Öğrenme hedefleri
- Kuzeydeki Hıristiyan krallıkların sekizinci yüzyıldan 1492'ye kadar güneye doğru ilerleyişinin başlıca evrelerini sıralayabileceksin.
- Fethedilen kentlerde Müslüman halka ne olduğunu, teslim antlaşmalarını ve yeniden iskânı kaynaklarla açıklayabileceksin.
- «Rekonkista» adının sonradan kurulmuş bir anlatı olup olmadığını tartışan tarihçileri karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir kulede dalgalanan sancak
Eylül 1238'in sonunda, Doğu İspanya'daki Valencia kentinin önünde, Aragon kralı I. Jaime, kuşattığı kentin kulelerinden birine bakıyordu. Kentin Müslüman yöneticileri, beş gün içinde kenti teslim etmeyi kabul etmişti. Anlaşmanın bir işareti olarak, kralın sancağı kulede dalgalandırıldı. Jaime'nin kendi ağzından yazdırdığı kroniğe göre, sancağı gören kral atından indi, doğuya döndü, gözlerinden yaşlar akarak toprağı öptü.
Üç gün sonra, kentin Müslüman halkı, taşıyabildikleri eşyalarıyla birlikte kenti terk etti. Kral, kroniğine göre, onları kendi askerlerinin yağmasından korumak için güneydeki Cullera'ya kadar eskort ettirdi. Kentin evleri ise, piskoposlar, baronlar ve kralın ordusundaki şövalyeler arasında bölüştürüldü. Bir kentin el değiştirmesi, böylece, bir halkın gidişi ve başka bir halkın gelişi anlamına geliyordu. Kroniğe göre kentten çıkanların sayısı elli bini buluyordu. Bu bölümün sorusu şu: İber Yarımadası'nın kuzeyindeki küçük krallıklar, yüzyıllar içinde güneydeki Müslüman devletleri nasıl ortadan kaldırdı, ve sonraki kuşakların bu uzun süreci tek bir «geri alma» öyküsü olarak anlatması, sınırın iki yanında yaşayanların deneyimini ne ölçüde yansıtıyor?
Bağlam — dağlardaki küçük krallıklar
711'de Kuzey Afrika'dan gelen Müslüman ordular, Vizigot krallığını yıktı ve kısa sürede yarımadanın büyük bölümünü ele geçirdi. Endülüs dersinde gördüğümüz gibi, sonraki yüzyıllarda güneyde Kurtuba merkezli güçlü bir İslam devleti gelişti. Ama yarımadanın kuzeyindeki dağlık bölgelerde, küçük Hıristiyan beylikleri ayakta kaldı.
Sonraki yüzyıllarda yazılan Hıristiyan kroniklerine göre, 720'lerde, Asturias dağlarındaki Covadonga'da, Pelayo adında bir önder, bir Müslüman birliğini yendi. Bu olayın ayrıntıları belirsizdir ve anlatı zamanla büyütüldü; ama Covadonga, sonraki kuşaklar için bir başlangıç anı olarak anıldı. Asturias krallığından Leon ve Kastilya, Pireneler'in eteklerindeki beyliklerden Navarra, Aragon ve Katalonya krallıkları doğdu; batıda da on ikinci yüzyılda Portekiz ayrı bir krallık oldu.
Gelişme — haraçtan fetihe
On birinci yüzyılın başında Kurtuba halifeliği yıkılınca, Endülüs, taife denen küçük krallıklara bölündü. Bu dönemde kuzeyin kralları, çoğu zaman güneydeki kentleri fethetmekten çok, onlardan düzenli haraç almayı yeğledi. Taife kralları, birbirlerine karşı ya da kuzeyden gelecek saldırılara karşı korunmak için Hıristiyan krallara altın ödüyordu. Sınır, bu dönemde kesin bir çizgi değil, savaşçıların, tüccarların ve paralı askerlerin iki yana geçtiği geniş bir bölgeydi.
1085'te Kastilya kralı VI. Alfonso, eski Vizigot başkenti Toledo'yu ele geçirdi. Bu fetih, güneydeki taife krallarını telaşa düşürdü; onlar da Kuzey Afrika'daki Murabıtları yardıma çağırdı. Murabıtlar ve ardından Muvahhidler, sonraki bir buçuk yüzyıl boyunca Hıristiyan ilerleyişini durdurdu ya da yavaşlattı. Aynı dönemde, papalar yarımadadaki savaşları da Haçlı seferleri gibi tövbe ve bağışlanma vaat eden savaşlar olarak ilan etmeye başladı; Kastilya'da ve Aragon'da, Kudüs'teki Tapınak Şövalyeleri'ne benzeyen askerî tarikatlar kuruldu. Birinci Haçlı Seferi'ni başlatan papa II. Urbanus bile, Katalan soylularını Kudüs'e gitmek yerine kendi sınırlarında kalıp Tarragona kentini yeniden kurmaya çağırmıştı. Yarımadanın savaşları, böylece Doğu'daki seferlerle aynı dinsel dile bağlandı. 1147'de Portekiz kralı, Kutsal Topraklar'a giderken yolları Lizbon'dan geçen İngiliz, Flaman ve Alman Haçlılarının yardımıyla Lizbon'u ele geçirdi.
Dönüş noktası — Las Navas'tan Sevilla'ya
1212 yazında, Kastilya, Aragon ve Navarra krallarının birleşik ordusu, Sierra Morena dağlarının eteklerindeki Las Navas de Tolosa'da Muvahhid ordusunu büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu savaş, yarımadadaki dengeyi kesin olarak değiştirdi. Sonraki kırk yıl içinde, Kastilya kralı III. Fernando, 1236'da Kurtuba'yı, 1248'de Sevilla'yı aldı; Aragon kralı I. Jaime, 1229'da Mayorka adasını, 1238'de Valencia'yı ele geçirdi. Portekiz, 1249'da en güneydeki Algarve bölgesini fethetti. On üçüncü yüzyılın ortasında, yarımadada yalnızca Gırnata emirliği Müslüman yönetiminde kalmıştı; o da Kastilya'ya haraç ödüyordu. Nasrî hanedanının yönettiği bu küçük devlet, iki buçuk yüzyıl boyunca, Kastilya ile Kuzey Afrika arasında ustaca denge kurarak ayakta kaldı; başkentinin üzerindeki tepede yükselen Elhamra sarayı, bu dönemde yapıldı.
Fethedilen bölgelerde, Müslüman halkın kaderi farklı oldu. Valencia gibi büyük kentlerde, Müslümanlar çoğu zaman kenti terk etmek zorunda kaldı ve evleri yeni gelen Hıristiyan yerleşimcilere verildi. Kırsal kesimde ise, pek çok Müslüman köylü, yeni Hıristiyan efendilere vergi ödeyerek topraklarında kaldı; bu Müslümanlara Mudéjar denir. Krallar, boşalan toprakları kuzeyden getirdikleri yerleşimcilere dağıttı ve onlara özel haklar tanıyan yasalar verdi. Bu yeniden iskân, yarımadanın dilini, dinini ve kentlerinin yüzünü birkaç kuşak içinde değiştirdi.
Yaygın yanlış«Rekonkista, 722'den 1492'ye kadar süren, Hıristiyanların Müslümanlara karşı kesintisiz ve tek amaçlı bir kutsal savaşıydı.»
Bu süreç, yüzyıllar boyunca uzun barış dönemleriyle, haraç anlaşmalarıyla ve dinsel sınırları aşan ittifaklarla kesildi. Hıristiyan krallar birbirleriyle de savaştı; zaman zaman Müslüman krallarla birlikte başka Hıristiyan krallara karşı ittifak kurdular. Sürecin baştan beri tek bir amaca yönelik olduğu düşüncesi, büyük ölçüde sonraki yüzyılların kroniklerinin ve ulusal tarih yazımının ürünüdür.
Cevap — bir süreç ve onun adı
Kuzeydeki Hıristiyan krallıklar, yüzyıllar içinde, askerî zaferler, Müslüman devletlerin iç bölünmeleri, haraç ilişkileri, papalığın desteği ve yeniden iskân yoluyla güneye doğru ilerledi. On üçüncü yüzyılda, Las Navas de Tolosa'dan sonra, bu ilerleme hızlandı ve Gırnata dışındaki bütün Endülüs kentleri el değiştirdi. 1492'de Kastilyalı Isabel ile Aragonlu Fernando'nun ordusu, son Nasrî sultanı XII. Muhammed'i Gırnata'yı teslim etmeye zorladı. «Rekonkista» adı ise, bu uzun ve karmaşık süreci, baştan beri bir «geri alma» mücadelesi olarak anlatır; sınırın iki yanında birlikte yaşayan, ticaret yapan ve kimi zaman aynı saflarda savaşan insanları görünmez kılar.
Bugünle bağ — bir adın siyaseti
«Rekonkista» sözcüğü, bugün de siyasal bir yük taşır. Yirminci yüzyılda İspanya'daki diktatörlük, kendi yönetimini Covadonga'dan başlayan bir «yeniden fetih» geleneğinin devamı olarak sundu. Günümüzde de bazı siyasal hareketler, bu sözcüğü göç ve kimlik tartışmalarında bir slogan olarak kullanır. Buna karşılık, İspanya'daki pek çok tarihçi, sözcüğü tırnak içinde yazar ya da onun yerine «Hıristiyan krallıkların genişlemesi» gibi daha tarafsız adlar önerir. Bir tarihsel sürece verilen adın, o süreç hakkında nasıl düşündüğümüzü biçimlendirdiğini gösteren güçlü bir örnektir bu.
Birincil kaynak
I. Jaime, Valencia'nın 1238'deki teslimini ve ardından gelenleri kroniğinde şöyle anlatır. John Forster'ın 1883 tarihli İngilizce çevirisinden:
Meantime the Saracens busied themselves about departing within the five days I had agreed on with them, so that on the third day they were all ready to quit; and I myself, with knights and armed men about me, brought them all out into the fields between Rugafa and the town. I had, however, to put some of my own men to death because of their attempting to take goods from the Saracens, and carry off some women and children. […] When that was done I made my entrance into the city, and on the third day began the division of the houses among the Archbishop of Narbonne, the bishops, and the barons who were with me.
Türkçesi: Bu arada Sarazenler, onlarla anlaştığım beş gün içinde ayrılmak için hazırlandılar; öyle ki üçüncü gün hepsi çıkmaya hazırdı. Ben de, çevremde şövalyeler ve silahlı adamlarla, hepsini Ruzafa ile kent arasındaki tarlalara çıkardım. Ama Sarazenlerin mallarını almaya, bazı kadınları ve çocukları kaçırmaya kalkıştıkları için kendi adamlarımdan bazılarını öldürtmek zorunda kaldım. […] Bu iş bitince kente girdim ve üçüncü gün evleri Narbonne başpiskoposu, piskoposlar ve yanımdaki baronlar arasında bölüştürmeye başladım.
Kaynak: I. Jaime, Llibre dels fets, bölüm 283–284; John Forster (çev.), The Chronicle of James I., King of Aragon, cilt I (Londra: Chapman and Hall, 1883), s. 397–398; Internet Archive. Türkçesi, Forster'ın İngilizcesinden bizim.
- Kral, Müslüman halkın güvenli çıkışını neden bu kadar önemsiyor olabilir? Bu tutum, verilen sözlerin gelecekteki teslimler üzerindeki etkisiyle nasıl ilişkili olabilir?
- Metin, kralın kendi askerlerini cezalandırdığını anlatıyor. Kralın kendi kroniğinde bu ayrıntıyı öne çıkarması, onun kendini nasıl sunmak istediği hakkında ne söylüyor?
- Evlerin bölüştürülmesi, fethin kimler için bir kazanç kaynağı olduğunu gösteriyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Claudio Sánchez-Albornoz (1956) — İspanya'nın tarihsel kimliğini, Covadonga'dan Gırnata'ya uzanan yüzyıllık «yeniden fetih» mücadelesinde aradı. Bu uzun savaşın, İspanyol toplumunun savaşçı, dindar ve özgürlükçü karakterini biçimlendirdiğini savundu.
- Abilio Barbero ve Marcelo Vigil (1974) — Kuzeydeki ilk direnişin, Vizigot krallığını yeniden kurma çabası değil, Roma ve Vizigot yönetimine hiçbir zaman tam boyun eğmemiş dağ halklarının kendi toplumsal yapılarından doğan bir hareket olduğunu ileri sürdü. «Yeniden fetih» fikrinin sonradan geriye yansıtıldığını gösterdiler.
- Joseph O'Callaghan (2003) — Yarımadadaki savaşların, on birinci yüzyılın sonundan itibaren papalık tarafından Haçlı seferleriyle aynı dinsel ayrıcalıklarla donatıldığını gösterdi. Rekonkista'yı, Avrupa'nın Haçlı hareketinin bir parçası olarak inceledi.
- Martín Ríos Saloma (2011) — «Rekonkista» kavramının, on altıncı yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla kadar İspanyol tarih yazımında nasıl kurulduğunu inceledi. Kavramın, Orta Çağ'ın kendisinden çok, modern İspanyol ulus kimliğinin ihtiyaçlarına göre biçimlendiğini savundu.
Bu tartışmada, iki soru iç içe geçiyor. Sánchez-Albornoz ile Barbero ve Vigil, sürecin kökenini tartışır: ilki onu Vizigot mirasını geri almaya yönelik bir ulusal mücadele olarak görür, ötekiler ise dağ halklarının kendi toplumsal dinamiklerini öne çıkarır. O'Callaghan ve Ríos Saloma ise, sürecin nasıl adlandırıldığına bakar: O'Callaghan onu dönemin Haçlı ideolojisine bağlar, Ríos Saloma ise adın kendisinin sonradan kurulduğunu gösterir. Bu tartışma, bir kavramın hem geçmişi anlatmaya yarayan bir araç, hem de geçmişi belli bir biçimde görmeye zorlayan bir çerçeve olabileceğini hatırlatır.
Derine İn
Gırnata'nın teslimi, uzun bir kuşatmanın ve pazarlığın sonucuydu. Kasım 1491'de imzalanan teslim antlaşması, kentin Müslüman halkına geniş güvenceler veriyordu: dinlerini özgürce yaşayabilecek, camilerini koruyabilecek, kendi yargıçları tarafından kendi hukuklarına göre yargılanabilecek ve mallarına dokunulmayacaktı. 2 Ocak 1492'de Isabel ile Fernando kente girdi. Ama bu güvenceler uzun sürmedi. 1499'dan itibaren, Toledo başpiskoposu Cisneros'un baskısıyla Gırnata'da toplu din değiştirmeler başladı; bu baskılar bir ayaklanmaya yol açtı. 1502'de Kastilya'daki bütün Müslümanlara ya Hıristiyanlığa geçme ya da ülkeyi terk etme seçeneği sunuldu.
Aynı yıl, 1492'de, Isabel ile Fernando, İspanya'daki bütün Yahudilere ya din değiştirme ya da ülkeyi terk etme buyruğu verdi. On binlerce Yahudi, Portekiz'e, Kuzey Afrika'ya, İtalya'ya ve Osmanlı topraklarına göç etti. Osmanlı Devleti, bu göçmenlerin önemli bir bölümünü kabul etti; Selanik ve İstanbul, Sefarad Yahudilerinin en büyük merkezlerinden biri oldu. Böylece, bir kentin teslimi ile aynı yıl, yüzyıllardır yarımadada yaşayan iki topluluk, ya kendi inançlarını ya da yurtlarını bırakmak zorunda kaldı.
Hıristiyanlığa geçmiş Müslümanlara ve onların torunlarına «Morisko» denirdi. Moriskolar, yüzyıl boyunca kuşkuyla izlendi; dillerini, giysilerini ve geleneklerini yasaklayan buyruklar çıkarıldı. 1568'de Gırnata'nın dağlık bölgelerinde büyük bir ayaklanma başladı ve iki yıl süren kanlı bir savaşla bastırıldı. Sonunda, 1609 ile 1614 arasında, İspanya krallığı Moriskoları ülkeden sürdü; bu sürgünle yaklaşık üç yüz bin kişinin yarımadayı terk ettiği tahmin edilir. Böylece sekiz yüzyıllık Müslüman varlığı, askerî fetihten yüz yıldan fazla bir süre sonra, idari kararlarla sona erdi.
Mudéjar toplulukların izleri, yarımadanın mimarisinde bugün de görülür. Hıristiyan krallar, kiliselerini, saraylarını ve kule çanlarını çoğu zaman Müslüman ustalara yaptırdı; tuğla işçiliğine, geometrik süslemeye ve renkli çinilere dayanan bu üslup, sonradan «Mudéjar sanatı» diye anıldı. Aragon'daki Teruel kentinin kiliselerinin kuleleri bu üslubun tanınmış örnekleridir. On dördüncü yüzyılda Kastilya kralı I. Pedro, Sevilla'daki sarayını, Gırnata'dan gelen ustaların da çalıştığı bir şantiyede, Elhamra'yı andıran bir üslupla yeniden yaptırdı. Bu yapılar, yarımadada savaşın ve fethin yanında, sanatın ve zanaatın da sınırları aştığını gösterir; fethedenler, fethettikleri toplumun zevkini ve becerisini kendi saraylarına taşıdı.
Son olarak, yarımadada fethin bir kültürel aktarım kanalı olduğu da unutulmamalıdır. 1085'te Toledo'nun Kastilya'ya geçmesinden sonra, kentteki Arapça kitaplar, Latinceye çevrilmeye başlandı. Üniversiteler dersinde gördüğümüz gibi, Aristoteles'in ve Müslüman düşünürlerin eserlerinin Latin Avrupa'ya ulaşmasında, Toledo'nun çevirmenleri önemli bir rol oynadı. Fetih, bir yandan toplulukları yurtlarından ederken, öbür yandan onların bilgisini yeni sahiplerine aktarıyordu. Toledo'daki çeviri çalışmalarında çoğu zaman Arapçayı bilen Yahudi ya da Mozarap bilginler metni önce halkın konuştuğu dile, ardından bir Latin din adamı onu Latinceye aktarıyordu. Bu çok dilli iş birliği, fethin ardından da bir süre yarımadanın farklı toplulukları arasındaki bağların kopmadığını gösterir.
Uzman Notu
Temel literatür
- John Forster (çev.), The Chronicle of James I., King of Aragon, Surnamed the Conqueror, 2 cilt (Londra: Chapman and Hall, 1883).
- John Ormsby (çev.), The Poem of the Cid: A Translation from the Spanish (Londra: Longmans, Green, 1879).
- Claudio Sánchez-Albornoz, España, un enigma histórico, 2 cilt (Buenos Aires: Editorial Sudamericana, 1956).
- Abilio Barbero ve Marcelo Vigil, Sobre los orígenes sociales de la Reconquista (Barselona: Ariel, 1974).
- Joseph F. O'Callaghan, Reconquest and Crusade in Medieval Spain (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 2003).
- Martín F. Ríos Saloma, La Reconquista: una construcción historiográfica (siglos XVI–XIX) (Madrid: Marcial Pons, 2011).
Arşiv ve kaynak
I. Jaime'nin kroniğinin Katalanca elyazmaları, Barselona'daki Aragon Krallığı Arşivi başta olmak üzere çeşitli kütüphanelerde korunur. Gırnata teslim antlaşmasının metni, Simancas'taki genel arşivde bulunur. Cid Destanı'nın bilinen tek Orta Çağ elyazması, Madrid'deki İspanya Ulusal Kütüphanesi'ndedir. Forster'ın ve Ormsby'nin çevirileri, telifi dolmuş eski baskılar olarak çevrimiçi arşivlerde yer alır.
Açık sorular
- Kuzeydeki ilk krallıkların kurucuları, kendilerini Vizigot krallığının mirasçıları olarak mı görüyordu, yoksa bu fikir sonradan mı ortaya çıktı?
- Mudéjar toplulukları, Hıristiyan krallıklar içinde ne ölçüde kendi hukuklarını ve dinlerini koruyabildi?
- Yarımadadaki savaşları Haçlı seferleri olarak adlandırmak, onların yerel nedenlerini gözden kaçırır mı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Kastilya kralı VI. Alfonso, 1085'te hangi kenti ele geçirdi? A) Sevilla B) Toledo C) Valencia D) Kurtuba
- (Hedef 1) Yarımadadaki dengeyi kesin olarak değiştiren 1212 savaşı nerede yapıldı? A) Las Navas de Tolosa B) Covadonga C) Sagrajas D) Gırnata
- (Hedef 2) Hıristiyan krallıkların yönetimi altında kendi topraklarında kalan Müslümanlara ne ad verilir? A) Morisko B) Mozarap C) Mudéjar D) Muvahhid
- (Hedef 2) I. Jaime'nin kroniğine göre kral, Valencia'nın Müslüman kralının haraç önerisini neden reddetti? A) Papa yasakladığı için B) Kenti doğrudan alabileceği bir noktaya geldiği için C) Önerinin sahte olduğunu düşündüğü için D) Baronları itiraz ettiği için
- (Hedef 3) «Rekonkista» kavramının on altıncı ile on dokuzuncu yüzyıllar arasında İspanyol tarih yazımında kurulduğunu inceleyen tarihçi kimdir? A) Claudio Sánchez-Albornoz B) Joseph O'Callaghan C) Abilio Barbero D) Martín Ríos Saloma
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Rekonkista, sekiz yüzyıl süren tek bir mücadele miydi, yoksa sonradan tek bir ad altında toplanmış farklı süreçler mi?» sorusunu tartış. Cevabında El Cid'in Zaragoza hizmetini, I. Jaime'nin haraç önerisini reddetmesini, Valencia'nın teslimini ve Gırnata antlaşmasının akıbetini kullan; Sánchez-Albornoz ile Ríos Saloma'nın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — VI. Alfonso 1085'te Toledo'yu aldı.
- A — Savaş Las Navas de Tolosa'da yapıldı.
- C — Bu Müslümanlara Mudéjar denir.
- B — Kral, kenti doğrudan alabileceği bir noktaya geldiği için öneriyi reddetti.
- D — Bu çalışma Martín Ríos Saloma'ya aittir.
Kapsamlı bir cevap, kuzeydeki krallıkların güneye ilerleyişinin, uzun barış dönemleri, haraç ilişkileri ve dinsel sınırları aşan ittifaklarla kesilen karmaşık bir süreç olduğunu açıklar. El Cid'in Müslüman Zaragoza kralı için Hıristiyan krallara karşı savaşmasını bu karmaşıklığın örneği olarak kullanır. I. Jaime'nin haraç yerine fethi seçmesinin, on üçüncü yüzyılda değişen amaçları gösterdiğini belirtir. Valencia'nın teslimi ile Gırnata antlaşmasının güvencelerinin sonradan çiğnenmesini karşılaştırır. Güçlü bir yanıt, Sánchez-Albornoz'un süreci tek bir ulusal mücadele olarak gören yaklaşımını, Ríos Saloma'nın bu anlatının sonradan kurulduğunu gösteren çalışmasıyla karşılaştırır.
Serinin sonu
Bu bölümle «Yüksek ve Geç Orta Çağ» kursu sona eriyor. Kurs, bir papa ile bir imparatorun karlı bir kale kapısında karşılaştığı günle açıldı ve kilise ile krallıklar arasındaki güç savaşını sordu; ardından katedrallerin nasıl yükseldiğini, kentlerin ve loncaların nasıl örgütlendiğini, ilk üniversitelerin neden kurulduğunu, Magna Carta'nın ne getirdiğini, şövalyelik idealini, engizisyonun efsanesini ve gerçeğini, Kara Veba'yı ve onun ardından değişen dünyayı, Yüz Yıl Savaşları'nı ve köylü isyanlarını izledi; burada da, İber Yarımadası'ndaki uzun fetih sürecinin nasıl adlandırıldığını sordu. Programda sırada «Haçlı Seferleri» kursu var. Bu kurs, bu derste yarımadada gördüğümüz tövbe ve savaş düşüncesinin, Doğu Akdeniz'e yönelik büyük seferlere nasıl dönüştüğünü inceliyor. İlk bölüm, bu seferlerin başlangıcını soruyor: Papa Urbanus neden Haçlı çağrısı yaptı?