İçeriğe geç

Bölüm DT-117.09 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Vebadan sonra dünya neden değişti?

DT-117 Yüksek ve Geç Orta Çağ

2.761 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1349–1500
Bölge
Britanya ve İrlanda · Batı Avrupa · Orta Avrupa
Kişiler
III. Edward · Thomas Walsingham · VI. Clemens · William of Wykeham · Maurice Beresford · Michael Postan · Robert Brenner · Christopher Dyer · David Herlihy
Yerler
Wharram Percy · Yorkshire · Kent · Elbe · Canterbury · Oxford
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Kara Veba'nın yol açtığı nüfus kaybının, toprak sahipleri ile köylüler arasındaki ilişkileri, ücretleri ve toprak kullanımını nasıl değiştirdiğini açıklayabileceksin.
  • Yöneticilerin bu değişime yasalarla nasıl direndiğini ve köylülerin bu yasalara nasıl karşılık verdiğini kaynaklarla gösterebileceksin.
  • Aynı salgının Batı ve Doğu Avrupa'da neden farklı sonuçlar doğurduğunu tartışan nüfus ve sınıf açıklamalarını karşılaştırabileceksin.

Okuma metni

Kanca — çayırın altındaki köy

Kuzey İngiltere'de, Yorkshire'ın tebeşirli tepelerinde, Wharram Percy adında bir yer var. Bugün oraya giden bir yürüyüşçü, koyunların otladığı bir çayır, yıkık bir kilise ve çimenlerin altında uzanan tuhaf tümsekler görür. Bu tümsekler, bir zamanlar bir köyün evlerini, avlularını ve sokaklarını çevreleyen duvarların kalıntılarıdır. 1950'lerden başlayarak kırk yıl süren kazılar, burada Orta Çağ boyunca yüzlerce yıl yaşamış bir köy topluluğunun izlerini ortaya çıkardı. Köy, on dördüncü yüzyılda küçüldü ve on altıncı yüzyılın başında tümüyle terk edildi; yerini koyun sürüleri aldı.

Kara Veba'yı yaşamış bir İngiliz keşiş, Thomas Walsingham, salgının ardından «dünyanın bir daha asla eski hâline dönemediğini» yazmıştı. Wharram Percy, bu sözün hem doğru hem de eksik olduğunu gösterir. Doğrudur, çünkü salgından sonra İngiltere'nin kırsalı gerçekten değişti. Eksiktir, çünkü köy salgının ertesi günü değil, bir buçuk yüzyıl sonra boşaldı. Bu bölüm, salgının kısa vadeli dehşetini değil, onun ardından yavaş yavaş gelen dönüşümü soruyor: insanların yarısına yakınını kaybeden bir toplumda kim güç kazandı, kim güç kaybetti, ve bu değişim neden her yerde aynı yönde ilerlemedi?

Bağlam — kalabalık bir dünya ve bağlı köylüler

Salgından önce, Batı Avrupa'nın kırsalı kalabalıktı. Toprak kıttı, emek boldu. İngiltere'de ve Kuzey Fransa'da köylülerin önemli bir bölümü serfti: bir toprak ağasına bağlıydılar, onun izni olmadan köyü terk edemez, kızlarını evlendirmek için ona para öder, onun tarlalarında haftanın belirli günlerinde karşılıksız çalışırdı. Bu karşılıksız çalışmaya angarya denir. Toprak ağası, köylüye verdiği küçük tarla parçası karşılığında, onun emeğinden, ürününden ve parasından pay alıyordu.

Bu düzenin gücü, büyük ölçüde toprağın kıtlığından geliyordu. Bir köylü ağasının koşullarını beğenmese bile, gidebileceği boş bir toprak bulmakta zorlanırdı; kendi yerine geçmeye hazır başka köylüler vardı. Kara Veba, bu dengeyi birkaç yıl içinde tersine çevirdi. Köylerde evler boşaldı, tarlalar sahipsiz kaldı; bu kez kıt olan toprak değil, onu işleyecek insanlardı.

Gelişme — emeğin değeri yükselince

Salgından sonra, hayatta kalan işçiler, emeklerinin değer kazandığını hemen fark etti. Hasat vakti tarlalarda çalışacak insan bulmak zorlaştı; işçiler daha yüksek ücret istedi ve eski ağalarını bırakıp daha iyi koşullar sunan başka ağaların yanına gitti. Bir önceki derste gördüğümüz gibi, İngiltere kralı III. Edward, 1349'da, salgın daha sürerken, bu gidişatı durdurmak için bir buyruk yayımladı. Bu İşçiler Buyruğu, ücretleri salgın öncesi düzeyde dondurmaya, çalışabilecek herkesi iş kabul etmeye zorlamaya ve işini bırakanları hapisle cezalandırmaya çalışıyordu.

Yasalar ücret artışını yavaşlattı, ama durduramadı. Toprak ağaları, kendi aralarında işçi kapmak için yarışıyordu; yasayı çiğneyerek yüksek ücret ödeyen ağalar da vardı. Zamanla ağalar, kendi tarlalarını angaryayla işletmekten vazgeçmeye başladı. Bu tarlaları köylülere ya da zengin çiftçilere para karşılığında kiraladılar. Angarya yükümlülükleri de, pek çok yerde, parayla ödenen bir kiraya çevrildi. Köylüler, boşalan tarlaları ucuza tutarak işledikleri toprağı genişletti.

Toprağın kullanımı da değişti. Buğday ve arpa ekmek çok sayıda işçi gerektiriyordu; koyun yetiştirmek ise, birkaç çobanla yapılabiliyordu. İngiltere'de pek çok ağa, işlenmeyen tarlaları otlağa çevirdi. Yün, İngiltere'nin en değerli ihraç mallarından biriydi; on beşinci yüzyılda İngiliz dokumacılığı güçlendi. Wharram Percy gibi köylerin boşalması, bu uzun sürecin sonucuydu: nüfus azalınca kalan köylüler daha iyi toprakların bulunduğu yerlere göçtü, ağalar da boşalan köyleri koyun otlaklarına dönüştürdü. Tarihçi Maurice Beresford, 1950'lerde İngiltere'de terk edilmiş yüzlerce Orta Çağ köyünün izini sürdü ve bunların çoğunun salgından hemen sonra değil, on beşinci yüzyılda boşaldığını gösterdi.

Dönüş noktası — aynı salgın, iki ayrı yol

Batı Avrupa'da, özellikle İngiltere'de, salgından sonraki yüzyılda serflik yavaş yavaş çözüldü. On beşinci yüzyılın sonunda, İngiltere'de serf olarak yaşayan köylülerin sayısı çok azalmıştı. Ama Elbe Nehri'nin doğusunda, Prusya'da, Polonya'da ve Bohemya'nın bazı bölgelerinde, tam tersi oldu. Aynı dönemde ve ardından gelen yüzyılda, bu bölgelerin toprak sahipleri, köylüleri toprağa daha sıkı bağladı ve angarya yükünü artırdı. Tarihçiler bu sürece «ikinci serflik» adını verir. Aynı nüfus kaybı, bir yerde köylüleri güçlendirmiş, başka bir yerde onları daha da zayıflatmıştı.

Bu fark, salgının tek başına her şeyi açıklayamayacağını gösterir. Nüfusun azalması, köylülere bir pazarlık gücü verdi; ama bu gücün kullanılıp kullanılamayacağı, köylülerin ne kadar örgütlü olduğuna, toprak sahiplerinin ne kadar birlik içinde hareket ettiğine ve krallığın kimin yanında durduğuna bağlıydı.

Yaygın yanlış«Kara Veba köylüleri bir anda özgürleştirdi; salgından hemen sonra serflik sona erdi.»
Doğrusu

Serfliğin çözülmesi, İngiltere'de bile yaklaşık bir buçuk yüzyıl süren yavaş bir süreçti. Toprak sahipleri, ücret yasalarıyla, mahkemelerle ve 1377'deki gibi parlamento kararlarıyla eski düzeni korumaya çalıştı. Doğu Avrupa'nın büyük bölümünde ise salgından sonraki yüzyıllarda serflik zayıflamadı, tersine ağırlaştı. Salgın bir fırsat yarattı; o fırsatın kimin lehine kullanılacağını ise toplumsal çatışmalar belirledi.

Cevap — kıtlığın yer değiştirmesi

Kara Veba'dan sonra dünya değişti, çünkü salgın, Orta Çağ ekonomisinin temelindeki dengeyi tersine çevirdi: toprak bol, emek kıt hâle geldi. Batı Avrupa'da bu değişim, ücretlerin yükselmesine, angaryanın paraya çevrilmesine, ağaların tarlalarını kiraya vermesine ve serfliğin yavaş yavaş çözülmesine yol açtı. Tarlaların bir kısmı otlağa dönüştü, bazı köyler terk edildi. Yöneticiler bu değişime yasalarla direndi; köylüler ise hem ayaklarıyla, yani daha iyi koşullara göç ederek, hem de belgelerle ve toplu dirençle karşılık verdi. Ama aynı salgın, Elbe'nin doğusunda ters bir sonuç doğurdu. Değişimin yönünü, nüfus kaybının kendisinden çok, onun ardından gelen güç mücadeleleri belirledi.

Bugünle bağ — kıtlık ve pazarlık gücü

2020'lerin başındaki salgından sonra, pek çok ülkede işverenler işçi bulmakta zorlandığını söyledi ve gazetelerde Kara Veba'yla karşılaştırmalar yapıldı. Bu karşılaştırmalar dikkatle kurulmalıdır: on dördüncü yüzyılın salgını nüfusun belki yarısına yakınını öldürdü, bugünkü salgınların etkisi ise çok daha sınırlı kaldı. Ama tarihçilerin Kara Veba'dan çıkardığı genel ders hâlâ geçerlidir: bir kriz, emeğin, toprağın ya da sermayenin değerini değiştirdiğinde, bu değişimin kimin lehine sonuçlanacağı kendiliğinden belli olmaz; yasalar, örgütlenme ve siyasal güç ilişkileri sonucu belirler.

Birincil kaynak

1349 İşçiler Buyruğu, Kent kontluğunun şerifine gönderilen bir mektup olarak korunmuştur. Cheyney'in 1895 tarihli İngilizce çevirisinden:

Because a great part of the people, and especially of workmen and servants, have lately died in the pestilence, many seeing the necessities of masters and great scarcity of servants, will not serve unless they may receive excessive wages […]. That every man and woman of our realm of England, of what condition he be, free or bond, […] if he be required to serve in suitable service, […] he shall be bound to serve him which shall so require him; and take only the wages […] which were accustomed to be given in the places where he oweth to serve, the twentieth year of our reign of England, or five or six other common years next before.

Türkçesi: Halkın büyük bir bölümü, özellikle de işçiler ve hizmetkârlar, son zamanlarda salgında öldüğü için, pek çoğu efendilerin ihtiyacını ve hizmetkârların büyük kıtlığını görerek, aşırı ücret almadıkça hizmet etmek istemiyor […]. Krallığımız İngiltere'nin, hangi durumda olursa olsun, özgür ya da bağlı, her erkeği ve kadını, […] uygun bir hizmete çağrıldığında, […] onu çağırana hizmet etmekle yükümlü olacak; ve yalnızca, hizmet etmesi gereken yerde saltanatımızın yirminci yılında ya da ondan önceki beş altı olağan yılda verilmesi âdet olan ücreti alacaktır.

Kaynak: İşçiler Buyruğu, 1349; Statutes of the Realm, I, 307–308; Edward P. Cheyney (yay. ve çev.), England in the Time of Wycliffe, Translations and Reprints II.5 (Philadelphia: University of Pennsylvania, 1895), s. 3; Internet Archive. Türkçesi, Cheyney'in İngilizcesinden bizim.

  1. Buyruğun giriş cümlesi, işçilerin davranışını nasıl anlatıyor? Bu anlatım, buyruğu kimin bakış açısından yazıldığı hakkında ne söylüyor?
  2. Buyruk, ücretleri hangi yılın düzeyine bağlıyor? Bu tarih neden seçilmiş olabilir?
  3. Buyruk neden hem özgür hem de bağlı işçileri kapsıyor? Bu, salgından sonraki emek piyasası hakkında ne ima ediyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Michael Postan (1972) — Orta Çağ ekonomisini, nüfus ile toprak arasındaki dengeyle açıkladı. Ona göre on üçüncü yüzyılda nüfus, toprağın besleyebileceği sınıra dayanmıştı; Kara Veba'dan sonraki nüfus kaybı, ücretleri yükseltti, kiraları düşürdü ve köylülerin durumunu iyileştirdi.
  • Robert Brenner (1976) — Past and Present dergisindeki makalesinde, nüfus açıklamasının Batı ile Doğu Avrupa arasındaki farkı açıklayamadığını savundu. Ona göre asıl belirleyici, köylüler ile toprak sahipleri arasındaki güç ilişkileriydi; aynı nüfus kaybı, bu ilişkilere göre bir yerde serfliği çözdü, başka bir yerde ağırlaştırdı.
  • Christopher Dyer (1989) — Orta Çağ'ın sonlarında İngiltere'de farklı toplumsal grupların neyi yiyip içtiğini, nasıl giyindiğini ve hangi evlerde yaşadığını inceledi. Salgından sonra sıradan insanların beslenmesinin iyileştiğini, daha çok et, bira ve buğday ekmeği tükettiklerini gösterdi.
  • David Herlihy (1997) — Kara Veba'yı Batı'nın dönüşümünün başlangıç noktalarından biri olarak gördü. Emeğin pahalılaşmasının emekten tasarruf sağlayan yenilikleri teşvik ettiğini, aile yapılarını, miras düzenlerini ve insanların ölüm karşısındaki tutumlarını da değiştirdiğini ileri sürdü.

Bu tartışmada, salgından sonraki değişimin nedeni farklı düzeylerde aranıyor. Postan ve Brenner, değişimin motorunu tartışır: Postan için belirleyici olan nüfus ile toprak arasındaki orandır, Brenner için ise toplumsal sınıflar arasındaki güç dengesidir. Dyer ve Herlihy ise, değişimin sonuçlarını izler: Dyer bunu gündelik hayatın maddi koşullarında, Herlihy ise teknolojiden aile yapısına kadar uzanan daha geniş bir dönüşümde arar.

Derine İn

Salgın, insanların ölüm karşısındaki tutumlarını da etkiledi. Salgından sonraki yüzyılda, Avrupa'nın pek çok yerinde, kilise duvarlarında ve kitaplarda «ölüm dansı» adı verilen bir tema yaygınlaştı: kral, papa, tüccar ve köylü, iskeletlerle el ele bir halka oluşturur; ölüm, toplumsal sıraya bakmaksızın herkesi alır. Bazı zengin kişiler, mezarlarının üzerine, bir katta kendi süslü heykellerini, alt katta ise çürümüş bedenlerinin tasvirini yaptırdı. Canterbury katedralinde, on beşinci yüzyılda yaptırılan bir başpiskopos mezarı, bu iki katlı mezarların tanınmış bir örneğidir. Tarihçiler, bu imgelerin ne ölçüde salgına, ne ölçüde daha geniş bir dinsel düşünce değişimine bağlı olduğunu tartışır.

Salgının ilk yıllarında, bazı bölgelerde, kendilerini kamçılayarak kasabadan kasabaya dolaşan tövbekâr grupları ortaya çıktı. Bu gruplar, Tanrı'nın gazabını yatıştırmaya çalıştıklarına inanıyordu. Papa VI. Clemens, 1349'un sonbaharında bu hareketi kınadı; kilise, din adamlarının denetimi dışında yürüyen bu hareketten kaygı duyuyordu. Hareket kısa sürede söndü.

Salgın, kilisenin kendisini de derinden etkiledi. Hastalara son ayinleri vermek için onlarla yakın temasta bulunan rahipler arasında ölüm oranı yüksekti; kilise, yerlerini doldurmak için yeterince eğitimli din adamı bulmakta zorlandı. Salgından sonraki on yıllarda, İngiltere'de yeni kolejler kuruldu. Winchester piskoposu William of Wykeham, 1379'da Oxford'da New College'ı kurdu; kuruluşun amaçlarından biri, iyi yetişmiş din adamı sayısını artırmaktı. Aynı dönemde, İngilizce de güç kazandı: 1362'de bir yasa, krallık mahkemelerinde davaların İngilizce görülmesini öngördü; o güne kadar mahkemelerde Fransızca kullanılıyordu. Bu değişimi yalnızca salgına bağlamak doğru olmaz; ama salgından sonra okuyup yazan, iş kuran ve dava açan insanların toplumsal kökenlerinin genişlemesi, bu sürece katkıda bulunmuş olabilir.

Kadınların durumu da tartışma konusudur. Bazı tarihçiler, salgından sonraki işçi kıtlığının, kadınlara yeni iş olanakları açtığını, özellikle kentlerde hizmetçi ve zanaatkâr olarak daha geç evlenen ve kendi ücretini kazanan genç kadınların sayısının arttığını savunur. Başkaları ise, bu olanakların sınırlı ve geçici kaldığını, on beşinci yüzyılın sonunda loncaların kadınları yeniden dışladığını vurgular. İşçiler Buyruğu'nun «her erkeği ve kadını» çalışmaya zorlaması, kadın emeğinin salgından sonra da ekonominin vazgeçilmez bir parçası olduğunu hatırlatır.

Son olarak, salgın bir kez gelip gitmedi. 1360'larda, 1370'lerde ve sonraki yüzyıllarda veba defalarca geri döndü. 1361'deki ikinci büyük salgın, özellikle ilk salgından sonra doğmuş çocukları ve gençleri vurduğu için, bazı kronikçilerce «çocukların vebası» diye anıldı. Her yeni dalga, toparlanmaya başlayan köy ve kent topluluklarını yeniden sarstı ve toprak sahiplerinin eski düzene dönme umudunu zayıflattı. Bu tekrarlayan salgınlar, nüfusun uzun süre eski düzeyine dönmesini engelledi; İngiltere'nin nüfusu, ancak on altıncı yüzyılda salgın öncesi düzeyine yaklaşmaya başladı. Bu yüzden «vebadan sonraki dünya», tek bir felaketin değil, bir buçuk yüzyıl boyunca tekrar tekrar gelen ölümlerin biçimlendirdiği bir dünyaydı.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Edward P. Cheyney (yay. ve çev.), England in the Time of Wycliffe, Translations and Reprints from the Original Sources of European History II.5 (Philadelphia: University of Pennsylvania, 1895).
  • Maurice Beresford, The Lost Villages of England (Londra: Lutterworth Press, 1954).
  • M. M. Postan, The Medieval Economy and Society (Londra: Weidenfeld and Nicolson, 1972).
  • Robert Brenner, «Agrarian Class Structure and Economic Development in Pre-Industrial Europe», Past and Present 70 (1976), s. 30–75.
  • Christopher Dyer, Standards of Living in the Later Middle Ages: Social Change in England c. 1200–1520 (Cambridge: Cambridge University Press, 1989).
  • David Herlihy, The Black Death and the Transformation of the West (Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 1997).

Arşiv ve kaynak

İngiltere'nin salgın sonrası toplumunu en iyi yansıtan belgeler, malikâne mahkemelerinin tutanakları ve malikâne hesap defterleridir; bunların büyük bölümü İngiltere'nin ulusal arşivinde ve yerel arşivlerde korunur. İşçiler Buyruğu ve 1377 yasası, Statutes of the Realm dizisinde yayımlanmıştır. Wharram Percy'nin kalıntıları bugün İngiltere'nin ulusal miras kurumunun koruması altındadır ve ziyarete açıktır. Cheyney'in belge çevirileri, telifi dolmuş eski baskılar olarak çevrimiçi arşivlerde yer alır.

Açık sorular

  • Batı Avrupa'da serfliğin çözülmesinde nüfus kaybı mı, yoksa köylülerin direnişi mi daha belirleyiciydi?
  • Salgından sonra yükselen yaşam düzeyi, toplumun hangi kesimlerini kapsadı; kadınlar ve kentli yoksullar bu iyileşmeden ne ölçüde pay aldı?
  • Ölüm dansı gibi imgeler, salgının doğrudan bir sonucu muydu, yoksa daha önce başlamış bir dinsel duyarlılığın ifadesi mi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Wharram Percy köyü ne zaman tümüyle terk edildi? A) 1349'da, salgından hemen sonra B) On altıncı yüzyılın başında C) 1066'da D) On dokuzuncu yüzyılda
  2. (Hedef 2) 1349 İşçiler Buyruğu, ücretleri hangi düzeyde tutmaya çalıştı? A) Salgın öncesi yılların düzeyinde B) İki katına çıkarılmış düzeyde C) Kentlerin belirlediği düzeyde D) Papanın belirlediği düzeyde
  3. (Hedef 2) 1377 yasasına göre köylüler, serflikten kurtulduklarını ileri sürmek için hangi belgeye dayanıyordu? A) Magna Carta'ya B) Papanın fermanına C) Kralın af belgesine D) Domesday kitabından alınan kopyalara
  4. (Hedef 3) Elbe'nin doğusunda salgından sonraki yüzyıllarda köylülerin toprağa daha sıkı bağlanmasına ne ad verilir? A) Ölüm dansı B) İşçiler Buyruğu C) İkinci serflik D) Angarya
  5. (Hedef 3) Batı ile Doğu Avrupa arasındaki farkın nüfusla değil, sınıflar arasındaki güç ilişkileriyle açıklanması gerektiğini savunan tarihçi kimdir? A) Michael Postan B) Robert Brenner C) Christopher Dyer D) David Herlihy

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Kara Veba'dan sonra Batı Avrupa'da köylülerin durumunun iyileşmesi, nüfus kaybının kendiliğinden bir sonucu muydu?» sorusunu tartış. Cevabında İşçiler Buyruğu'nu, 1377 yasasını, Wharram Percy örneğini ve ikinci serfliği kullan; Postan ile Brenner'in yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Köy on altıncı yüzyılın başında tümüyle terk edildi.
  2. A — Buyruk, ücretleri salgın öncesi yılların düzeyinde tutmaya çalıştı.
  3. D — Köylüler Domesday kitabından alınan kopyalara dayanıyordu.
  4. C — Bu sürece ikinci serflik denir.
  5. B — Bu görüş Robert Brenner'e aittir.

Kapsamlı bir cevap, Kara Veba'nın toprak ile emek arasındaki dengeyi tersine çevirdiğini ve bunun ücretleri yükselttiğini açıklar. İşçiler Buyruğu'nun, yöneticilerin bu değişimi yasalarla durdurmaya çalıştığını, 1377 yasasının ise köylülerin Domesday kopyalarıyla ve toplu dirençle karşılık verdiğini gösterdiğini belirtir. Wharram Percy örneğiyle değişimin bir buçuk yüzyıla yayılan yavaş bir süreç olduğunu anlatır. Güçlü bir yanıt, Postan'ın nüfus açıklamasını, Brenner'in ikinci serfliği de açıklamaya çalışan sınıf açıklamasıyla karşılaştırır ve köylülerin kazanımlarının kendiliğinden değil, çatışmalar içinde elde edildiğini tartışır.

Sonraki bölüme köprü

Salgın İngiltere'yi ve Fransa'yı vurduğunda, iki krallık zaten on yılı aşkın bir süredir birbiriyle savaş hâlindeydi. Bu savaş, arada kesintilerle, bir yüzyılı aşkın bir süre boyunca sürecekti. Sıradaki derste bu uzun savaşa bakacağız: İngiltere ve Fransa kralları neden bu kadar uzun süre savaştı, uzun yaylı okçular ve barut savaşın biçimini nasıl değiştirdi, ve genç bir köylü kızı olan Jeanne d'Arc bu savaşın gidişatında nasıl bir rol oynadı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:40 Kanca: yeşil bir çayırda çimen altındaki tümsekler ve otlayan koyunlar; tümseklerin üzerinde bir köyün evlerinin şeffaf bir çizimle yeniden belirmesi. Hiçbir yüz çizilmez.
  • 1:40–3:20 Bağlam: bir terazinin bir kefesinde kalabalık insan silüetleri, öbür kefesinde az sayıda tarla; ardından kefelerin yer değiştirmesi.
  • 3:20–5:50 Gelişme: bir buyruk parşömeni; tarlalardan otlağa dönüşen bir harita; eski bir defterden kopyalanan satırlar.
  • 5:50–7:30 Dönüş noktası: Avrupa haritasında Elbe Nehri; batıda açılan, doğuda kapanan kapılar.
  • 7:30–9:00 Kapanış: bir kilise duvarında el ele tutuşmuş silüetlerden oluşan bir halka.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; ceset ve hastalık görüntüleri gösterilmez.