Öğrenme hedefleri
- Birinci Haçlı Seferi'nden sonra Doğu Akdeniz kıyısında kurulan dört Latin devletini, kuruluş tarihleri ve coğrafyalarıyla sıralayabileceksin.
- Sayıca az Batılı yerleşimcinin, Müslüman ve Doğu Hıristiyanı çoğunluk üzerindeki yönetimini nasıl kurduğunu kaynaklarla açıklayabileceksin.
- Haçlı devletlerini ayrışmış bir sömürge toplumu olarak gören ve karşılıklı etkileşimi vurgulayan tarihçileri karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir şövalyenin sofrası
On ikinci yüzyılın ortasında, Şayzar'lı Suriyeli bir emir olan Usâme b. Münkız, bir işi için adamlarından birini Antakya'ya gönderdi. Adam, kentte, Birinci Haçlı Seferi'yle Doğu'ya gelmiş eski bir Frenk şövalyesinin evine yemeğe davet edildi. Usâme'nin anılarına göre, şövalye çok temiz ve lezzetli bir sofra kurdu. Konuğunun yemekten çekindiğini görünce, ona yemesini söyledi: kendisi hiç Frenk yemeği yemiyordu, evinde Mısırlı aşçı kadınlar çalışıyordu ve evine domuz eti hiç girmiyordu.
Aynı adam, yemekten çıktıktan sonra pazar yerinde, bir Frenk kadını tarafından, kardeşini öldürmekle suçlandı ve çevresinde kalabalık toplandı. Onu kurtaran, az önce yemek yediği şövalye oldu: kalabalığa, bu adamın savaşçı değil bir tüccar olduğunu söyleyerek onları dağıttı. Bu küçük öykü, Haçlı devletlerindeki hayatın iki yüzünü birden gösterir: bir yanda savaş ve öfke, öbür yanda komşuluk ve alışkanlık. Bu bölümün sorusu şu: Birinci Haçlı Seferi'nden sonra Doğu'da kalan bir avuç Batılı, nasıl devletler kurdu, sayıca kendilerini kat kat aşan uyruklarını hangi araçlarla denetim altında tuttu, ve bu toplumda farklı inançlardan insanlar birbirleriyle nasıl yaşadı?
Bağlam — dört devlet
Birinci seferin hemen ardından, Suriye ve Filistin kıyılarında birbirine komşu dört devlet ortaya çıktı. En kuzeyde ve en içeride, 1098'de Bouillon'lu Godefroi'nın kardeşi Baudouin'in yönetimini ele geçirdiği Urfa kontluğu vardı. Onun güneybatısında, aynı yıl Taranto'lu Bohemond'un el koyduğu Antakya prinkepsliği uzanıyordu. En güneyde, 1099'da alınan Kudüs'ün çevresinde, tarihçilerin kimi zaman Latin krallığı diye de andığı Kudüs krallığı kuruldu. Bunların arasında ise, uzun bir kuşatmanın ardından 1109'da Toulouse'lu Bertrand'ın yönetimine geçen Trablus kontluğu yer alıyordu.
Kudüs'ün ilk yöneticisi Godefroi, 1100'de öldü. Kardeşi Urfa kontu Baudouin, onun yerine geçti ve aynı yılın Noel'inde, Beytüllahim'de I. Baudouin adıyla kral olarak taç giydi. Dört devlet birbirinden bağımsızdı, ama Kudüs kralı, özellikle savaş zamanlarında, ötekilerin önderi sayılıyordu. Urfa ve Antakya'nın yöneticileri, Kudüs kralına karşı zaman zaman kendi yollarını izledi; aralarındaki rekabet, bu küçük devletlerin gücünü sık sık zayıflattı.
Gelişme — kıyıyı ele geçirmek
Kudüs krallığı, ilk yıllarında son derece zayıftı. Birinci seferin katılımcılarının çoğu Avrupa'ya dönmüştü; geride kalan birkaç yüz şövalye, geniş bir toprağı savunmak zorundaydı. Krallığın hayatta kalması, Avrupa'dan gelen yeni hacılara ve yerleşimcilere, özellikle de deniz yoluna bağlıydı. Her yıl ilkbaharda ve sonbaharda gelen hacı gemileri, krallığa hem para, hem de sezon boyunca savaşa katılabilecek insanlar getiriyordu; bu hacıların bir kısmı, kutsal yerleri gördükten sonra kalmaya karar veriyordu.
Krallığın bu zayıflığı, İtalyan deniz kentlerinin yardımıyla aşıldı. Ceneviz, Pisa ve Venedik filoları, kıyıdaki Müslüman kentlerinin kuşatılmasına katıldı: 1104'te Akka, 1110'da Beyrut ve Sayda, 1124'te Sur alındı. Buna karşılık İtalyan kentleri, fethedilen limanlarda kendi mahallelerini, kiliselerini, pazarlarını ve vergi ayrıcalıklarını elde etti. Örneğin Venedik, Sur'un alınmasına katılmasının karşılığında, kentin üçte birini ve krallığın bütün kentlerinde vergiden bağışık bir ticaret mahallesi kurma hakkını aldı. Bu mahallelerde İtalyan tüccarlar, kendi yargıçlarının önünde yargılanıyor, kendi ölçü ve tartılarını kullanıyordu. Haçlı devletleri böylece, Akdeniz ticaretinin önemli bir durağına dönüştü.
Dönüş noktası — azınlık bir yönetici sınıf
Haçlı devletlerinin toplum yapısı, dönemin Avrupa krallıklarından çok farklıydı. Yöneticiler, yani Frenk soyluları, din adamları ve kentli yerleşimciler, nüfusun küçük bir azınlığıydı. Kırsal kesimin büyük bölümünde, köylüler Müslümanlardan ve Doğu Hıristiyanlarından oluşuyordu. Bu köylüler, eski düzende olduğu gibi toprağı işlemeye devam etti; yalnızca vergilerini yeni efendilerine ödediler. Köylerde, köy reisi diye anılan yerel önderler, Frenk efendiler ile köylüler arasında aracılık yaptı. Tarihçilerin azınlık yönetimi diye adlandırdığı bu düzende, Frenkler toprağın gelirini alıyor, ama gündelik yönetimi büyük ölçüde yerel toplulukların kendi önderlerine bırakıyordu. Kentlerde de benzer bir tablo vardı: Antakya'da, Usâme'nin dostu olan Theodoros Sophianos adlı bir yerli Hıristiyan, kentin reisi olarak büyük bir etkiye sahipti.
Doğu Hıristiyanları, yani Ermeniler, Süryaniler, Rum Ortodokslar ve Lübnan dağlarındaki Maruniler, bu toplumda özel bir yer tutuyordu. Frenkler, onlarla Hıristiyan olmanın ortaklığını paylaşıyordu; ama Latin kilisesi, onların kiliselerinin üzerinde bir üstünlük kurmaya çalıştı. Evlilikler de iki toplumu birbirine bağladı: Kudüs kralı II. Baudouin, bir Ermeni prensesle evlenmişti ve onların kızı Kraliçe Melisende, on ikinci yüzyılın ortasında krallığı yirmi yılı aşkın bir süre, önce kocasıyla, sonra oğluyla birlikte yönetti.
Yaygın yanlış«Haçlı devletlerinde Hıristiyanlar ile Müslümanlar sürekli ve kesintisiz bir savaş hâlinde yaşadı.»
Haçlı devletleri, Müslüman komşularıyla sık sık savaştı; ama bu savaşlar, uzun ateşkeslerle, ticaret anlaşmalarıyla ve kimi zaman ittifaklarla kesildi. Kudüs krallığı ile Şam emirliği, 1140'ta olduğu gibi, Musul'un güçlenen hükümdarlarına karşı aynı safta yer alabildi. Kentlerde ve kırsalda, farklı inançlardan insanlar ticaret yaptı, birbirlerinin hekimlerine başvurdu ve komşu olarak yaşadı. Gerilim ve şiddet ortadan kalkmadı; ama gündelik hayat yalnızca savaştan ibaret değildi.
Cevap — kırılgan ve karma devletler
Birinci Haçlı Seferi'nden sonra kurulan dört Latin devleti, Avrupa'dan gelen az sayıda soylunun, Müslüman ve Doğu Hıristiyanı bir çoğunluğun üzerinde egemenlik kurduğu devletlerdi. Bu devletler, ayakta kalmak için Avrupa'dan gelen hacılara, İtalyan filolarına ve askerî tarikatlara bağımlıydı. Yöneticiler, kırsal kesimde eski düzeni büyük ölçüde korudu ve yerel önderler aracılığıyla vergi topladı. Kentlerde ve saraylarda, evlilikler, ticaret ve komşuluk, farklı toplulukları birbirine bağladı; ama bu bağlar, derin eşitsizlikleri ve dinsel gerilimleri ortadan kaldırmadı. Haçlı devletleri, bu yüzden, hem bir fetih düzeni, hem de karma bir toplumdu; bu toplumdaki bir arada yaşama, eşitler arasında değil, efendiler ile uyruklar arasında kurulmuştu.
Bugünle bağ — kıyıdaki taşlar
Haçlı devletlerinden kalan kaleler, kiliseler ve kent surları, bugün Türkiye'nin, Suriye'nin, Lübnan'ın, İsrail'in ve Filistin'in pek çok yerinde ayaktadır. Suriye'deki Krak des Chevaliers kalesi, Akka'nın yeraltındaki Haçlı salonları, Antakya'nın ve Urfa'nın kaleleri, bu dönemin en tanınmış kalıntılarındandır. Bu yapılar, farklı dönemlerde farklı anlamlar kazandı: kimileri için bir fetih ve işgal döneminin simgesi, kimileri için bölgenin çok katmanlı tarihinin bir parçası oldu. Tarihçiler ve arkeologlar bugün, bu kalıntıları yalnızca Frenklerin değil, onları inşa eden yerel ustaların ve çevresinde yaşayan halkların da tarihini anlatan belgeler olarak inceliyor.
Birincil kaynak
Chartres'lı Fulcher, Kudüs'ün alınmasından yaklaşık yirmi yıl sonra, Doğu'da yerleşen Batılıların nasıl değiştiğini şöyle anlatır. August C. Krey'in 1921 tarihli İngilizce çevirisinden:
For we who were Occidentals now have been made Orientals. He who was a Roman or a Frank is now a Galilaean, or an inhabitant of Palestine. One who was a citizen of Rheims or of Chartres now has been made a citizen of Tyre or of Antioch. We have already forgotten the places of our birth […]. Some have taken wives not merely of their own people, but Syrians, or Armenians, or even Saracens who have received the grace of baptism. […] The one and the other use mutually the speech and the idioms of the different languages.
Türkçesi: Çünkü biz, Batılılar, şimdi Doğulu olduk. Romalı ya da Frank olan, şimdi bir Celileli ya da Filistinli oldu. Reims'li ya da Chartres'lı olan, şimdi Sur'lu ya da Antakyalı oldu. Doğduğumuz yerleri çoktan unuttuk […]. Bazıları yalnızca kendi halklarından değil, Süryanilerden, Ermenilerden, hatta vaftiz olmuş Sarazenlerden eşler aldı. […] Biri de öteki de, farklı dillerin sözlerini ve deyimlerini karşılıklı olarak kullanıyor.
Kaynak: Chartres'lı Fulcher, Historia Hierosolymitana, III.37; August C. Krey (yay. ve çev.), The First Crusade: The Accounts of Eye-Witnesses and Participants (Princeton: Princeton University Press, 1921), s. 280–281; Internet Archive. Türkçesi, Krey'in İngilizcesinden bizim.
- Fulcher, Doğu'ya yerleşen Batılıların hangi değişikliklerini sayıyor? Bu değişiklikler, onların kimliği hakkında ne söylüyor?
- Fulcher, evliliklerde eşlerin «vaftiz olmuş» olmasının altını çiziyor. Bu ayrıntı, karışmanın sınırları hakkında ne ima ediyor?
- Fulcher bu satırları, Avrupa'daki okurlarını Doğu'ya yerleşmeye özendirmek için de yazmış olabilir. Bu olasılık, metnin tablosunu nasıl okumamızı gerektirir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Joshua Prawer (1972) — Kudüs krallığını, Orta Çağ'da bir Avrupa sömürgesi olarak tanımladı. Frenklerin büyük ölçüde kentlerde ve kalelerde yaşayan, yerel halktan ayrı duran bir yönetici azınlık olduğunu, iki toplum arasında derin bir ayrışma bulunduğunu savundu.
- Ronnie Ellenblum (1998) — Kudüs krallığındaki Frenk kırsal yerleşimlerini arkeolojik ve belgesel kanıtlarla inceledi. Frenklerin yalnızca kentlerde değil, özellikle Doğu Hıristiyanlarının yaşadığı kırsal bölgelerde de köyler kurduğunu göstererek, Prawer'in ayrışma modelini sorguladı.
- Christopher MacEvitt (2008) — Haçlı devletlerindeki Frenkler ile Doğu Hıristiyanları arasındaki ilişkileri inceledi. Bu ilişkiyi «kaba hoşgörü» diye adlandırdı: iki taraf birbirini sevmiyor ya da tümüyle kabul etmiyordu, ama pratik nedenlerle birlikte yaşamayı öğrenmişti.
- Malcolm Barber (2012) — Dört Haçlı devletinin siyasal tarihini kapsamlı biçimde anlattı. Bu devletlerin hayatta kalmasının, Avrupa'dan gelen yardıma olduğu kadar, Müslüman komşularıyla kurulan diplomatik ilişkilere ve iç dengelere de bağlı olduğunu vurguladı.
Bu tartışmada, Haçlı devletlerindeki toplumsal ilişkiler iki farklı modelle açıklanıyor. Prawer'in sömürge modeli, Frenkler ile yerel halk arasındaki ayrışmayı öne çıkarır. Ellenblum ve MacEvitt ise, bu ayrışmanın sanıldığı kadar kesin olmadığını, Frenklerin özellikle Doğu Hıristiyanlarıyla yakın bir arada yaşadığını gösterir. Barber, bu toplumsal tabloyu siyasal ve diplomatik bir çerçeveye yerleştirerek, devletlerin ayakta kalmasını birçok etkenin bir arada belirlediğini hatırlatır. Tartışma, «sömürge» gibi modern bir kavramın geçmişi açıklamaya ne ölçüde yardım ettiği sorusuna da uzanır.
Derine İn
Usâme'nin anıları, farklı toplulukların hekimlik alanında da iç içe geçtiğini gösterir. Anlattığına göre, bir Frenk beyi, Usâme'nin amcasından hastaları için bir hekim istemiş; amcası da ona Sâbit adında Hıristiyan bir hekim göndermişti. Sâbit, döndüğünde, Frenk hekimlerinin sert ve kimi zaman ölümcül yöntemlerini dehşetle anlattı. Ama Usâme, hemen ardından, Frenklerin başarılı bir tedavisine de tanık olduğunu ekler. Bu öyküler, Müslüman bir emirin, Hıristiyan bir hekimi Frenk bir beye gönderdiği; yani hekimlik bilgisinin inanç sınırlarını aştığı bir dünyayı gösterir. Usâme'nin alaycı dili ise, bu dünyada karşılıklı yargıların ve önyargıların da canlı olduğunu hatırlatır.
Haçlı devletlerinin hukuku da, bu karma toplumu yansıtır. Kudüs krallığında, soylular kendi mahkemelerinde, Frenk kentliler ise ayrı bir kentliler mahkemesinde yargılanıyordu. Doğu Hıristiyanları, kendi aralarındaki davalarda çoğu zaman kendi önderlerinin yargısına başvurabiliyordu. Müslüman ve Yahudi topluluklar da, kendi dinsel hukuklarını büyük ölçüde korudu. Bu çok katmanlı hukuk düzeni, fethedilen topraklarda farklı toplulukları yönetmenin pratik bir yoluydu.
Kudüs'ün nüfusu, 1099'daki katliamdan ve Müslümanların ve Yahudilerin kentten sürülmesinden sonra büyük ölçüde azalmıştı. I. Baudouin, kenti yeniden canlandırmak için Ürdün'ün doğusundaki Hıristiyan köylüleri Kudüs'e yerleştirdi. Kent, on ikinci yüzyıl boyunca, Batı'dan gelen hacıların, Doğu Hıristiyanlarının ve askerî tarikatların kenti oldu; kilise yapımında büyük bir canlanma yaşandı. Kutsal Kabir Kilisesi, bu dönemde yeniden düzenlendi ve bugünkü biçiminin önemli bir bölümünü aldı.
Kraliçe Melisende'nin hayatı, bu karma toplumun en iyi örneklerinden biridir. Babası Frenk, annesi Ermeni olan Melisende, 1131'de kocası Anjou kontu Fulk'la birlikte tahta çıktı ve Fulk'un ölümünden sonra, oğlunun adına uzun süre krallığı yönetti. Onun için yapıldığı düşünülen resimli bir dua kitabı, Bizans, Ermeni ve Batı Avrupa sanat geleneklerini bir araya getirir. Kraliçe, Latin kilisesinin yanı sıra Doğu kiliselerine de bağışlarda bulundu.
Frenk yönetimi altındaki Müslümanların durumu hakkında ilginç bir tanıklık, Endülüslü gezgin İbn Cübeyr'den gelir. 1184'te hac dönüşünde Frenk topraklarından geçen İbn Cübeyr, Akka yakınlarındaki köylerde yaşayan Müslüman köylülerin, Frenklere belirli bir vergi ödeyerek evlerinde ve mallarında rahat yaşadığını yazar. Ona göre bu durum, Müslüman yöneticilerin elinde ağır vergiler altında yaşayan bazı Müslümanları imrendiriyordu; İbn Cübeyr, bunu bir Müslüman için büyük bir tehlike, inancın gevşemesine yol açabilecek bir durum olarak görüp kaygıyla anlatır. Bu tanıklık, Frenk yönetiminin kırsal kesimde çoğu zaman eski vergi düzenini sürdürdüğünü, ama aynı zamanda Müslüman gözlemcilerin bu durumu dinsel bir sorun olarak gördüğünü gösterir.
Haçlı devletlerinin zayıf noktası, Avrupa'ya bağımlılıklarıydı. Frenk nüfusu, Avrupa'dan sürekli yeni gelenlerle beslenmedikçe yetersiz kalıyordu. Uzun vadede, bu devletlerin ayakta kalması, Müslüman komşularının bölünmüş kalmasına da bağlıydı. On ikinci yüzyılın ortasından itibaren, Musul ve Halep'te güçlenen yeni hükümdarlar bu dengeyi değiştirmeye başlayacaktı.
Uzman Notu
Temel literatür
- August C. Krey (yay. ve çev.), The First Crusade: The Accounts of Eye-Witnesses and Participants (Princeton: Princeton University Press, 1921).
- Philip K. Hitti (çev.), An Arab-Syrian Gentleman and Warrior in the Period of the Crusades: Memoirs of Usāmah ibn-Munqidh (New York: Columbia University Press, 1929).
- Joshua Prawer, The Latin Kingdom of Jerusalem: European Colonialism in the Middle Ages (Londra: Weidenfeld and Nicolson, 1972).
- Ronnie Ellenblum, Frankish Rural Settlement in the Latin Kingdom of Jerusalem (Cambridge: Cambridge University Press, 1998).
- Christopher MacEvitt, The Crusades and the Christian World of the East: Rough Tolerance (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 2008).
- Malcolm Barber, The Crusader States (New Haven: Yale University Press, 2012).
Arşiv ve kaynak
Haçlı devletlerinin belgeleri, bu devletlerin yıkılmasıyla büyük ölçüde dağıldı; kalanlar, özellikle askerî tarikatların ve İtalyan kentlerinin Avrupa'daki arşivlerinde korunur. Usâme b. Münkız'ın anılarının bilinen tek elyazması, İspanya'daki Escorial kütüphanesindedir. Kraliçe Melisende'ye bağlanan dua kitabı, Londra'daki British Library'de bulunur. Krey'in ve Hitti'nin çevirileri, telifi dolmuş eski baskılar olarak çevrimiçi arşivlerde yer alır.
Açık sorular
- Haçlı devletlerindeki Frenkler, gerçekten «Doğulu» oldu mu, yoksa Fulcher'in tablosu bir özendirme mi?
- Kırsal kesimdeki Müslüman köylüler, yeni efendilerinin yönetimini nasıl deneyimledi?
- Haçlı devletlerini «sömürge» diye adlandırmak, onları anlamamızı kolaylaştırır mı, yoksa bugünün kavramlarını geçmişe mi taşır?
Mini sınav
- (Hedef 1) Haçlı devletlerinin en sonuncusu olarak 1109'da kurulan devlet hangisidir? A) Urfa kontluğu B) Antakya prinkepsliği C) Trablus kontluğu D) Kudüs krallığı
- (Hedef 1) I. Baudouin, 1100 yılının Noel'inde nerede taç giydi? A) Beytüllahim'de B) Kudüs'te C) Antakya'da D) Urfa'da
- (Hedef 2) Haçlı devletlerinin kıyı kentlerini ele geçirmesinde hangi deniz güçleri önemli rol oynadı? A) Bizans filoları B) Fatımî filoları C) Norveç filoları D) İtalyan kentlerinin filoları
- (Hedef 2) Kudüs kraliçesi Melisende'nin annesi hangi topluluktandı? A) Rum B) Ermeni C) Süryani D) Maruni
- (Hedef 3) Frenkler ile Doğu Hıristiyanları arasındaki ilişkiyi «kaba hoşgörü» diye adlandıran tarihçi kimdir? A) Joshua Prawer B) Ronnie Ellenblum C) Christopher MacEvitt D) Malcolm Barber
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Haçlı devletleri ayrışmış bir sömürge toplumu muydu, yoksa karma bir toplum mu?» sorusunu tartış. Cevabında Fulcher'in «Batılılar Doğulu oldu» sözünü, Usâme b. Münkız'ın Antakya'daki Frenk şövalyesi öyküsünü, köy reislerini ve Kraliçe Melisende'yi kullan; Prawer ile Ellenblum'un yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Trablus kontluğu 1109'da kuruldu.
- A — I. Baudouin Beytüllahim'de taç giydi.
- D — Kıyı kentlerinin alınmasında İtalyan kentlerinin filoları önemli rol oynadı.
- B — Melisende'nin annesi Ermeni'ydi.
- C — Bu kavram Christopher MacEvitt'e aittir.
Kapsamlı bir cevap, Haçlı devletlerinin az sayıda Frenk soylusunun çoğunluğu Müslümanlardan ve Doğu Hıristiyanlarından oluşan bir halkı yönettiği devletler olduğunu açıklar. Fulcher'in Batılıların Doğu'ya uyum sağladığını anlatan sözlerini ve Usâme'nin Doğu'ya yerleşmiş Frenk şövalyesi öyküsünü karışma ve komşuluğun örnekleri olarak kullanır; ama Fulcher'in metninin özendirici amacını ve Usâme'nin bunu bir istisna saydığını da hatırlatır. Köy reislerinin aracılığını ve Melisende'nin karma kökenini tartışır. Güçlü bir yanıt, Prawer'in ayrışmayı vurgulayan sömürge modelini, Ellenblum'un kırsal yerleşimler üzerinden bu modeli sorgulayan çalışmasıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Haçlı devletlerinin ayakta kalması, Avrupa'dan gelen hacılara ve onları koruyacak savaşçılara bağlıydı. 1120'lerde, Kudüs'te, hacıların yollarını korumak için yemin eden küçük bir şövalye topluluğu kuruldu; kral onlara, Harem-i Şerif'teki Mescid-i Aksa'nın bir bölümünü karargâh olarak verdi. Sıradaki derste bu topluluğa bakacağız: Tapınak Şövalyeleri nasıl kuruldu, keşiş ile şövalyeyi aynı kişide nasıl birleştirdiler, ve nasıl olup da Avrupa'nın en zengin ve en güçlü kurumlarından birine dönüştüler?