Öğrenme hedefleri
- Emevi halifesi Velid döneminde ve sonrasında Kuzey Afrika ve İber Yarımadası, Maveraünnehir ve Sind cephelerindeki genişlemenin başlıca aşamalarını sıralayabileceksin.
- Bu uzak sınırlarda fetihçilerle yerel halklar arasında kurulan antlaşma, vergi ve din ilişkilerini, kaynaklardan örneklerle açıklayabileceksin.
- Genişlemenin hızı, sınırları ve yerel halkların İslam'a geçiş süreci üzerine araştırmacıların farklı yaklaşımlarını karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir dağın adı
Akdeniz'in Atlas Okyanusu'na açıldığı dar boğazın kuzey kıyısında, denizden dik yükselen kireçtaşı bir kaya durur. Bugün Avrupa dillerinde «Gibraltar», Türkçede «Cebelitarık» diye anılan bu kayanın adı, Arapça «Cebelü Tarık», yani «Tarık'ın dağı» sözünden gelir. Tarık b. Ziyad, 711'de Kuzey Afrika'dan küçük bir orduyla boğazı geçip İber Yarımadası'na çıkan komutandı.
Aynı yıllarda, bu kayadan altı bin kilometre kadar doğuda, başka Emevi orduları Orta Asya'nın Semerkant ve Buhara gibi ticaret kentlerine, bir başkası ise İndus vadisindeki Sind'e ulaşıyordu. Bir kuşak içinde, Şam'dan yönetilen halifeliğin toprakları, Atlas Okyanusu'ndan Çin'in batı sınırlarına kadar uzanır hâle geldi. Bu bölümün sorusu şu: Şam'dan bu kadar uzaktaki topraklara hangi araçlarla varıldı, ve Soğdlu tüccarlar, Vizigot soyluları ya da Sind'in Budist rahipleri yeni gelenlerle hangi şartlarda anlaştı?
Bağlam — üç cephe, bir merkez
İkinci iç savaşın sona ermesinden sonra, Şam'daki yönetim, hazinesi dolu ve buyrukları uzak eyaletlerde de dinlenen bir merkez hâline gelmişti; Arapça divan ve yeni sikkeler, uzak eyaletlerin gelirini düzenli biçimde bu merkeze akıtıyordu. Onun oğlu Velid'in halifeliği (705–715), bu güçlü devletin genişlemesini en uzak noktalara taşıdığı dönem oldu. Genişleme, tek bir merkezden yönetilen üç ayrı cephede, birbirinden binlerce kilometre uzakta, neredeyse aynı yıllarda yürüdü.
Batıda, Kuzey Afrika'daki fetihler yarım yüzyıldır sürüyordu. 670'lerde bugünkü Tunus'ta, Kayrevan'da bir ordugâh kenti kurulmuştu. Bölgenin yerli halkı olan Berberiler, uzun süre Arap ordularına direndi; ama zamanla pek çoğu İslam'ı kabul etti ve bu orduların saflarına katıldı. Velid döneminde Kuzey Afrika valisi Musa b. Nusayr, Atlas Okyanusu kıyısına kadar ilerledi ve Tanca'yı ele geçirdi.
Doğuda ise, Irak valisi Haccac, halifeliğin bütün doğu topraklarından sorumluydu. O, iki önemli komutan görevlendirdi. Horasan'a gönderdiği Kuteybe b. Müslim, Amuderya'nın ötesindeki Maveraünnehir'e, yani «ırmağın ötesindeki topraklara» ilerleyecekti. Genç akrabası Muhammed b. Kasım ise, deniz ve kara yoluyla Sind'e yürüyecekti. Kaynaklara göre Sind seferinin görünür nedeni, Seylan'dan dönen ve içinde Müslüman kadınların da bulunduğu gemilerin Deybul açıklarında korsanlarca ele geçirilmesiydi; Haccac, Sind hükümdarından tutsakların geri verilmesini istemiş, olumlu bir cevap alamayınca sefer düzenlemişti. Tarihçiler, bu anlatının yanında, Sind'in Hint Okyanusu ticaretindeki öneminin de seferin nedenleri arasında olabileceğini düşünür.
Gelişme — boğazdan Semerkant'a
711'de Tarık b. Ziyad, Kuzey Afrika'dan boğazı geçti. Belâzürî'ye göre, boğazın karşı yakasındaki bir yerel komutan, gemileriyle Tarık'ın ordusunu karşıya taşımayı kabul etmişti. İber Yarımadası o sırada, iç çekişmelerle zayıflamış bir Vizigot krallığı tarafından yönetiliyordu. Tarık, Vizigot kralının ordusunu yendi ve krallığın başkenti Tuleytula'ya, bugünkü Toledo'ya kadar ilerledi.
Birkaç yıl içinde yarımadanın büyük bölümü Müslümanların eline geçti; yalnızca kuzeydeki dağlık bölgeler bağımsız kaldı. Pek çok kent, sulh yoluyla teslim oldu. Kaynaklar, bazı kentlerde Yahudi toplulukların, Vizigot yönetimi döneminde gördükleri baskı nedeniyle yeni gelenlere yardım ettiğini de aktarır; fethedilen kentlerin korunması zaman zaman bu topluluklara bırakıldı. Güneydoğudaki bir bölgenin yöneticisi Teodemir ile yapılan ve metni sonraki Arap yazarlarınca korunan bir antlaşma, halkın canının, malının ve kiliselerinin korunmasını, karşılığında her yıl belirli bir miktar para ve ürün verilmesini öngörüyordu.
Doğuda, Kuteybe b. Müslim, 705'ten 715'e kadar süren seferlerle Buhara'yı, Semerkant'ı ve Harezm'i ele geçirdi. Bu bölge, Soğdlu tüccarların yönettiği zengin ticaret kentlerinden oluşuyordu; kentlerin her birinin kendi hükümdarı vardı. Kuteybe, kimi kentleri antlaşmayla, kimilerini savaşla aldı; Semerkant'ta bir cami yaptırdı ve kentte bir Müslüman topluluğu yerleştirdi.
Dönüş noktası — İndus'un kıyısında
Güneydoğuda, Muhammed b. Kasım 711'de Sind'in kıyısındaki liman kenti Deybul'u aldı. Ardından, Sind'in Brahman kökenli hükümdarı Dahir'in ordusunu yendi; Dahir bu savaşta öldü. Belâzürî, bu seferde bazı kentlerin savaşla, bazılarının ise antlaşmayla alındığını ayrıntılı olarak aktarır ve savaşla alınan kentlerdeki kayıpların sayısı için birbirinden farklı rakamlar verir.
Muhammed b. Kasım'ın seferleri, Sind'de bir sorunla karşılaştı: burada yaşayan Budistler ve Hindular, İslam hukukunun o güne kadar tanıdığı «kitap ehli», yani Hıristiyanlar ve Yahudiler gibi değildi. Belâzürî'nin aktardığı bir rivayete göre, Muhammed b. Kasım bu sorunu, yerel tapınakları Hıristiyanların kiliseleri, Yahudilerin havraları ve Mecusilerin ateşgedeleriyle bir tutarak çözdü. Bu karar, bu dersin birincil kaynağıdır. Böylece Sind'in halkı da, dinini koruyarak vergi ödeyen «zimmet» ehli arasına alındı.
Ama genişlemenin de sınırları vardı. 715'te Velid'in ölümünden sonra, üç büyük komutanın her biri farklı biçimlerde gözden düştü. Batıda, Emevi orduları Pirene Dağları'nı aşarak Galya'ya girdi; ama 732'de Frank önderi Karl Martel tarafından Poitiers yakınlarında durduruldu. Doğuda, Maveraünnehir'deki Türk toplulukları, özellikle Türgişler, Emevi ordularına karşı uzun ve başarılı bir direniş gösterdi; Soğd kentlerinin bir bölümü de, fırsat bulduklarında Türklerle birlikte Arap yönetimine karşı ayaklandı. 740'ta Kuzey Afrika'da, Arap yöneticilerin kendilerine eşit davranmadığından yakınan Berberiler büyük bir ayaklanma başlattı.
Yaygın yanlış«Fethedilen topraklardaki halklar, fetihle birlikte hemen Müslüman oldu.»
Kaynaklar ve modern araştırmalar bunun tersini gösterir. Fetihler, yerel halkların çoğunun dinini değiştirmeden, antlaşmalarla ve vergiyle yeni yönetime bağlanmasıyla gerçekleşti. İber Yarımadası'nda, Maveraünnehir'de ve Sind'de İslam'a geçiş, yani ihtida, bölgeden bölgeye değişen bir hızla ilerledi ve çoğu yerde birkaç yüzyıl sürdü.
Cevap — merkez, komutan ve antlaşma
Atlas kıyısından Fergana'ya uzanan bu genişleme, üç etkenin birleşmesiyle mümkün oldu. Abdülmelik'in reformlarıyla güçlenen Emevi devleti, geniş topraklardan toplanan vergiyle büyük orduları besleyebiliyordu. Haccac ve Musa b. Nusayr gibi bölge yöneticileri, merkezden uzak cephelerde geniş yetkilerle hareket eden komutanlar görevlendirdi. Ve fetihler, çoğu zaman yerel halkın dinini ve düzenini koruyan antlaşmalarla yürüdü; yerel seçkinler için vergi ödeyip yerinde kalmak, uzun bir savaşı göze almaktan daha akılcı bir seçenek hâline geliyordu.
Uzak sınırlardaki ilişkiler, bu yüzden tek biçimli değildi. Semerkant'ın şikâyeti ve Sind'deki tapınak kararı, fetihçilerin, yerel halkları bir antlaşma düzeni içinde yönetmeye çalıştığını gösterir. Ama aynı kaynaklar, savaşla alınan kentleri, sürgünleri ve kayıpları da aktarır. Genişleme, sonunda, yeni topraklarda yeni bir düzenin kurulmasına ve yavaş ama derin bir din ve kültür değişimine yol açtı.
Bugünle bağ — üç yerin izi
Cebelitarık'ın adı, bugün de Tarık'ın boğazı geçtiği günü hatırlatır. İspanya'da Kurtuba'nın büyük camisi, sonraki yüzyıllarda katedrale dönüştürülmüş olsa da, bu dönemin mimari mirasının en ünlü örneklerinden biridir. Pakistan'da Sind, İslam'ın Güney Asya'ya ilk girdiği bölge olarak anılır; Özbekistan'da ise Semerkant ve Buhara, Orta Asya'nın İslam dünyasıyla buluştuğu kentler olarak bugün de ayaktadır.
Birincil kaynak
Dokuzuncu yüzyılda yazan Belâzürî, Muhammed b. Kasım'ın Sind'deki seferinin sonunda, Rur kentinin teslimini şöyle anlatır. Francis Clark Murgotten'in 1924 tarihli İngilizce çevirisinden:
Ar-Rur is as far as Muhammad advanced. It is one of the cities of as-Sind, and is on a mountain. He besieged its inhabitants some months, but finally reduced the city by capitulation, the terms being that he should not put anyone to death, nor interfere with their temples [budd]. He said, "The budd are like the churches of the Christians, the synagogues of the Jews, and the fire-temples of the Magians." He imposed the kharaj upon them in ar-Rur and built a mosque.
Türkçesi: Muhammed'in ilerlediği en uzak yer Rur'dur. Sind'in kentlerinden biridir ve bir dağın üzerindedir. Halkını aylarca kuşattı, sonunda kenti antlaşmayla aldı; şartlar, hiç kimseyi öldürmemesi ve tapınaklarına dokunmamasıydı. Şöyle dedi: «Bu tapınaklar, Hıristiyanların kiliseleri, Yahudilerin havraları ve Mecusilerin ateşgedeleri gibidir.» Rur'da onlara haraç koydu ve bir cami yaptırdı.
Kaynak: Belâzürî, Fütûhu'l-Büldân, «Haccac döneminin seferleri» bölümü; Francis Clark Murgotten (çev.), The Origins of the Islamic State, cilt II (New York: Columbia University, 1924), s. 221; Internet Archive. Türkçesi, Murgotten'in İngilizcesinden bizim.
- Antlaşmanın iki şartı nedir? Bu şartlar, Rur'un halkı için neyi güvence altına alıyordu?
- Muhammed b. Kasım, Sind'in tapınaklarını hangi dinlerin tapınaklarıyla karşılaştırıyor? Bu karşılaştırma, İslam hukukunun yeni karşılaştığı bir dinsel topluluğu nasıl sınıflandırdığını gösteriyor?
- Metin, aynı cümlede haraç konmasından ve bir cami yapılmasından söz ediyor. Bu iki bilgi, antlaşmanın iki taraf için ne anlama geldiği hakkında ne düşündürüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- H. A. R. Gibb (1923) — Orta Asya'daki Arap fetihlerini inceledi; Kuteybe'nin başarılarının, Soğd kentlerinin birbirine düşmanlığından ve Türk topluluklarının bölünmüşlüğünden yararlanmasına dayandığını, ama bölgenin kalıcı olarak ancak Emevilerden sonra, Abbasi döneminde bağlanabildiğini gösterdi.
- Richard Bulliet (1979) — İran'daki kişi adlarını ve soy kütüklerini sayısal yöntemlerle inceleyerek İslam'a geçişin hızını ölçmeye çalıştı; fethedilen halkların çoğunluğunun Müslüman olmasının iki üç yüzyıl sürdüğünü ve belirli bir eğri izlediğini ileri sürdü.
- Roger Collins (1989) — İber Yarımadası'nın fethini, Latin ve Arap kaynaklarını karşılaştırarak yeniden yazdı; Arap kaynaklarındaki fetih anlatılarının büyük ölçüde sonraki yüzyıllarda biçimlendiğini ve Vizigot krallığının çöküşünün iç nedenlerinin de göz önünde tutulması gerektiğini vurguladı.
- Manan Ahmed Asif (2016) — Sind'in fethini anlatan ve on üçüncü yüzyılda Farsça yazılan Çaçname'yi inceledi; bu metnin bir fetih kaydından çok, kendi çağının siyasal öğüt edebiyatına ait olduğunu ve Güney Asya'da İslam'ın başlangıcını bir «fetih» olarak anlatan modern yorumların bu metni yanlış okuduğunu savundu.
Bu tartışma, genişlemeyi anlamanın farklı ölçeklerini gösteriyor. Gibb ve Collins, belirli bir cephenin askerî ve siyasal koşullarına bakıyor. Bulliet, fethin ardından gelen yavaş din değişimini ölçmeye çalışıyor. Asif ise, fetih anlatılarının kendisinin sonraki yüzyıllarda nasıl yazıldığını ve bugün nasıl okunduğunu soruyor. Bu yaklaşımlar birlikte, fethin bir anlık bir olay değil, yüzyıllara yayılan bir süreç olduğunu hatırlatır.
Derine İn
Bu dönemin fetihlerini anlatan kaynakların çoğu, olaylardan bir buçuk yüzyıl ya da daha uzun bir süre sonra yazılmıştır. İber Yarımadası'nın fethi için en ayrıntılı Arap anlatıları, olaylardan çok sonra, Endülüs'te yazılmış eserlerde yer alır ve bu anlatılarda efsanevi öğeler de bulunur: fethin, bir Vizigot kontunun kızının onurunu intikam almak için Araplara yardım etmesiyle başladığı öyküsü bunlardan biridir. Buna karşılık, olaylara daha yakın bir tarihte, 754'te yazılmış Latince bir kronik de vardır; bu kronik, fethi Hıristiyan bir tanığın gözünden anlatır. Tarihçiler, bu iki tür kaynağı karşılaştırarak olayların daha güvenilir bir tablosunu kurmaya çalışır.
Sind cephesinde de kaynakların yaşı bir güçlük yaratır. Belâzürî'nin kısa anlatısının yanında, olaylar hakkındaki en ayrıntılı metin, on üçüncü yüzyılda Farsça yazılmış Çaçname'dir. Bu eser, uzun süre, fethin güvenilir bir kaydı olarak okundu. Ama Asif'in gösterdiği gibi, eser kendi çağının siyasal düşüncesini ve kaygılarını yansıtır. Bu yüzden Belâzürî'nin dokuzuncu yüzyıldaki kısa anlatısı, olaylara daha yakın bir tanıklık olarak özellikle değerlidir.
Maveraünnehir'deki fetihler üzerine araştırmalar, Soğdlu tüccar kentlerinin yerel belgelerinden de yararlanır. 1930'larda Tacikistan'daki Mug dağında bulunan Soğdça belgeler arasında, bu kentlerden birinin hükümdarının Arap ordularıyla ilişkilerini gösteren mektuplar vardır. Bu belgeler, fetihleri yerel hükümdarların gözünden görmeyi sağlayan ender kaynaklardır ve Arapça anlatıların sessiz kaldığı pek çok ayrıntıyı, özellikle yerel hükümdarların hesaplarını, gün ışığına çıkarır. Bu hükümdarların bir kısmı Araplarla antlaşma yapmayı, bir kısmı Türklerden ya da Çin'den yardım istemeyi denedi. Maveraünnehir'deki mücadele, bu yüzden yalnızca iki taraf arasında değil, pek çok yerel ve bölgesel güç arasında yaşandı.
İslam'a geçiş süreci de bölgeden bölgeye farklılık gösterdi. Kuzey Afrika'da Berberilerin önemli bir bölümü, fetihlerden kısa süre sonra İslam'ı kabul etti ve İber Yarımadası'nın fethinde de büyük rol oynadı. Ama Arap yöneticilerin onları eşit görmemesi, 740'taki büyük ayaklanmaya yol açtı. İber Yarımadası'nda Hıristiyan halkın büyük bölümü, uzun süre kendi dinini korudu; Arap kültürünü benimseyen bu Hıristiyanlara «Mozarap» dendi. Bulliet'nin yöntemi, bu farklı bölgelerdeki geçiş hızlarını karşılaştırmak için de kullanılmıştır.
Genişlemenin mali yanı da ayrıca incelenmeye değer. Uzak cephelerdeki seferler, Şam'daki hazineye büyük gelir getirdi; ama aynı zamanda büyük harcamalar da gerektirdi. Fethedilen kentlerden alınan yıllık vergiler ve ganimet, orduyu beslemeye ve komutanları ödüllendirmeye yarıyordu. Yeni Müslüman olan yerli halkın vergiden muaf tutulup tutulmayacağı sorusu, bu yüzden yalnızca dinsel değil, mali bir soruydu: ihtida edenlerin sayısı arttıkça hazinenin geliri azalabiliyordu. Kimi valilerin, Müslüman olanlardan da eski vergiyi almaya devam etmesi, bu çelişkinin sonucuydu ve önceki bölümde gördüğümüz mevali hoşnutsuzluğunu besledi. Horasan'da bu hoşnutsuzluk, birkaç on yıl sonra Emevi hanedanını yıkacak hareketin en önemli kaynaklarından biri olacaktı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Philip Khûri Hitti (çev.), The Origins of the Islamic State, cilt I (New York: Columbia University, 1916).
- Francis Clark Murgotten (çev.), The Origins of the Islamic State, cilt II (New York: Columbia University, 1924).
- H. A. R. Gibb, The Arab Conquests in Central Asia (Londra: Royal Asiatic Society, 1923).
- Richard W. Bulliet, Conversion to Islam in the Medieval Period: An Essay in Quantitative History (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1979).
- Roger Collins, The Arab Conquest of Spain, 710–797 (Oxford: Basil Blackwell, 1989).
- Manan Ahmed Asif, A Book of Conquest: The Chachnama and Muslim Origins in South Asia (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2016).
Arşiv ve kaynak
Belâzürî'nin iki ciltlik İngilizce çevirisinin 1916 ve 1924 basımları Internet Archive'da taranmış hâlde duruyor. Gibb'in 1923 tarihli çalışması da çevrimiçi okunabiliyor. 754 tarihli Latince kronik ve Çaçname'nin çevirileri yayımlanmıştır; Mug dağı Soğdça belgelerinin yayınları da araştırmacıların kullanımındadır.
Açık sorular
- Emevi genişlemesi merkezden planlanmış bir siyaset miydi, yoksa yerel komutanların girişimleriyle mi ilerledi?
- Fethedilen bölgelerde İslam'a geçişin hızını en çok ne belirledi: vergi düzeni mi, yerel seçkinlerin tutumu mu, yoksa ticaret ve kentleşme mi?
- Sind'in fethine dair geç kaynaklar, olayların kendisi hakkında ne ölçüde güvenilir bilgi verir?
Mini sınav
- (Hedef 1) 711'de Kuzey Afrika'dan boğazı geçerek İber Yarımadası'na giren komutan kimdir? A) Musa b. Nusayr B) Tarık b. Ziyad C) Kuteybe b. Müslim D) Muhammed b. Kasım
- (Hedef 1) Maveraünnehir'de Buhara'yı ve Semerkant'ı ele geçiren komutan kimdir? A) Haccac B) Muhammed b. Kasım C) Kuteybe b. Müslim D) Tarık b. Ziyad
- (Hedef 2) Rur antlaşmasını aktaran rivayete göre Muhammed b. Kasım, Sind'in tapınaklarını neyle bir tuttu? A) Kiliseler, havralar ve ateşgedelerle B) Camilerle C) Kalelerle D) Saraylarla
- (Hedef 2) Semerkant halkı, II. Ömer döneminde kime şikâyette bulundu ve sonuç ne oldu? A) Haccac'a; kent yıkıldı B) Musa'ya; halk göç etti C) Tarık'a; cami kapatıldı D) Halifeye; atanan kadının kararına rağmen halk Müslümanların kalmasına razı oldu
- (Hedef 3) İran'da İslam'a geçişin hızını kişi adları ve soy kütükleriyle ölçmeye çalışan tarihçi kimdir? A) Richard Bulliet B) H. A. R. Gibb C) Roger Collins D) Manan Ahmed Asif
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Emevi orduları bu kadar uzak sınırlara nasıl ulaştı, ve oradaki halklarla nasıl bir ilişki kurdu?» sorusunu tartış. Cevabında Tarık'ın geçişini ve Musa'nın mektubunu, Semerkant'ın şikâyetini ve Rur antlaşmasını kullan; Bulliet ile Asif'in ya da Gibb ile Collins'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Boğazı geçen Tarık b. Ziyad'dır.
- C — Buhara ve Semerkant'ı Kuteybe b. Müslim aldı.
- A — Tapınakları kiliseler, havralar ve ateşgedelerle bir tuttu.
- D — Kadı çıkarılmalarına hükmetti, ama halk Müslümanların kalmasına razı oldu.
- A — Bu yöntem Richard Bulliet'ye aittir.
Kapsamlı bir cevap, Emevi genişlemesinin güçlü bir merkezin vergi gelirine, geniş yetkili bölge yöneticilerine ve uzak cephelerde girişimci komutanlara dayandığını açıklar. Musa'nın Tarık'a yazdığı mektubu, yerel girişim ile merkez arasındaki gerilimin bir örneği olarak kullanır. Semerkant'ın şikâyetini ve Rur antlaşmasını, fetihçilerin yerel halkları antlaşma düzeni içinde yönetme çabasına örnek olarak ele alır. İyi bir cevap, fethin ardından gelen din değişiminin yavaşlığını ve fetih anlatılarının sonradan biçimlenmiş olabileceğini tartışarak tarihçilerin yaklaşımlarını değerlendirir.
Sonraki bölüme köprü
Maveraünnehir'deki mücadele, Emevilerin çöküşünden sonra da sürdü. 751'de, Fergana vadisinin kuzeyindeki Talas ırmağı kıyısında, Abbasi ordusu ile Çin'in Tang hanedanının ordusu karşı karşıya geldi. Bu, İslam dünyası ile Çin arasındaki ilk ve tek büyük çatışmaydı. Sonraki bölüm bu savaşı ve ona bağlanan bir öyküyü ele alıyor: Talas'ta ne oldu, ve kâğıt yapımının Çin'den İslam dünyasına geçişi bu savaşla gerçekten ilişkili miydi?