İçeriğe geç

Bölüm DT-118.10 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Haçlı Seferleri Doğu'da ve Batı'da nasıl hatırlanıyor?

DT-118 Haçlı Seferleri

2.718 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1231–2001
Bölge
Batı Avrupa · Levant · Türkiye
Tema
Tarihyazımı · Siyaset · Fikirler
Kişiler
İbnü'l-Esîr · Voltaire · Edward Gibbon · Walter Scott · Joseph-François Michaud · Namık Kemal · Edmund Allenby · Henri Gouraud · Jonathan Riley-Smith · Adam Knobler · Paul Cobb · Mike Horswell
Yerler
Londra · Paris · Şam · Kudüs · Kahire · İstanbul
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Haçlı seferlerinin Orta Çağ'dan yirminci yüzyıla kadar Batı'da ve Müslüman dünyasında nasıl anlatıldığını ve bu anlatıların nasıl değiştiğini sıralayabileceksin.
  • Aydınlanma, Romantizm, sömürgecilik ve ulusçuluk gibi akımların Haçlı seferlerinin belleğini nasıl biçimlendirdiğini kaynaklarla açıklayabileceksin.
  • Haçlı seferlerinin modern siyasette nasıl kullanıldığını, bu kullanımları eleştirel biçimde inceleyen tarihçilerin görüşleri üzerinden değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir generalin sözleri

Temmuz 1920'de, Fransız ordusu Şam'a girdi. Anlatılana göre, Fransız komutanı General Henri Gouraud, kentteki Selahaddin'in türbesini ziyaret etti ve mezarın başında şöyle dedi: «Selahaddin, geri döndük.» Bu sözlerin gerçekten söylenip söylenmediği tartışmalıdır; kimi tarihçiler, bu anekdotun sonradan uydurulduğunu ya da çarpıtıldığını düşünür. Ama bu anlatının Arap dünyasında yüzyıl boyunca dolaşması, onun bir gerçeği yansıttığı duygusunu uyandırdığı için önemlidir: pek çok Arap için, Avrupa'nın Ortadoğu'daki sömürge yönetimi, Haçlı seferlerinin yeni bir biçimiydi.

Üç yıl önce, Aralık 1917'de, İngiliz generali Edmund Allenby, Osmanlılardan aldığı Kudüs'e, kentin kutsal yerlerine saygı göstermek için atından inerek yürüyerek girmişti. İngiliz hükümeti, Müslüman uyruklarının tepkisinden çekindiği için, bu fetihten «Haçlı seferi» diye söz edilmesini istemedi; ama İngiliz basınının bir bölümü, olayı «son Haçlı seferi» olarak kutladı. Bu bölümün sorusu şu: yedi yüz yıl önce sona eren bir dizi savaş, neden yirminci yüzyılda böylesine canlı bir bellek hâline geldi, ve bu bellek Doğu'da ve Batı'da neden bu kadar farklı biçimler aldı?

Bağlam — Orta Çağ'ın iki belleği

Haçlı seferleri, daha sürerken, farklı biçimlerde hatırlanmaya başlamıştı. Batı'da, seferlerin öyküleri destanlarda, romanslarda ve vaazlarda anlatıldı; Bouillon'lu Godefroi, Aslan Yürekli Richard ve IX. Louis, şövalyelik idealinin kahramanlarına dönüştü. Aynı romanslarda Selahaddin de, düşman olmasına rağmen, bilge ve cömert bir hükümdar olarak çizildi. 1291'de Akka düştükten sonra da Batı'da Haçlı düşüncesi sönmedi: on dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda, Balkanlar'a ilerleyen Osmanlılara karşı düzenlenen seferler de Haçlı seferi olarak ilan edildi. 1396'da Niğbolu'da ve 1444'te Varna'da Osmanlı ordularının karşısına çıkan Avrupalı ordular, papalığın Haçlı ayrıcalıklarını taşıyordu. Batı'nın Haçlı belleği, böylece yüzyıllar boyunca Türklere karşı yeni savaşlarla beslendi.

Müslüman dünyasında ise, Haçlı seferleri başka bir çerçevede anlatıldı. Dönemin Arapça kaynakları, «Haçlılar» değil, «Frenkler» sözcüğünü kullanıyordu; bu savaşlar, onlar için tek bir büyük olay değil, İslam dünyasının pek çok cephede karşılaştığı saldırılardan biriydi. Orta Çağ Müslüman tarihçileri, bugün «Frenk savaşları» diye adlandırabileceğimiz bu çatışmaları, Moğol istilası gibi çok daha yıkıcı felaketlerin yanında anlattı.

Gelişme — Aydınlanmadan Romantizme

On sekizinci yüzyılda, Avrupa'nın Aydınlanma düşünürleri, Haçlı seferlerine sert bir eleştiriyle baktı. Fransız yazar Voltaire, bu seferleri dinsel bağnazlığın ve açgözlülüğün ürünü olarak gördü. İngiliz tarihçi Edward Gibbon, Roma İmparatorluğu'nun çöküşü üzerine yazdığı büyük eserde, Haçlı seferlerinin Avrupa'nın gelişimini hızlandırmaktan çok geciktirdiğini savundu. Gibbon'a göre, seferlerin temelinde «vahşi bir bağnazlık» yatıyordu ve sonuçları da bu nedene benziyordu: Doğu'dan getirilen kutsal emanetler yeni hurafeler doğurmuş, engizisyon ve günah bağışlarının kötüye kullanılması bu «kutsal savaşın» uğursuz kaynağından beslenmişti. Aydınlanma düşünürleri için Haçlı seferleri, aklın değil inancın yönettiği karanlık bir çağın simgesiydi.

On dokuzuncu yüzyılda ise hava değişti. Romantik yazarlar, Orta Çağ'a, sanayi toplumunun kaybettiği bir kahramanlık ve inanç çağı olarak hayranlıkla baktı. Fransız tarihçi Joseph-François Michaud, 1812'den itibaren yayımladığı çok ciltli Haçlı seferleri tarihinde, bu seferleri Fransız ulusunun şanlı bir destanı olarak anlattı. İskoç yazar Walter Scott, Richard ile Selahaddin'i romanlarının kahramanları yaptı.

Dönüş noktası — sömürgecilik ve Doğu'nun yeniden keşfi

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında, Avrupa devletleri Kuzey Afrika'da ve Ortadoğu'da sömürgeler ve etki alanları kurmaya başladı. Bu dönemde, Haçlı seferleri pek çok Avrupalı için Doğu'daki kendi varlıklarının tarihsel bir öncüsü olarak yorumlandı. Fransız yazarlar, Fransa'nın Suriye ve Lübnan üzerindeki iddialarını, Haçlı devletlerinin mirasıyla ilişkilendirdi. Bazı Avrupalı yazarlar, Kuzey Afrika'daki sömürge savaşlarını da Orta Çağ'ın Haçlı seferlerinin bir devamı olarak sundu.

Müslüman dünyasında ise, Haçlı seferlerine yönelik ilgi, tam da bu dönemde yeniden canlandı. Arapça ve Türkçe yazarlar, Avrupa'da yazılan Haçlı tarihlerini okuyarak, bu savaşları Avrupa'nın Doğu'ya yönelik uzun bir saldırısının ilk aşaması olarak görmeye başladı. «Haçlı savaşları» anlamına gelen Arapça terim, bu dönemde yaygınlaştı. Osmanlı yazarı Namık Kemal, 1870'lerde yazdığı bir biyografide Selahaddin'i, İslam dünyasını birleştiren ve Batı'ya karşı direnen bir kahraman olarak anlattı. On dokuzuncu yüzyılın sonunda, Kahire'de Haçlı seferleri üzerine Arapça yazılmış ilk kapsamlı modern tarihlerden biri basıldı; bu eserin yazarı da, kaynaklarının önemli bir bölümünü Avrupa'daki Haçlı tarihlerinden almıştı. Böylece Avrupa'nın romantik ve sömürgeci Haçlı anlatısı, tersine çevrilerek Arap okurlara ulaştı. Yirminci yüzyılda Selahaddin, Arap ulusçuluğunun ve bağımsızlık mücadelelerinin simgelerinden birine dönüştü.

Yaygın yanlış«Müslüman dünyası, Haçlı seferlerini dokuz yüzyıl boyunca kesintisiz bir yara olarak hatırladı.»
Doğrusu

Orta Çağ Müslüman tarihçileri Haçlı seferlerini ayrıntılı biçimde anlattı; ama sonraki yüzyıllarda bu seferler, Müslüman dünyasının tarih yazımında ve toplumsal belleğinde görece sınırlı bir yer tuttu. Haçlı seferlerinin Batı'nın Doğu'ya yönelik sürekli bir saldırısının başlangıcı olarak görülmesi, büyük ölçüde on dokuzuncu yüzyılda, Avrupa sömürgeciliğine tepki olarak gelişti. Bu, Orta Çağ'da hiçbir bellek olmadığı anlamına gelmez; ama bugünkü canlı belleğin, modern dönemin ürünü olduğunu gösterir.

Cevap — iki bellek, bir tarih

Haçlı seferleri, Batı'da ve Doğu'da farklı dönemlerde, farklı ihtiyaçlarla hatırlandı. Batı'da, Orta Çağ romanslarının şövalye kahramanlarından Aydınlanma'nın sert eleştirisine, Romantizm'in hayranlığından sömürgeciliğin tarihsel meşruiyet arayışına kadar birbirini izleyen anlatılar ortaya çıktı. Müslüman dünyasında ise, Orta Çağ tarihçilerinin Haçlıları daha geniş bir Frenk ilerleyişinin parçası olarak gören anlatısı, sonraki yüzyıllarda sessizleşti ve on dokuzuncu yüzyılda, Avrupa sömürgeciliğine tepki olarak yeniden canlandı. Bu süreçte her iki taraf da, Orta Çağ'ın karmaşık gerçekliğinden kendi amacına uygun parçaları seçti: Batı'da şövalyelerin yiğitliği ve Hıristiyanlığın kahramanlığı, Doğu'da ise işgal, direniş ve Selahaddin'in zaferi öne çıkarıldı. İttifaklar, antlaşmalar ve bir arada yaşama, iki anlatıda da çoğu zaman gölgede kaldı. Bugünkü canlı Haçlı belleği, bu iki modern dönüşümün, yani Batı'nın sömürgeci ve Doğu'nun sömürge karşıtı okumalarının, birbiriyle karşılaşmasının bir ürünüdür.

Bugünle bağ — bir sözcüğün tehlikesi

Eylül 2001'deki saldırılardan birkaç gün sonra, Amerika Birleşik Devletleri başkanı, terörizme karşı başlatılacak mücadeleden «bir Haçlı seferi» diye söz etti. Bu söz, Müslüman dünyasında büyük bir tepkiyle karşılandı ve başkanın çevresi, sözcüğün tarihsel anlamda kullanılmadığını açıklamak zorunda kaldı. Aynı yıllarda, bazı silahlı örgütler de kendi propagandalarında Batılıları «Haçlılar» diye adlandırdı. Bu iki kullanım, Haçlı seferlerinin belleğinin bugün de siyasal bir silah olarak kullanılabildiğini gösterir. Tarihçilerin görevi, bu kullanımların karşısında, Orta Çağ'ın karmaşık gerçekliğini, ittifakları, anlaşmaları ve bir arada yaşamayı da içeren bütün yanlarıyla hatırlatmaktır.

Birincil kaynak

Edward Gibbon, 1788'de yayımlanan Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi'nin son ciltlerinden birinde, Haçlı seferlerinin Avrupa üzerindeki etkisini şöyle değerlendirir:

Great was the increase, and rapid the progress, during the two hundred years of the crusades; and some philosophers have applauded the propitious influence of these holy wars, which appear to me to have checked rather than forwarded the maturity of Europe. The lives and labors of millions, which were buried in the East, would have been more profitably employed in the improvement of their native country: the accumulated stock of industry and wealth would have overflowed in navigation and trade; and the Latins would have been enriched and enlightened by a pure and friendly correspondence with the climates of the East.

Türkçesi: Haçlı seferlerinin iki yüz yılı boyunca büyük bir artış ve hızlı bir ilerleme oldu; bazı filozoflar, bu kutsal savaşların olumlu etkisini övdü; oysa bana öyle geliyor ki bu savaşlar, Avrupa'nın olgunlaşmasını hızlandırmaktan çok geciktirdi. Doğu'da gömülen milyonlarca insanın hayatı ve emeği, kendi yurtlarının kalkınmasında çok daha yararlı biçimde kullanılabilirdi: biriken çalışma ve servet birikimi, denizciliğe ve ticarete taşardı; Latinler de Doğu'nun iklimleriyle kurulacak saf ve dostça bir ilişkiyle zenginleşir ve aydınlanırdı.

Kaynak: Edward Gibbon, The History of the Decline and Fall of the Roman Empire, cilt VI (Londra: Strahan and Cadell, 1788), bölüm 61; Project Gutenberg. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.

  1. Gibbon, Haçlı seferlerinin Avrupa'ya etkisi hakkında hangi görüşü eleştiriyor ve hangi görüşü savunuyor?
  2. Gibbon'un «saf ve dostça bir ilişki» önerisi, Aydınlanma düşüncesinin ticaret ve barış hakkındaki fikirleri hakkında ne söylüyor?
  3. Gibbon'un yargısı, kendi yüzyılının değerlerini Orta Çağ'a ne ölçüde yansıtıyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Adam Knobler (2006) — Haçlı seferlerinin on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda Avrupa sömürgeciliğinde, Arap ulusçuluğunda ve İslamcı söylemde nasıl kullanıldığını inceledi. Geçmişin, farklı siyasal projelere «taşınabilir» bir kaynak olarak kullanıldığını gösterdi.
  • Jonathan Riley-Smith (2008) — Müslüman dünyasındaki modern Haçlı belleğinin, büyük ölçüde on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sının romantik ve sömürgeci Haçlı imgelerinden türediğini savundu. Bugünkü Haçlı söyleminin, Orta Çağ'dan çok modern Avrupa'nın bir mirası olduğunu ileri sürdü.
  • Paul Cobb (2014) — Haçlı seferlerini Müslüman kaynaklarının gözünden, Endülüs'ten Suriye'ye uzanan geniş bir çerçevede yeniden anlattı. Orta Çağ Müslüman yazarlarının bu savaşları, İslam dünyasının pek çok cephesindeki bir mücadelenin parçası olarak gördüğünü vurguladı.
  • Mike Horswell (2018) — 1825–1945 arasında İngiltere'de Haçlı imgesinin edebiyatta, siyasette ve savaş propagandasında nasıl kullanıldığını inceledi. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bu imgenin nasıl yükselip sonra gözden düştüğünü gösterdi.

Bu tartışmada, Haçlı belleğinin kökenleri ve kullanımları farklı açılardan inceleniyor. Riley-Smith ve Knobler, modern belleğin nasıl kurulduğunu sorar: Riley-Smith onun Avrupa kaynaklı olduğunu, Knobler ise farklı siyasal projelerin geçmişi nasıl «taşıdığını» vurgular. Cobb, Orta Çağ Müslüman kaynaklarına dönerek, modern bellekten önceki bakışı yeniden kurar. Horswell ise, Batı'da, özellikle İngiltere'de, Haçlı imgesinin tek bir ülkedeki yükselişini ve düşüşünü ayrıntılı biçimde izler. Dört çalışma birlikte, belleğin geçmişten çok, onu hatırlayanların kendi dönemini anlattığını gösterir.

Derine İn

Haçlı seferlerinin Batı'daki romantik imgesi, on dokuzuncu yüzyılda yalnızca edebiyatta değil, sanatta ve mimaride de yaşadı. Fransa'da Versailles sarayında, Haçlı seferlerini anlatan büyük resimlerle dolu salonlar düzenlendi; bu salonlarda, Haçlı seferlerine katılmış Fransız soylu ailelerinin armaları sergilendi. İngiltere'de ise, Haçlı şövalyesi imgesi, okul kitaplarında ve anıtlarda cesaretin ve fedakârlığın simgesi olarak kullanıldı. Birinci Dünya Savaşı'nda, Filistin cephesinde savaşan İngiliz askerleri, bazı propaganda afişlerinde Haçlı şövalyeleri olarak resmedildi.

Türkiye'de de Haçlı seferlerinin belleği, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda biçimlendi. Namık Kemal'in Selahaddin biyografisi, Osmanlı okurlarına bu sultanı İslam birliğinin bir kahramanı olarak tanıttı. Cumhuriyet döneminde ise okul kitapları, Haçlı seferlerini daha çok Anadolu Selçukluları ve Türklerin Anadolu'yu savunması çerçevesinde anlattı. I. Kılıç Arslan'ın Halkın Haçlı Seferi'ni ve Birinci Haçlı Seferi'ni karşılaması, bu anlatıda önemli bir yer tuttu. «Haçlı zihniyeti» deyimi, günümüz Türkçesinde, Batı'nın Türkiye'ye ve Müslüman dünyasına yönelik düşmanca tutumlarını anlatmak için sık sık kullanılır.

Türk belleğinde «Haçlı» sözcüğü, yalnızca on birinci ve on ikinci yüzyılların seferlerini değil, sonraki yüzyıllarda Osmanlılara karşı düzenlenen seferleri de kapsar. Niğbolu ve Varna savaşları, Osmanlı tarih yazımında ve sonraki Türk okul kitaplarında, Avrupa'nın birleşik «Haçlı orduları»na karşı kazanılmış zaferler olarak anlatıldı. Bu anlatı, Türk okurlarının Haçlı seferlerini, Suriye ve Filistin'den çok Anadolu ve Balkanlar üzerinden hatırlamasına yol açtı. Aynı sözcüğün Arap dünyasında Kudüs ve Selahaddin'le, Türkiye'de ise Anadolu, Malazgirt ve Balkanlar'la ilişkilendirilmesi, «Doğu» diye tek bir belleğin olmadığını da hatırlatır.

Tarihçiler, Haçlı seferleri hakkındaki modern tartışmaların, Orta Çağ'ın gerçekliğini çoğu zaman basitleştirdiğini vurgular. Bu kursta gördüğümüz gibi, Haçlı seferleri döneminde Frenkler ile Müslüman hükümdarlar arasında ittifaklar kuruldu, antlaşmalar yapıldı, ticaret sürdü; Usâme b. Münkız gibi Müslüman soylular, Frenk şövalyeleriyle dostluklar kurdu; Haçlı devletlerinde farklı inançlardan insanlar bir arada yaşadı. Aynı dönemde katliamlar, zorla din değiştirmeler ve sürgünler de yaşandı. Haçlı seferlerini yalnızca bir «medeniyetler çatışması» olarak ya da yalnızca bir «hoşgörü çağı» olarak anlatmak, bu karmaşık gerçekliğin yalnızca bir yanını görmek demektir.

Son olarak, Haçlı seferleri belleğinin bugün de değişmeye devam ettiğini hatırlamak gerekir. Yeni kuşak tarihçiler, Haçlı seferlerini yalnızca Batılı şövalyelerin ve Müslüman sultanların değil, Doğu Hıristiyanlarının, Yahudilerin, kadınların, köylülerin ve tutsakların deneyimleri üzerinden de anlatmaya çalışıyor. Arkeolojik kazılar, Haçlı devletlerindeki gündelik hayatı, beslenmeyi, hastalıkları ve farklı toplulukların bir arada yaşayışını yeni kanıtlarla aydınlatıyor. Farklı ülkelerden tarihçilerin birlikte yürüttüğü projeler ve ortak kaynak yayınları da, Haçlı seferlerinin tek bir ulusal anlatıya sıkıştırılmasını önlemeye çalışıyor. Bu çalışmalar, Haçlı seferlerinin tarihini, onun belleğini biçimlendiren siyasal kullanımlardan ayırmanın ve daha geniş bir insan deneyimini görünür kılmanın yollarını arıyor.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Recueil des historiens des croisades: Historiens orientaux, cilt I (Paris: Imprimerie nationale, 1872).
  • Edward Gibbon, The History of the Decline and Fall of the Roman Empire, cilt VI (Londra: Strahan and Cadell, 1788).
  • Adam Knobler, «Holy Wars, Empires, and the Portability of the Past: The Modern Uses of the Medieval Crusades», Comparative Studies in Society and History 48 (2006), s. 293–325.
  • Jonathan Riley-Smith, The Crusades, Christianity, and Islam (New York: Columbia University Press, 2008).
  • Paul M. Cobb, The Race for Paradise: An Islamic History of the Crusades (Oxford: Oxford University Press, 2014).
  • Mike Horswell, The Rise and Fall of British Crusader Medievalism, c. 1825–1945 (Londra: Routledge, 2018).

Arşiv ve kaynak

Haçlı seferlerinin modern belleğini incelemek için tarihçiler, okul kitaplarına, gazetelere, anıtlara, resimlere ve siyasal konuşmalara başvurur. Fransa'daki Versailles sarayının Haçlı salonları, on dokuzuncu yüzyıl Haçlı imgesinin en görkemli örneklerindendir. Osmanlı ve Arap dünyasında Haçlı seferleri üzerine yazılan ilk modern eserler, on dokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren İstanbul'da, Kahire'de ve Beyrut'ta basıldı. Gibbon'un eseri ve Scott'ın romanı, telifi dolmuş olarak çevrimiçi arşivlerde yer alır.

Açık sorular

  • Müslüman dünyasının Haçlı seferlerine ilgisi, on dokuzuncu yüzyıldan önce gerçekten sınırlı mıydı, yoksa bu yargı elimizdeki kaynakların sınırlarından mı doğuyor?
  • Tarihçiler, Haçlı seferlerinin siyasal kullanımlarına karşı nasıl bir tutum almalı?
  • Haçlı seferleri, bugünün Doğu–Batı ilişkilerini anlamak için yararlı bir çerçeve midir, yoksa yanıltıcı bir benzetme mi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Orta Çağ Arapça kaynakları, Haçlıları genellikle hangi adla anardı? A) Rumlar B) Latinler C) Frenkler D) Keltler
  2. (Hedef 2) Haçlı seferlerinin Avrupa'nın olgunlaşmasını geciktirdiğini savunan on sekizinci yüzyıl İngiliz tarihçisi kimdir? A) Edward Gibbon B) Walter Scott C) Joseph-François Michaud D) Voltaire
  3. (Hedef 2) 1870'lerde Selahaddin'i İslam dünyasını birleştiren bir kahraman olarak anlatan Osmanlı yazarı kimdir? A) Ahmet Cevdet Paşa B) Namık Kemal C) Ziya Paşa D) Şinasi
  4. (Hedef 1) Aralık 1917'de Kudüs'e atından inerek yürüyerek giren İngiliz generali kimdir? A) Henri Gouraud B) Horatio Kitchener C) T. E. Lawrence D) Edmund Allenby
  5. (Hedef 3) Müslüman dünyasındaki modern Haçlı belleğinin büyük ölçüde on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sının imgelerinden türediğini savunan tarihçi kimdir? A) Paul Cobb B) Mike Horswell C) Jonathan Riley-Smith D) Adam Knobler

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Bugünkü Haçlı belleği Orta Çağ'ın mı, yoksa modern dönemin mi ürünüdür?» sorusunu tartış. Cevabında İbnü'l-Esîr'in Frenk ilerleyişi anlatısını, Gibbon'un yargısını, Scott'ın Richard ve Selahaddin karşıtlığını ve Namık Kemal'in Selahaddin'ini kullan; Riley-Smith ile Cobb'un yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. C — Arapça kaynaklar Haçlıları Frenkler diye anardı.
  2. A — Bu görüş Edward Gibbon'a aittir.
  3. B — Selahaddin biyografisini Namık Kemal yazdı.
  4. D — Kudüs'e yürüyerek giren Edmund Allenby'dir.
  5. C — Bu görüş Jonathan Riley-Smith'e aittir.

Kapsamlı bir cevap, Orta Çağ'da Batı'nın ve Doğu'nun Haçlı seferlerini farklı çerçevelerde anlattığını, İbnü'l-Esîr'in bu seferleri daha geniş bir Frenk ilerleyişinin parçası olarak gördüğünü açıklar. Gibbon'un Aydınlanma'nın eleştirel bakışını, Scott'ın ise Romantizm'in hayranlığını temsil ettiğini belirtir. On dokuzuncu yüzyılda Avrupa sömürgeciliğinin Haçlı imgesini kullandığını ve Namık Kemal gibi yazarların buna tepki olarak Selahaddin'i bir direniş simgesine dönüştürdüğünü anlatır. Güçlü bir yanıt, Riley-Smith'in modern Müslüman belleğinin Avrupa kaynaklı olduğunu savunan yaklaşımını, Cobb'un Orta Çağ Müslüman kaynaklarının kendi çerçevesini vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.

Serinin sonu

Bu bölümle «Haçlı Seferleri» kursu sona eriyor. Kurs, Clermont'da açık bir alanda yapılan bir konuşmayla açıldı ve Papa Urbanus'un bu çağrıyı neden yaptığını sordu; ardından Halkın Haçlı Seferi'nin Anadolu'daki sonunu, Birinci seferin Kudüs'e yolculuğunu, Haçlı devletlerinin karma toplumunu, Tapınak Şövalyeleri'nin yükselişini ve çöküşünü, Zengilerin ve cihat düşüncesinin canlanmasını, Selahaddin'in Kudüs'ü alışını, Richard ile Selahaddin'in savaşını ve pazarlığını ve Haçlı seferlerinin neden başarısız olduğunu izledi; burada da, bu seferlerin nasıl hatırlandığını sordu. Programda sırada «Moğol Çağı» kursu var. Bu kurs, Haçlı devletlerinin son yıllarında Ortadoğu'yu sarsan ve Memlüklerle Aynicalut'ta karşılaşan büyük gücün, bozkırdaki kökenlerine dönüyor. İlk bölüm, bu gücün kurucusunu soruyor: Temuçin nasıl Cengiz Han oldu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:40 Kanca: Şam'da taş bir mezar yapısının girişi; önünde duran asker silüetleri; ardından Kudüs'ün bir kapısından yürüyerek giren bir kafile. Hiçbir yüz çizilmez.
  • 1:40–3:20 Bağlam: iki kitap yan yana açılır: birinde şövalye romanslarının süslü sayfaları, öbüründe Arapça bir kroniğin satırları.
  • 3:20–5:40 Gelişme: on sekizinci yüzyıl bir çalışma odası ve yazı masası; ardından on dokuzuncu yüzyıl bir kütüphanede roman ciltleri.
  • 5:40–7:30 Dönüş noktası: haritada Avrupa'dan Kuzey Afrika'ya ve Ortadoğu'ya uzanan sömürge okları; İstanbul'da ve Kahire'de basılan kitapların kapakları.
  • 7:30–9:00 Kapanış: bir gazete sayfası ve bir okul kitabı yan yana; üzerlerinde «Haçlı» sözcüğü farklı yazı türleriyle.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.