bir hikâye midir?
- Mali'nin başkenti neredeydi? Arapça kaynakların anlattığı kent, bugün hangi arkeolojik alana karşılık gelir?
- Musa'nın hac yolculuğu, Mali'nin iç siyasetinde nasıl karşılandı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Mali İmparatorluğu'nun kurucusu olarak sözlü gelenekte anılan kahraman kimdir? A) Mansa Musa B) Tunka Manin C) es-Sahili D) Sundiata
- (Hedef 2) İbn Haldun'un aktardığı tanıklığa göre, Mansa Musa ülkesinden kaç yük altın tozuyla gelmişti? A) Seksen B) Beş yüz C) On iki bin D) Altmış bin
- (Hedef 2) Musse Melly'yi «bütün bu bölgenin en zengin ve en soylu efendisi» diye tanıtan 1375 tarihli harita hangisidir? A) Piri Reis haritası B) Katalan Atlası C) el-İdrisi haritası D) Hereford haritası
- (Hedef 1) Mansa Musa'nın hac dönüşünde yanında getirdiği ve Mali'de bir kabul salonu yapan Endülüslü şair kimdir? A) İbn Haldun B) el-Ömeri C) es-Sahili D) Hacı Yunus
- (Hedef 3) Mali'nin kendi hafızasında Sundiata'nın Mansa Musa'dan daha merkezî bir yer tuttuğunu görünür kılan, bir griotun anlattığı destanı yazıya geçiren tarihçi kimdir? A) Toby Green B) Ralph Austen C) François-Xavier Fauvelle D) Djibril Tamsir Niane
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Mansa Musa tarihin en zengin insanı mıydı?» sorusunu tartış. Cevabında İbn Haldun'un aktardığı tanıklıkları, el-Ömeri'nin Kahire anlatısını, Katalan Atlası'nı, Flora Shaw'ın yeniden anlatımını ve çağlar arası servet karşılaştırmalarının sorunlarını kullan; Fauvelle ile Green'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- D — Bu kahraman Sundiata'dır.
- A — Seksen yük altın tozuyla gelmişti.
- B — Bu harita Katalan Atlası'dır.
- C — Bu şair es-Sahili'dir.
- D — Bu tarihçi Djibril Tamsir Niane'dir.
Kapsamlı bir cevap, İbn Haldun'un aktardığı tanıklıkları ve el-Ömeri'nin Kahire anlatısını, Musa'nın olağanüstü miktarda altın taşıdığının ve harcadığının kanıtları olarak kullanır, ama bu kaynakların Musa'nın toplam servetini değil yalnızca yolculuktaki harcamalarını anlattığını not eder. Katalan Atlası'nı, «en zengin kral» imgesinin çok eski ve uzaktan duyulan bir üne dayandığının örneği olarak okur. Flora Shaw'ın anlatısını, farklı kaynakların birleştirilip modern paraya çevrilmesiyle rakamların nasıl büyüdüğünün örneği olarak tartışır. Güçlü bir yanıt, çağlar arası servet karşılaştırmasının neden ortak bir ölçüden yoksun olduğunu açıklar; Fauvelle'in Kahire ziyaretini siyasal bir pazarlık olarak görmesini, Green'in Batı Afrika altınını uzun vadeli eşitsizlikler içinde okumasıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Mansa Musa'nın hac dönüşünden sonra, Nijer'in kıvrımındaki Timbuktu, bir ticaret kentinden bir bilgi kentine dönüşmeye başladı. On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda, kentin camilerinde ve evlerinde hukuk, dil, astronomi ve tıp okutuldu; bilginler kitap yazdı, kopyaladı ve topladı. Bu kitapların bir kısmı, aileler tarafından yüzyıllarca saklandı ve yirminci yüzyılın sonunda dünyanın dikkatini çekti. Sıradaki derste Timbuktu'nun bilgi dünyasını inceleyeceğiz: bu kentte kimler, neyi ve nasıl öğretiyordu, elyazmaları yüzyıllar boyunca nasıl korundu, ve «çölde bir bilim merkezi» ifadesi neyi doğru, neyi abartılı anlatır?