İçeriğe geç

Bölüm DT-115.10 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Mezhepler nasıl oluştu?

DT-115 İslam Tarihi II: Emevilerden Fatımîlere

2.941 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Dönem
740–1265
Bölge
Arabistan · Mezopotamya · Mısır · Kuzey Afrika
Kişiler
Ebu Hanife · Malik b. Enes · Şafii · Ahmed b. Hanbel · Cafer es-Sadık · Ebu Yusuf · İbn Hazm · İbn Haldun · Joseph Schacht · Wael Hallaq · Christopher Melchert · George Makdisi
Yerler
Kufe · Medine · Bağdat · Fustat · Kahire · Endülüs · Mağrip
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Dört Sünni hukuk okulunun, yani Hanefiliğin, Malikiliğin, Şafiiliğin ve Hanbeliliğin, sekizinci yüzyıldaki bölgesel hukuk çevrelerinden onuncu yüzyılın kurumsal okullarına nasıl dönüştüğünü sıralayabileceksin.
  • Bu okulların hukukun kaynaklarına yaklaşımındaki farkları, re'y ile hadis arasındaki gerilim üzerinden örneklerle açıklayabileceksin.
  • «İçtihat kapısının kapanması» düşüncesini ve mezheplerin kökenine dair araştırmacıların farklı açıklamalarını karşılaştırabileceksin.

Okuma metni

Kanca — Kahire'de dört başkadı

1384 yılında Kahire'de, Memlük sultanı Berkuk, Kuzey Afrika'dan gelmiş elli iki yaşında bir bilgini başkadılığa atadı. Bu bilgin, bugün en çok Mukaddime adlı eseriyle tanınan tarihçi İbn Haldun'du. Ama Kahire'de tek bir başkadı yoktu; dört tane vardı. İbn Haldun, bunlardan yalnızca birinin, Maliki başkadısının makamına oturdu. Yanında, Şafii, Hanefi ve Hanbeli okullarının başkadıları da kendi davalarına bakıyordu. Bu düzen, Sultan Baybars'ın 1265'te aldığı bir kararla kurulmuştu.

Kahire'deki bir davacı, bazı durumlarda, davasına hangi okulun kadısının bakacağını seçebiliyordu. Aynı kentte, aynı sultanın yönetiminde, aynı dine bağlı insanlar için dört ayrı hukuk yorumu birlikte işliyordu. Üstelik bu dört yorumun her biri, ötekileri meşru sayıyordu. Bu bölümün sorusu şu: İslam hukuku neden tek bir okul değil de birden çok okul biçiminde gelişti, ve bu okulları farklı kılan neydi?

Bağlam — Kufe ile Medine arasında

Peygamber'in ölümünden sonraki ilk kuşaklarda, hukuki sorulara cevap veren kişiler, Kur'an'ı ve Peygamber'in sözlerini ve uygulamalarını, yani sünneti bilen sahabelerdi. Fetihlerle birlikte, Müslümanlar Irak'ta, Suriye'de, Mısır'da yeni kentlere yerleşti. Her kentte, sahabelerden ve onların öğrencilerinden öğrenilen bilgiler etrafında, yerel bir hukuk çevresi oluştu. Yeni kentlerin kadıları, önlerine gelen davaları çözerken, hem bu bilgilere hem de bölgenin yerleşik uygulamalarına başvuruyordu.

Sekizinci yüzyılın ortasında, bu çevrelerin iki büyük merkezi belirginleşmişti. Irak'taki Kufe'de, Ebu Hanife adlı bir bilgin, metinlerde açıkça cevaplanmamış sorular için akıl yürütmeye, yani re'ye geniş yer veriyordu. Onun çevresindekilere «ehl-i re'y», yani görüş ehli dendi. Hicaz'daki Medine'de ise Malik b. Enes, Peygamber'in kentinde kuşaktan kuşağa sürdüğüne inandığı uygulamaya dayanıyordu. İbn Haldun'un aktardığına göre Malik, Medinelilerin davranışını, önceki kuşağı adım adım izleyerek Peygamber'in zamanına kadar uzanan bir tanıklık sayıyordu. Malik'in derlediği Muvatta, hem hadisleri hem de Medine'nin hukuki uygulamasını bir arada kaydeden ilk büyük eserlerden biriydi.

Bu iki merkez tek değildi. Suriye'de Evzai, Mısır'da Leys b. Sad, Kufe'de Süfyan es-Sevri gibi bilginlerin de kendi öğrencileri ve izleyicileri vardı. O dönemde henüz «dört mezhep» diye bir şey yoktu; kentlere göre farklılaşan, birbiriyle tartışan, birbirinden öğrenen çok sayıda hukuk çevresi vardı.

Gelişme — öğrenciler, kitaplar ve yöntem

Bir hukuk çevresini okula dönüştüren, kurucusundan çok öğrencileri oldu. Ebu Hanife'nin iki öğrencisi, Ebu Yusuf ile Muhammed eş-Şeybani, onun görüşlerini yazıya geçirdi ve genişletti. Ebu Yusuf, Harun Reşid döneminde Bağdat'ta başkadı oldu ve halife için vergi hukukuna dair bir kitap yazdı. Böylece Kufe'nin hukuk anlayışı, Abbasi devletinin yargı örgütüne taşındı. Hanefi okulu, uzun süre Abbasi kadılarının en yaygın okulu olarak kaldı.

Dokuzuncu yüzyılın başında, iki merkezi de tanımış bir bilgin yeni bir yöntem önerdi. Muhammed b. İdris eş-Şafii, Medine'de Malik'ten ders almış, sonra Irak'ta Ebu Hanife'nin öğrencileriyle tartışmıştı; hayatının son yıllarını Mısır'da, Fustat'ta geçirdi ve 820'de orada öldü. Şafii, Risale adlı eserinde, hukuk kurallarının hangi kaynaklardan ve hangi sırayla çıkarılması gerektiğini sistemli biçimde tartıştı. Ona göre Peygamber'in güvenilir yoldan aktarılmış bir hadisi, bir kentin yerel uygulamasından da, bir bilginin kişisel görüşünden de önce gelmeliydi. Hadis bulunmayan durumlarda kıyasa, yani bilinen bir hükümden benzer bir duruma akıl yürütmeye, başvurulabilirdi; ama bu akıl yürütme belirli kurallara bağlıydı. Bilginlerin üzerinde birleştiği görüş ise icma olarak ayrıca bağlayıcıydı. Hukukun kaynaklarını ve yöntemini inceleyen bu alan, sonraki yüzyıllarda «usul-i fıkıh» adıyla ayrı bir bilim hâline geldi.

Ahmed b. Hanbel ise, hadisleri toplayan ve aktaran bir bilgin olarak ün kazandı. Halife Memun'un başlattığı mihne sırasında, halifenin Kur'an'ın yaratılmışlığı konusundaki görüşünü onaylamayı reddetti ve hapsedildi; bu direniş, onu Bağdat'ta geniş bir kitlenin gözünde saygın bir figür yaptı. İbn Haldun'un gözlemine göre, Ahmed b. Hanbel'in izleyicileri sayıca azdı ve çoğunlukla Suriye'de ve Bağdat çevresinde yaşıyordu; hukuki sorularda kıyastan çok hadise ve sünnete başvurmalarıyla ayrılıyorlardı.

Bu dört okul, yarışan başka okullarla birlikte yaşadı. Davud ez-Zahiri, metinlerin yalnızca görünen, açık anlamına bağlı kalınmasını savunan bir okul kurdu. Tarihçi ve müfessir Taberi'nin de kendi izleyicileri vardı. Şii dünyada ise hukuk, imamların öğretisine dayandırıldı: Şiilerin büyük bölümünün izlediği Caferi okulu, adını, Şii geleneğinde altıncı imam sayılan Cafer es-Sadık'tan alır. Zeydiler ve İbadiler de kendi hukuk geleneklerini geliştirdi.

Dönüş noktası — okullar kurumlaşıyor

Onuncu yüzyıl boyunca, bu çevrelerin bir kısmı kalıcı okullara dönüştü, bir kısmı ise yavaşça dağıldı. Bir okulun yaşamasını sağlayan şeyler somuttu: kurucunun görüşlerini derleyen ve açıklayan kitaplar, bu kitapları okutan hocalar, hocadan öğrenciye izinle aktarılan bir öğretim zinciri ve okulun görüşlerini mahkemelerde uygulayan kadılar. Evzai'nin okulu, Endülüs'te bir süre izlendikten sonra yerini Maliki okuluna bıraktı. Taberi'nin okulu, birkaç kuşak içinde kayboldu. Zahiri okulu, İbn Hazm gibi güçlü bir savunucu bulmasına rağmen, geniş bir kurumsal taban kuramadı.

On birinci yüzyılda, bu kurumlaşma yeni bir yapıyla güçlendi: medrese. Medrese, bir vakıf gelirine dayanan, hocalarına maaş, öğrencilerine burs ve barınak sağlayan bir öğretim kurumuydu. Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün 1067'de Bağdat'ta açtırdığı Nizamiye Medresesi, Şafii fıkhını öğretmek için kurulmuştu. Medreseler çoğunlukla belli bir mezhebe bağlıydı; bu da okulları, bağış yapan yöneticilerin ve vakıfların desteğiyle, kalıcı toplumsal kurumlara dönüştürdü. 1234'te Bağdat'ta açılan Müstansıriye Medresesi ise dört okulun hepsine ayrı ayrı bölüm ayırdı.

Bu süreçte, hukuk düşüncesinin kendisi de değişti. İlk kuşaklarda bilginler, kendi akıl yürütmeleriyle, yani içtihatla yeni hükümler çıkarıyordu. Okullar yerleştikçe, sonraki kuşakların bilginleri, çoğu zaman kendi okullarının kurucusunun ve büyük bilginlerinin görüşlerini izlemeyi esas aldı. Bu tutuma taklit denir: bir bilginin, kendi okulunun yerleşik görüşünü, delillerini yeniden baştan kurmadan benimsemesi. İbn Haldun, bu dönüşümü «tartışma kapısının» kapanması olarak anlattı. Bu ifadenin ne kadar gerçekçi olduğu, bugün araştırmacılar arasında tartışmalıdır.

Yaygın yanlış«Dört mezhebi, adlarını taşıyan dört imam kendi elleriyle kurdu.»
Doğrusu

Ebu Hanife, Malik, Şafii ve Ahmed b. Hanbel, kendi görüşlerini ve yöntemlerini öğrencilerine aktaran bilginlerdi; ama sonradan onların adıyla anılan okulların sınırlarını, kitaplarını ve öğretim zincirlerini, sonraki kuşakların öğrencileri ve kadıları belirledi. Hanbeli ve Şafii okulları, kurucularının ölümünden ancak birkaç kuşak sonra, onuncu yüzyılda belirgin kurumlara dönüştü. «Mezhep» dediğimiz yapı, tek bir kişinin değil, yüzyıllar süren bir öğretim geleneğinin ürünüdür.

Cevap — çoğulluğu kurumlaştırmak

İslam hukuku, tek bir otoritenin elinde değil, bilginler arasındaki tartışmada gelişti. Hukuku belirleyen kurum devlet ya da halife değil, bilginlerin kendisiydi; halifeler kadı atayabiliyor, ama hangi hükmün doğru olduğuna tek başına karar veremiyordu. Mihne'nin başarısızlığı, bu sınırı açıkça göstermişti. Bu yüzden farklı kentlerde gelişen farklı yorumlar, birbirini ortadan kaldıramadı. Zamanla bu yorumların bir kısmı, öğrencileri, kitapları, kadıları ve medreseleri olan okullar biçiminde kalıcılaştı.

Okullar arasındaki farklar, hukukun kaynaklarına verilen ağırlıktan doğuyordu. Hanefiler akıl yürütmeye geniş alan tanıdı; Malikiler Medine'nin uygulamasına ayrı bir değer verdi; Şafii kaynakların sırasını sistemleştirdi; Hanbeliler hadis ve sünnete sıkı sıkıya bağlı kaldı. Ama bu okullar, zamanla birbirini meşru sayan bir düzene yerleşti. Kahire'deki dört başkadı, bu karşılıklı tanımanın kurumsal yüzüydü.

Bugünle bağ — bir haritada dört okul

Bugün de mezhepler, İslam dünyasının haritası üzerinde izlenebilir. Türkiye'de, Balkanlar'da, Orta Asya'da ve Güney Asya'da Müslümanların büyük bölümü Hanefi okulunu izler; Osmanlı Devleti'nin resmî okulu da Hanefilikti ve 1869–1876 arasında hazırlanan Mecelle, bu okulun medeni hukukunu kanun maddelerine dönüştürdü. Kuzey ve Batı Afrika'da Maliki, Mısır'ın bir kısmında, Doğu Afrika'da ve Güneydoğu Asya'da Şafii okulu yaygındır. Türkiye'de de Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun bazı bölgelerinde Şafii okulu izlenir. Arap Yarımadası'nın bazı bölgelerinde Hanbeli okulu etkilidir; İran'da ise Caferi okulu resmî okuldur. Bir Müslümanın nasıl namaz kıldığı ya da bir evliliğin hangi şartlarla geçerli sayıldığı, bugün de bu okulların yüzyıllar önce çizdiği ayrımlara göre değişebilir.

Birincil kaynak

İbn Haldun, Mukaddime'nin fıkıh bilimini anlatan bölümünde, dört okulun ortaya çıkışını ve sonraki kuşakların onlara bağlanmasını şöyle anlatır. William MacGuckin de Slane'ın 1868 tarihli Fransızca çevirisinden:

Cet imam passa dans l'Irac après (la mort de) Malek, et, s'y étant rencontré avec les disciples d'Abou-Hanîfa, il s'instruisit auprès d'eux, combina le système des docteurs du Hidjaz avec celui des docteurs de l'Irac, et fonda une école particulière […]. On s'attacha alors, dans les grandes villes, à l'une ou à l'autre de ces quatre écoles, et les partisans des autres systèmes de jurisprudence finirent par disparaître du monde. Depuis cette époque, la porte de la controverse et les nombreuses voies de la discussion sont restées fermées […].

Türkçesi: Bu imam [Şafii], Malik'in ölümünden sonra Irak'a geçti ve orada Ebu Hanife'nin öğrencileriyle karşılaşarak onlardan ders aldı; Hicaz bilginlerinin yöntemini Irak bilginlerininkiyle birleştirdi ve ayrı bir okul kurdu […]. O zaman büyük kentlerde insanlar bu dört okuldan birine ya da ötekine bağlandı; öteki hukuk yöntemlerinin izleyicileri sonunda dünyadan silindi. O zamandan beri tartışma kapısı ve tartışmanın pek çok yolu kapalı kaldı […].

Kaynak: İbn Haldun, Mukaddime, bölüm VI; William MacGuckin de Slane (çev.), Les Prolégomènes d'Ibn Khaldoun, cilt III (Paris: Imprimerie impériale, 1868), s. 8–9; Internet Archive. Türkçesi, de Slane'ın Fransızcasından bizim.

  1. İbn Haldun, Şafii'nin yöntemini iki bölgenin «birleşimi» olarak anlatıyor. Bu anlatım, Hicaz ile Irak arasındaki ayrımı nasıl bir çerçeveye oturtuyor?
  2. «Öteki yöntemlerin izleyicileri dünyadan silindi» ifadesi, on dördüncü yüzyılda yaşayan bir yazarın bakış açısını nasıl yansıtıyor? Hangi okullar bu «silinme»nin dışında kaldı?
  3. «Tartışma kapısı kapalı kaldı» ifadesi, bir betimleme mi yoksa bir değerlendirme mi? İbn Haldun'un kendisinin de bir kadı olması bu ifadeyi okuyuşumuzu nasıl etkiler?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Joseph Schacht (1950) — Erken İslam hukukunun, Peygamber'in hadislerinden çok, Kufe ve Medine gibi merkezlerdeki bölgesel okulların «yaşayan geleneğinden» doğduğunu savundu. Ona göre hukuki konulardaki hadislerin önemli bir kısmı, sonraki tartışmalarda görüşleri Peygamber'e dayandırmak için ortaya çıkmıştı ve Şafii, bu gelenekleri hadis temelinde yeniden kuran kişiydi.
  • Wael Hallaq (1984) — «İçtihat kapısı kapandı mı?» sorusunu, fıkıh kitaplarındaki tartışmaları inceleyerek ele aldı. Bilginlerin onuncu yüzyıldan sonra da yeni hükümler çıkarmaya devam ettiğini, «kapının kapanması» düşüncesinin hukuki pratiği yansıtmadığını ileri sürdü.
  • George Makdisi (1981) — Medreseyi, hukuk okullarını taşıyan temel kurum olarak inceledi. Vakıf gelirine dayanan ve belli bir okulun fıkhını öğreten medreselerin, bu okulları öğretim kurumlarına dönüştürdüğünü gösterdi.
  • Christopher Melchert (1997) — Mezheplerin, dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda, bölgesel çevrelerden, belli bir imamın adıyla anılan kişisel okullara dönüştüğünü savundu. Hanbeli, Şafii ve Hanefi okullarının belirgin biçimde örgütlenmesini, kurucularının ölümünden birkaç kuşak sonrasına tarihledi.

Bu tartışmanın merkezinde, erken İslam hukukunun kökeni ve sonraki gelişimi üzerine farklı sorular var. Schacht'ın hadislerin tarihlendirilmesine dair görüşleri, sonraki araştırmacılar tarafından yoğun biçimde tartışıldı; bazıları erken hukuki malzemenin onun önerdiğinden daha eski olduğunu gösterdi. Hallaq, İbn Haldun gibi yazarların «kapının kapanması» ifadesini, gerçek bir tarihsel olgudan çok bir söylem olarak okumayı önerir. Makdisi ve Melchert ise, okulları bir düşünce sistemi olarak değil, öğretim kurumları ve öğrenci zincirleri olarak ele alır. Bu yaklaşımlar birbirini dışlamaz: mezhepler hem bir yöntem hem de bir kurumdu.

Derine İn

Mezheplerin birbirinden nasıl ayrıldığını anlamanın en iyi yolu, somut bir örneğe bakmaktır. Evlilik hukuku bunlardan biridir. Hanefi okulu, ergin bir kadının, bir velinin onayı olmadan da kendi evlilik sözleşmesini yapabileceğini kabul etti. Maliki, Şafii ve Hanbeli okulları ise evlilik sözleşmesi için bir velinin varlığını şart saydı. Bu fark, iki okulun hukukun kaynaklarını farklı biçimde okumasından doğuyordu: bir tarafta veliyi zorunlu kılan hadisler, öteki tarafta ergin bir kişinin kendi mülkü ve kendi sözleşmeleri üzerindeki yetkisinden yola çıkan bir akıl yürütme vardı. Pratikte bu fark, bir kadının hayatında gerçek sonuçlar doğurabiliyordu; ve dört kadının bulunduğu kentlerde, taraflar bazen işlemini hangi kadının önünde yapacağını buna göre seçiyordu.

Bu örnek, İslam hukukunun çoğul yapısının bir başka yüzünü de gösterir: fetva. Müftü, kendisine sorulan bir soruya, kendi okulunun görüşüne dayanarak bir cevap, yani fetva verirdi. Fetva, bir mahkeme kararı gibi bağlayıcı değildi; soran kişi, cevabı uygulamakta ya da başka bir müftüye başvurmakta özgürdü. Bu yapı, hukukun, devletin kanunları kadar, bilginler ile sıradan insanlar arasındaki gündelik soru-cevap ilişkisi içinde de yaşamasını sağladı. Müftülerin fetvaları derlenerek yeni kitaplar oluştu; bu kitaplar, okulun kurucusunun zamanında karşılaşılmamış sorulara verilen cevapları taşıyordu. Hallaq'ın «kapı kapanmadı» görüşü, büyük ölçüde, bu fetva literatüründe süren hukuki üretime dayanır.

Mezheplerin tarihi, siyasal güçle de iç içe geçti. Abbasi kadıları çoğunlukla Hanefi okulundandı; Endülüs Emevileri Maliki okulunu destekledi; Selçuklular hem Hanefi hem Şafii okullarını gözetti. Bir okulun bir bölgede yerleşmesi, çoğu zaman o okula bağlı kadıların atanmasına ve medreselerin açılmasına bağlıydı. Ama bu destek, okulları bir devletin aracı hâline getirmedi. Okulların otoritesi, yöneticilerin buyruğundan çok, bilginlerin kendi aralarındaki öğretim zincirinden geliyordu. Bu yüzden bir hanedan yıkıldığında, onun desteklediği okul çoğu zaman yaşamaya devam etti. Resmî okulu Hanefilik olan Osmanlı Devleti bile, Mısır gibi Arap vilayetlerinde, Hanefi kadının yanında öteki okullara bağlı naiplere de görev verdi. Yerel halkın yüzyıllardır izlediği okulu yok saymak, hem mümkün değildi hem de devletin kendi meşruiyetini zayıflatırdı; bu yüzden okullar arasındaki denge, yeni yöneticiler geldiğinde de büyük ölçüde korundu.

Son olarak, mezheplerin kökenini anlatan kaynakların kendisi de sonraki bir dönemin ürünüdür. İmamların hayatlarını anlatan eserler, «tabakat» adı verilen, bir okulun bilginlerini kuşaklar hâlinde sıralayan biyografik sözlükler, çoğu zaman imamların ölümünden yüzyıllar sonra yazıldı. Bu eserler, okulun kurucusunu, sonradan oluşan bir geleneğin başına yerleştirerek geriye doğru bir tarih kuruyordu. İbn Haldun'un «dört okul» anlatısı da, bu sonraki bakışın bir örneğidir: on dördüncü yüzyılda dört okul dışında kalanlar gerçekten azalmıştı, ama sekizinci yüzyılda hiç kimse bu dördün seçileceğini bilemezdi. Melchert gibi araştırmacıların çalışması, bu geriye dönük anlatıyı, dönemin kendi belgeleriyle yeniden sınamaya dayanır.

Uzman Notu

Temel literatür

  • William MacGuckin de Slane (çev.), Les Prolégomènes d'Ibn Khaldoun, cilt III (Paris: Imprimerie impériale, 1868).
  • Joseph Schacht, The Origins of Muhammadan Jurisprudence (Oxford: Clarendon Press, 1950).
  • George Makdisi, The Rise of Colleges: Institutions of Learning in Islam and the West (Edinburgh: Edinburgh University Press, 1981).
  • Wael B. Hallaq, «Was the Gate of Ijtihad Closed?», International Journal of Middle East Studies 16, no. 1 (1984): 3–41.
  • Christopher Melchert, The Formation of the Sunni Schools of Law, 9th–10th Centuries C.E. (Leiden: Brill, 1997).
  • Wael B. Hallaq, The Origins and Evolution of Islamic Law (Cambridge: Cambridge University Press, 2005).

Arşiv ve kaynak

De Slane'ın Mukaddime çevirisinin üç cildi Internet Archive'da bulunuyor; Mukaddime'nin Türkçe çevirileri de vardır. Malik'in Muvatta'sı ve Şafii'nin Risale'si Türkçeye çevrilmiştir. Mezheplerin fetva ve fıkıh kitaplarının el yazmaları, binlerce nüsha hâlinde İstanbul'daki Süleymaniye Kütüphanesi'nde ve dünyanın dört bir yanındaki koleksiyonlarda saklanıyor.

Açık sorular

  • Hukuki konulardaki erken hadislerin ne kadarı Peygamber'in zamanına, ne kadarı sonraki tartışmalara aittir?
  • Evzai ya da Taberi'nin okulu gibi okullar neden kalıcılaşamadı: yöntemleri yüzünden mi, yoksa kurumsal destek bulamadıkları için mi?
  • «İçtihat kapısının kapanması», bir hukuki gerçeklik mi, yoksa sonraki dönem bilginlerinin kendi otoritelerini tanımlama biçimi mi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Malik b. Enes'in hukuki görüşlerinde ayrı bir değer verdiği kaynak hangisidir? A) Kufe kadılarının kararları B) Medine halkının kuşaktan kuşağa sürdüğüne inandığı uygulaması C) Bizans hukuku D) Halifenin buyrukları
  2. (Hedef 2) Hukuk kurallarının hangi kaynaklardan ve hangi sırayla çıkarılacağını Risale adlı eserinde sistemli biçimde tartışan bilgin kimdir? A) Ebu Yusuf B) Ahmed b. Hanbel C) İbn Hazm D) Şafii
  3. (Hedef 1) 1067'de Bağdat'ta Şafii fıkhını öğretmek için açılan medrese hangisidir? A) Nizamiye B) Müstansıriye C) Ezher D) Beytül-Hikme
  4. (Hedef 2) İbn Haldun'a göre Mağrip ve Endülüs'te Maliki okulunun yaygınlaşmasının temel nedeni nedir? A) Abbasi halifelerinin buyruğu B) Şafii'nin Endülüs'e yaptığı yolculuk C) Öğrencilerin genellikle Hicaz'a gidip Irak'a geçmemesi D) Zahiri okulunun yasaklanması
  5. (Hedef 3) Fıkıh kitaplarındaki tartışmaları inceleyerek içtihadın onuncu yüzyıldan sonra da sürdüğünü ileri süren tarihçi kimdir? A) Joseph Schacht B) Wael Hallaq C) George Makdisi D) Christopher Melchert

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «İslam hukuku neden tek bir okul değil de birden çok okul biçiminde gelişti?» sorusunu tartış. Cevabında Kufe ile Medine arasındaki ayrımı, Şafii'nin yöntemini, medreselerin rolünü ve İbn Haldun'un «tartışma kapısı» ifadesini kullan; Schacht ile Melchert'in ya da İbn Haldun ile Hallaq'ın yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Malik, Medine'nin uygulamasını Peygamber'in zamanına kadar uzanan bir tanıklık sayıyordu.
  2. D — Risale, Şafii'nin eseridir.
  3. A — Nizamiye Medresesi, Nizamülmülk tarafından 1067'de açıldı.
  4. C — İbn Haldun, bunu Mağripli öğrencilerin yolculuk güzergâhıyla açıklar.
  5. B — Bu görüş Wael Hallaq'a aittir.

Kapsamlı bir cevap, İslam hukukunun ilk kuşaklarda farklı kentlerde gelişen yerel çevrelerden doğduğunu ve hukuku belirleme yetkisinin devletten çok bilginlere ait olduğunu açıklar. Kufe'deki re'y geleneği ile Medine'nin uygulamaya dayalı anlayışı arasındaki farkı ve Şafii'nin kaynakları sıraya koyan yöntemini anlatır. Medreselerin ve kadı atamalarının okulları nasıl kalıcılaştırdığını gösterir. Güçlü bir yanıt, İbn Haldun'un «kapının kapanması» anlatısını on dördüncü yüzyıldan geriye bakan bir değerlendirme olarak ele alır ve bunu Hallaq'ın fetva literatürüne dayanan eleştirisiyle karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Hukuk okulları, bir Müslümanın ne yapması ve neden kaçınması gerektiğini, yani dinin dışa dönük kurallarını tanımlıyordu. Ama aynı yüzyıllarda, Basra'da ve Bağdat'ta, bazı insanlar dinin iç yüzüne yöneldi: dünya malından uzak durmayı, yani zühdü, Tanrı sevgisini ve kişinin kendi nefsiyle mücadelesini merkeze koydular. Sıradaki derste bu yolun izini süreceğiz: tasavvuf nasıl doğdu, sufiler fakihlerle hangi noktalarda anlaştı ve hangi noktalarda çatıştı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:55 Kanca: Memlük Kahire'sinde bir mahkeme salonu; dört ayrı minderin önünde dört kalem kutusu ve dört mühür. Hiçbir kişi gösterilmez.
  • 1:55–3:30 Bağlam: haritada Kufe ve Medine'den yayılan iki renk; Suriye'de ve Mısır'da daha küçük renk lekeleri.
  • 3:30–6:05 Gelişme: bir kitap rafında Muvatta, Risale ve bir hadis derlemesinin sırtları; ardından haritada Fustat, Bağdat ve Endülüs'e uzanan yolculuk çizgileri.
  • 6:05–7:50 Dönüş noktası: Bağdat'ta bir medrese avlusu, kemerli odalar ve bir vakfiye belgesi; renkler haritada bugünkü dağılımlarına doğru yerleşir.
  • 7:50–9:00 Kapanış: bugünkü dünya haritasında dört okulun ve Caferi okulunun yayıldığı bölgeler.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; peygamber hiçbir biçimde tasvir edilmez; mezhepler arasında üstünlük ima eden renk ya da sıralama kullanılmaz.