İçeriğe geç

Bölüm DT-117.08 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Kara Veba Avrupa'nın üçte birini nasıl öldürdü?

DT-117 Yüksek ve Geç Orta Çağ

2.697 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1338–1353
Bölge
Batı Avrupa · Orta Avrupa · Akdeniz · Orta Asya
Kişiler
Giovanni Boccaccio · Gabriele de' Mussis · İbnü'l-Verdi · Papa VI. Clemens · Ole Benedictow · Samuel Cohn · Monica Green · Maria Spyrou · Adam Izdebski · Şevket Pamuk
Yerler
Kefe · Messina · Floransa · Tiyanşan · Kahire · Strazburg
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Kara Veba'nın 1340'larda Orta Asya'dan Akdeniz'e ve Avrupa'ya nasıl yayıldığını ana duraklarıyla anlatabileceksin.
  • Hastalığın nedeni, bulaşma yolları ve ölüm oranları hakkında yazılı kaynakların ve antik DNA gibi yeni bilimsel kanıtların ne söylediğini açıklayabileceksin.
  • «Avrupa'nın üçte biri öldü» ifadesini, bölgesel farkları ve ölçüm güçlüklerini hesaba katarak değerlendirebileceksin; salgının uzun vadeli ekonomik sonuçlarını tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — Floransa, 1348 baharı

1348 baharında Floransa'da yaşayan otuz beş yaşındaki yazar Giovanni Boccaccio, kentinin sokaklarında daha önce kimsenin görmediği bir ölüm dalgası izledi. Hastaların kasıklarında ya da koltuk altlarında, bazısı elma, bazısı yumurta büyüklüğünde şişlikler beliriyordu. Ardından derilerinde kara ya da mor lekeler çıkıyor, çoğu üç gün içinde ölüyordu. Hekimler çaresizdi; dualar ve alaylar sonuç vermiyordu. Kent yönetimi pislikleri temizletti, hastaların kente girişini yasakladı; bunların hiçbiri salgını durduramadı.

Boccaccio, birkaç yıl sonra yazdığı Decameron'un girişinde bu günleri anlattı. Salgının «birkaç yıl önce Doğu'da» başladığını, oradan durmaksızın yer değiştirerek Batı'ya ulaştığını yazdı. Bugün bu salgını «Kara Veba» adıyla anıyoruz. Bu bölüm, bu hastalığın nereden geldiğini, nasıl yayıldığını ve gerçekten Avrupa'nın üçte birini öldürüp öldürmediğini soruyor.

Bağlam — birbirine bağlı bir dünya

On dördüncü yüzyılın başında Avrupa ve Akdeniz dünyası, iki yüzyıl süren bir nüfus artışının ardından kalabalıklaşmıştı. Tarım, artan nüfusu beslemekte zorlanıyordu; 1315–1317'deki büyük kıtlık, Kuzey Avrupa'da çok sayıda insanın ölümüne yol açmıştı. Aynı dönemde Moğol İmparatorluğu'nun ardılı olan hanlıklar, Kırım ile Pekin arasındaki kervan yollarının büyük kısmını denetliyordu. Cenevizli ve Venedikli tüccarlar, Kırım'daki Kefe ve Karadeniz'in öbür limanlarında kurdukları ticaret kolonileri aracılığıyla bu yollara bağlanmıştı.

Bu bağlantılar, malları olduğu kadar hastalıkları da taşıyabilirdi. Veba, insanlığın bildiği en eski hastalıklardan biriydi; altıncı yüzyılda Justinianus döneminde Akdeniz'i vuran büyük salgın da vebaydı. Ama bu salgından sonra veba, Avrupa'dan yüzyıllarca çekilmiş görünüyordu. On dördüncü yüzyılın insanları için hastalık, bu yüzden tümüyle yeni ve açıklanamaz bir felaketti; kimi onu yıldızların kötü bir dizilişine, kimi bozuk havaya, kimi de Tanrı'nın gazabına bağladı.

Gelişme — bozkırdan limanlara

Veba'nın kaynağı uzun süre tartışıldı. 2022'de yayımlanan bir çalışma, bu tartışmaya güçlü bir cevap getirdi. Maria Spyrou ve arkadaşları, bugünkü Kırgızistan'da, Tiyanşan dağlarının eteğinde, Çu vadisindeki iki Hristiyan mezarlığında 1338–1339 yıllarına tarihlenen ve «salgın» nedeniyle öldüğü yazılı olan kişilerin kalıntılarını incelediler. Bu kişilerin dişlerinden elde edilen antik DNA, Kara Veba'yı başlatan bakteri soyunun atasına çok yakın bir Yersinia pestis soyunu gösterdi.

Buradan hastalık, bozkır yolları boyunca batıya ilerledi. 1346'da Altın Orda ordusu, Kırım'daki Ceneviz kolonisi Kefe'yi kuşatırken ordu içinde veba yayıldı. İtalyan noter Gabriele de' Mussis'in anlatısına göre kuşatanlar, ölülerinin cesetlerini mancınıklarla kentin içine attı. Bu anlatının doğru olup olmadığı tartışmalıdır; de' Mussis, olayları kendi gözüyle görmemişti. Ama Kefe'den ve Karadeniz'in öbür limanlarından ayrılan gemilerin, hastalığı Akdeniz'e taşıdığı biliniyor.

Ekim 1347'de veba, Karadeniz'den gelen Ceneviz gemileriyle Sicilya'nın Messina limanına ulaştı; kent yöneticileri gemileri limandan kovdu, ama hastalık çoktan karaya çıkmıştı. Aynı yıl İstanbul'da ve İskenderiye'de, 1348'de Floransa'da, Venedik'te, Marsilya'da, Paris'te ve Kahire'de görüldü. 1348 yazında İngiltere'ye, 1349'da İskandinavya'ya ulaştı ve 1350'lerin başında Rusya'ya kadar yayıldı. Salgın, birkaç yıl içinde Akdeniz'in ve Avrupa'nın neredeyse tamamını dolaştı. Hastalık, deniz yollarıyla karadan çok daha hızlı ilerliyordu: bir liman kentine ulaştığında, oradan kıyı boyunca öbür limanlara sıçrıyor, sonra nehirleri ve yolları izleyerek iç bölgelere yayılıyordu. Bir kentte salgın genellikle birkaç ay sürüyor, ardından yavaşlıyordu; ama bu arada komşu bölgelere çoktan geçmiş oluyordu.

Veba yalnızca Avrupa'yı vurmadı. Mısır'da, Suriye'de, Anadolu'da ve Kuzey Afrika'da da büyük kayıplara yol açtı. Halepli âlim ve şair İbnü'l-Verdi, salgını anlatan bir risale yazdı ve 1349'da kendisi de vebadan öldü. Kahire, o dönemde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi ve nüfusunun önemli bir kısmını yitirdi. Memlük Mısırı'nda nüfus kaybı, sulama kanallarının bakımını yapacak köylülerin azalmasına ve tarımsal üretimin düşmesine yol açtı. Avrupa'dan farklı olarak burada ücretlerin yükselmesi köylülere kalıcı bir kazanç sağlamadı; bu fark, salgının aynı olsa bile toplumların ondan çok farklı biçimlerde etkilendiğini gösteriyor.

Dönüş noktası — üçte bir mi, yarı mı?

«Avrupa'nın üçte biri öldü» ifadesi, çağdaş bir kronikçi olan Froissart'ın «dünyanın üçte biri» sözünden bu yana tekrarlanır. Ama modern araştırmalar, bu oranın hem fazla düşük hem de fazla genel olabileceğini gösteriyor.

Norveçli tarihçi Ole Benedictow, köy ve kent kayıtlarını, vergi listelerini ve din adamlarının ölüm kayıtlarını bir araya getirerek, Avrupa'nın nüfusunun yarısından fazlasının, belki yüzde altmışa yakınının öldüğünü savundu. Öte yandan Adam Izdebski ve arkadaşları, 2022'de, Avrupa'nın yüzlerce noktasından alınan polen örneklerini incelediler. Tarım bitkilerinin polenlerinin azalması, tarlaların terk edildiğini, yani nüfusun düştüğünü gösteriyordu. Ama sonuçlar bölgeden bölgeye çok farklıydı: İskandinavya, Fransa, Batı Almanya ve İtalya'nın bazı bölgeleri büyük kayıplar yaşarken, Orta ve Doğu Avrupa'nın bazı bölgelerinde tarımın kesintisiz sürdüğü görülüyordu.

Yaygın yanlış«Kara Veba'yı fareler yaydı; her yerde üçte bir öldü» diye sık düşünülür.
Doğrusu

Fare ve pire, bulaşmanın önemli bir yoluydu; ama bazı araştırmacılar, insan pirelerinin ve bitlerinin de hastalığı insandan insana taşıdığını, akciğer vebasının da öksürükle bulaştığını savunuyor. Ölüm oranı da her yerde aynı değildi; bazı kentler nüfusunun yarısından fazlasını kaybederken bazı bölgeler görece az etkilendi.

Cevap — nasıl öldürdü?

Öyleyse Kara Veba nasıl bu kadar çok insanı öldürdü? Birincisi, hastalığın kendisi son derece öldürücüydü: tedavisi yoktu ve hıyarcıklı vebaya yakalananların büyük kısmı birkaç gün içinde ölüyordu. İkincisi, dünya birbirine bağlıydı: bozkır yolları, Karadeniz limanları ve Akdeniz'in gemi trafiği, hastalığı birkaç yılda binlerce kilometre taşıdı. Üçüncüsü, toplumlar hazırlıksızdı: kıtlıkla zayıflamış, kalabalık kentlerde, temizlik koşullarının kötü olduğu evlerde yaşayan insanlar, kolay kurbanlardı.

Dördüncüsü, salgın bir kez değil, defalarca geldi. 1348'deki büyük dalgadan sonra veba, 1360'larda, 1370'lerde ve sonraki yüzyıllarda tekrar tekrar döndü. Her dalga, nüfusun toparlanmasını engelledi. Avrupa'nın nüfusu, ancak on beşinci yüzyılın sonlarına doğru yeniden artmaya başladı.

Ama «üçte bir» sayısı, bir ortalama olarak bile tartışmalı. Bazı araştırmacılar kayıpları çok daha yüksek, bazıları bölgesel olarak çok daha değişken görüyor. Kaynakların hepsi aynı yönü gösteriyor, yalnızca ölçekte ayrılıyor. Kesin olan, Kara Veba'nın insanlık tarihinin en ölümcül salgınlarından biri olduğu ve Avrupa'nın, Orta Doğu'nun ve Kuzey Afrika'nın nüfusunu birkaç yıl içinde derinden sarstığıdır.

Bugünle bağ — salgın ve toplum

Kara Veba'nın ardından Avrupa'da işgücü azaldı ve hayatta kalan işçilerin ücretleri yükseldi. İngiltere'de kral III. Edward, 1349'da ve 1351'de ücretleri salgın öncesi düzeyde tutmaya çalışan yasalar çıkardı; ama bu yasalar ücret artışını durduramadı. Toprak sahipleri ile köylüler arasındaki ilişkiler değişti; bazı bölgelerde köylülerin durumu iyileşti. Ama bu iyileşme her yerde aynı değildi ve kendiliğinden gelmedi: 1381'de İngiltere'de ağır vergilere ve ücret sınırlamalarına karşı büyük bir köylü ayaklanması patlak verdi. Salgının açtığı fırsatlar, çoğu zaman bir mücadeleyle elde edildi.

Salgın, korkunun ve günah keçisi arayışının da yıkıcı sonuçlarını gösterdi. Pek çok Avrupa kentinde Yahudiler, kuyuları zehirledikleri suçlamasıyla katledildi; Strazburg'da Şubat 1349'da topluluğun büyük kısmı öldürüldü. Papa VI. Clemens, Yahudilerin de vebadan öldüğünü hatırlatarak bu suçlamaları reddeden fermanlar yayımladı, ama şiddeti durduramadı. Salgın, sağlığı korumak için kamu otoritesinin nasıl davranacağı sorusunu da ilk kez bu kadar keskin biçimde gündeme getirdi. Karantina fikri de bu dönemde gelişti: Ragusa, yani bugünkü Dubrovnik, 1377'de gelen gemilere ve yolculara bir bekleme süresi uyguladı. Bir salgının nasıl yayıldığını, toplumların nasıl tepki verdiğini ve sonrasında neyin değiştiğini düşünmek, yakın zamanda yaşanan salgınları anlamak için de önemli bir karşılaştırma zemini sunuyor.

Birincil kaynak

Floransalı yazar Giovanni Boccaccio, 1348 salgınından birkaç yıl sonra tamamladığı Decameron'un girişinde salgını şöyle anlatır:

I say, then, that the years of the fruitful Incarnation of the Son of God had attained to the number of one thousand three hundred and forty-eight, when into the notable city of Florence […] there came the death-dealing pestilence, which […] had some years before appeared in the parts of the East and […] had now unhappily spread towards the West. […] in men and women alike there appeared, at the beginning of the malady, certain swellings, either on the groin or under the armpits, whereof some waxed of the bigness of a common apple, others like unto an egg […] well nigh all died within the third day from the appearance of the aforesaid signs.

Türkçesi: Diyorum ki, Tanrı'nın Oğlu'nun bereketli bedenlenişinin yılları bin üç yüz kırk sekize ulaşmıştı ki, İtalya'nın öbür bütün kentlerinden güzel olan ünlü Floransa kentine ölüm getiren salgın geldi; bu salgın birkaç yıl önce Doğu ülkelerinde görünmüş ve oradan ne yazık ki Batı'ya doğru yayılmıştı. […] Erkeklerde ve kadınlarda hastalığın başında kasıkta ya da koltuk altında şişlikler beliriyordu; bunlardan bazısı sıradan bir elma, bazısı bir yumurta büyüklüğüne ulaşıyordu […] bu işaretlerin görünmesinden sonra neredeyse hepsi üçüncü gün içinde ölüyordu.

Kaynak: Giovanni Boccaccio, Decameron, Giriş (Birinci Gün); John Payne'in İngilizce çevirisi (Londra: Villon Society, 1886), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.

  1. Boccaccio, salgının nereden geldiğini ve nasıl yayıldığını nasıl açıklıyor?
  2. Anlattığı belirtiler, hıyarcıklı veba hakkında bugün bildiklerimizle nasıl örtüşüyor?
  3. Bir öykü kitabının girişinde yer alan bu anlatı, bir tarihçi için ne kadar güvenilir bir kaynaktır?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Samuel Cohn (2002) — The Black Death Transformed'da ortaçağ kaynaklarında anlatılan belirtilerin, yayılma hızının ve mevsimsel örüntünün modern vebadan farklı olduğunu savunarak Kara Veba'nın veba olmayabileceğini öne sürdü; bu görüş, sonraki antik DNA çalışmalarıyla büyük ölçüde çürütüldü.
  • Ole Benedictow (2004) — The Black Death, 1346–1353'te yerel kayıtları bir araya getirerek Avrupa'daki ölüm oranının yüzde altmışa yakın olduğunu savundu; geleneksel «üçte bir» tahmininin çok düşük olduğunu öne sürdü.
  • Şevket Pamuk (2007) — European Review of Economic History'deki makalesinde, Kara Veba'nın ardından yükselen ücretlerin Kuzeybatı Avrupa'da kalıcı hâle geldiğini, bunun da Avrupa içindeki ekonomik ayrışmanın kökenlerinden biri olduğunu savundu.
  • Monica Green (2020) — «The Four Black Deaths» makalesinde, genetik kanıtları tarihsel kaynaklarla birleştirerek Kara Veba'yı yalnızca bir Avrupa olayı olarak değil, Orta Asya'dan başlayan ve farklı bölgelerde farklı biçimlerde yaşanan küresel bir süreç olarak anlatmayı önerdi.

Bu dört çalışma, farklı disiplinlerden geliyor: Cohn ve Benedictow tarihçi, Pamuk iktisat tarihçisi, Green ise tıp tarihçisi. Cohn hastalığın kimliğini, Benedictow ölüm oranını, Pamuk ekonomik sonuçları, Green ise salgının küresel ölçeğini tartışmaya açıyor. Antik DNA, bu tartışmanın bir bölümünü kapattı ama ölüm oranı ve bulaşma yolları hâlâ tartışmalı. Dört yaklaşımın ortak dersi, salgını anlamak için tek bir kaynak türünün yetmediğidir: kronik, vergi defteri, iskelet ve genom birbirini tamamlar.

Derine İn

Kara Veba üzerine son yirmi yılda yaşanan en büyük değişim, genetik araştırmaların tarih yazımına girmesidir. 2011'de Kirsten Bos ve arkadaşları, Londra'daki East Smithfield veba mezarlığından alınan örneklerden Yersinia pestis'in neredeyse tam genomunu çıkardılar. Bu çalışma, Kara Veba'nın gerçekten veba olup olmadığı tartışmasını büyük ölçüde kapattı. 2022'deki Tiyanşan çalışması ise salgının kökeni sorusuna yeni bir cevap getirdi. Bu gelişmeler, tarihçilerin laboratuvar bilimiyle ilk kez bu kadar yakından çalışmasını sağladı ve onların genetikçilerle, arkeologlarla ve iklim bilimcilerle birlikte çalışmasını zorunlu kıldı.

Ama genetik kanıtın da sınırları var. Bir mezarlıktaki birkaç iskeletten elde edilen DNA, hastalığın o bölgede var olduğunu gösterir; ama kaç kişinin öldüğünü, hastalığın nasıl yayıldığını ya da toplumun nasıl tepki verdiğini söylemez. Bu sorular için hâlâ yazılı kaynaklara, vergi ve toprak kayıtlarına, vasiyetnamelere ve mahkeme belgelerine dayanmak gerekir. Genetik ve tarih, birbirinin yerine değil, birbirinin yanında çalıştığında en güçlü sonuçları veriyor.

Bulaşma yolları tartışması da sürüyor. Geleneksel açıklama, hastalığın kara sıçanlar ve onların pireleri aracılığıyla yayıldığıdır. Ama bazı bölgelerde, özellikle kuzeyde, sıçan nüfusunun salgının hızını açıklayacak kadar yoğun olmadığı ileri sürüldü. 2018'de Katharine Dean ve arkadaşları, bilgisayar modelleriyle, insan pirelerinin ve bitlerinin hastalığı doğrudan insandan insana taşımasının, Avrupa'daki ölüm örüntülerini sıçan modelinden daha iyi açıkladığını öne sürdü. Bu model de tartışmalıdır; eleştirmenler, modelin dayandığı ölüm kayıtlarının az sayıda kentten geldiğini ve kırsal bölgeleri yansıtmadığını hatırlatıyor; ama bulaşmanın tek bir yolu olmadığı, farklı yolların farklı bölgelerde farklı ağırlık taşıdığı giderek kabul görüyor.

Son olarak, Kara Veba'nın «Avrupa merkezli» anlatılmasının bir sorunu var. Kaynakların çoğu Avrupa'dan geldiği için, salgının Orta Asya'daki, Orta Doğu'daki ve Afrika'daki etkileri uzun süre ihmal edildi. Kahire, Şam ve Halep'teki kayıplar, Arapça kaynaklarda ayrıntılı biçimde anlatılır. Stuart Borsch'un Mısır ile İngiltere'yi karşılaştıran çalışması, aynı salgının iki toplumda çok farklı ekonomik sonuçlar doğurduğunu gösterdi: İngiltere'de ücretler yükselip köylüler güçlenirken, Mısır'da merkezî denetimdeki sulama düzeni çöktü ve kırsal ekonomi uzun süre toparlanamadı. Sahra Altı Afrika'da da vebanın izlerine rastlandığı öne sürülüyor. Kara Veba'nın gerçek ölçeğini anlamak için, bu farklı kaynakları bir araya getirmek gerekiyor.

Ölüm oranlarını hesaplamanın kendisi de bir yöntem sorunudur. Ortaçağ Avrupası'nda nüfus sayımı yoktu. Tarihçiler, ölen rahiplerin yerine atanan yeni rahiplerin kayıtlarından, toprak sahiplerinin ölen kiracıların mirası için tuttuğu defterlerden, vergi listelerindeki hane sayısının düşüşünden yola çıkar. Her kaynak türü, nüfusun yalnızca bir kesimini gösterir: rahipler hastalarla yakın temasta olduğu için ortalamadan fazla ölmüş olabilir; vergi listeleri yoksulları çoğu zaman kaydetmez. Bu yüzden «nüfusun yüzde kaçı öldü» sorusunun cevabı, hangi kaynağa bakıldığına göre değişir ve her tahmin bir aralık olarak okunmalıdır.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Michael W. Dols, The Black Death in the Middle East (Princeton: Princeton University Press, 1977).
  • Samuel K. Cohn, The Black Death Transformed: Disease and Culture in Early Renaissance Europe (Londra: Arnold, 2002).
  • Ole J. Benedictow, The Black Death, 1346–1353: The Complete History (Woodbridge: Boydell Press, 2004).
  • Şevket Pamuk, «The Black Death and the origins of the "Great Divergence" across Europe, 1300–1600», European Review of Economic History 11 (2007), s. 289–317.
  • Kirsten I. Bos ve diğerleri, «A draft genome of Yersinia pestis from victims of the Black Death», Nature 478 (2011), s. 506–510.
  • Katharine R. Dean ve diğerleri, «Human ectoparasites and the spread of plague in Europe during the Second Pandemic», PNAS 115 (2018), s. 1304–1309.
  • Monica H. Green, «The Four Black Deaths», American Historical Review 125 (2020), s. 1601–1631.
  • Maria A. Spyrou ve diğerleri, «The source of the Black Death in fourteenth-century central Eurasia», Nature 606 (2022), s. 718–724.

Arşiv ve kaynak

Boccaccio'nun Decameron'unun Payne çevirisi Project Gutenberg'de bulunur. Rosemary Horrox'un derlediği The Black Death (Manchester University Press, 1994), Avrupa'daki çağdaş kaynakların İngilizce çevirilerini bir araya getirir. Arapça kaynaklar için Dols'un çalışması temel başlangıç noktasıdır.

Açık sorular

  • Kara Veba'nın Avrupa'daki gerçek ölüm oranı neydi ve bölgeler arasındaki farklar neden bu kadar büyüktü?
  • Hastalığın yayılmasında sıçan pirelerinin, insan parazitlerinin ve akciğer vebasının payı neydi?
  • Salgın, Sahra Altı Afrika'yı ve Çin'i ne ölçüde etkiledi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Kara Veba 1347'de Avrupa'ya ilk olarak hangi limandan girdi? A) Londra B) Messina C) Hamburg D) Lizbon
  2. (Hedef 2) 2022'deki antik DNA çalışmasına göre Kara Veba'yı başlatan bakteri soyu hangi bölgede ortaya çıkmış olabilir? A) Batı Afrika B) İskandinavya C) Tiyanşan dağlarının eteği, bugünkü Kırgızistan D) İber Yarımadası
  3. (Hedef 2) Kara Veba'ya yol açan bakteri hangisidir? A) Yersinia pestis B) Vibrio cholerae C) Mycobacterium tuberculosis D) Plasmodium
  4. (Hedef 3) Polen örnekleri üzerine yapılan 2022 çalışması hangi sonuca vardı? A) Her yerde aynı oranda insan öldü B) Salgın Avrupa'yı hiç etkilemedi C) Yalnızca kentler etkilendi D) Ölüm oranı bölgeden bölgeye büyük farklar gösterdi
  5. (Hedef 3) Şevket Pamuk'a göre Kara Veba'nın uzun vadeli ekonomik sonuçlarından biri neydi? A) Ücretlerin her yerde düşmesi B) Kuzeybatı Avrupa'da yükselen ücretlerin kalıcı hâle gelmesi C) Ticaretin tamamen durması D) Nüfusun hemen eski düzeyine dönmesi

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Kara Veba Avrupa'nın üçte birini öldürdü» cümlesini, bu dersteki kronik, genetik ve polen kanıtları ışığında tart. Bu sayı hangi kaynaklara dayanıyor, yeni araştırmalar onu nasıl değiştirdi? Salgının ölçeğini anlatan kendi dengeli cümleni kur.

Cevaplar

  1. B — Veba, Ekim 1347'de Karadeniz'den gelen gemilerle Sicilya'nın Messina limanına ulaştı.
  2. C — Kırgızistan'daki 1338–1339 tarihli mezarlardan alınan DNA, salgını başlatan soyun bu bölgede ortaya çıktığını düşündürüyor.
  3. A — Vebanın etkeni Yersinia pestis bakterisidir.
  4. D — Polen verileri, ölüm oranlarının bölgeden bölgeye büyük farklar gösterdiğini ortaya koydu.
  5. B — Pamuk, salgın sonrası yükselen ücretlerin Kuzeybatı Avrupa'da kalıcı hâle geldiğini savundu.

Güçlü bir cevap, «üçte bir» sayısının çağdaş bir kronikçinin tahmininden geldiğini, Benedictow gibi araştırmacıların daha yüksek, polen çalışmalarının ise bölgesel olarak çok değişken oranlar önerdiğini belirtir. Dengeli cümle, Kara Veba'nın son derece ölümcül olduğunu ama ölüm oranının bölgeden bölgeye büyük farklar gösterdiğini vurgular.

Sonraki bölüme köprü

Kara Veba'dan sonra İngiltere'de ve Kuzeybatı Avrupa'da işgücü pahalılaştı; toprak ağaları, tarlalarını işleyecek insan bulmak için birbirleriyle yarışmak zorunda kaldı. Ama bu değişim ne kendiliğinden geldi, ne de her yerde aynı yöne ilerledi. Sıradaki bölüm salgının uzun gölgesine bakıyor: angarya neden yerini parayla ödenen kiraya bıraktı, krallar yükselen ücretleri yasalarla nasıl durdurmaya çalıştı, ve aynı nüfus kaybı neden Elbe'nin doğusunda köylüleri toprağa daha sıkı bağladı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: 1348 baharında Floransa'nın bir sokağı; kapıları kapalı evler, uzakta bir alay. «1348» kartı. Hastalık belirtileri şematik ve rahatsız etmeyen bir çizimle.
  • 1:10–3:00 Bağlam: Avrasya haritası; bozkır yolları ve Karadeniz limanları; Kefe'deki Ceneviz kolonisi.
  • 3:00–5:30 Gelişme: Tiyanşan'dan başlayıp Kefe'ye, Messina'ya, Floransa'ya, Kahire'ye ve Kuzey Avrupa'ya yayılan kırmızı oklar; yıllar oklarla birlikte ilerler.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: kıta haritasında bölgesel ölüm oranları farklı renk tonlarıyla; «üçte bir» ve «yüzde altmış» kartları yan yana.
  • 7:40–9:40 Kapanış: bir terazi: bir kefede azalan nüfus, öbüründe yükselen ücretler; sonunda bir karantina limanı.

Ceset ve hastalık görüntüleri şematik tutulur; Yahudilere yönelik şiddet sahnesi canlandırılmaz, yalnızca harita ve tarih kartıyla anılır.