İçeriğe geç

Bölüm DT-117.03 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Orta Çağ şehirleri ve loncalar

DT-117 Yüksek ve Geç Orta Çağ

2.742 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1050–1350
Bölge
Batı Avrupa · Orta Avrupa · İtalya
Kişiler
II. Anno · Hersfeld'li Lambert · IV. Heinrich · Richard Lacer · Étienne Boileau · Max Weber · Robert S. Lopez · Steven A. Epstein · Sheilagh Ogilvie
Yerler
Köln · Worms · Londra · Paris · Lübeck · Floransa · Venedik · Magdeburg
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • On birinci yüzyıldan on dördüncü yüzyıla Batı Avrupa'da kentlerin nasıl büyüdüğünü ve kentlilerin efendilerinden hangi hakları nasıl kazandığını örneklerle anlatabileceksin.
  • Tüccar ve zanaatkâr loncalarının üyelerinin çalışma hayatını, dayanışmasını ve pazarı nasıl düzenlediğini kaynaklarla açıklayabileceksin.
  • Orta Çağ kentlerinin ve loncalarının Avrupa'nın gelişimindeki rolüne dair iyimser ve eleştirel tarihçi yaklaşımlarını karşılaştırabileceksin.

Okuma metni

Kanca — el konan bir gemi

1074 yılının Paskalya'sında, Ren kıyısındaki Köln'de, kentin başpiskoposu II. Anno, konuğu olan bir başka piskoposu uğurlamaya hazırlanıyordu. Başpiskoposun adamları, konuk için uygun bir tekne aradı ve kentin zengin bir tüccarına ait, yüklü bir gemi buldu. Yükü nehir kıyısına boşaltıp gemiye el koydular. Tüccarın hizmetkârları karşı çıktı; tüccarın genç oğlu, arkadaşlarını ve kentin gençlerini toplayıp başpiskoposun adamlarını gemiden kovdu.

Olay, kısa sürede kent çapında bir ayaklanmaya dönüştü. Genç adam sokaklarda konuşmalar yaptı, başpiskoposu halka ağır yükler bindirmekle ve dürüst kentlilere hakaret etmekle suçladı. Köln halkı, birkaç ay önce kendi piskoposlarını kentten kovan Worms kentlilerinden geri kalmak istemiyordu. Worms'un kentlileri, papayla çatışan kral IV. Heinrich'i desteklemişti; kral da, onlara 1074'te, kentin tüccarlarını bazı gümrük vergilerinden muaf tutan bir ayrıcalık belgesi vermişti. Başpiskopos, bir süre kentten kaçmak zorunda kaldı. Bu olay, küçük bir tekne anlaşmazlığı gibi başlasa da, Avrupa'nın dört bir yanında yaşanan büyük bir değişimin işaretiydi. Bu bölümün sorusu şu: on birinci yüzyıldan sonra Avrupa'da kentler neden ve nasıl büyüdü, kentliler efendilerinden hangi özgürlükleri kopardı, ve zanaatkârlar kendi işlerini loncalar aracılığıyla nasıl düzenledi?

Bağlam — pazarlar ve kent surları

Roma sonrası yüzyıllarda Batı Avrupa'nın kentlerinin çoğu küçülmüş, bazıları bir piskoposun ve onun çevresinin yaşadığı surlu bir yerleşime dönüşmüştü. On birinci yüzyılda ise bu tablo değişmeye başladı. Nüfus arttı, tarım üretimi genişledi, yeni topraklar ekime açıldı. Viking ve Macar baskınlarının sona ermesiyle yollar ve nehirler daha güvenli hâle geldi. Bu koşullarda, ticaret canlandı ve eski kentlerin yanında, pazar yerlerinin, köprülerin ve limanların çevresinde yeni yerleşimler doğdu.

Kentlerin büyümesinde tüccarlar belirleyici bir rol oynadı. Tüccarlar, bir kentten ötekine mal taşıyor, uzak pazarlarla bağlantı kuruyordu. Onların işleri, kırsal dünyanın efendileri için tasarlanmış kurallarla çelişiyordu. Tüccarlar, serbestçe seyahat etmek, mallarını satın almak ve satmak, borç ve alacak ilişkilerini güvence altına almak istiyordu. Oysa kentlerin sahibi olan piskoposlar ve kontlar, onlardan vergiler, hizmetler ve geçiş ücretleri talep ediyordu.

Gelişme — kent şartları

Kentliler, efendileriyle mücadelelerinde çoğu zaman yazılı bir güvence peşindeydi. Bu güvence, kent şartıydı: kentin sahibi olan hükümdarın ya da din adamının, kent halkına belirli hakları tanıyan ve mühürle onayladığı belge. Kent şartları, kentlilerin kendi mahkemelerinde yargılanmasını, kendi yöneticilerini seçmesini, efendiye ödenecek vergilerin sabitlenmesini ve ticaretin serbestçe yapılmasını güvence altına alabiliyordu.

Kentlerin hepsi bu hakları ayaklanmayla kazanmadı. Pek çok efendi, yeni kentler kurmak ve onlardan vergi geliri elde etmek için, kentlilere gönüllü olarak haklar tanıdı. Örneğin, 1201'de Münster piskoposu, kendisine ait bir köye kent özgürlüğü verdiği bir şart yayımladı. Almanya'da Magdeburg ve Lübeck gibi kentlerin hukuku, Elbe'nin doğusunda kurulan yüzlerce yeni kente örnek oldu. İtalya'nın kuzeyinde ise, Floransa, Milano ve Venedik gibi kentler, çevrelerindeki kırsal bölgeleri de yöneten neredeyse bağımsız kent devletlerine dönüştü.

Kent özgürlüğünün en önemli sonuçlarından biri, kişisel özgürlükle ilgiliydi. Pek çok kentte, bir kente sığınan ve orada bir yıl ve bir gün boyunca efendisi tarafından geri istenmeden yaşayan bir serfin özgür sayılacağı kabul edildi. Bu kural, sonradan Almanca bir özdeyişle, «kent havası özgür kılar» diye özetlendi.

Dönüş noktası — loncalar

Kentlerin içinde, aynı işi yapan insanlar kendi örgütlerini kurdu. Önce tüccarlar, kentin ticaretini düzenleyen birliklerde bir araya geldi; İngiltere'de bu birliklerin her birine tüccar loncası deniyordu. Sonra, 1100'lerden 1300'lere uzanan dönemde, fırıncılar, dokumacılar, kasaplar, demirciler, deri işçileri gibi zanaatkârlar, kendi zanaat loncalarını kurdu. 1260'lı yıllarda Paris'in kent yöneticisi Étienne Boileau'nun yazdırdığı Zanaatlar Kitabı, yüzü aşkın zanaatın kurallarını kaydeder.

Bir lonca, üyelerinin çalışma hayatını ayrıntılı biçimde düzenliyordu. Bir zanaatı öğrenmek isteyen genç, bir ustanın yanında yıllarca süren bir çıraklık dönemi geçirirdi. Çıraklığını bitiren kişi, bir süre ücretli kalfa olarak çalışır, sonra yeterli birikim ve beceriye sahip olursa usta olabilirdi. Lonca, üyelerinin kaç çırak çalıştırabileceğini, hangi saatlerde çalışılacağını, ürünlerin kalitesini ve bazen fiyatını belirliyordu. Aynı zamanda, üyelerine bir dayanışma ağı sunuyordu: yoksullaşan üyelere yardım ediyor, ölenlerin cenazesini kaldırıyor, dul eşlerine destek oluyordu.

Loncaların bir başka yüzü de vardı. Loncalar, üyelerini korurken, yabancıların, yeni gelenlerin ve üyesi olmayanların o zanaatta çalışmasını da engelliyordu. Bazı loncalar, serflerin ve belirli toplulukların üyeliğini yasaklıyordu. Loncaların yönetimi, çoğu zaman zengin ustaların elinde toplandı ve kalfaların usta olması giderek zorlaştı. On dördüncü yüzyılda, Floransa gibi kentlerde, loncalara katılamayan yoksul işçiler ayaklandı.

Yaygın yanlış«Orta Çağ kentleri, özgür ve eşit insanların yaşadığı demokratik topluluklardı.»
Doğrusu

Kent şartları, kentlilere önemli haklar tanıdı; ama bu haklar, kentin bütün sakinleri için değil, çoğunlukla kent yurttaşlığına sahip mülk sahipleri ve lonca üyeleri içindi. Kentin yönetimi, çoğu zaman zengin tüccar ailelerinin elindeydi. Hizmetçiler, gündelikçiler, kalfalar ve yoksullar, kentin siyasal hayatında pek az söz sahibiydi. Kent havası özgür kılıyordu, ama herkesi eşit kılmıyordu.

Cevap — ticaret, yemin ve örgüt

Orta Çağ kentleri, nüfus artışı, tarımın genişlemesi ve ticaretin canlanmasıyla büyüdü. Bu büyüme, kentlerde kırsal dünyanın efendilerinden farklı ihtiyaçları olan yeni bir toplumsal grubu, tüccarları ve zanaatkârları, güçlendirdi. Kentliler, birbirlerine yeminle bağlanarak komünler kurdu ve efendilerinden, bazen ayaklanarak, bazen pazarlık ederek, kendi kendilerini yönetme haklarını kopardı. Kent şartları, bu hakları yazılı güvenceye bağladı. Kentlerin içinde ise loncalar, zanaatkârların çalışmasını, eğitimini ve dayanışmasını düzenledi. Ama bu yeni özgürlükler, kentin bütün sakinleri arasında eşit dağılmadı; kentler, kendi içlerinde de yeni eşitsizlikler üretti.

Bugünle bağ — «burjuva» sözcüğü

Bugün kullandığımız pek çok sözcük, Orta Çağ kentlerinden gelir. «Burjuva», Fransızcada «kent» anlamına gelen bourg'da yaşayan kişiyi anlatıyordu. İngilizcedeki «usta eseri» anlamına gelen masterpiece, bir kalfanın usta olabilmek için loncaya sunduğu işi anlatan bir sözcükten türedi. Almanya'dan Polonya'ya, Baltık'tan Ukrayna'ya uzanan pek çok kentin hukuku, yüzyıllar boyunca Magdeburg kent hukukuna dayandı. Anadolu'da ise, on üçüncü yüzyılda ortaya çıkan ahi teşkilatı, zanaatkârları dayanışma ve meslek kuralları çevresinde örgütleyen bir yapı olarak Avrupa loncalarıyla sık sık karşılaştırılır; iki kurumun benzerlikleri kadar farkları da tarihçiler arasında tartışma konusudur.

Birincil kaynak

Hersfeld manastırının keşişi Lambert, 1070'lerde yazdığı yıllığında, Köln'deki ayaklanmanın nasıl başladığını anlatır. Thatcher ve McNeal'in 1905 tarihli İngilizce çevirisinden:

The merchant had a son who was both bold and strong. He was related to the great families of the city, and, because of his character, very popular. He hastily collected his servants and as many of the young men of the city as he could, rushed to the boat, ordered the servants of the archbishop to get out of it, and violently ejected them from it. […] He went about the city making speeches to the people about the harsh government of the archbishop, and accused him of laying unjust burdens on the people, of depriving innocent persons of their property, and of insulting honorable citizens with his violent and offensive words.

Türkçesi: Tüccarın, hem cesur hem güçlü bir oğlu vardı. Kentin büyük aileleriyle akrabaydı ve karakteri yüzünden çok seviliyordu. Hizmetkârlarını ve toplayabildiği kadar kentin gencini hemen bir araya getirdi, gemiye koştu, başpiskoposun adamlarına gemiden çıkmalarını buyurdu ve onları zorla attı. […] Kentte dolaşıp halka başpiskoposun sert yönetimi hakkında konuşmalar yaptı; onu, halka haksız yükler bindirmekle, masum insanları mallarından yoksun bırakmakla ve onurlu kentlileri şiddetli ve incitici sözleriyle aşağılamakla suçladı.

Kaynak: Hersfeld'li Lambert, Annales, 1074 yılı; Oliver J. Thatcher ve Edgar Holmes McNeal (yay. ve çev.), A Source Book for Mediaeval History (New York: Charles Scribner's Sons, 1905), no. 309, s. 585–586; Internet Archive. Türkçesi, Thatcher ve McNeal'in İngilizcesinden bizim.

  1. Lambert, ayaklanmanın önderini nasıl anlatıyor? Onun «kentin büyük aileleriyle akraba» olması, ayaklanmanın kimler tarafından yönetildiği hakkında ne söylüyor?
  2. Genç adamın başpiskoposa yönelttiği suçlamalar, kentlilerin efendilerinden neler istediğini nasıl gösteriyor?
  3. Lambert bir keşişti ve başpiskopos Anno'nun erdemlerini de överek anlatır. Onun bakış açısı, ayaklanmayı anlatış biçimini nasıl etkilemiş olabilir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Max Weber (1921) — Batı Avrupa'nın Orta Çağ kentini, dünyanın başka yerlerindeki kentlerden ayıran özelliğin, kentlilerin yeminle kurduğu, kendi hukuku ve yönetimi olan özerk bir topluluk olması olduğunu savundu. Ona göre bu özerk kent, Avrupa'da kapitalizmin ve modern yurttaşlığın gelişmesinde önemli bir rol oynadı.
  • Robert S. Lopez (1971) — Onuncu yüzyıldan on dördüncü yüzyıla Avrupa'da yaşanan ticaretin, kredinin ve kentlerin büyümesini bir «ticari devrim» olarak tanımladı. Bu devrimin öncülerinin, özellikle İtalya'nın tüccarları olduğunu ve onların geliştirdiği ortaklık ve kredi yöntemlerinin sonraki ekonomik dönüşümün temelini attığını vurguladı.
  • Steven A. Epstein (1991) — Orta Çağ loncalarını, ücretli emeğin tarihi içinde inceledi. Loncaların, ustaların, kalfaların ve çırakların ilişkilerini düzenleyerek, bilginin ve becerinin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağladığını, ama aynı zamanda emek piyasasını denetleyen kurumlar olduğunu gösterdi.
  • Sheilagh Ogilvie (2019) — Avrupa loncalarını ekonomik bir bakışla eleştirel biçimde değerlendirdi. Ona göre loncalar, üyelerinin çıkarını korumak için rekabeti sınırlayan, yabancıları, kadınları ve yoksulları dışlayan ve bu yüzden ekonomik gelişmeyi çoğu zaman yavaşlatan kurumlardı.

Bu tartışma, Orta Çağ kentinin ve loncalarının mirasının nasıl değerlendirileceğine dair. Weber ve Lopez, kentleri Avrupa'nın ekonomik ve siyasal dönüşümünün motorları olarak görür. Epstein, loncaların bilgi aktarımındaki olumlu rolünü öne çıkarır. Ogilvie ise, aynı kurumların dışlayıcı ve rekabeti engelleyici yüzünü vurgular. Bu yaklaşımlar arasındaki fark, kısmen hangi kanıtlara bakıldığından, kısmen de kimin bakış açısının esas alındığından kaynaklanır: bir lonca ustası için güvence olan bir kural, lonca dışındaki bir işçi için bir engel olabilirdi.

Derine İn

Orta Çağ kentlerinin büyüklüğü, bugünkü ölçülerle mütevazıydı. On dördüncü yüzyılın başında, Avrupa'nın en büyük kentleri, Paris, Floransa, Venedik ve Milano, tahminlere göre yüz bin ile iki yüz bin arasında nüfusa sahipti. Londra ve Köln gibi kentler ise birkaç on binlik nüfuslarıyla büyük sayılıyordu. Kentlerin çoğu, yalnızca birkaç bin kişinin yaşadığı küçük yerleşimlerdi. Kentlerdeki ölüm oranları yüksekti; kentler, nüfuslarını ancak kırsal bölgelerden sürekli gelen göçmenlerle koruyabiliyordu. Dar sokaklar, ahşap evler ve kalabalık, yangınları ve salgınları sık ve yıkıcı kılıyordu. Kentin surları ise, hem bir savunma aracı hem de kent yurttaşlığının simgesiydi: surların içinde yaşamak, kentin hukukundan ve korumasından yararlanmak anlamına geliyordu. Nüfus arttıkça yeni surlar yapıldı ve eski surların dışında kalan mahalleler kentin içine alındı.

Kentlerde kadınların durumu da dikkat çeker. Kadınlar, pek çok zanaatta çalışıyordu: dokumacılıkta, bira yapımında, satıcılıkta ve hizmet işlerinde. Paris'in on üçüncü yüzyıla ait zanaat kurallarında, ipek eğirme gibi bazı işlerin tümüyle kadınlardan oluşan loncalar tarafından yürütüldüğü görülür. Ustaların dul eşleri, çoğu zaman kocalarının atölyesini sürdürebiliyordu. Ama sonraki yüzyıllarda, pek çok lonca kadınların üyeliğini sınırlamaya başladı. Ogilvie gibi araştırmacılar, bu dışlamanın ekonomik sonuçlarına dikkat çeker.

Kentlerin iç yönetimi de yeni kurumlar doğurdu. Pek çok kent, her yıl seçilen bir başkan ve bir kent meclisi tarafından yönetiliyordu; meclis üyeleri, çoğu zaman en zengin tüccar ailelerinden geliyordu. Kentlerin kendi mühürleri, kendi çan kuleleri ve belediye binaları vardı; çanlar, kent halkını toplantılara, iş başına ya da tehlike anında surlara çağırıyordu. Kentler, fırıncıların ekmeğinin ağırlığını, kasapların etinin tazeliğini ve pazarın ölçü ve tartılarını denetleyen görevliler atadı. Bu düzenlemeler, kent hayatının karmaşıklaştıkça ne kadar ayrıntılı kurallara ihtiyaç duyduğunu gösterir.

Kentlerin kendi aralarındaki ilişkiler de yeni örgütlenmeler doğurdu. Kuzey Almanya'da, Lübeck, Hamburg ve Baltık kıyısındaki öteki kentlerin tüccarları, korsanlara ve yol kesicilere karşı, on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda, birbirlerinin ticaretini korumak için anlaşmalar yaptı. Bu anlaşmalardan, sonradan «Hansa» adıyla anılacak geniş bir tüccar ve kent birliği doğdu. Hansa, Londra'dan Novgorod'a uzanan bir ticaret ağını denetliyor, kendi ticaret evlerini ve ayrıcalıklarını koruyordu. İtalya'da ise, Venedik ve Cenova gibi deniz kentleri, Akdeniz ticaretinde birbirleriyle yarışan birer güç hâline geldi.

Son olarak, kentler ile kilise arasındaki ilişki de değişti. Köln örneğinde görüldüğü gibi, pek çok kentin efendisi bir piskopostu ve kentlilerin özgürlük mücadelesi, doğrudan kilisenin dünyevi gücüne yöneliyordu. Ama kentler, aynı zamanda yeni dinsel hareketlerin de doğduğu yerlerdi. On üçüncü yüzyılda Fransisken ve Dominiken tarikatlarının keşişleri, manastırlarını kırsal alanlara değil, kentlerin ortasına kurdu; vaazlarını kentlerin kalabalıklarına hitap edecek biçimde verdiler. Kent hayatı, dinsel duygunun kendisini de dönüştürüyordu.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Oliver J. Thatcher ve Edgar Holmes McNeal (yay. ve çev.), A Source Book for Mediaeval History (New York: Charles Scribner's Sons, 1905).
  • Edward P. Cheyney (yay. ve çev.), English Towns and Gilds, Translations and Reprints from the Original Sources of European History II.1 (Philadelphia: University of Pennsylvania, 1895).
  • Max Weber, «Die Stadt: Eine soziologische Untersuchung», Archiv für Sozialwissenschaft und Sozialpolitik 47 (1921): 621–772.
  • Robert S. Lopez, The Commercial Revolution of the Middle Ages, 950–1350 (Englewood Cliffs: Prentice-Hall, 1971).
  • Steven A. Epstein, Wage Labor and Guilds in Medieval Europe (Chapel Hill: University of North Carolina Press, 1991).
  • Sheilagh Ogilvie, The European Guilds: An Economic Analysis (Princeton: Princeton University Press, 2019).

Arşiv ve kaynak

Pennsylvania Üniversitesi'nin on dokuzuncu yüzyıl sonunda yayımladığı Translations and Reprints dizisi, İngiliz kent şartlarının ve lonca tüzüklerinin çevirilerini içerir ve eski baskıları dijital arşivlerde bulunabilir. Étienne Boileau'nun Zanaatlar Kitabı'nın Fransızca edisyonu 1879'da yayımlanmıştır. Lübeck'in eski kenti ve başka pek çok Hansa kenti, bugün UNESCO korumasındadır.

Açık sorular

  • Kentlerin özgürlüğü, Avrupa'nın sonraki siyasal gelişiminde ne ölçüde belirleyici oldu?
  • Loncalar, zanaat bilgisinin aktarımında mı, yoksa rekabetin engellenmesinde mi daha etkiliydi?
  • Anadolu'daki ahi teşkilatı ile Avrupa loncaları arasındaki benzerlikler ve farklar nelerdir?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) 1074'te Köln'de ayaklanmayı başlatan olay neydi? A) Bir vergi artışı B) Başpiskoposun adamlarının bir tüccarın gemisine el koyması C) Bir kıtlık D) Bir kralın ölümü
  2. (Hedef 1) Bir kentin efendisinin, kent halkına belirli hakları tanıyan ve mühürle onayladığı belgeye ne ad verilir? A) Kent şartı B) Lonca tüzüğü C) Aforoz D) Konkordato
  3. (Hedef 2) 1346 tarihli Londra beyaz deri işçileri tüzüğüne göre, yoksulluğa düşen iyi üne sahip bir üye ne alacaktı? A) Bir parça toprak B) Ortak kutudan haftada yedi peni C) Kentten bir ev D) Hiçbir şey
  4. (Hedef 2) Bir zanaatı öğrenmek için bir ustanın yanında yıllarca çalışan gence ne ad verilir? A) Kalfa B) Usta C) Çırak D) Tüccar
  5. (Hedef 3) Loncaları, rekabeti sınırlayan ve ekonomik gelişmeyi yavaşlatan dışlayıcı kurumlar olarak eleştiren tarihçi kimdir? A) Max Weber B) Robert S. Lopez C) Steven A. Epstein D) Sheilagh Ogilvie

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Kentliler kendi kendilerini yönetme hakkını nasıl elde etti, ve zanaat birlikleri bu hakkı kimin için, kime karşı kullandı?» sorusunu tartış. Cevabında Köln ayaklanmasını, kent şartlarını, Londra deri işçilerinin tüzüğünü ve «kent havası özgür kılar» ilkesini kullan; Weber ile Ogilvie'nin yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Ayaklanma, bir tüccarın gemisine el konmasıyla başladı.
  2. A — Bu belgeye kent şartı denir.
  3. B — Yoksul üye, ortak kutudan haftada yedi peni alacaktı.
  4. C — Bu gence çırak denir.
  5. D — Bu eleştiri Sheilagh Ogilvie'ye aittir.

Kapsamlı bir cevap, nüfus artışı ve ticaretin canlanmasıyla büyüyen kentlerde, tüccarların ve zanaatkârların kırsal efendilerin kurallarıyla çatıştığını açıklar. Köln ayaklanmasını, kentlilerin efendilerine karşı birleşmesinin bir örneği olarak; kent şartlarını ise bu mücadelenin yazılı sonucu olarak anlatır. Londra deri işçilerinin tüzüğünü, loncaların hem dayanışmayı hem de zanaat üzerindeki denetimi nasıl birleştirdiğini göstermek için kullanır. Güçlü bir yanıt, Weber'in özerk kenti Avrupa'nın gelişiminin motoru olarak gören yaklaşımını, Ogilvie'nin loncaları dışlayıcı kurumlar olarak eleştiren yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Loncalar yalnızca zanaatkârların örgütü değildi. On ikinci yüzyılın sonunda, Bologna'da hukuk öğrencileri, Paris'te ise öğretmenler, tıpkı dokumacılar ve fırıncılar gibi, kendi çıkarlarını korumak için yeminli birlikler kurdu. Latincede bu birliklere «universitas», yani «topluluk» deniyordu. Sıradaki derste bu yeni kurumlara bakacağız: ilk üniversiteler neden kuruldu, öğrenciler ve öğretmenler kentlerle ve kiliseyle nasıl bir ilişki içindeydi, ve bu kurumlarda neler öğretiliyordu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:45 Kanca: Ren kıyısında bir iskele; yükü kıyıya boşaltılmış bir tekne ve dağılmış fıçılar. Hiçbir yüz çizilmez.
  • 1:45–3:25 Bağlam: haritada nehirler ve yollar boyunca büyüyen kentler; surların dışında yeni mahallelerin belirmesi.
  • 3:25–6:05 Gelişme: bir masada mühürlü bir kent şartı; bir kent kapısından içeri giren ve bir takvimde bir yıl bir gün sayan bir silüet.
  • 6:05–7:50 Dönüş noktası: bir atölyede usta, kalfa ve çırak silüetleri; bir lonca salonunda ortak bir para kutusu ve bir mum.
  • 7:50–9:00 Kapanış: haritada Lübeck'ten Novgorod'a ve Londra'ya uzanan Hansa yolları.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.