Öğrenme hedefleri
- Hülagü'nün batı seferini, İran'daki kalelerin alınmasından Bağdat kuşatmasına kadar kronolojik olarak açıklayabileceksin.
- Halife Müstasım'ın ölümüne ilişkin farklı anlatıları karşılaştırarak, bir olayın kaynaklarda nasıl efsaneye dönüştüğünü değerlendirebileceksin.
- 1258'in Abbasi halifeliği ve İslam dünyasının siyasal düzeni için sonuçlarını, halifeliğin Kahire'de yeniden kurulmasıyla birlikte tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — altın yenmez
Venedikli tüccar Marco Polo, on üçüncü yüzyılın sonunda yazdırdığı kitabında, Bağdat'ın düşüşünü bir kıssa gibi anlatır. Moğol hükümdarı kenti aldıktan sonra halifenin altın ve gümüşle dolu bir kulesini bulur; halifeyi çağırır ve ona, bu hazineyi neden askerlere harcayıp kentini savunmadığını sorar. Halife cevap veremez. Bunun üzerine hükümdar, onu hazinesiyle birlikte kuleye kapatır ve «madem hazineni bu kadar seviyorsun, onu ye» der. Halife, dört gün sonra açlıktan ölür.
Bu hikâye, Avrupa'da da İslam dünyasında da yüzyıllar boyunca anlatıldı; on dokuzuncu yüzyılda Amerikalı şair Longfellow onu bir şiire dönüştürdü. Ama olayı yaşayan tanıkların anlattıkları, bu kıssadan farklıdır. Bu bölümün sorusu şu: İslam dünyasının en ünlü kenti Moğollara nasıl teslim oldu, beş yüz yıllık Abbasi halifeliği nasıl sona erdi, ve bu olay neden bu kadar farklı biçimlerde hatırlandı?
Bağlam — Möngke'nin iki seferi
Önceki bölümde gördüğümüz gibi, Ögedey'in 1241'deki ölümünden sonra Moğol ailesi, yıllarca süren bir taht bunalımı yaşadı. 1251'de, Cengiz'in en küçük oğlu Tuluy'un oğlu Möngke, Batu'nun desteğiyle Büyük Han seçildi. Möngke, imparatorluğun iki ucunda iki büyük sefer başlattı: kardeşlerinden Kubilay'ı Güney Çin'e, bir başka kardeşi Hülagü'yü ise Amuderya'nın batısındaki topraklara yolladı. Hülagü'nün görevi, İran'daki Nizari İsmaililerin dağ kalelerini ortadan kaldırmak ve Bağdat'taki halifeye Moğol egemenliğini kabul ettirmekti.
Abbasi halifeleri, 750'den beri Bağdat'ta oturuyordu. Onuncu yüzyıldan itibaren siyasal güçlerinin büyük bölümünü önce Büveyhilere, sonra Selçuklulara kaptırmışlardı; ama Sünni Müslümanların gözünde, halife hâlâ İslam topluluğunun simgesel önderiydi. On üçüncü yüzyılın başında, Halife Nâsır, Irak'ta halifeliğin gücünü bir ölçüde yeniden kurmuştu. 1242'de tahta çıkan Müstasım ise, tarihçilerin çoğunun anlatısında, kararsız ve danışmanları arasında bölünmüş bir hükümdar olarak görünür.
Gelişme — kalelerden Dicle kıyısına
Hülagü'nün ordusu yavaş ilerledi; büyük bir sefer için otlaklar, erzak ve kuşatma makineleri hazırlanmıştı. Çin'den getirilen kuşatma ustaları da orduya katılmıştı. 1256'da Moğollar, İran'ın kuzeyindeki dağlarda bulunan İsmaili kalelerini birer birer kuşattı. İsmaili önderi Rükneddin Hurşah, 1256'nın sonlarında teslim oldu ve ünlü Alamut kalesi Moğolların eline geçti. Bu kalelerde bulunan ve sonradan Moğollara katılan bilginlerden biri, astronom ve filozof Nasîrüddin Tûsî'ydi; Tûsî, Hülagü'nün danışmanlarından biri oldu ve Bağdat seferine de katıldı.
İsmailileri yendikten sonra Hülagü, Halife Müstasım'a elçiler gönderdi. Moğol yönetiminin sonraki vezir ve tarihçisi Reşîdüddin'in anlatısına göre, Hülagü halifeden boyun eğmesini, kentin surlarını yıkmasını ve kendisine gelmesini istedi. Halife ise, Bağdat'a saldıranın başına dünyanın sonunun geleceği yolunda tehditkâr bir cevap verdi. Halifenin çevresindeki danışmanlar, ne yapılacağı konusunda anlaşamıyordu: vezir İbnü'l-Alkamî barışı ve boyun eğmeyi öneriyor, ordunun komutanı olan Küçük Devatdar ise direnişi savunuyordu. Sonraki bazı kaynaklar vezir İbnü'l-Alkamî'yi Moğollarla gizlice anlaşmakla suçladı; ama tarihçiler bu suçlamaya temkinle yaklaşır, çünkü suçlama, olaydan sonra ortaya çıkan mezhep çekişmelerinin izlerini taşır.
Dönüş noktası — surların düşüşü ve halifenin sonu
Ocak 1258'in sonunda Moğollar Bağdat'ı iki yakadan kuşattı. Kentin doğu yakasında, halifenin sarayının karşısında, mancınıklar ve kuşatma makineleri surları dövmeye başladı. Moğollar, Dicle üzerinde köprüler kurarak ve nehri gemilerle tutarak kentten kaçış yollarını kapattı. Halife, çaresiz kalınca, vezirini ve kentin Nesturi Hristiyan Katolikosu'nu, armağanlarla birlikte Hülagü'ye gönderdi ve canının bağışlanmasını istedi. Hülagü elçileri alıkoydu ve saldırıyı sürdürdü. Şubat başında Moğollar surları ele geçirdi. Halife, 10 Şubat 1258'de oğullarıyla birlikte kentten çıkıp teslim oldu.
Ardından kent, günlerce süren bir yağmaya ve katliama uğradı. Kaynakların verdiği ölü sayıları, yüz binlerden bir milyonun üstüne kadar uzanır; bu sayılar, çağın kaynaklarındaki öteki büyük rakamlar gibi, tarihçiler tarafından abartılı sayılır. Ama yıkımın büyük olduğu kuşkusuzdur: saraylar, camiler ve medreseler yağmalandı, pek çok kütüphane zarar gördü. Kaynaklara göre, kentin Hristiyanları, Katolikos'un kilisesinde toplanarak kurtuldu. Hülagü'nün eşi Dokuz Hatun, Nesturi Hristiyan'dı; bu, Moğolların kentteki Hristiyanlara neden farklı davrandığını açıklayan etkenlerden biri olarak anılır.
Halife Müstasım, 20 Şubat 1258'de, oğullarıyla birlikte öldürüldü. Reşîdüddin'in kısa kaydına göre, halife, en büyük oğlu ve yanından hiç ayrılmayan beş hizmetkârıyla birlikte, Bağdat yakınlarındaki bir köyde öldürüldü. Sonraki pek çok kaynak ise halifenin bir halıya ya da bir çuvala sarılıp çiğnenerek öldürüldüğünü anlatır. Bu anlatılara göre Moğollar, bir hükümdarın kanını toprağa dökmekten kaçınıyordu.
Yaygın yanlış«1258'de Bağdat'ın düşüşüyle halifelik kurumu tamamen ortadan kalktı.»
Bağdat'taki Abbasi halifeliği 1258'de sona erdi, ama kurum yok olmadı. Moğollardan kaçan Abbasi ailesinin üyelerinden biri, 1261'de Memlük sultanı Baybars tarafından Kahire'de halife ilan edildi. Kahire'deki Abbasi halifeleri, 1517'ye kadar, Memlük sultanlarının yanında, siyasal gücü olmayan ama sultanlara meşruiyet sağlayan simgesel önderler olarak varlığını sürdürdü.
Cevap — bir kentin ve bir kurumun sonu
Bağdat, bir yandan Moğolların üstün askerî gücü ve kuşatma teknolojisi karşısında, bir yandan da halifenin kararsızlığı ve danışmanları arasındaki bölünme yüzünden düştü. Halife, ne Hülagü'ye zamanında boyun eğdi ne de ciddi bir savunma hazırladı; Moğolların istekleri karşısında tehditkâr sözlerle yetindi. Bağdat'ın düşüşü, beş yüz yılı aşkın süren Abbasi halifeliğinin Bağdat'taki varlığına son verdi ve İslam dünyasının siyasal haritasını değiştirdi. Ama olayın hatırlanma biçimi, bu gerçeklerden daha karmaşıktır: halifenin ölümü, yazarların amaçlarına göre, cimriliğin cezası, bir şehitlik ya da ilahî bir yargı olarak anlatıldı.
Bugünle bağ — kayıp kitaplar efsanesi
Bugün Bağdat'ın düşüşü denince, çoğu zaman Dicle'nin kitapların mürekkebiyle kararması gibi imgeler akla gelir. Bu imgelerin bir kısmı, olaydan çok sonra yazılmış kaynaklardan gelir; Bağdat'taki kütüphanelerin zarar gördüğü kesin olsa da, yıkımın boyutu hakkında kesin bir bilgimiz yoktur. Üstelik Tûsî, birkaç yıl sonra, Hülagü'nün desteğiyle Meraga'da büyük bir gözlemevi ve kütüphane kurdu; bazı kaynaklara göre, bu kütüphanenin kitaplarının bir bölümü, Bağdat'tan ve öteki fethedilen kentlerden getirilmişti. Bağdat'ın düşüşü, böylece, hem bir yıkımın hem de bilginin yeni merkezlere taşınmasının hikâyesidir.
Birincil kaynak
Bar Hebraeus, Bağdat'ın ele geçirilmesinden sonra olanları ve halifenin ölümünü şöyle anlatır. E. A. Wallis Budge'ın 1932 tarihli İngilizce çevirisinden:
And afterwards when the wrath of the King of Kings had subsided somewhat, he had the wretched Khalifah brought before him, and he passed judgement on him and condemned him to death. And he commanded and they put him on a piece of sackcloth and then sewed it up round about him, and with kicks of their feet they killed him. [They did this] because certain of the Arabs had frightened the King of Kings saying, 'If the blood of this man be shed on the earth, no rain will ever again fall thereon'.
Türkçesi: Sonra, Krallar Kralı'nın öfkesi biraz yatışınca, zavallı halifeyi huzuruna getirtti, onu yargıladı ve ölüme mahkûm etti. Buyruk verdi; halifeyi bir çul parçasının üzerine koyup çevresinden diktiler ve tekmeleyerek öldürdüler. [Bunu,] bazı Araplar Krallar Kralı'nı «Bu adamın kanı yere dökülürse, oraya bir daha asla yağmur yağmaz» diyerek korkuttuğu için yaptılar.
Kaynak: Bar Hebraeus, Chronography; E. A. Wallis Budge (çev.), The Chronography of Gregory Abû'l Faraj … Commonly Known as Bar Hebraeus, cilt I (Londra: Oxford University Press, 1932), s. 431; Internet Archive. Türkçesi, Budge'ın İngilizcesinden bizim.
- Bar Hebraeus, halifenin kanının dökülmemesinin nedenini nasıl açıklıyor? Bu açıklama, Reşîdüddin'in ya da Marco Polo'nun anlatısından nasıl ayrılıyor?
- Bar Hebraeus'un halifeden «zavallı» diye söz etmesi, yazarın bakış açısı hakkında ne düşündürüyor?
- Bar Hebraeus olaydan birkaç on yıl sonra, İlhanlı topraklarında yaşayan bir Süryani din adamı olarak yazıyordu. Bu durum, onun Moğolları ve halifeyi anlatma biçimini nasıl etkilemiş olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- John Andrew Boyle (1961) — Halifenin ölümünü anlatan ve Hülagü'nün yanında bulunan Nasîrüddin Tûsî'ye atfedilen kısa bir Farsça metni İngilizceye çevirip inceledi. Bu metnin, olayın en eski ve en yakın tanıklıklarından biri olduğunu, sonraki kaynaklardaki pek çok ayrıntının ise bu çekirdeğin üzerine eklendiğini vurguladı.
- Stefan Heidemann (1994) — Bağdat'ın düşüşünden sonra Abbasi ailesinin üyelerinin Halep'te ve Kahire'de halifeliği yeniden kurma girişimlerini inceledi. Memlük sultanlarının, Moğollara karşı savaşlarında ve kendi meşruiyetlerini kurmada, yeniden kurulan halifeliği nasıl kullandığını gösterdi.
- Hend Gilli-Elewy (2011) — Bağdat'ta yazılmış ve uzun süre İbnü'l-Füvatî'ye atfedilmiş olan el-Havâdisü'l-câmia adlı kroniği, kuşatmanın çağdaş bir tanıklığı olarak inceledi. Bu yerel kaynağın, Moğol fethini Bağdat halkının gözünden, kentin sonraki yıllardaki yaşamıyla birlikte anlattığını gösterdi.
- Nassima Neggaz (2020) — Halife Müstasım'ın ölümünü anlatan çok sayıda farklı anlatıyı karşılaştırdı. Bu anlatıların, yazarların bağlı oldukları çevrelere, siyasal amaçlarına ve mezhep kimliklerine göre biçimlendiğini, halifenin «birçok ölümü»nün olayın kendisinden çok onu anlatanların dünyasını yansıttığını savundu.
Bu tartışmada, tarihçiler Bağdat'ın düşüşünü farklı sorularla ele alır. Boyle ve Gilli-Elewy, olaya en yakın kaynakları arar: biri Moğol sarayından bir tanıklığı, öteki Bağdat'ın içinden bir kroniği öne çıkarır. Neggaz, farklı anlatıların neden ortaya çıktığını sorar ve olayın nasıl hatırlandığına bakar. Heidemann ise, 1258'in bir son olmadığını, halifeliğin yeni bir biçimde yaşamaya devam ettiğini gösterir. Bu çalışmaları yan yana okuyan biri, 1258'i anlamak için olayın hem tarihine hem de hafızasına bakmak gerektiğini görür.
Derine İn
Halifenin ölümünü anlatan kaynaklar, bir tarihçinin karşılaştığı temel sorunu açıkça gösterir. Reşîdüddin'in kaydı kısa ve kurudur: Henry Yule'ün aktardığı çeviriye göre, halife, hicri 656 yılının Safer ayının on dördüncü günü, yani 20 Şubat 1258 akşamı, en büyük oğlu ve yanından hiç ayrılmayan beş hadımla birlikte, Vakf adlı bir köyde öldürüldü. Ölüm biçimi hakkında hiçbir şey söylemez. Sonraki yazarlar ise bu boşluğu doldurur. Kahireli tarihçi İbnü'l-Furat'ın anlatısında, Hülagü aç bırakılan halifenin önüne altın, gümüş ve mücevher dolu tabaklar koydurur; halife bunların yenmeyeceğini söyleyince, Hülagü onları neden biriktirdiğini sorar. Ardından halife ve oğlu çuvallara konulup çiğnenerek öldürülür. İlhanlı tarihçisi Vassâf ise, halifenin tutsaklığı sırasında sabah namazında okuduğu bir ayeti ve Moğol sarayında bunun nasıl karşılandığını anlatır; sonra farklı rivayetler olduğunu kabul eder ve halifenin bir halıya sarılarak öldürüldüğünü yazar.
Aynı altın tabak kıssasının hem Hristiyan hem Müslüman kaynaklarda bulunması, onun bir tanıklıktan çok yaygın bir anlatı olduğunu düşündürür. Joinville, bu hikâyeyi 1253'te Sayda önünde IX. Louis'ye gelen tüccarlardan duyduğunu yazar; oysa Bağdat, bundan beş yıl sonra düşmüştü. Yule, bu yüzden, yaşlı Joinville'in belleğinin onu yanılttığını düşünür. Kıssanın gücü, doğruluğundan değil, taşıdığı ahlak dersinden gelir: hazinesini biriktiren ama savunmaya harcamayan bir hükümdar, sonunda o hazineyle birlikte yok olur.
Halifenin öldürülmesinin sonuçları, yalnızca siyasal değildi. Pek çok Müslüman yazar için halifesiz bir dünya, derin bir sarsıntıydı; halifenin kanının dökülmesinin felaket getireceğine dair inanç, Bar Hebraeus'un anlatısında da yankılanır. Bu yüzden, 1261'de Kahire'de yeniden kurulan Abbasi halifeliği, Memlük sultanlarının Moğollara karşı savaşlarında önemli bir simge oldu. Sultan Baybars, yeni halifeden yönetim yetkisini aldığını ilan ederek, kendini Sünni dünyanın koruyucusu olarak sundu.
Kaynaklardaki ayrıntıların bir kısmı, yazarların kendi topluluklarının deneyimini öne çıkarır. Bar Hebraeus, Katolikos'un kilisesinde korunan Hristiyanları anlatır; Şii yazarlar, Hille gibi Irak kentlerinin Moğollarla önceden anlaşarak kurtulduğunu kaydeder; Memlük dönemi Sünni tarihçileri ise vezirin ihanetini ve halifenin şehitliğini vurgular. Aynı olay, her toplulukta kendi hafızasının bir parçası olarak anlatıldı. Tarihçinin görevi, bu anlatılardan birini seçip ötekileri reddetmek değil, her birinin neyi gördüğünü ve neyi görmezden geldiğini sormaktır. Kuşatmanın temel kronolojisinde, yani surların alınmasında, halifenin teslim olmasında ve öldürülmesinde, kaynaklar büyük ölçüde birleşir; ayrıldıkları yer, olayın anlamı ve suçlusudur.
Bağdat ise, yıkımdan sonra toparlandı, ama bir daha eski merkezî rolünü kazanamadı. Moğollar kenti yeniden yapılandırmak için bir vali atadı; Bağdat, İlhanlı devletinin bir eyalet merkezi oldu. İlhanlıların başkentleri, İran'ın kuzeybatısındaki Meraga ve Tebriz oldu. Kentin ticari ve kültürel önemi, medreseleri ve çarşılarıyla birlikte, azalarak da olsa sürdü; sonraki yüzyılda Bağdat'ı gören gezginler, onu hâlâ büyük ama eski görkeminden uzak bir kent olarak anlatır; ama Bağdat'ın, bir imparatorluğun başkenti ve dünyanın merkezi olarak anıldığı dönem, 1258'de kapanmıştı.
Uzman Notu
Temel literatür
- E. A. Wallis Budge (çev.), The Chronography of Gregory Abû'l Faraj … Commonly Known as Bar Hebraeus, cilt I (Londra: Oxford University Press, 1932).
- Henry Yule ve Henri Cordier (yay.), The Book of Ser Marco Polo, cilt I, 3. baskı (Londra: John Murray, 1903).
- John Andrew Boyle, «The Death of the Last ʿAbbasid Caliph: A Contemporary Muslim Account», Journal of Semitic Studies 6 (1961).
- Stefan Heidemann, Das Aleppiner Kalifat (A.D. 1261) (Leiden: Brill, 1994).
- Hend Gilli-Elewy, «Al-Ḥawādiṯ al-ǧāmiʿa: A Contemporary Account of the Mongol Conquest of Baghdad, 656/1258», Arabica 58 (2011).
- Nassima Neggaz, «The Many Deaths of the Last ʿAbbāsid Caliph al-Mustaʿṣim bi-llāh (d. 1258)», Journal of the Royal Asiatic Society 30 (2020).
Arşiv ve kaynak
Bağdat'ın düşüşünü anlatan başlıca kaynaklar, Reşîdüddin'in Farsça Câmiü't-Tevârîh'i, Cüveynî'nin tarihine eklenen kısa metinler, Vassâf'ın tarihi, Bağdat'ta yazılmış el-Havâdisü'l-câmia ve Memlük tarihçilerinin Arapça eserleridir. Süryani ve Ermeni kaynakları, olayı kentin Hristiyanlarının gözünden anlatır. Bar Hebraeus'un Budge çevirisi ve Marco Polo'nun Yule baskısı, çevrimiçi arşivlerde okunabilir. Yule'ün notları, halifenin ölümüne ilişkin farklı anlatıları bir arada gösteren kullanışlı bir başlangıç noktasıdır.
Açık sorular
- Halife Müstasım, Hülagü'ye zamanında boyun eğseydi, Bağdat yıkımdan kurtulabilir miydi?
- Kaynaklardaki ölü sayıları, Bağdat'ın nüfusu hakkında ne söyleyebilir; bu sayılar nasıl sınanabilir?
- Vezir İbnü'l-Alkamî'ye yöneltilen ihanet suçlaması, olayın kendisinden çok sonraki mezhep çekişmelerini mi yansıtır?
Mini sınav
- (Hedef 1) Möngke, İran'daki kaleleri ve Bağdat'ı ele geçirmek için hangi kardeşini batıya gönderdi? A) Kubilay B) Hülagü C) Batu D) Güyük
- (Hedef 1) Bağdat'ın düşüşünden önce Hülagü'nün ele geçirdiği ünlü İsmaili kalesi hangisidir? A) Otrar B) Meraga C) Alamut D) Halep
- (Hedef 2) Marco Polo'nun anlatısına göre halife nasıl öldü? A) Savaşta öldürüldü B) Kaçarken boğuldu C) Zehirlendi D) Hazine kulesine kapatılıp açlıktan öldü
- (Hedef 3) Abbasi halifeliği 1261'de hangi kentte yeniden kuruldu? A) Kahire B) Bağdat C) Şam D) Tebriz
- (Hedef 2) Halifenin ölümüne ilişkin farklı anlatıları karşılaştırarak, bunların yazarların amaçlarını yansıttığını savunan tarihçi kimdir? A) Stefan Heidemann B) John Andrew Boyle C) Hend Gilli-Elewy D) Nassima Neggaz
Açık uçlu soru
(Hedef 2) «Halife Müstasım nasıl öldü?» sorusunu, bu dersteki kaynakları karşılaştırarak tartış. Cevabında Reşîdüddin'in kaydını, Bar Hebraeus'un ve Marco Polo'nun anlatılarını kullan; Boyle ile Neggaz'ın yaklaşımlarını karşılaştırarak, hangi anlatıya neden daha çok güvenilebileceğini açıkla.
Cevaplar
- B — Möngke, Hülagü'yü batıya gönderdi.
- C — Hülagü, Alamut kalesini ele geçirdi.
- D — Marco Polo'ya göre halife hazine kulesinde açlıktan öldü.
- A — Halifelik 1261'de Kahire'de yeniden kuruldu.
- D — Bu tarihçi Nassima Neggaz'dır.
Kapsamlı bir cevap, Reşîdüddin'in kısa ve kuru kaydının, olaya en yakın kaynaklardan biri olduğunu ve ölüm biçimi hakkında bilgi vermediğini belirtir. Bar Hebraeus'un anlatısının, bir hükümdarın kanını dökme korkusunu öne çıkardığını; Marco Polo'nun kıssasının ise tarih yanlışları içerdiğini ve bir ahlak dersine dönüştüğünü gösterir. Boyle'un olaya yakın tanıklık arayışını, Neggaz'ın farklı anlatıların nedenlerini soran yaklaşımıyla karşılaştırır. Güçlü bir yanıt, kaynağın olaya uzaklığını, yazarın konumunu ve kıssanın başka metinlerde de bulunmasını bir güvenilirlik ölçütü olarak kullanır.
Sonraki bölüme köprü
Bağdat'tan sonra Hülagü'nün ordusu Suriye'ye yöneldi. 1260'ta Halep ve Şam, Moğolların eline geçti; Mısır'a kadar uzanan yol açık görünüyordu. Ama aynı yıl Büyük Han Möngke'nin ölüm haberi geldi ve Hülagü, ordusunun büyük bölümüyle doğuya çekildi. Suriye'de geride kalan küçük Moğol birliği, komutanı Kitbuka'yla birlikte, Mısır'dan gelen Memlük ordusuyla Filistin'de karşılaştı. Sıradaki derste şu soruları soracağız: Memlükler Aynicalut'ta Moğolları nasıl yendi, bu savaşta Kutuz ve Baybars'ın rolü neydi, ve bu yenilgi Moğolların batıya doğru ilerleyişini neden kalıcı olarak durdurdu?