İçeriğe geç

Bölüm DT-117.07 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Engizisyon: efsane ve gerçek

DT-117 Yüksek ve Geç Orta Çağ

2.745 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1209–1834
Bölge
Batı Avrupa · İber Yarımadası
Tema
Din · Hukuk ve devlet · Tarihyazımı
Kişiler
Bernard Gui · IX. Gregorius · IV. Innocentius · III. Nicolaus · Jacques Fournier · Nicolau Eymerich · Tomás de Torquemada · Juan Antonio Llorente · Henry Charles Lea · Emmanuel Le Roy Ladurie · Edward Peters · Richard Kieckhefer
Yerler
Toulouse · Languedoc · Béziers · Montaillou · Pamiers · Sevilla
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • On üçüncü yüzyılda kilisenin sapkınlık saydığı inançlara karşı engizisyon mahkemelerini neden ve nasıl kurduğunu, Languedoc örneği üzerinden açıklayabileceksin.
  • Bir engizisyon soruşturmasının aşamalarını ve verilen cezaların türlerini kaynaklarla gösterebileceksin; Bernard Gui'nin kayıtlarındaki sayıları yorumlayabileceksin.
  • Engizisyon hakkındaki yaygın imgenin nasıl oluştuğunu ve tarihçilerin bu imgeyi arşiv belgeleriyle nasıl sınadığını karşılaştırabileceksin.

Okuma metni

Kanca — Toulouse'da beş günlük bir tören

Nisan 1310'da, Güney Fransa'nın en büyük kenti Toulouse'da, pazar gününden perşembeye kadar süren bir tören yapıldı. Kentin yöneticileri, soyluları ve din adamları toplandı; kalabalığın önünde, Dominiken keşişi Bernard Gui, kilisenin sapkın saydığı kişiler hakkındaki kararlarını tek tek okudu. On dokuzuncu yüzyılda bu kayıtları inceleyen tarihçi Henry Charles Lea'nın aktardığına göre, bu törende yirmi kişi göğsüne ve sırtına kumaştan haç dikilmiş giysiler giymeye ve hac yolculuklarına, altmış beş kişi ömür boyu hapse mahkûm edildi. On sekiz kişi ise dünyevi yargıya teslim edildi ve yakıldı.

Bu sahne, «engizisyon» sözcüğünü duyduğumuzda aklımıza gelen imgeye benziyor: kalabalık bir meydan, okunan kararlar, yakılan insanlar. Ama aynı kayıtlar, bu imgeye pek uymayan ayrıntılar da içerir. Mahkûmların büyük çoğunluğu ölüme değil, hapse, haç giymeye ya da hacca gönderilmeye mahkûm edilmişti; kararlar, yıllar süren sorgulamaların ve özenle tutulmuş tutanakların sonucuydu. Bu bölümün sorusu şu: engizisyon mahkemeleri neden kuruldu, bir sanık onların karşısına çıktığında neler yaşardı, ve kuşaktan kuşağa aktarılan korkunç imgeyi, Toulouse'daki gibi defterlerin sayfalarıyla karşılaştırdığımızda ne görürüz?

Bağlam — Languedoc'ta bir inanç ayrılığı

On ikinci yüzyılda, Güney Fransa'nın Languedoc bölgesinde ve Kuzey İtalya'nın kentlerinde, kilisenin öğretisinden ayrılan topluluklar yayıldı. Bunların en tanınmışları, kaynaklarda Katharlar diye anılan topluluktu. Katharlar, maddi dünyayı kötü bir ilkenin eseri sayıyor, kilisenin ayinlerini ve din adamlarının yetkisini reddediyordu; aralarında «kusursuzlar» diye anılan, sıkı bir perhiz ve arınma hayatı süren önderler vardı. Aynı dönemde, Lyon'lu bir tüccarın izinden giden ve İncil'i halkın diliyle vaaz etmek isteyen Valdocular da, kilisenin izni olmadan vaaz ettikleri için sapkın ilan edildi.

Kilise, önce bu toplulukları vaizler göndererek geri kazanmaya çalıştı. Bu çaba başarısız olunca, papa, 1209'da Kuzey Fransa'nın soylularını Languedoc'a karşı bir sefere çağırdı. Bir önceki derste gördüğümüz şövalyeler, bu kez Avrupa'nın içinde, bir Hıristiyan bölgesine karşı savaştı. Savaşın ilk büyük olayı, 1209 yazında Béziers kentinin yağmalanması ve halkının kılıçtan geçirilmesiydi. Savaş yirmi yıl sürdü; ama sona erdiğinde de Katharlar ortadan kalkmamıştı. Kilise, silahın yapamadığını, sürekli işleyen bir soruşturma düzeniyle yapmaya karar verdi.

Gelişme — sorgu, tutanak ve ceza

1230'ların başında, Papa IX. Gregorius, sapkınlığı araştırma görevini, özellikle Dominiken ve Fransisken keşişlerine vermeye başladı. Bu keşişler, bir piskoposluk ya da bölge için görevlendiriliyor, papanın yetkisiyle hareket ediyordu. Bir engizitör bir kasabaya vardığında, önce halka bir vaaz verir ve bir «merhamet süresi» ilan ederdi: bu süre içinde gelip suçunu itiraf eden ve başkalarını bildiren kişiye hafif bir ceza verilecekti. Süre dolduktan sonra, bildirilen kişiler çağrılır, sorgulanır ve ifadeleri noterler tarafından tutanaklara geçirilirdi.

Bu usulün sanık için ağır yanları vardı. Tanıkların adları, onları misillemeden korumak gerekçesiyle, sanıktan gizlenirdi. Sanığın kendini bir avukatla savunması pratikte çok zordu. 1252'de Papa IV. Innocentius, sapkınlık davalarında işkenceye izin verdi. Ama engizitörün asıl amacı, sanığı yalnızca cezalandırmak değil, onu itirafa ve pişmanlığa götürmek ve onun aracılığıyla başka sapkınlara ulaşmaktı.

Engizitörün verdiği cezalar çeşitliydi. En hafifleri, dua, oruç ya da yakındaki bir kutsal yere hac gibi kefaretlerdi. Daha ağır suçlular, giysilerine sarı kumaştan haçlar dikmeye mahkûm edilirdi; bu haçlar, onları toplum içinde damgalıyor, iş bulmalarını ve evlenmelerini zorlaştırıyordu. Bunun üstünde, ömür boyu ya da belirli bir süre hapis, mülke el koyma ve evin yıkılması geliyordu. Pişmanlık göstermeyen ya da bir kez tövbe ettikten sonra yeniden sapkınlığa dönen kişiler ise, «dünyevi kola», yani kralın ya da kentin yargıçlarına teslim edilir ve yakılırdı. Kilise, kendisi ölüm cezası vermediğini söylüyordu; ama teslim ettiği kişinin neyle karşılaşacağını da biliyordu.

Dönüş noktası — bir kayıt defterindeki sayılar

Bernard Gui, 1307'den 1320'lerin başına kadar Toulouse'un engizitörü olarak çalıştı. Onun kararlarının tutanakları, bugüne ulaşan en ayrıntılı engizisyon kayıtlarından biridir.

Gui'nin göreve başladığı sırada, engizisyon Languedoc'ta yetmiş yıla yakın bir geçmişe sahipti ve bu geçmiş şiddetsiz değildi. 1242'de, Avignonet kasabasında bir grup engizitör, Katharlara yakın silahlı kişiler tarafından öldürüldü. İki yıl sonra, Pireneler'in eteklerindeki Montségur kalesi uzun bir kuşatmanın ardından teslim oldu ve inancından dönmeyi reddeden iki yüzü aşkın kişi yakıldı. Bu olaylardan sonra Katharlar dağ köylerine, gizli toplantılara ve sürgüne çekildi. Gui'nin dönemindeki davalar, bu dağınık ve saklanan toplulukların son kalıntılarını izliyordu.

Bu sayılar, iki şeyi aynı anda gösterir. Birincisi, engizisyon, yaygın imgenin tersine, sanıklarının büyük çoğunluğunu yakmadı; asıl silahı hapis, damgalama ve mülke el koymaydı. İkincisi ise, bu sayıların kendisinin de hafife alınamayacağıdır: on beş yıl içinde tek bir engizitörün kararlarıyla kırk kişi yakıldı, yüzlerce kişi ömrünü nemli hücrelerde geçirdi, yüzlercesi toplum içinde damgalandı.

Yaygın yanlış«Orta Çağ engizisyonu milyonlarca insanı yaktı; sorgulanan herkes işkence gördü ve ölümle cezalandırıldı.»
Doğrusu

Arşiv kayıtları bu tabloyu desteklemez. Bernard Gui'nin kayıtlarında altı yüzü aşkın mahkûmiyetin kırkı yakılmayla sonuçlandı; cezaların çoğu hapis, haç giyme ve hacdı. Milyonlarca kurban sayıları, sonraki yüzyıllarda polemik yazılarında ortaya atıldı ve hiçbir belgeye dayanmaz. Bu, engizisyonun zararsız olduğu anlamına gelmez; ama onun gücünün, toplu katliamdan çok, bir toplumu gözetim, korku ve ihbar yoluyla dönüştürmesinde yattığını gösterir.

Cevap — bir usulden bir efsaneye

Orta Çağ'da engizisyon, tek bir merkezî kurum değil, papalığın farklı bölgelere görevlendirdiği engizitörlerin yürüttüğü bir soruşturma usulüydü. Languedoc'ta, silahla bastırılamayan Katharlara karşı kuruldu. Sorgulamalar, merhamet süresi, gizli tanıklar, tutanaklar ve gerektiğinde işkenceyle yürütüldü; cezalar ise çoğunlukla hapis, damgalama ve hac biçimini aldı, pişmanlık göstermeyenler ise yakıldı. On beşinci yüzyılın sonunda İspanya'da krallık denetiminde kurulan yeni bir engizisyon ve on altıncı yüzyıldan itibaren yazılan polemikler, bu farklı mahkemeleri tek bir karanlık imgede birleştirdi. Arşivler ise, bu imgeden hem daha az kanlı, hem de daha sistemli bir baskı düzenini ortaya koyar.

Bugünle bağ — açılan arşivler

1998'de Vatikan, engizisyonun sonraki yüzyıllardaki merkezî mahkemesinin arşivlerini araştırmacılara açtı. Böylece tarihçiler, yüzyıllardır tartışılan pek çok davanın özgün belgelerine ulaşabildi. Engizisyonun mirası, dilde de yaşar: bugün Avrupa kıtasının pek çok ülkesindeki yargılama düzenine, yargıcın kanıtları kendisinin topladığı «sorgulayıcı yargılama» denir; bu usulün kökleri, Orta Çağ'daki soruşturma usulüne kadar uzanır. Sanıkların haklarını, tanığın kim olduğunu öğrenme hakkını ve işkence yasağını güvence altına alan modern hukuk ilkeleri de, kısmen, bu tür mahkemelerin deneyimlerine karşı geliştirildi.

Birincil kaynak

Papa III. Nicolaus, 1280'de yayımladığı bir fermanla, bütün sapkınları aforoz etti ve onlara karşı uygulanacak kuralları sıraladı. Thatcher ve McNeal'ın 1905 tarihli İngilizce çevirisinden:

(1) When condemned by the church, they shall be given over to the secular judge to be punished. […] (2) If any, after being seized, repent and wish to do proper penance, they shall be imprisoned for life. […] (20) Whoever knows of heretics, or those who are holding secret meetings, or those who do not conform in all respects to the orthodox faith, shall make it known to his confessor, or to someone else who will bring it to the knowledge of the bishop or the inquisitor. If he does not do so, he shall be excommunicated.

Türkçesi: (1) Kilise tarafından mahkûm edildiklerinde, cezalandırılmak üzere dünyevi yargıca teslim edileceklerdir. […] (2) Yakalandıktan sonra pişman olan ve gereken kefareti yerine getirmek isteyenler ömür boyu hapsedilecektir. […] (20) Sapkınları, gizli toplantılar yapanları ya da kilisenin inancına her bakımdan uymayanları bilen herkes, bunu günah çıkartıcısına ya da bunu piskoposun veya engizitörün bilgisine ulaştıracak başka birine bildirecektir. Bunu yapmazsa aforoz edilecektir.

Kaynak: III. Nicolaus'un sapkınları mahkûm eden fermanı, 1280, maddeler 1, 2 ve 20; Oliver J. Thatcher ve Edgar H. McNeal (yay. ve çev.), A Source Book for Mediaeval History (New York: Charles Scribner's Sons, 1905), no. 161, s. 309–310; Internet Archive. Türkçesi, Thatcher ve McNeal'ın İngilizcesinden bizim.

  1. Birinci madde, kilise ile dünyevi yargıç arasında nasıl bir iş bölümü kuruyor? Bu iş bölümü, kilisenin «ölüm cezası vermedik» demesini nasıl mümkün kılıyor?
  2. İkinci maddeye göre pişman olan bir sapkın bile ömür boyu hapse mahkûm ediliyor. Bu, pişmanlığın anlamı hakkında ne söylüyor?
  3. Yirminci madde, sıradan insanlara hangi yükümlülüğü getiriyor? Bu yükümlülük, bir köy ya da kent topluluğunun içindeki ilişkileri nasıl etkilemiş olabilir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Henry Charles Lea (1888) — Orta Çağ engizisyonunun ilk kapsamlı tarihini, Fransız ve İtalyan arşivlerinden topladığı belgelere dayanarak yazdı. Engizisyonu, zulmün yasal ve sistemli bir düzene dönüştüğü bir kurum olarak eleştirdi; ama bu eleştiriyi, Bernard Gui'nin kayıtları gibi belgelerden çıkardığı sayılarla ve usulün ayrıntılı bir incelemesiyle temellendirdi.
  • Emmanuel Le Roy Ladurie (1975) — Pamiers piskoposu Jacques Fournier'nin 1318–1325 yıllarında yürüttüğü sorgulamaların tutanaklarını kullanarak, Pireneler'deki Montaillou köyünün gündelik hayatını yeniden kurdu. Engizisyon kayıtlarının, baskının belgesi olduğu kadar, sıradan köylülerin sesini taşıyan bir kaynak olabileceğini gösterdi.
  • Edward Peters (1988) — Tarihsel mahkemeler ile «Engizisyon» adlı efsane arasında ayrım yaptı. On altıncı yüzyıldan itibaren Protestan polemiklerinin, edebiyatın ve sanatın, farklı yerlerde ve zamanlarda çalışan mahkemeleri, tek ve korkunç bir kuruma dönüştürdüğünü gösterdi.
  • Richard Kieckhefer (1995) — Orta Çağ'da tek bir kurum olarak «Engizisyon»dan söz etmenin yanıltıcı olduğunu savundu. On üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda, kendi yetkileriyle çalışan tek tek engizitörler bulunduğunu, kalıcı bir kurumsal yapının ise ancak daha sonra oluştuğunu ileri sürdü.

Bu tartışmada, engizisyon iki farklı soruyla inceleniyor. Lea ve Le Roy Ladurie, aynı türden belgeleri farklı amaçlarla okur: Lea, onlarda bir baskı düzeninin işleyişini, Le Roy Ladurie ise bir köy toplumunun iç dünyasını arar. Peters ve Kieckhefer ise, «Engizisyon» adının kendisini sorgular: Peters bu adın sonradan kurulmuş bir efsaneye ait olduğunu, Kieckhefer ise Orta Çağ gerçekliğinde tek bir kuruma karşılık gelmediğini vurgular.

Derine İn

Bernard Gui'nin elkitabı, engizitörlerin sapkınları nasıl tanıdığını ve sorguladığını anlatan en ayrıntılı metinlerden biridir. Gui, farklı sapkın toplulukların inançlarını, törenlerini ve sorgu sırasında kullandıkları kaçamak cevapları tek tek anlatır. Ona göre, özellikle Valdocular, sorulara doğrudan cevap vermekten kaçınır, sözcüklerle oynar ve engizitörü şaşırtmaya çalışırdı. Elkitabı, sorguda kullanılacak soruların listelerini ve kararların nasıl yazılacağını gösteren örnek metinleri de içerir. Bu tür elkitapları, engizisyonun bir bürokrasi gibi işlediğini ve deneyimin kuşaktan kuşağa yazıyla aktarıldığını gösterir. 1376'da Aragonlu engizitör Nicolau Eymerich'in yazdığı elkitabı da, yüzyıllar boyunca engizitörlerin başvuru kitabı oldu.

Montaillou kayıtları, engizisyon belgelerinin tarihçiler için taşıdığı değeri en iyi gösteren örnektir. Jacques Fournier, sorguladığı köylülerin ifadelerini son derece ayrıntılı biçimde kaydettirdi: kimin kimle evlendiği, kimin evinde hangi sofranın kurulduğu, çobanların hangi dağ yollarından geçtiği, insanların ölüm, hastalık ve ahiret hakkında ne düşündüğü. Fournier, sonradan XII. Benedictus adıyla papa oldu ve tutanakları Vatikan kütüphanesine ulaştı. Bu belgeler, sorgulayanın soruları ve amaçlarıyla biçimlenmiştir; ama satır aralarında, yazılı kaynaklarda nadiren duyulan köylü seslerini taşır. Tarih yöntemi dersinde gördüğümüz, bir değirmencinin sorgu tutanaklarını tersinden okuyan çalışma da aynı türden belgelere dayanıyordu.

Béziers'nin 1209'daki yağmalanmasına bağlanan ünlü bir söz, efsanenin nasıl doğduğunun başka bir örneğidir. Heisterbach'lı Caesarius'un yaklaşık on yıl sonra yazdığı bir anlatıya göre, seferin önderlerinden bir papalık elçisine, askerlerin sapkınları Katoliklerden nasıl ayırt edeceği sorulmuş, o da «Hepsini öldürün, Tanrı kendi kullarını tanır» diye cevap vermişti. Bu söz, yüzyıllar boyunca engizisyonun ve Haçlı seferinin acımasızlığının simgesi olarak aktarıldı. Ama tarihçilerin çoğu, sözün gerçekten söylendiğinden kuşku duyar; olaydan sonra ve olay yerinden uzakta yazılmış bir anlatıya dayanır. Buna karşılık, kentin halkının büyük ölçüde kılıçtan geçirildiği, dönemin başka kaynaklarınca da doğrulanır.

İspanyol Engizisyonu, Orta Çağ engizisyonundan önemli ölçüde farklıydı. 1478'de papanın izniyle, İspanya'nın Katolik hükümdarlarının isteği üzerine kuruldu ve papalığa değil, doğrudan krallığa bağlı bir kurum olarak çalıştı. İlk büyük töreni 1481'de Sevilla'da yapıldı. Başlıca hedefi, Hıristiyanlığa geçmiş Yahudiler ve onların torunlarıydı; onların gizlice eski inançlarını sürdürdüğünden kuşkulanılıyordu. Tomás de Torquemada, 1480'lerde bu kurumun başına getirildi. İspanyol Engizisyonu, 1834'te kesin olarak kaldırıldı. Onun eski katiplerinden Juan Antonio Llorente, 1817'de Paris'te yayımladığı eleştirel tarihle, bu kurumun hem ilk ayrıntılı hem de uzun süre en etkili anlatısını yazdı; ama onun kurban tahminleri, sonraki tarihçiler tarafından abartılı bulundu.

İspanya'yı hoşgörüsüz ve karanlık bir ülke olarak gösteren bu anlatılar bütününe, yirminci yüzyılın başında İspanyol yazar Julián Juderías, «kara efsane» adını verdi. Bu ad, engizisyonun gerçek zulmünü inkâr etmek için değil, onun, rakip devletlerin ve mezheplerin propagandasında nasıl büyütülüp bir ulusun bütün tarihini temsil eden bir simgeye dönüştürüldüğünü anlatmak için kullanılır.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Oliver J. Thatcher ve Edgar H. McNeal (yay. ve çev.), A Source Book for Mediaeval History (New York: Charles Scribner's Sons, 1905).
  • Henry Charles Lea, A History of the Inquisition of the Middle Ages, 3 cilt (New York: Harper & Brothers, 1888).
  • Emmanuel Le Roy Ladurie, Montaillou, village occitan de 1294 à 1324 (Paris: Gallimard, 1975).
  • Edward Peters, Inquisition (New York: Free Press, 1988).
  • Richard Kieckhefer, «The Office of Inquisition and Medieval Heresy: The Transition from Personal to Institutional Jurisdiction», The Journal of Ecclesiastical History 46 (1995), s. 36–61.
  • Henry Kamen, The Spanish Inquisition (Londra: Weidenfeld and Nicolson, 1965).

Arşiv ve kaynak

Bernard Gui'nin kararlarının tutanakları ve elkitabı, Paris'teki Fransa Ulusal Kütüphanesi'nde ve on yedinci yüzyılda Languedoc arşivlerinden yapılan kopyalarda korunur. Jacques Fournier'nin sorgu tutanakları Vatikan kütüphanesindedir. İspanyol Engizisyonu'nun arşivlerinin büyük bölümü, Madrid'deki İspanya Ulusal Tarih Arşivi'nde bulunur. Lea'nın üç ciltlik eseri ve Thatcher ile McNeal'ın kaynak kitabı, telifi dolmuş eski baskılar olarak çevrimiçi arşivlerde yer alır.

Açık sorular

  • Engizisyon kayıtları, sorgulayanın soruları ve amaçlarıyla biçimlendiği hâlde, sanıkların gerçek inançları hakkında ne ölçüde güvenilir bilgi verir?
  • Kayıtlarda işkenceden az söz edilmesi, onun seyrek kullanıldığını mı, yoksa tutanaklara yazılmadığını mı gösterir?
  • Katharlar gerçekten örgütlü bir karşı kilise miydi, yoksa bu tablo kısmen engizitörlerin kendi sınıflandırmalarının ürünü müdür?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Latincede «inquisitio» sözcüğü ne anlama gelir? A) Cezalandırma B) Soruşturma, araştırma C) Yakma D) İtiraf
  2. (Hedef 1) 1209'da başlayan seferin ilk büyük olayı olarak yağmalanan kent hangisidir? A) Toulouse B) Pamiers C) Béziers D) Sevilla
  3. (Hedef 2) Lea'ya göre Bernard Gui'nin 1308–1322 kayıtlarındaki 636 mahkûmiyetin en sık görülen cezası hangisidir? A) Yakılma B) Hac C) Haç giyme D) Hapis
  4. (Hedef 2) Engizitörün bir kasabaya vardığında ilan ettiği ve bu süre içinde gelip itiraf edenlere hafif ceza verilen döneme ne ad verilir? A) Merhamet süresi B) Tanrı'nın Ateşkesi C) Kara efsane D) Dünyevi kol
  5. (Hedef 3) Montaillou köyünün gündelik hayatını engizisyon tutanaklarından yeniden kuran tarihçi kimdir? A) Edward Peters B) Emmanuel Le Roy Ladurie C) Henry Charles Lea D) Richard Kieckhefer

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Engizisyon hakkındaki yaygın imge, arşiv belgeleriyle ne ölçüde örtüşür?» sorusunu tartış. Cevabında Bernard Gui'nin kararlarının dağılımını, III. Nicolaus'un fermanını, Béziers'ye bağlanan sözü ve İspanyol Engizisyonu'nun farklılığını kullan; Lea ile Peters'ın yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — «Inquisitio», soruşturma ya da araştırma anlamına gelir.
  2. C — Seferin ilk büyük olayı Béziers'nin yağmalanmasıydı.
  3. D — Kayıtlarda en sık görülen ceza hapisti.
  4. A — Bu döneme merhamet süresi denir.
  5. B — Montaillou çalışması Emmanuel Le Roy Ladurie'ye aittir.

Kapsamlı bir cevap, Orta Çağ engizisyonunun Languedoc'ta Katharlara karşı kurulan bir soruşturma usulü olduğunu açıklar. Bernard Gui'nin kayıtlarında altı yüz otuz altı mahkûmiyetin kırkının yakılmayla sonuçlandığını, cezaların çoğunun hapis ve haç giyme olduğunu belirtir; ama bu sayıların da ağır bir baskıyı gösterdiğini unutmaz. III. Nicolaus'un fermanının kilise ile dünyevi yargıç arasındaki iş bölümünü ve ihbar yükümlülüğünü nasıl kurduğunu anlatır. Béziers'ye bağlanan sözün kuşkulu kaynağını ve İspanyol Engizisyonu'nun krallığa bağlı yapısını, farklı mahkemelerin tek bir imgede birleşmesinin örnekleri olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Lea'nın engizisyonu belgelerle eleştiren yaklaşımını, Peters'ın «Engizisyon» efsanesinin sonradan nasıl kurulduğunu inceleyen yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Montaillou'nun sorgu tutanakları kapandıktan yirmi yıl kadar sonra, Avrupa'yı çok daha büyük bir felaket vurdu. 1340'ların sonunda, Karadeniz kıyısındaki Kefe'den Akdeniz limanlarına, oradan da kıtanın içlerine yayılan bir salgın, kentleri ve köyleri boşalttı. Sıradaki derste bu salgına bakacağız: Kara Veba nereden geldi, hangi yollardan yayıldı, bugün antik DNA bu hastalık hakkında neler söylüyor, ve «Avrupa'nın üçte biri öldü» sözü ne kadar doğru?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:40 Kanca: bir kent meydanında toplanmış kalabalığın uzaktan silüetleri; bir kürsüde açılan uzun bir kayıt defteri. Hiçbir yüz çizilmez.
  • 1:40–3:20 Bağlam: haritada Languedoc, Toulouse ve Béziers; kuzeyden güneye inen oklar; ardından boş bir kent surunun görünümü.
  • 3:20–5:40 Gelişme: bir masada noterin tuttuğu tutanaklar; kumaştan kesilmiş sarı bir haç; kapısı kapalı bir hücre koridoru.
  • 5:40–7:30 Dönüş noktası: kayıt defterindeki sayıların bir çubuk grafiğe dönüşmesi; hapis çubuğunun ötekilerden uzun olması.
  • 7:30–9:00 Kapanış: bir arşivde raflara dizilmiş ciltler ve açılan bir arşiv kapısı.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; yakma, işkence ve şiddet sahneleri gösterilmez.