İçeriğe geç

Bölüm DT-118.07 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Selahaddin Eyyubi ve Kudüs

DT-118 Haçlı Seferleri

2.685 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1169–1193
Bölge
Levant · Mısır
Tema
Savaş · Din · Siyaset
Kişiler
Selahaddin Eyyubi · Nûreddin Mahmud · Lusignan'lı Guy · Châtillon'lu Renaud · Ibelin'li Balian · Bahâeddin İbn Şeddâd · St. Blasien'li Otto · el-Âdil · Stanley Lane-Poole · Andrew Ehrenkreutz · Malcolm Lyons · Anne-Marie Eddé
Yerler
Hıttin · Taberiye · Kudüs · Kerek · Şam · Sur
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Selahaddin Eyyubi'nin Kahire'den Musul'a uzanan gücünü hangi adımlarla kurduğunu ve 1187'de Hıttin'e giden süreci sıralayabileceksin.
  • Hıttin savaşını ve Kudüs'ün teslimini, Müslüman ve Hıristiyan kaynaklarını karşılaştırarak açıklayabileceksin.
  • Selahaddin'i idealleştiren ve onu hırslı bir hanedan kurucusu olarak gören tarihçi yorumlarını değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir kâse şerbet

4 Temmuz 1187 akşamı, Taberiye Gölü'nün batısındaki Hıttin tepelerinin eteğinde, zafer kazanmış bir ordunun hükümdarı çadırına çekildi. Kendisine getirilen tutsaklar arasında Kudüs kralı Lusignan'lı Guy ve Kerek'in efendisi Châtillon'lu Renaud da vardı. Selahaddin'in yakın çevresinden kadı Bahâeddin İbn Şeddâd'ın anlatımına göre, sultan, susuzluktan tükenmiş krala buzla soğutulmuş gül suyundan yapılmış bir kâse şerbet verdi. Kral biraz içti, sonra kâseyi Renaud'ya uzattı. Selahaddin, tercümanına döndü: «Krala söyle, bu adama içecek veren benim değil, onsun.»

Bu sözün anlamı, dönemin Arap geleneğinde açıktı: bir tutsağa kendi eliyle yiyecek ya da içecek veren kişi, onun canını da bağışlamış sayılırdı. Selahaddin, Guy'ı bağışladı; ama Renaud'nun canını bağışlamadı ve onu kendi eliyle öldürdü. Üç ay sonra, Ekim 1187'de, Kudüs Selahaddin'in ordusuna teslim oldu. Bu bölümün sorusu şu: Tikrit'te doğmuş Kürt kökenli bir komutan, Kahire'den Musul'a uzanan bir gücü hangi yollarla kurdu, 1187 yazındaki zafer hangi hatalardan ve koşullardan doğdu, ve kentin teslimi ile sonrası, çağdaşlarının ve sonraki kuşakların gözünde neden bu kadar farklı anlamlar kazandı?

Bağlam — Nûreddin'in mirası

Zengiler dersinde anlattığımız gibi, Suriye'nin hükümdarı Nûreddin Mahmud, amcası Şîrkûh'un yanında genç Selahaddin'i de Nil vadisine yollamıştı. Selahaddin, 1169'da amcasının ölümüyle Fatımî halifesinin veziri oldu; 1171'de Fatımî halifeliğine son verdi ve Mısır'ı yeniden Abbasi halifeliğine bağladı. Mısır'ın tarımsal ve ticari zenginliği, ona büyük ve düzenli bir ordu besleme olanağı verdi. Ama Mısır'daki bu güç, Suriye'deki efendisi Nûreddin'i kaygılandırdı; ikisi arasındaki gerginlik, 1174'te Nûreddin'in ölümüne kadar sürdü.

Nûreddin'in ölümünden sonra, onun Suriye'deki toprakları, küçük yaştaki oğlu ve ona yakın emirler arasında bölündü. Selahaddin, bu boşluğu doldurmak için harekete geçti: 1174'te Şam'ı, sonraki yıllarda Humus'u ve Hama'yı, 1183'te Halep'i aldı; 1186'da Musul'un Zengi hükümdarını kendisini tanımaya zorladı. Bu süreçte, Frenklerle olduğundan çok daha fazla, Nûreddin'in mirasçılarıyla ve öteki Müslüman hükümdarlarla savaştı. Selahaddin, bu savaşları, Müslümanları Frenklere karşı birleştirmenin zorunlu bir adımı olarak sundu. Kâtipleri ve kadıları, halifeye ve öteki hükümdarlara yazdıkları mektuplarda, onun Musul'a ya da Halep'e yürümesini, Frenklere karşı savaşı engelleyen iç engelleri kaldırma çabası olarak anlattı. Rakipleri ise onu, Nûreddin'in mirasını gasp eden bir maceracı olarak görüyordu. Bu iki bakış, Selahaddin hakkındaki tartışmanın bugün de sürmesinin nedenlerinden biridir.

Gelişme — Hıttin'e giden yol

1180'lerde Kudüs krallığı derin bir iç bunalımın içindeydi. Cüzam hastası genç kral IV. Baudouin'in 1185'teki ölümünden sonra, taht için soylu grupları arasında sert bir çekişme yaşandı. 1186'da taç, Lusignan'lı Guy'a geçti; ama güçlü soyluların bir bölümü, özellikle Trablus kontu Raymond, onu tanımakta direndi. Bu sırada Kerek kalesinin efendisi Châtillon'lu Renaud, Selahaddin ile krallık arasındaki ateşkese rağmen, Mısır ile Suriye arasında yol alan bir Müslüman kervanına saldırdı.

Renaud'nun saldırısı, Selahaddin'e savaş için bir gerekçe verdi. 1187 yazında sultan, büyük bir orduyla Taberiye'yi kuşattı. Kral Guy, krallığın bütün askerlerini topladı; ordunun önünde, Kudüs'ün en kutsal emaneti sayılan ve yalnızca büyük tehlike anlarında sefere çıkarılan Gerçek Haç taşınıyordu. Ordu, suyun bol olduğu Saffuriye'den ayrılıp susuz tepelerden Taberiye'ye doğru yürüdü. Selahaddin'in birlikleri, yol boyunca orduyu ok yağmuruna tuttu; Frenk askerleri, temmuz sıcağında susuzluktan tükendi. 4 Temmuz'da, Hıttin'in iki tepesi arasında sıkıştırılan ordu, ağır bir yenilgiye uğradı. Gerçek Haç ele geçirildi; kral, soyluların çoğu ve binlerce asker tutsak düştü. Tapınak ve Hastane şövalyeleri, Tapınakçılar dersinde gördüğümüz gibi, sultanın buyruğuyla idam edildi. Trablus kontu Raymond, savaş alanından kaçmayı başardı; ama kısa süre sonra öldü. Frenklerin savaşa sokabildiği hemen hemen bütün askerler, tek bir günde ya öldü ya tutsak düştü; krallığın kalelerini savunacak kimse kalmamıştı.

Dönüş noktası — Kudüs'ün teslimi

Hıttin'den sonra, krallığın savunmasız kalan kentleri birer birer düştü: Akka, Nablus, Yafa, Sayda, Beyrut ve Askalan, birkaç ay içinde Selahaddin'in eline geçti. Yalnızca Sur, Batı'dan yeni gelen bir soylunun önderliğinde direnebildi. Selahaddin, bu kıyı kentlerinin çoğunu uzun kuşatmalar yerine anlaşmalarla aldı; teslim olan kentlerin halkına, mallarıyla birlikte ayrılma izni verdi. Eylül 1187'de Selahaddin, Kudüs'ü kuşattı. Kentte çok az şövalye kalmıştı; savunmayı, Hıttin'den kaçmayı başarmış olan Ibelin'li Balian üstlendi. Surlar yıkılmaya başlayınca, Balian sultanla pazarlığa oturdu ve bir teslim antlaşması için koşulları konuşmaya başladı. Kaynaklara göre, anlaşma sağlanmazsa kentteki Müslüman tutsakları öldürmekle ve kutsal yerleri yıkmakla tehdit etti.

Yaygın yanlış«Selahaddin, Kudüs'ü aldığında bütün Hıristiyanları hiçbir karşılık istemeden serbest bıraktı.»
Doğrusu

Kudüs'ün teslimi, bir fidye anlaşmasına dayanıyordu. Fidyesini ödeyebilenler ya da başkaları tarafından fidyesi ödenenler özgür bırakıldı. Selahaddin, kardeşi el-Âdil ve bazı emirler, yoksullardan birkaç bin kişiyi karşılıksız serbest bıraktı; ama fidyesini ödeyemeyen binlerce kişi köle olarak alındı. Selahaddin'in 1187'deki davranışı, 1099'daki katliamla karşılaştırıldığında dikkat çekici ölçüde ölçülüydü; ama bu ölçülülük, dönemin savaş hukukunun ve fidye düzeninin içinde kaldı.

Cevap — birleşme, zafer ve pazarlık

Selahaddin, Nûreddin'in mirasını devralarak, önce Mısır'ı, sonra on yıl süren savaşlarla Suriye'yi ve Cezire'nin bir bölümünü tek bir yönetimde birleştirdi. Kudüs krallığının iç bunalımı ve Renaud'nun ateşkesi bozan saldırıları, ona büyük bir savaş için hem fırsat hem de gerekçe verdi. Hıttin'de, susuzluktan tükenmiş Frenk ordusunu yok etti ve krallığın askerî gücünü tek bir günde kırdı. Kudüs'ü ise, bir kuşatmanın ardından, fidye karşılığında bir teslim anlaşmasıyla aldı. Kentin Hıristiyan halkına davranışı, 1099'daki Haçlı katliamından çok farklıydı; ama fidye düzenine dayanıyordu ve fidyesini ödeyemeyenler için köleliği de içeriyordu.

Bugünle bağ — bir kahramanın çok yüzü

Selahaddin, yalnızca Müslüman dünyasında değil, Avrupa'da da bir kahraman olarak hatırlandı. Orta Çağ'ın sonlarında İtalyan şair Dante, onu erdemli Müslümanlar arasında andı; on sekizinci yüzyılda Alman yazar Lessing, bir oyununda onu hoşgörülü ve bilge bir hükümdar olarak çizdi. 1898'de Alman imparatoru II. Wilhelm, Şam'daki türbesini ziyaret ederek oraya bir çelenk bıraktı. Yirminci yüzyılda ise, Arap ve Müslüman dünyasında pek çok siyasal önder, kendini Selahaddin'e benzetti. Aynı adın, bu kadar farklı çevrelerde ve amaçlarla anılması, tarihsel kişilerin nasıl yeniden yorumlanabileceğinin çarpıcı bir örneğidir.

Birincil kaynak

Bahâeddin İbn Şeddâd, Hıttin'den sonra Selahaddin'in çadırında yaşanan sahneyi şöyle anlatır. Palestine Pilgrims' Text Society'nin 1897 tarihli İngilizce çevirisinden:

As soon as the tent was pitched the Sultan went to sit within, full of joy and gratitude for the favour which God had just granted him. He then commanded King Geoffrey, and his brother, and Prince Arnât (Renaud) to be brought. He gave a bowl of sherbet made with iced rose-water to the King, who was suffering severely from thirst. Geoffrey drank part of it, and then offered the bowl to Prince Arnât. The Sultan said to the interpreter: 'Tell the King that it is he, and not I, who is giving this man to drink.'

Türkçesi: Çadır kurulur kurulmaz sultan içeri geçip oturdu; Tanrı'nın ona az önce bağışladığı lütuf için sevinç ve şükran doluydu. Sonra Kral Geoffrey'nin, kardeşinin ve Prens Arnât'ın [Renaud] getirilmesini buyurdu. Susuzluktan çok çeken krala, buzla soğutulmuş gül suyundan yapılmış bir kâse şerbet verdi. Geoffrey biraz içti, sonra kâseyi Prens Arnât'a uzattı. Sultan tercümana şöyle dedi: «Krala söyle, bu adama içecek veren o, ben değilim.»

Kaynak: Bahâeddin İbn Şeddâd, en-Nevâdirü's-sultâniyye; The Life of Saladin, by Behâ ed-Dîn (1137–1193 A.D.), Palestine Pilgrims' Text Society, cilt XIII (Londra, 1897), s. 115; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim. Bahâeddin, eserinin her yerinde Kral Guy'ı yanlışlıkla «Geoffrey» diye anar; çevirinin notları bu yanlışa dikkat çeker.

  1. Selahaddin'in tercümana söylediği söz, neden bir hukuk kuralını hatırlatıyor? Bu söz, Renaud'nun kaderi hakkında ne ima ediyor?
  2. Bahâeddin, sahneyi sultanın «sevinç ve şükran» dolu olduğunu söyleyerek açıyor. Bu ayrıntı, anlatıcının Selahaddin'e bakışı hakkında ne söyler?
  3. Bahâeddin'in kralın adını yanlış vermesi, onun anlatısının güvenilirliği hakkında ne düşündürür? Bu tür bir yanlış, anlatının bütününü geçersiz kılar mı?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Stanley Lane-Poole (1898) — Selahaddin'in ilk kapsamlı İngilizce biyografisini yazdı. Onu, Bahâeddin gibi yakın çevresinin anlatılarına dayanarak, dindar, adil ve cömert bir hükümdar, Orta Çağ şövalyeliğinin Doğu'daki en iyi temsilcisi olarak çizdi.
  • Andrew Ehrenkreutz (1972) — Bu idealleştirilmiş tabloya karşı çıktı. Selahaddin'in yıllarca Frenklerden çok Müslüman rakipleriyle savaştığını, cihat söylemini kendi hanedanının gücünü artırmak için kullandığını ve Mısır'ın kaynaklarını bu amaçla sömürdüğünü savundu.
  • Malcolm Lyons ve D. E. P. Jackson (1982) — Selahaddin'in siyasal kariyerini, döneminin mektuplarını ve belgelerini sistemli biçimde kullanarak yeniden kurdu. Onun hem kendi gücünü artırmaya çalışan bir siyasetçi, hem de cihat idealine bağlı bir hükümdar olduğunu, bu iki yanın birbirinden ayrılamayacağını gösterdi.
  • Anne-Marie Eddé (2008) — Selahaddin'in hayatını ve onun etrafında oluşan imgeleri birlikte inceledi. Selahaddin'in kendi zamanında, özellikle yakın çevresi tarafından, bilinçli bir biçimde örnek bir hükümdar olarak sunulduğunu ve bu imgenin sonraki yüzyıllarda nasıl dönüştüğünü gösterdi.

Bu tartışmada, Selahaddin'e iki farklı açıdan bakılıyor. Lane-Poole ve Ehrenkreutz, iki karşıt uçtur: biri sultanı idealleştirir, öteki onun hırsını ve siyasal hesaplarını vurgular. Lyons ile Jackson ve Eddé ise, bu iki ucun arasında bir yol arar: Lyons ile Jackson siyaset ile inancın iç içe geçtiğini gösterir, Eddé ise Selahaddin'in imgesinin kendi zamanında nasıl kurulduğunu ve sonra nasıl yeniden yorumlandığını inceler.

Derine İn

Hıttin'in ve Kudüs'ün düşüşünün Batı'daki yankısı, çok farklı bir dille anlatıldı.

Kudüs'ün teslim tarihi, Müslümanlar için ayrı bir anlam taşıyordu. 2 Ekim 1187, Hicri takvimde 27 Receb'e denk geliyordu; bu gece, Müslüman geleneğinde Peygamber'in Mekke'den Kudüs'e gece yolculuğunun ve oradan göğe yükselişinin anıldığı geceydi. Bahâeddin ve öteki Müslüman yazarlar, bu tesadüfü, Tanrı'nın bir işareti olarak yorumladı. Kudüs'ün alınmasından sonra, Mescid-i Aksa ve Kubbetü's-Sahra yeniden Müslüman ibadetine açıldı; Nûreddin'in yıllar önce Halep'te yaptırdığı minber, Aksa'ya yerleştirildi.

Selahaddin'in Kudüs'teki davranışı, kentin öteki toplulukları için de önemliydi. Doğu Hıristiyanlarının, özellikle Rum Ortodoksların, kentte kalmasına izin verildi; Kutsal Kabir Kilisesi, kısa bir kapalı kalma döneminden sonra, hacılara yeniden açıldı ve bir Hıristiyan din adamına emanet edildi. Selahaddin, 1099'da kentten sürülmüş olan Yahudilerin de Kudüs'e dönmesine izin verdi; sonraki yıllarda kentte yeniden bir Yahudi topluluğu oluştu. Kentin çehresi de hızla değişti: Frenklerin kiliseye ya da saraya dönüştürdüğü bazı yapılar medreseye ve tekkeye çevrildi; Selahaddin'in kurduğu bir medrese, uzun süre kentin önemli eğitim kurumlarından biri olarak kaldı.

Kudüs'ün düşüşü, Batı'da büyük bir şok yarattı. Papa III. Urbanus'un, haberi alınca kederden öldüğü anlatılır; bu anlatının doğruluğu belirsizdir, ama olayın yarattığı etkiyi gösterir. Yeni papa VIII. Gregorius, hemen yeni bir Haçlı seferi çağrısı yaptı. Fransa'da ve İngiltere'de, bu sefer için «Selahaddin vergisi» adı verilen özel bir vergi toplandı. Avrupa'nın en güçlü üç hükümdarı, Alman imparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa kralı II. Philippe ve İngiltere kralı Aslan Yürekli Richard, haçı aldı. Sur, Haçlıların Doğu'daki son büyük sığınağı olarak, bu yeni seferin başlangıç noktası oldu. Selahaddin'in, Kudüs'ün teslimi sırasında fidyesini ödeyenleri Sur'a gönderme kararı, bu kentin savunucularını güçlendirdi; bazı tarihçiler, bunu sultanın en büyük stratejik hatalarından biri sayar. Öteki tarihçiler ise, verilen sözün tutulmasının, Selahaddin'in Müslüman dünyasındaki saygınlığının ve sonraki teslim pazarlıklarının temeli olduğunu hatırlatır.

Uzman Notu

Temel literatür

  • The Life of Saladin, by Behâ ed-Dîn (1137–1193 A.D.), Palestine Pilgrims' Text Society, cilt XIII (Londra, 1897).
  • Oliver J. Thatcher ve Edgar H. McNeal (yay. ve çev.), A Source Book for Mediaeval History (New York: Charles Scribner's Sons, 1905).
  • Stanley Lane-Poole, Saladin and the Fall of the Kingdom of Jerusalem (New York: G. P. Putnam's Sons, 1898).
  • Andrew S. Ehrenkreutz, Saladin (Albany: State University of New York Press, 1972).
  • Malcolm Cameron Lyons ve D. E. P. Jackson, Saladin: The Politics of the Holy War (Cambridge: Cambridge University Press, 1982).
  • Anne-Marie Eddé, Saladin (Paris: Flammarion, 2008).

Arşiv ve kaynak

Selahaddin'in kâtibi İmâdeddin el-İsfahânî'nin Kudüs'ün fethini anlatan eseri ve Kadı el-Fâdıl'ın mektupları, Selahaddin döneminin en önemli Arapça kaynaklarındandır; bunların elyazmaları İstanbul, Kahire ve Paris kütüphanelerinde korunur. Latin tarafında, Sur'lu William'ın tarihinin devamı niteliğindeki Eski Fransızca kronikler, Hıttin'i ve Kudüs'ün teslimini ayrıntılı biçimde anlatır. Bahâeddin'in Palestine Pilgrims' Text Society çevirisi ve Thatcher ile McNeal'ın kaynak kitabı, telifi dolmuş eski baskılar olarak çevrimiçi arşivlerde yer alır.

Açık sorular

  • Selahaddin'in Müslüman rakipleriyle yaptığı savaşlar, onun cihat söylemiyle nasıl bağdaştırılabilir?
  • Hıttin'deki yenilgide, Frenk ordusunun stratejik hataları mı, yoksa krallığın iç bölünmüşlüğü mü daha belirleyiciydi?
  • Selahaddin'in Kudüs'teki ölçülü davranışı, ahlaki bir tercihin mi, yoksa siyasal bir hesabın mı ürünüydü?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Selahaddin, Fatımî halifeliğine hangi yıl son verdi? A) 1169 B) 1171 C) 1174 D) 1187
  2. (Hedef 2) Hıttin savaşında Frenk ordusunun önünde taşınan ve Müslümanların eline geçen kutsal emanet hangisidir? A) Kutsal Mızrak B) Gerçek Haç C) Dikenli taç D) Kutsal Kâse
  3. (Hedef 2) Bahâeddin'e göre Kudüs teslim edildiğinde her erkek için belirlenen fidye ne kadardı? A) Bir dinar B) Beş dinar C) Yirmi dinar D) On dinar
  4. (Hedef 1) Hıttin'den sonra Selahaddin'e direnebilen ve yeni Haçlı seferinin başlangıç noktası olan kent hangisidir? A) Sur B) Akka C) Askalan D) Yafa
  5. (Hedef 3) Selahaddin'in cihat söylemini kendi hanedanının gücünü artırmak için kullandığını savunan tarihçi kimdir? A) Stanley Lane-Poole B) Anne-Marie Eddé C) Andrew Ehrenkreutz D) Malcolm Lyons

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Selahaddin, idealleştirildiği gibi dindar ve cömert bir hükümdar mıydı, yoksa hırslı bir hanedan kurucusu mu?» sorusunu tartış. Cevabında Bahâeddin'in şerbet ve fidye anlatılarını, St. Blasien'li Otto'nun Batılı anlatısını, Selahaddin'in Müslüman rakipleriyle savaşlarını ve Kudüs'te fidyesini ödeyemeyenlerin kaderini kullan; Lane-Poole ile Ehrenkreutz'un yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Selahaddin Fatımî halifeliğine 1171'de son verdi.
  2. B — Gerçek Haç ele geçirildi.
  3. D — Her erkek için fidye on dinardı.
  4. A — Sur direnebildi ve yeni seferin başlangıç noktası oldu.
  5. C — Bu görüş Andrew Ehrenkreutz'a aittir.

Kapsamlı bir cevap, Selahaddin'in Mısır'ı ve Suriye'yi birleştirirken yıllarca Müslüman rakipleriyle savaştığını, bu savaşları Frenklere karşı birliğin zorunlu bir adımı olarak sunduğunu açıklar. Bahâeddin'in şerbet ve fidye anlatılarının onun cömertliğini ve hukuka bağlılığını öne çıkardığını, ama Bahâeddin'in sultanın yakın dostu olduğunu ve fidyesini ödeyemeyenlerin köle olarak satıldığını da not eder. Otto'nun anlatısının, yenilgiyi Hıristiyanların günahlarına bağlayan Batılı bakışı yansıttığını belirtir. Güçlü bir yanıt, Lane-Poole'un idealleştirici tablosunu Ehrenkreutz'un eleştirel yaklaşımıyla karşılaştırır ve Lyons ile Jackson'ın siyaset ile inancın iç içe geçtiğini gösteren yorumunu da hesaba katar.

Sonraki bölüme köprü

Kudüs'ün düşüşü, Avrupa'nın en güçlü hükümdarlarını yeni bir sefere yöneltti. 1191'de, İngiltere kralı Aslan Yürekli Richard, Akka'nın önünde Selahaddin'in ordusuyla karşılaştı. Sonraki bir yıl boyunca iki hükümdar, Filistin kıyılarında savaştı, elçiler aracılığıyla yazıştı ve sonunda bir barış antlaşmasına vardı. Sıradaki derste bu karşılaşmaya bakacağız: Üçüncü Haçlı Seferi neden Kudüs'ü geri alamadı, Richard ile Selahaddin arasındaki ilişki nasıl bir efsaneye dönüştü, ve 1192 barışı hacılar için neyi değiştirdi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:40 Kanca: akşam ışığında bir çadırın içi; yere konmuş bir kâse ve dışarıda uzanan kurak tepeler. Hiçbir yüz çizilmez.
  • 1:40–3:20 Bağlam: Mısır ve Suriye haritasında Kahire'den Şam'a, Halep'e ve Musul'a uzanan, aynı renge bürünen kentler.
  • 3:20–5:40 Gelişme: çölde ilerleyen bir kervan silüeti; ardından Saffuriye'den Taberiye'ye uzanan susuz bir yol ve Hıttin'in iki tepesi.
  • 5:40–7:30 Dönüş noktası: Kudüs surlarının uzaktan görünümü; bir masada sayılan sikkeler; kentten Sur'a doğru uzanan bir yolcu kafilesi.
  • 7:30–9:00 Kapanış: Şam'da sade bir türbenin kapısı ve önüne bırakılmış bir çelenk.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş, idam ve şiddet sahneleri gösterilmez.