Öğrenme hedefleri
- Soylu Haçlı ordularının 1097'de İznik'ten 1099'da Kudüs'e kadar izlediği yolu ve başlıca kuşatmalarını, savaşlarını sıralayabileceksin.
- Haçlıların başarısını, kendi dayanıklılıkları ile Müslüman dünyasının bölünmüşlüğü arasındaki ilişki üzerinden kaynaklarla açıklayabileceksin.
- 1099 Kudüs katliamının kaynaklarda nasıl anlatıldığını ve tarihçilerin bu anlatıları nasıl değerlendirdiğini karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — karısına yazılan bir mektup
Mart 1098'de, Antakya surlarının önünde, Fransız kontu Blois'lı Étienne, Fransa'daki karısı Adela'ya uzun bir mektup yazdı. Mektubunda, Haçlı ordusunun yirmi üç haftadır yolda olduğunu, İznik'i aldıklarını, Türklerle büyük bir savaşı kazandıklarını ve şimdi Antakya'yı kuşattıklarını anlatıyordu. Karısına, yanına aldığı altın ve gümüşün iki katına sahip olduğunu, prenslerin onu ordunun yöneticisi seçtiğini gururla bildiriyordu.
Üç ay sonra, Haziran 1098'de, aynı Étienne, Antakya'nın düşmek üzere olduğu ve büyük bir Müslüman ordusunun yaklaştığı günlerde, hastalığını bahane ederek ordudan ayrıldı ve yurduna döndü. Ordunun geri kalanı ise, kıtlık, salgın ve kuşatma altında dayanmayı sürdürdü ve bir yıl sonra Kudüs'ü ele geçirdi. Bu bölümün sorusu şu: Avrupa'dan gelen bu ordular, üç yıl süren bir yürüyüşte, Anadolu'yu ve Suriye'yi aşarak Kudüs'e nasıl ulaştı, ve bu başarının arkasında, onların kendi dayanıklılıkları kadar, karşılarındaki dünyanın hangi zaafları yatıyordu?
Bağlam — prenslerin orduları
1096 sonbaharından itibaren, Kibotos'taki felaketin ardından, Latin Hıristiyanlığın önde gelen dük ve kontlarının komuta ettiği ordular birer birer Boğaz kıyısına vardı. Aşağı Lorraine dükü Bouillon'lu Godefroi, Güney İtalya'daki Normanların önderi Taranto'lu Bohemond, Güney Fransa'nın en güçlü soylusu Toulouse'lu Raymond, Normandiya dükü Robert ve Flandr kontu Robert, bu orduların başlıca önderleriydi. Tek bir başkomutan yoktu; önemli kararlar, prenslerin toplantılarında tartışılarak alınıyordu.
İmparator I. Aleksios, bu orduları kentin dışında tuttu ve prenslerden, Bizans'tan alınmış kentleri geri alırlarsa imparatora teslim edeceklerine dair yemin istedi. Prenslerin çoğu, uzun pazarlıklardan sonra bu yemini etti; buna karşılık imparator, onlara erzak, rehber ve askerî destek sözü verdi. Bu anlaşma, seferin sonraki aşamalarında Bizans ile Haçlılar arasındaki gerginliklerin kaynağı olacaktı.
Gelişme — İznik'ten Antakya'ya
Mayıs 1097'de Haçlı orduları, Selçuklu sultanı I. Kılıç Arslan'ın merkezi olan İznik'in surlarını çevirdi. Sultan o sırada doğuda, Danişmendlilerle savaşıyordu; geri döndüğünde kenti kurtaramadı. Haziran 1097'de İznik, Haçlılara değil, Bizans'a teslim oldu; imparator, kentin Haçlılar tarafından yağmalanmasını böylece önledi. Birkaç hafta sonra, 1 Temmuz 1097'de, bugünkü Eskişehir yakınlarındaki Doryleon'da, Kılıç Arslan Haçlı ordusunun öncü birliğine saldırdı. Savaş, arkadan gelen ikinci Haçlı ordusunun yetişmesiyle Haçlıların zaferiyle sonuçlandı.
Doryleon'dan sonra Haçlılar, yaz sıcağında, susuz ve kurak Orta Anadolu'yu geçti. Pek çok at ve insan yolda öldü. Konya'dan ve Ereğli'den geçen ordu, Toroslar'ı aşarak Kilikya'ya ve Suriye'ye indi. Bu sırada Godefroi'nın kardeşi Baudouin, ana ordudan ayrılıp Fırat'a doğru ilerledi ve 1098'in başında, kentin Ermeni yöneticisinin çağrısıyla gittiği Urfa'nın yönetimini ele geçirdi. Ekim 1097'de ana ordu, Suriye'nin en büyük kentlerinden biri olan ve Hıristiyanlığın en eski patriklik merkezlerinden sayılan Antakya'nın önüne vardı.
Dönüş noktası — Antakya'da kuşatanlar kuşatılıyor
Antakya kuşatması, sekiz aya yakın sürdü. Kent, dağlara uzanan güçlü surlarla çevriliydi ve Haçlılar onu tümüyle kuşatamadı. Kış boyunca ordu, korkunç bir kıtlık yaşadı; erzak bulmak için yapılan akınlarda pek çok kişi öldü. Sonunda, 3 Haziran 1098'de, surların bir kulesini koruyan bir komutan, Bohemond'la gizlice anlaşarak Haçlıları kente soktu. Ama sadece iki gün sonra, Musul emiri Kürboğa'nın komutasındaki büyük bir Müslüman ordusu kentin önüne geldi. Kuşatanlar, şimdi kendi aldıkları kentin içinde kuşatılmıştı.
Bu umutsuz günlerde, Pierre Barthélemy adında yoksul bir hacı, gördüğü rüyalara dayanarak, kentteki bir kilisenin altında İsa'nın çarmıhta yaralandığı mızrağın bulunduğunu ilan etti. Kazıda bir demir parçası bulundu. Kutsal Mızrak diye anılan bu buluşun gerçekliğinden, ordunun önderlerinden bazıları bile kuşku duydu; ama o, açlıktan ve korkudan tükenmiş askerlerin moralini yükseltti. 28 Haziran 1098'de Haçlılar kentten çıkarak Kürboğa'nın ordusuna saldırdı. Kürboğa'nın müttefik emirleri arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Müslüman ordusu dağıldı ve Haçlılar beklenmedik bir zafer kazandı. Kaynaklara göre, bazı emirler savaşın ortasında birliklerini geri çekti; çünkü Kürboğa'nın bu zaferle Suriye'de fazla güçlenmesinden çekiniyorlardı.
Antakya'dan sonra, prensler arasındaki anlaşmazlıklar ordunun ilerlemesini aylarca durdurdu. Bohemond, Antakya'yı Bizans'a teslim etmeyi reddetti ve kentin yöneticisi oldu; bu, imparatorla verilen yeminin çiğnenmesi anlamına geliyordu. Sonunda, sıradan hacıların baskısıyla, ordu 1099 baharında güneye, Kudüs'e doğru yola çıktı.
Kudüs kuşatması, 7 Haziran 1099'da başladı. Kenti, bir yıl önce Selçuklulardan almış olan Fatımî valisi savunuyordu. Haçlılar, susuzluk ve sıcakla mücadele ederken, kıyıya ulaşan Cenevizli gemilerin kerestesiyle kuşatma kuleleri yaptı. 8 Temmuz'da, ordu çıplak ayakla, dualar eşliğinde kentin surlarının çevresinde dolaştı. 15 Temmuz 1099'da, Godefroi'nın kulesinden surlara bir köprü indirildi ve Haçlılar kente girdi.
Yaygın yanlış«Haçlılar Kudüs'ü, güçlü ve birleşik bir Müslüman dünyasına karşı savaşarak aldı.»
Birinci Haçlı Seferi'nin karşısındaki Müslüman dünyası derin biçimde bölünmüştü. Büyük Selçuklu Devleti, Melikşah'ın ölümüyle birlikte, mirasçılar arasındaki savaşlarla parçalanmıştı. Halep ve Şam, iki kardeş tarafından yönetiliyor ve birbirleriyle çekişiyordu. Mısır'daki Fatımîler, Selçuklulara düşmandı; hatta 1098'de, Haçlılar Antakya'yı kuşatırken, Kudüs'ü Selçuklu beylerinden kendileri almıştı. Haçlıların başarısı, bu bölünmüşlükten büyük ölçüde yararlandı.
Cevap — dayanıklılık ve bölünmüşlük
Birinci Haçlı Seferi Kudüs'e, olağanüstü bir dayanıklılık ile karşısındaki dünyanın bölünmüşlüğünün birleşmesi sayesinde ulaştı. Haçlı orduları, Anadolu'nun kuraklığına, Antakya'daki kıtlığa ve Kürboğa'nın kuşatmasına dayandı; bu dayanıklılıkta, Kutsal Mızrak gibi olaylarla beslenen dinsel coşku önemli bir rol oynadı. Ama Haçlıların karşısında, birleşik bir güç yoktu: Selçuklu beyleri birbiriyle çekişiyor, Fatımîler ise Selçuklulara karşı Haçlılarla bile görüşmeye hazırdı. Temmuz 1099'da Kudüs'ün alınması, bu iki etkenin birleştiği bir anın sonucuydu.
Bugünle bağ — bir yürüyüşün izleri
Birinci Haçlı Seferi'nin geçtiği yol, bugün Türkiye'nin ve Suriye'nin pek çok kentinden geçer: İznik, Eskişehir, Konya, Ereğli, Maraş, Antakya. Bu kentlerin pek çoğunda, Haçlı döneminden kalma surlar, kaleler ve kilise kalıntıları hâlâ ayaktadır. Antakya'nın dağlara uzanan surları, yüzyıllar boyunca depremlerle yıkılıp yeniden yapıldı; 2023 depreminde kent, yeniden büyük bir yıkım yaşadı. Bu kentlerin tarihini bugün anlatırken, Haçlı seferlerini, burada yaşayan halkların yüzyıllardır süren hikâyesinin bir bölümü olarak görmek, onu yalnızca Batı'dan gelen bir istila ya da bir zafer öyküsü olarak anlatmaktan daha zengin bir tablo verir.
Birincil kaynak
Yazarının adını bilmediğimiz Gesta Francorum, Doryleon savaşından sonra, karşılaştıkları Türk savaşçıları hakkında şaşırtıcı bir övgüde bulunur. August C. Krey'in 1921 tarihli İngilizce çevirisinden:
Whoever will be wise or learned enough to dare to describe the valor, skill, and fortitude of the Turks, who thought to frighten the host of the Franks with the threats of their arrows, just as they frighten the Arabs, Saracens, Armenians, Syrians, and Greeks? […] Indeed, they say that they are of the Frankish race, and that no one ought naturally to be a knight except the Franks and themselves. […] Certainly, if they had ever been firm in the faith of Christ […] no one could have found more powerful, braver, or more skilful fighters than they.
Türkçesi: Araplar, Sarazenler, Ermeniler, Süryaniler ve Rumları korkuttukları gibi, oklarının tehdidiyle Frankların ordusunu da korkutmayı düşünen Türklerin yiğitliğini, becerisini ve dayanıklılığını anlatmaya cesaret edecek kadar bilge ya da bilgili kim olabilir? […] Gerçekten de onlar, Frank soyundan olduklarını ve doğası gereği Franklardan ve kendilerinden başka kimsenin şövalye olmaması gerektiğini söylerler. […] Kuşkusuz, eğer Mesih'in inancına bağlı olsalardı […] onlardan daha güçlü, daha yiğit ya da daha becerikli savaşçılar bulunamazdı.
Kaynak: Gesta Francorum et aliorum Hierosolimitanorum, III.9; August C. Krey (yay. ve çev.), The First Crusade: The Accounts of Eye-Witnesses and Participants (Princeton: Princeton University Press, 1921), s. 115; Internet Archive. Türkçesi, Krey'in İngilizcesinden bizim.
- Yazar, Türkleri hangi niteliklerle övüyor? Bu övgü, bir düşman hakkında yazılmış bir metinde neden şaşırtıcıdır?
- Metne göre Türkler, Franklarla aynı soydan geldiklerini söylüyorlar. Bu iddia, iki savaşçı topluluğun birbirini nasıl gördüğüne dair ne ima ediyor olabilir?
- Övgünün hemen ardından gelen dinsel kayıt, yazarın dünya görüşü hakkında ne söylüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- John France (1994) — Birinci Haçlı Seferi'ni bir askerî tarihçi gözüyle inceledi. Haçlıların başarısını, ağır süvarilerinin ve yaya askerlerinin birlikte kullanılmasına, kuşatma tekniklerindeki ustalıklarına ve özellikle Antakya'daki uzun dayanıklılıklarına bağladı.
- Carole Hillenbrand (1999) — Haçlı seferlerini Müslüman kaynakların gözünden anlattı. Birinci seferin başarısında, Selçuklu dünyasının Melikşah'ın ölümünden sonraki bölünmüşlüğünün ve Müslüman yöneticilerin Haçlı tehdidini başlangıçta ciddiye almamasının belirleyici olduğunu gösterdi.
- Thomas Asbridge (2004) — Seferin yeni bir anlatısını yazarak, prensler arasındaki rekabetin, Bizans'la ilişkilerin ve Kutsal Mızrak gibi olayların yarattığı dinsel coşkunun seferin gidişatını nasıl etkilediğini ayrıntılı biçimde gösterdi.
- Benjamin Kedar (2004) — 1099 Kudüs katliamının Latin kaynaklarda nasıl anlatıldığını ve sonraki yüzyıllarda Batılı tarihçilerin bu anlatıları nasıl yorumladığını inceledi. Katliamın büyüklüğüne dair kaynak anlatımlarının, dinsel imgelerle ve sonraki siyasal amaçlarla biçimlendiğini, ama gerçek bir katliamın yaşandığının kuşkusuz olduğunu vurguladı.
Bu tartışmada, seferin başarısı ve bedeli farklı açılardan değerlendiriliyor. France ve Asbridge, Haçlı ordusunun içine bakar: France askerî beceriyi, Asbridge ise prensler arasındaki ilişkileri ve dinsel coşkuyu öne çıkarır. Hillenbrand, bakışı karşı tarafa çevirerek Müslüman dünyasının bölünmüşlüğünü vurgular. Kedar ise, seferin sonunda yaşanan katliamın nasıl anlatıldığını sorarak, zaferin bedelini tarih yazımının merkezine taşır. Dört çalışma birlikte okunduğunda, seferin hem bir askerî başarı hem de bir insanlık trajedisi olarak ele alınması gerektiği ortaya çıkar.
Derine İn
Blois'lı Étienne'in Antakya'dan ayrılışının, seferin gidişatı üzerinde beklenmedik bir etkisi oldu. Étienne, geri dönerken, Haçlılara yardıma gelmekte olan imparator Aleksios'la Anadolu'da, bugünkü Akşehir yakınlarında karşılaştı ve ona, Antakya'daki ordunun artık kurtarılamayacağını söyledi. Aleksios, bu haber üzerine geri döndü. Birkaç hafta sonra Haçlılar Antakya'da beklenmedik bir zafer kazandığında, imparatorun onları yalnız bıraktığı düşüncesi ordu içinde yaygınlaştı. Bohemond, Antakya'yı Bizans'a teslim etmeyi reddederken, bu düşünceyi gerekçe olarak kullandı. Bir soylunun korkuyla verdiği yanlış bir haber, böylece Bizans ile Haçlılar arasındaki güvensizliği derinleştirdi.
Katliamın boyutu, tarihçiler arasında tartışmalıdır. On üçüncü yüzyılın başında yazan Arap tarihçi İbnü'l-Esîr, Mescid-i Aksa'da yetmiş bin kişinin öldürüldüğünü yazar; bu sayı, kentin o dönemdeki nüfusunu aşan bir rakam olarak kabul edilir. Kahire'deki bir sinagogun belge deposunda bulunan ve olaylardan kısa süre sonra yazılmış mektuplar ise, Kudüs'ten kaçan ya da esir alınıp fidyeyle kurtarılan insanlardan söz eder. Bu belgeler, katliamın gerçek olduğunu ama herkesin öldürülmediğini, bazılarının esir alınıp satıldığını ya da fidye karşılığında bırakıldığını gösterir.
Kudüs'ün alınmasından sonra, Haçlı prensleri, kentin yönetimini Bouillon'lu Godefroi'ya verdi. Godefroi, İsa'nın dikenli taç taktığı kentte altın taç takmak istemediğini söyleyerek kral unvanını almadı; kendine «Kutsal Kabir'in koruyucusu» dedi. Ağustos 1099'da, Askalan yakınlarında, Kudüs'ü geri almak için gelen Fatımî ordusu yenildi. Bu zaferden sonra, Haçlıların çoğu Avrupa'ya döndü; Doğu'da, büyük Müslüman devletlerle çevrili küçük bir Latin toplumu kaldı.
Seferin sonucu, Doğu Hıristiyanları için de karmaşıktı. Antakya'da, Urfa'da ve Kudüs'te yaşayan Ermeni, Süryani ve Rum Hıristiyanlar, yeni Latin yöneticileri başlangıçta kurtarıcı olarak karşıladı; ama kısa süre sonra, Latin din adamlarının kendi kiliselerinin önüne geçtiğini gördü. Antakya'nın Rum patriği, birkaç yıl içinde kentten ayrılmak zorunda kaldı ve yerine bir Latin patrik atandı. Urfa'da Ermeni halk, Baudouin'in yönetimini desteklemişti; ama yeni yöneticilerin vergileri ve ayrıcalıkları, zamanla gerginliklere yol açtı. Birinci seferin «Doğu'daki Hıristiyanlara yardım» amacı, böylece, Doğu Hıristiyanlarının kendi deneyiminde çok daha belirsiz bir sonuca dönüştü.
Seferin bedeli, her iki taraf için de ağırdı. Avrupa'dan yola çıkan on binlerce kişinin önemli bir bölümü, savaşta, açlıktan, susuzluktan ya da hastalıktan öldü; ya da Étienne gibi yolun ortasında geri döndü. Kudüs'e ulaşan ordunun, yola çıkanların küçük bir bölümü olduğu tahmin edilir. Anadolu'nun ve Suriye'nin kentlerinde ve köylerinde yaşayan Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler ise, ordunun geçişinin, kuşatmaların ve yağmanın bedelini ödedi. Birinci seferin bir zafer olarak anılması, bu bedeli çoğu zaman gölgede bırakır. Tarihçiler bugün, bu kayıpları, Haçlı ordusundan geriye kalan anlatılar kadar, Doğu'daki toplulukların tanıklıkları üzerinden de yeniden kurmaya çalışıyor; Ermeni, Süryani ve Arap kronikleri, aynı yılları çok farklı bir gözle anlatır.
Uzman Notu
Temel literatür
- August C. Krey (yay. ve çev.), The First Crusade: The Accounts of Eye-Witnesses and Participants (Princeton: Princeton University Press, 1921).
- John France, Victory in the East: A Military History of the First Crusade (Cambridge: Cambridge University Press, 1994).
- Carole Hillenbrand, The Crusades: Islamic Perspectives (Edinburgh: Edinburgh University Press, 1999).
- Thomas Asbridge, The First Crusade: A New History (Oxford: Oxford University Press, 2004).
- Benjamin Z. Kedar, «The Jerusalem Massacre of July 1099 in the Western Historiography of the Crusades», Crusades 3 (2004), s. 15–75.
- Steven Runciman, A History of the Crusades, cilt I (Cambridge: Cambridge University Press, 1951).
Arşiv ve kaynak
Birinci Haçlı Seferi hakkında çok sayıda çağdaş anlatı vardır: Gesta Francorum, Aguilers'li Raymond'un, Chartres'lı Fulcher'in ve Aachen'lı Albert'in tarihleri ile seferin sırasında yazılmış mektuplar korunur. Müslüman tarafta, Şamlı tarihçi İbnü'l-Kalânisî'nin ve İbnü'l-Esîr'in kronikleri, olayları öbür yönden anlatır. Kahire sinagogundan çıkan belgeler, bugün başta Cambridge olmak üzere çeşitli kütüphanelerde korunur. Krey'in çevirisi, telifi dolmuş eski bir baskı olarak çevrimiçi arşivlerde yer alır.
Açık sorular
- Kutsal Mızrak'ın bulunması, Antakya'daki zaferde ne kadar belirleyiciydi; Kürboğa'nın müttefikleri arasındaki anlaşmazlıklarla karşılaştırıldığında hangi etken daha ağır basar?
- Bohemond'un Antakya'yı Bizans'a teslim etmemesi, sonraki yüzyılda Bizans–Haçlı ilişkilerini nasıl etkiledi?
- 1099 Kudüs katliamının boyutunu, birbiriyle çelişen kaynaklardan nasıl tahmin edebiliriz?
Mini sınav
- (Hedef 1) Haziran 1097'de İznik kime teslim oldu? A) Haçlılara B) Fatımîlere C) Bizans'a D) Danişmendlilere
- (Hedef 1) 1 Temmuz 1097'de, bugünkü Eskişehir yakınlarında yapılan savaş hangisidir? A) Doryleon B) Malazgirt C) Askalan D) Hıttin
- (Hedef 2) Antakya kuşatması sırasında Pierre Barthélemy'nin bulduğunu ilan ettiği nesne hangisidir? A) Gerçek Haç B) Kutsal Mızrak C) Kutsal Kâse D) Dikenli taç
- (Hedef 2) 1098'de, Haçlılar Antakya'yı kuşatırken Kudüs'ü Selçuklu beylerinden alan devlet hangisidir? A) Büyük Selçuklular B) Bizans C) Danişmendliler D) Fatımîler
- (Hedef 3) 1099 Kudüs katliamının Batılı tarih yazımında nasıl anlatıldığını inceleyen tarihçi kimdir? A) John France B) Carole Hillenbrand C) Thomas Asbridge D) Benjamin Kedar
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Birinci Haçlı Seferi'nin başarısı, Haçlıların kendi güçlerinden mi, yoksa karşılarındaki dünyanın zaaflarından mı kaynaklandı?» sorusunu tartış. Cevabında Étienne'in mektubunu, Gesta Francorum'un Türkler hakkındaki övgüsünü, Antakya kuşatmasını ve Müslüman dünyasının bölünmüşlüğünü kullan; France ile Hillenbrand'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — İznik Bizans'a teslim oldu.
- A — Bu savaş Doryleon savaşıdır.
- B — Pierre Barthélemy Kutsal Mızrak'ı bulduğunu ilan etti.
- D — Kudüs'ü 1098'de Fatımîler aldı.
- D — Bu çalışma Benjamin Kedar'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, Haçlı ordularının İznik'ten Kudüs'e uzanan yolculuğunu, Doryleon zaferini, Anadolu'nun geçişini ve Antakya'daki uzun kuşatmayı anlatır. Étienne'in mektubunun seferin iyimser bir tablosunu çizdiğini, ama onun ordudan ayrılmasının seferin ne kadar zor olduğunu gösterdiğini belirtir. Gesta Francorum'un Türkleri övmesini, Haçlıların karşılarındaki savaşçıları ciddiye aldığının kanıtı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, France'ın Haçlıların askerî becerisini ve dayanıklılığını vurgulayan yaklaşımını, Hillenbrand'ın Müslüman dünyasının bölünmüşlüğünü öne çıkaran yaklaşımıyla karşılaştırır ve başarının bu iki etkenin birleşmesinden doğduğunu tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Kudüs'ün alınmasından sonra Haçlıların çoğu Avrupa'ya döndü; ama geride, Doğu Akdeniz kıyısında dört Latin devleti kaldı: Urfa kontluğu, Antakya prinkepsliği, Kudüs krallığı ve biraz sonra kurulan Trablus kontluğu. Sıradaki derste bu devletlere bakacağız: bir avuç Batılı soylu, çoğunluğu Müslüman ve Doğu Hıristiyanlarından oluşan bir halkı nasıl yönetti, ve bu devletler komşularıyla savaşın yanında nasıl bir arada yaşama biçimleri geliştirdi?