Öğrenme hedefleri
- Beşinci yüzyıldan onuncu yüzyıla Britanya'daki Anglo-Sakson krallıklarının ortaya çıkışını ve Wessex çevresinde birleşmesini ana olaylarıyla sıralayabileceksin.
- Viking saldırılarının, Alfred'in savunma ve eğitim programının ve ardıllarının fetihlerinin tek bir İngiliz krallığının doğuşuna nasıl katkıda bulunduğunu kaynaklarla açıklayabileceksin.
- «İngiliz» kimliğinin devletten önce mi yoksa onunla birlikte mi doğduğuna dair tarihçilerin farklı yaklaşımlarını karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Worcester'a giden bir kitap
890'lı yıllarda, İngiltere'nin batısındaki Worcester kentinin piskoposu Wærferth, kralından bir kitap aldı. Kitabın ilk sayfasında, Eski İngilizce bir not vardı: «Bu kitap Worcester'a gidecek.» Kitap, Papa Gregorius'un piskoposlar için yazdığı bir rehberin, Wessex kralı Alfred'in, danışmanlarının yardımıyla kendisinin yaptığı İngilizce çevirisiydi. Kitabın yanında, değeri elli altın sikkeye eşit, okurken satırları izlemeye yarayan süslü bir işaret çubuğu da vardı. Alfred, aynı kitabın bir kopyasını krallığındaki her piskoposa göndermeye karar vermişti.
Kitabın başına Alfred, kendi adına yazılmış bir önsöz ekletmişti. Bu önsözde kral, bir zamanlar İngiltere'de bilginin ne kadar parlak olduğunu, kendi zamanında ise ne kadar gerilediğini anlatıyor ve bir çözüm öneriyordu: önemli kitapları, herkesin anlayabileceği dile, İngilizceye çevirmek. Aynı yıllarda Alfred, krallığını Vikinglere karşı savunmak için kaleler kuruyor, bir donanma örgütlüyor ve yasalar yazdırıyordu. Bu bölümün sorusu şu: Britanya'daki birbirine rakip küçük krallıklar, nasıl oldu da tek bir «İngiltere» krallığına dönüştü, ve bu dönüşümde Viking tehdidi ile Alfred'in kitapları nasıl bir rol oynadı?
Bağlam — Britanya'da yeni krallıklar
Roma yönetimi beşinci yüzyılın başında Britanya'dan çekildi. Sonraki yüzyılda, Kuzey Denizi'nin karşı kıyısından gelen topluluklar, adanın doğusuna ve güneyine yerleşti. Bu göçün boyutu, yerli Britonlarla ilişkisi ve ne ölçüde bir fetih ya da kademeli bir yerleşme olduğu, bugün de araştırmacılar arasında tartışılıyor. Sonraki yüzyıllarda İngilizler, kendi kökenlerini bu göçe bağlayan anlatılar kurdu.
Yedinci yüzyılda Britanya'nın doğusunda ve güneyinde, birbiriyle yarışan bir dizi krallık vardı: Kent, Doğu Anglia, Essex, Sussex, Wessex, Mercia ve Northumbria. Doğu Anglia'daki Sutton Hoo'da bulunan ve 620'ler dolayına tarihlenen bir gemi mezarı, bu kralların Bizans'tan gelen gümüş kaplara ve Frank altın sikkelerine uzanan zenginliğini gösterir. 597'de Papa Gregorius'un gönderdiği keşiş Augustinus, Kent'e geldi; sonraki yüzyılda krallıklar birer birer Hıristiyanlığı benimsedi. Hıristiyanlık, adaya iki yoldan geldi: güneyde Roma'dan gelen misyonerlerle, kuzeyde ise Iona'dan gelen İrlandalı keşişlerle. 664'te Whitby'de toplanan bir kurul, Northumbria kilisesinin Roma geleneğini izlemesine karar verdi. Böylece krallıklar siyasal olarak bölünmüş kalsa da, Canterbury'ye bağlı tek bir kilise örgütü altında birleşti; bu kilise, bütün krallıklardan gelen piskoposları aynı toplantılarda bir araya getiriyordu. Sekizinci yüzyılda Mercia kralı Offa, güney Britanya'nın büyük bölümüne egemen oldu ve Galler sınırı boyunca, bugün de izleri görülen büyük bir toprak set yaptırdı.
Gelişme — dokuzuncu yüzyılın bunalımı
Önceki derslerde gördüğümüz Viking baskınları, dokuzuncu yüzyılın ortasında bir fetih savaşına dönüştü. Anglo-Sakson kaynaklarının «büyük ordu» dediği İskandinav kuvveti, 865'ten sonraki on yıl içinde York'u, Doğu Anglia'yı ve Mercia'nın büyük bölümünü birer birer düşürdü. Anglo-Sakson krallıklarından yalnızca biri, Wessex, ayakta kalabildi. 871'de Wessex tahtına, genç Alfred çıktı. Tahta çıktığı yıl, Wessex ordusu İskandinavlarla neredeyse her ay bir çarpışmaya girdi; Alfred sonunda, onları bir süre uzak tutmak için haraç ödemek zorunda kaldı. Kuzeydeki krallıkların düşüşü, Wessex'in de er geç aynı yazgıyı paylaşacağını gösteriyordu.
Edington'dan sonra Alfred ile Guthrum, bir antlaşmayla İngiltere'yi paylaştı. Kuzeydoğudaki topraklar, sonradan Danelaw diye anılacak olan İskandinav yönetimi altındaki bölge oldu; güneybatı ve Mercia'nın batısı ise Alfred'in yönetimine girdi. Alfred, bu barışı, krallığını yeniden örgütlemek için kullandı. Wessex'in her yerinden bir günlük yürüyüş uzaklığında olacak biçimde, burh denen surlu yerleşimler ağı kurdu. Ordusunu, bir kısmı evde, bir kısmı seferde olacak biçimde ikiye böldü; gemiler yaptırdı. Yasalarını, eski Anglo-Sakson krallarının yasalarından seçerek derletti.
Dönüş noktası — bir eğitim programı ve yeni fetihler
Alfred'in en özgün girişimi, eğitimle ilgiliydi. Pastoral Care önsözünde, krallığındaki bütün özgür doğmuş gençlerin, başka bir işe gücü yetinceye kadar, İngilizce okumayı öğrenmesini istedi. Latince bilgisi gerileyince, «herkesin en çok bilmesi gereken bazı kitapları», İngilizceye çevirtmeye karar verdi. Gregorius'un kitabının yanı sıra, Boethius'un, Augustinus'un ve Orosius'un eserleri ile Beda'nın Kilise Tarihi de, onun sarayında ya da onun döneminde İngilizceye çevrildi. Anglo-Sakson Kroniği'nin de, bu dönemde, Wessex'in bakış açısıyla derlendiği düşünülür.
Alfred 899'da öldüğünde, Wessex hâlâ yalnızca İngiltere'nin bir bölümünü yönetiyordu. Birleşmeyi, onun çocukları ve torunları tamamladı. Oğlu Edward ve kızı Æthelflæd, birlikte hareket ederek Danelaw'ı adım adım geri aldı. «Mercialıların Hanımı» diye anılan Æthelflæd, kocasının ölümünden sonra Mercia'yı kendisi yönetti, yeni burhlar kurdu ve ordulara komuta etti. Alfred'in torunu Æthelstan, 927'de York'u alarak, bütün İngiltere'yi tek bir kral olarak yöneten ilk hükümdar oldu; Æthelstan, sikkelerinde ve belgelerinde kendini «bütün Britanya'nın kralı» diye tanıttı; sarayına Galler'den, İskoçya'dan ve Kıta'dan hükümdarlar ve elçiler geldi. 937'de, İskoç kralının, kuzeydeki Briton krallığı Strathclyde'ın ve Dublinli İskandinav önderlerin ortak ordusunu Brunanburh'ta yendi.
Yaygın yanlış«Kral Alfred, İngiltere'nin ilk kralıydı.»
Alfred, kendini «Anglo-Saksonların kralı» diye tanıttı ve İskandinav yönetimindeki Danelaw'ı hiçbir zaman yönetmedi. Bütün İngiltere'yi tek bir kral olarak yöneten ilk hükümdar, torunu Æthelstan'dı. Alfred'in «Büyük» sıfatı ve İngiltere'nin kurucusu olarak anılması, özellikle on dokuzuncu yüzyılın İngiliz tarih yazımında güçlendi.
Cevap — bir tehdit, bir program, bir aile
Tek bir İngiliz krallığının doğuşu, birbirini tamamlayan üç etkenin ürünüydü. Birincisi, Viking fetihleri, Wessex'in rakibi olan krallıkları ortadan kaldırarak, onu ayakta kalan tek Anglo-Sakson krallığı hâline getirdi. İkincisi, Alfred'in savunma ve eğitim programı, Wessex'i hem askerî olarak güçlü hem de ortak bir İngilizce yazı kültürünün merkezi yaptı; «Angelcynn» düşüncesi, Mercialılar ile Batı Saksonları ortak bir halk olarak tanımladı. Üçüncüsü, Alfred'in çocukları ve torunları, bu temelin üzerine yürüttükleri fetihlerle, Danelaw'ı Wessex krallığına kattı. İngiltere, bir göçle değil, dört yüz yıllık bir tarihin sonunda, bir krallık ailesinin savaşları ve bir kralın kitaplarıyla birlikte doğdu.
Bugünle bağ — shire'lar ve bir heykel
Onuncu yüzyılda oluşan krallık, bugünkü İngiltere'nin yönetim haritasında hâlâ görülebilir. «Shire» denen yönetim bölgelerinin çoğu, bu dönemde biçimlendi; bugünkü kontlukların pek çoğu onlardan türedi. «England» adı, Eski İngilizcedeki «Englaland», yani «Anglıların ülkesi»nden gelir. Winchester'da, 1901'de, Alfred'in ölümünün bininci yılı sayılan törenlerde dikilen büyük bir heykeli durur. Bu heykel, bir kralın yüzyıllar sonra ulusal bir simgeye dönüşmesinin de tanığıdır. Viktorya dönemi İngilteresi, Alfred'de kendi imparatorluğunun ve deniz gücünün erken bir öncüsünü görmek istiyordu; bu yüzden onu hem bilge bir yasa koyucu hem de İngiliz donanmasının kurucusu olarak anlattı. Tarihçiler, bu imgenin gerçek Alfred'den çok, onu anan yüzyılın kendi ihtiyaçlarını yansıttığını hatırlatır.
Birincil kaynak
Alfred, Gregorius'un Pastoral Care'inin İngilizce çevirisine eklediği önsözde, krallığındaki bilginin durumunu şöyle anlatır. Henry Sweet'in 1871 tarihli edisyonundaki İngilizce çeviriden:
[…] and how foreigners came to this land in search of wisdom and instruction, and how we should now have to get them from abroad if we were to have them. So general was its decay in England that there were very few on this side of the Humber who could understand their rituals in English, or translate a letter from Latin into English; and I believe that there were not many beyond the Humber. There were so few of them that I cannot remember a single one south of the Thames when I came to the throne.
Türkçesi: […] ve yabancıların bilgelik ve öğrenim aramak için bu ülkeye nasıl geldiklerini, ve bizim şimdi onlara sahip olmak istiyorsak onları dışarıdan getirmek zorunda kalacağımızı [düşündüm]. İngiltere'de [bilgi] öyle gerilemişti ki, Humber'ın bu yakasında, ayinlerini İngilizce anlayabilen ya da bir mektubu Latinceden İngilizceye çevirebilen çok az kişi vardı; ve sanırım Humber'ın ötesinde de çok değildi. Öyle azdılar ki, tahta çıktığımda Thames'in güneyinde bir tanesini bile hatırlayamıyorum.
Kaynak: Alfred, Gregorius'un Cura pastoralis'inin çevirisine önsöz; Henry Sweet (yay. ve çev.), King Alfred's West-Saxon Version of Gregory's Pastoral Care (Londra: Early English Text Society, 1871), s. 3; Internet Archive. Türkçesi, Sweet'in İngilizcesinden bizim. Humber, kuzey İngiltere'de Northumbria'yı güneyden ayıran büyük haliçtir; Thames, Wessex'in kuzey sınırıydı.
- Alfred, kendi krallığındaki bilgi düzeyini neden bu kadar karanlık bir tabloyla anlatıyor? Bu tablonun, onun kendi eğitim programını haklı çıkarmakla bir ilgisi olabilir mi?
- Alfred, geçmişte yabancıların İngiltere'ye bilgi aramaya geldiğini söylüyor. Bu sözle, önceki derste gördüğümüz Northumbria manastırlarının hangi dönemini anıyor olabilir?
- Alfred'in Humber ve Thames gibi coğrafi sınırlarla konuşması, onun «İngiltere»yi nasıl bir bütün olarak düşündüğünü gösteriyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Frank Stenton (1943) — Anglo-Sakson İngiltere'sinin kapsamlı bir tarihini yazdı. Onun anlatısında İngiltere'nin birleşmesi, Wessex krallarının, özellikle Alfred ve ardıllarının, adım adım gerçekleştirdiği siyasal ve askerî bir başarıydı.
- Patrick Wormald (1983) — Tek bir «İngiliz halkı» düşüncesinin, tek bir İngiliz krallığından çok önce, Beda'nın Kilise Tarihi'nde ve Canterbury'ye bağlı ortak kilisede biçimlendiğini savundu. Ona göre, İngiliz kimliği devletten önce geldi.
- Simon Keynes ve Michael Lapidge (1983) — Asser'in Alfred'in Hayatı'nı ve Alfred'in kendi yazılarını çevirip yorumladılar. Alfred'in imgesinin, büyük ölçüde onun kendi sarayında yazılan metinlerle kurulduğunu gösterdiler.
- Sarah Foot (1996) — «Angelcynn» adının, Alfred'in sarayında, Mercialılar ile Batı Saksonları ortak bir kimlikte buluşturmak için bilinçli olarak kullanıldığını ileri sürdü. İngiliz kimliğini, siyasal bir programın ürünü olarak yorumladı.
Bu tartışmanın merkezinde, kimlik ile devletin hangisinin önce geldiği sorusu var. Stenton, birleşmeyi krallar ve savaşlar üzerinden, adım adım ilerleyen bir süreç olarak anlatır. Wormald, bir halk düşüncesinin kilise ve Beda aracılığıyla çok daha önce kurulduğunu vurgular. Foot ise, bu düşüncenin Alfred'in sarayında siyasal bir amaçla yeniden işlendiğini gösterir. Son olarak Keynes ve Lapidge'in çalışması, bu tartışmanın dayandığı kaynakların kendisinin, Alfred'in çevresinden çıktığını hatırlatır. Yani «İngiltere'nin doğuşu» öyküsünü, büyük ölçüde onu doğuranların kendi kaleminden okuyoruz; bu da tarihçiyi, her anlatıyı kimin yazdığını sormaya zorlar.
Derine İn
Alfred'in hükümdarlığını izleyebildiğimiz metinlerin çoğunu, onun sarayına yakın kişiler kaleme aldı. Galli keşiş Asser, 893'te, Alfred hayattayken onun biyografisini yazdı. Anglo-Sakson Kroniği, aynı dönemde Wessex'te derlendi. Bu metinler, Alfred'i ilahi yardımla krallığını kurtaran, bilgili ve dindar bir kral olarak anlatır. Bir tarihçi için bu, hem bir zenginlik hem de bir tehlikedir: kaynaklar çok ayrıntılıdır, ama neredeyse hepsi aynı bakış açısını taşır. Yirminci yüzyılda bazı araştırmacılar, Asser'in biyografisinin sonradan yazılmış bir sahte eser olduğunu bile ileri sürdü; bugün araştırmacıların çoğu, metnin Alfred'in çağdaşına ait olduğunu kabul eder, ama onun övgü dolu bakışına dikkat çeker.
Æthelflæd örneği, kaynakların seçiciliğini de gösterir. Anglo-Sakson Kroniği'nin ana metni, Æthelflæd'in fetihlerine pek az yer ayırır; onun başarılarını ayrıntılı olarak anlatan, «Mercia Kaydı» diye anılan ayrı bir yıllık bölümüdür. Batı Sakson bakış açısını taşıyan ana kronik, Mercia'nın ve onu yöneten kadının rolünü gölgede bırakmış olabilir. Bu da, bir birleşme öyküsünün, onu kazanan tarafın bakış açısıyla yazıldığını hatırlatır. Æthelflæd'in ölümünden sonra, kardeşi Edward Mercia'yı doğrudan kendi yönetimine kattı; Mercia'nın ayrı bir krallık olarak anısı, Batı Sakson kaynaklarında giderek silikleşti.
Britonların, yani adanın Roma döneminden kalan halklarının, bu öyküdeki yeri de dikkat ister. Eski İngilizcede Britonlara, «yabancılar» anlamına gelen wealas denirdi; bugünkü «Wales», yani Galler adı buradan gelir. Kendi topraklarında yaşayan bir halkın, yeni gelenlerin dilinde «yabancı» diye anılması, göçün ve yerleşmenin kimin bakış açısıyla adlandırıldığını gösterir. Anglo-Sakson krallıklarının içinde de, Briton kökenli pek çok insan yaşamaya devam etti; yasalar, onları ayrı bir hukukî statüde tanımlıyordu.
Dil de bu dönüşümün bir parçasıydı. Eski İngilizce, Danelaw'da yaşayan İskandinavların diliyle yan yana konuşuldu; iki dil birbirine yakındı ve karşılıklı olarak anlaşılabiliyordu. Bu uzun temas, İngilizcenin söz varlığını ve dilbilgisini etkiledi; önceki derste gördüğümüz İskandinav kökenli sözcükler bu dönemde yerleşti. Aynı yüzyıllarda Eski İngilizce, Avrupa'da yerel dilde yazılmış en zengin edebiyatlardan birini üretti: yalnızca tek bir el yazmasında korunan Beowulf destanı, bu edebiyatın bugün en çok okunan ve en tanınmış örneğidir.
Son olarak, onuncu yüzyılın krallığı, Avrupa'nın en düzenli yönetimlerinden birine dönüştü. Alfred'in torununun oğlu olan Kral Edgar'ın 973'te Bath'ta yapılan taç giyme töreni, sonraki İngiliz taç giyme törenlerinin örneği oldu. Aynı dönemde yapılan para reformu, bütün krallıkta tek tip sikkelerin düzenli aralıklarla yeniden basılmasını sağladı. Shire'lar ve onların alt bölümleri, kralın yargısını ve vergisini ülkenin her köşesine ulaştırıyordu. Her shire'ın bir toplantısı ve kralın atadığı bir görevlisi vardı; bu görevlinin unvanı, bugünkü İngilizcedeki «sheriff» sözcüğünün kökenidir. Alfred'in kurduğu burhlar ise, zamanla pazar yerlerine ve kentlere dönüştü; bugünkü İngiliz kentlerinin bir kısmı, onların üzerinde yükselir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Henry Sweet (yay. ve çev.), King Alfred's West-Saxon Version of Gregory's Pastoral Care (Londra: Early English Text Society, 1871).
- A. M. Sellar (çev.), Bede's Ecclesiastical History of England (Londra: George Bell and Sons, 1907).
- Frank Stenton, Anglo-Saxon England (Oxford: Clarendon Press, 1943).
- Patrick Wormald, «Bede, the Bretwaldas and the Origins of the Gens Anglorum», Patrick Wormald, Donald Bullough ve Roger Collins (yay.), Ideal and Reality in Frankish and Anglo-Saxon Society (Oxford: Basil Blackwell, 1983) içinde.
- Simon Keynes ve Michael Lapidge (çev.), Alfred the Great: Asser's Life of King Alfred and Other Contemporary Sources (Harmondsworth: Penguin, 1983).
- Sarah Foot, «The Making of Angelcynn: English Identity before the Norman Conquest», Transactions of the Royal Historical Society, 6. seri, 6 (1996): 25–49.
Arşiv ve kaynak
Alfred'in Worcester'a gönderdiği Pastoral Care nüshası, bugün Oxford'daki Bodleian Kütüphanesi'nin koleksiyonunda; sayfaları kütüphanenin çevrimiçi görüntü arşivinden açılabiliyor. Sweet'in edisyonu ile Sellar'ın Beda çevirisi, telif süresi dolmuş eserler olarak çevrimiçi arşivlerde okunabilir. Sutton Hoo gemi mezarının buluntuları, Londra'daki British Museum'da sergileniyor.
Açık sorular
- Beşinci ve altıncı yüzyıllarda Britanya'ya gelen toplulukların sayısı ve yerli Britonlarla ilişkileri nasıldı?
- Alfred'in eğitim programı, sarayının dışında ne ölçüde uygulanabildi?
- Æthelflæd'in İngiltere'nin birleşmesindeki rolü, Batı Sakson kaynakları tarafından ne ölçüde küçültüldü?
Mini sınav
- (Hedef 1) Beda'ya göre Kent halkı hangi topluluktan geliyordu? A) Saksonlar B) Anglılar C) Jütler D) Britonlar
- (Hedef 2) Anglo-Sakson Kroniği'ne göre Alfred, 878'de İskandinav ordusunu hangi savaşta yendi? A) Edington B) Brunanburh C) Athelney D) Chippenham
- (Hedef 2) Alfred'in Wessex'in her yerinden bir günlük yürüyüş uzaklığında kurdurduğu surlu yerleşimlere ne ad verilir? A) Shire B) Danelaw C) Angelcynn D) Burh
- (Hedef 1) Bütün İngiltere'yi tek bir kral olarak yöneten ilk hükümdar kimdir? A) Alfred B) Æthelstan C) Offa D) Edward
- (Hedef 3) İngiliz kimliğinin, tek bir İngiliz krallığından önce Beda ve ortak kilise aracılığıyla biçimlendiğini savunan tarihçi kimdir? A) Frank Stenton B) Sarah Foot C) Patrick Wormald D) Simon Keynes
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Britanya'daki rakip krallıklar nasıl tek bir İngiltere'ye dönüştü?» sorusunu tartış. Cevabında Beda'nın köken anlatısını, 878 bunalımını, Alfred'in önsözünü ve Æthelstan'ın fetihlerini kullan; Wormald ile Foot'un ya da Stenton ile Wormald'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Beda'ya göre Kent halkı Jütlerden geliyordu.
- A — Alfred, Edington'da kazandı.
- D — Bu yerleşimlere burh denir.
- B — İlk kez bütün İngiltere'yi yöneten Æthelstan'dır.
- C — Bu görüş Patrick Wormald'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, Anglo-Sakson krallıklarının beşinci yüzyıldan sonra ortaya çıktığını ve Beda'nın köken anlatısının bu krallıkları ortak bir geçmişe bağladığını açıklar. Viking fetihlerinin Wessex dışındaki krallıkları yıktığını ve 878'de Wessex'in de çöküşün eşiğine geldiğini gösterir. Alfred'in burhlarının ve eğitim programının, Wessex'i hem askerî hem de kültürel bir merkez yaptığını; önsözün, İngilizceyi ortak bir yazı dili olarak öne çıkardığını belirtir. Æthelflæd'in ve Æthelstan'ın fetihleriyle birleşmenin tamamlandığını anlatır. Güçlü bir yanıt, kimliğin devletten önce mi geldiğini Wormald ile Foot'un yaklaşımları üzerinden tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Alfred ve ardılları, topraklarını savunmak ve yönetmek için soylulara ve savaşçılara toprak veriyor, karşılığında onlardan sadakat ve askerlik bekliyordu. Kıta Avrupası'nda da benzer ilişkiler, Karolenj İmparatorluğu'nun parçalanmasından sonra yaygınlaştı. Tarihçiler, uzun süre bu ilişkiler ağını «feodalizm» adı altında tek bir sistem olarak anlattı. Sıradaki derste bu kavramın kendisini sorgulayacağız: lordlar, vasallar ve toprak bağışları gerçekten tek bir düzen mi oluşturuyordu, yoksa «feodalizm», sonraki yüzyılların tarihçilerinin kurduğu bir çerçeve mi?