Öğrenme hedefleri
- İslam kaynaklarının anlatımıyla 656'da Hz. Ali'ye biat edilmesinden 661'deki ölümüne kadar olayları sıralayabileceksin.
- Cemel ve Sıffin çatışmalarının, hakem olayının ve Haricîlerin ortaya çıkışının nedenlerini, kaynaklardan örneklerle açıklayabileceksin.
- Bu dönemin Sünni ve Şii geleneklerde nasıl farklı hatırlandığını ve tarihçilerin bu döneme dair yorumlarını değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — mızrak uçlarında sayfalar
657 yazında, Fırat ırmağının batı kıyısında, Sıffin denen ovada iki büyük ordu karşı karşıyaydı. Bir yanda Kufe'den gelen halife Hz. Ali'nin ordusu, öbür yanda Suriye valisi Muaviye'nin ordusu vardı. Çarpışmalar günlerce sürmüştü. Suyûtî'nin özetinde, bir sabah Suriye ordusunun askerleri, Kur'an sayfalarını mızraklarının uçlarına takıp havaya kaldırdı: anlaşmazlığın, kılıçla değil, Kur'an'ın hükmüyle çözülmesini istiyorlardı.
Bu hareket, Ali'nin ordusunda derin bir bölünmeye yol açtı. Kimileri savaşın sürmesini istedi, kimileri bu çağrıya uyulmasını. Sonunda iki taraf, anlaşmazlığı iki hakeme bırakmaya karar verdi. Ama bu karar, sorunu çözmek yerine yeni bir ayrılık doğurdu. Bu bölümün sorusu şu: Peygamber'in en yakın arkadaşları ve akrabaları, onun ölümünden yalnızca yirmi dört yıl sonra nasıl birbirine karşı savaşır duruma geldi, ve bu savaşlar topluluğu nasıl böldü?
Bağlam — kanlı bir ölümün ardından
Önceki bölümde gördüğümüz gibi, Hz. Osman 656'da Medine'de, hoşnut olmayan grupların kuşatması sırasında öldürülmüştü. Bu olay, topluluğu ağır bir bunalıma soktu. Kaynaklara göre, Osman'ın ölümünün ertesi günü Medine'de bulunan sahabenin önemli bir bölümü, Ebu Talib'in oğlu ve Hz. Fatıma'nın eşi Hz. Ali'yi halife olarak tanıdı. Kaynaklar, Ali'nin bu görevi başlangıçta kabul etmekte isteksiz davrandığını, ama kentte düzenin bozulmasından kaygılanarak sonunda razı olduğunu da aktarır. Medine'deki biata katılmayan ya da ondan uzak duran sahabeler de vardı; bu kişilerin bir bölümü, iç savaş boyunca hiçbir tarafa katılmadı.
Ali'nin karşılaştığı temel sorun, Osman'ın öldürülmesinin hesabıydı. Osman'ı kuşatan grupların bir bölümü, Ali'nin ordusunun içindeydi. Muhalifler, Ali'nin bu kişileri cezalandırmasını istiyordu; Ali ise, önce topluluğun birliğinin sağlanması ve düzenin kurulması gerektiğini düşünüyordu. Kaynaklar, bu konudaki anlaşmazlığı farklı biçimlerde anlatır; ama hemen hepsi, iç savaşın bu soru etrafında başladığını kabul eder.
Gelişme — Cemel ve Sıffin
656'nın sonunda, Ali'nin ordusu ile Hz. Ayşe, Talha ve Zübeyr'in önderliğindeki güç, Basra yakınlarında karşılaştı. Kaynaklar, iki taraf arasında son ana kadar uzlaşma görüşmeleri yapıldığını anlatır. Ama çatışma çıktı ve Ali'nin ordusunun üstünlüğüyle sonuçlandı. Talha ve Zübeyr bu çatışmada öldü. Hz. Ayşe'nin, çarpışma sırasında bir devenin üzerindeki mahfeden savaşı izlediği anlatıldığı için bu olay «Cemel», yani «Deve Savaşı» diye anılır. Ali, Ayşe'yi saygıyla Medine'ye geri gönderdi. Suyûtî, bu çatışmada ölenlerin sayısını on üç bin olarak verir; ama bu sayı, erken kaynaklardaki pek çok rakam gibi temkinle karşılanmalıdır.
Cemel'den sonra Ali, halifeliğin merkezini Medine'den Irak'taki Kufe'ye taşıdı. Bu karar önemliydi: Kufe, önceki bölümlerde gördüğümüz ordugâh kentlerinden biriydi ve Ali'nin en güçlü desteği buradan geliyordu. Ama Suriye'de, Osman'ın akrabası olan vali Muaviye, Ali'ye biat etmedi ve Osman'ın kanının hesabı sorulana kadar onu halife olarak tanımayacağını bildirdi.
657'de iki ordu, Fırat'ın kıyısındaki Sıffin'de karşılaştı. Kaynaklar, çarpışmaların haftalarca süren ara ara savaşlar ve görüşmelerle geçtiğini anlatır. Çatışmanın sonuna doğru, Kanca'da gördüğümüz gibi Suriye ordusu Kur'an sayfalarını mızraklara taktı. Ali'nin ordusundaki pek çok kişi, özellikle Kur'an okuyucuları olarak bilinen kesim, bu çağrıya uyulmasını istedi. Ali, anlaşmazlığın iki hakeme bırakılmasını kabul etti.
Dönüş noktası — hakemler ve Haricîler
Anlaşmazlığın hakemlere bırakılmasına İslam tarih yazımında tahkim denir. Ali'nin tarafını Ebu Musa el-Eşari, Muaviye'nin tarafını Amr b. As temsil edecekti. İki taraf, hakemlerin Kur'an'a ve Peygamber'in yoluna göre karar vermesini öngören bir belge yazdı. Ama bu belgenin imzalanması, Ali'nin ordusunda yeni bir bölünmeye yol açtı. Daha önce hakem önerisini destekleyenlerin bir bölümü, şimdi görüşünü değiştirip bir insan hakeme başvurulmasını reddetti. Onların sloganı şuydu: «Hüküm yalnızca Tanrı'nındır.»
Bu grup, Ali'nin ordusundan ayrılıp Kufe yakınlarındaki Harura köyünde toplandı. İslam tarih yazımı onlara, «çıkanlar» anlamına gelen «Haricîler» adını verdi. Kaynaklara göre Ali, onlarla tartışması için amcaoğlu İbn Abbas'ı gönderdi ve pek çoğu geri döndü. Ama bir bölümü direnişini sürdürdü ve Nehrevan'da toplandı. 658'de Ali'nin ordusu Nehrevan'da onlarla çarpıştı ve onları ağır bir yenilgiye uğrattı.
Hakemlerin kendisi ise, kaynaklara göre Ezruh denen yerde buluştu. Anlatılar, bu buluşmanın sonucunu farklı biçimlerde aktarır; ama çoğuna göre toplantı, Ali'nin tarafı açısından bir hayal kırıklığıyla sonuçlandı ve Muaviye'nin konumu güçlendi. Bundan sonra Muaviye, Suriye'de halife olarak biat almaya başladı. Topluluk artık üç parçaya bölünmüştü: Kufe'de Ali'yi destekleyenler, Şam'da Muaviye'yi destekleyenler ve her ikisini de reddeden Haricîler.
661'in ramazan ayında, Haricîlerden İbn Mülcem, Kufe'deki mescitte Ali'yi yaraladı; Ali birkaç gün sonra öldü. Kaynaklara göre aynı gece Muaviye'ye ve Amr b. As'a da suikast girişimleri düzenlenmiş, ama bunlar başarısız olmuştu. Ali'nin ölümünden sonra oğlu Hasan, Kufe'de kısa bir süre halife olarak tanındı. Ama Muaviye'nin ordusu karşısında kendi taraftarları arasında da bölünmeler yaşandı. Hasan, sonunda Muaviye ile bir antlaşma yaparak halifelikten çekildi. Sünni gelenek, Hasan'ın bu kararını, topluluğun kanının dökülmesini önleyen bir fedakârlık olarak anar; bu yüzden 661 yılı, «birlik yılı» anlamında «Âmü'l-Cemâa» diye anılır. Şii gelenek ise Hasan'ı ikinci imam sayar ve onun çekilmesini, zor koşullar altında yapılmış bir antlaşma olarak değerlendirir.
Yaygın yanlış«Birinci Fitne, yalnızca Sünniler ile Şiiler arasında çıkmış bir mezhep savaşıydı.»
Bu dönemde henüz Sünnilik ve Şiilik, bugünkü anlamda ayrı mezhepler olarak oluşmamıştı. Çatışmalar, halifeliğin kime ait olduğu, Osman'ın öldürülmesinin hesabının nasıl sorulacağı ve kabileler ile kentler arasındaki güç dengeleri üzerine yaşandı. Sonraki yüzyıllarda iki büyük geleneğin kimliği, büyük ölçüde bu dönemin olaylarının nasıl hatırlandığı üzerinden biçimlendi.
Cevap — bir soru etrafında üç yol
Peygamber'in yakın arkadaşları, halifeliğin kime ait olduğu ve Osman'ın öldürülmesinin hesabının nasıl sorulacağı konusunda anlaşamadıkları için birbirine karşı savaştı. Her taraf, kendi tutumunu dinsel bir ilkeye dayandırıyordu: Ali, topluluğun biat ettiği meşru halife olarak düzeni kurmak istiyordu; muhalifler, Osman'ın kanının hesabının sorulmasını dinsel bir yükümlülük sayıyordu. Kabileler arası eski rekabetler, Irak ile Suriye arasındaki güç dengesi ve ordugâh kentlerindeki hoşnutsuzluk, bu anlaşmazlığı büyüttü.
Savaşlar, topluluğu üç yola ayırdı. Muaviye'nin çevresinde toplananlar, sonraki yüzyılda Emevi hanedanını kuracaktı. Ali'yi destekleyenlerin, «Ali'nin taraftarları» anlamına gelen «şîa»sı, zamanla ayrı bir geleneğe dönüşecekti. Haricîler ise, hiçbir önderi meşru saymayan küçük ama etkili bir hareket olarak sürdü. Bu üç yol, sonraki bölümde göreceğimiz olaylarla birlikte, İslam dünyasının dinsel haritasını yüzyıllar boyunca belirleyecekti.
Bugünle bağ — Necef ve Umman
Bugün Irak'ın Necef kentinde, Hz. Ali'nin türbesi olarak bilinen yapı, Şii Müslümanların en önemli ziyaret yerlerinden biridir. Haricî hareketinden doğan kolların bugün yaşayan tek büyük kolu İbadiler ise, özellikle Umman'da yaşar; İbadi bilginler, kendilerini erken dönemin aşırı Haricî gruplarından açıkça ayırır. Sünni dünyada ise sahabeyi kınamama ilkesi, bu dönemin nasıl anlatılacağı konusunda bugün de belirleyici bir yer tutar.
Birincil kaynak
On beşinci yüzyılda yazan Suyûtî, Târîhu'l-Hulefâ'da Sıffin'i ve hakem olayını birkaç cümlede özetler; Jarrett'in 1881 çevirisinden:
The engagement lasted for days, and the men of Syria lifted up the Kurans on the points of their lances demanding their rights therein contained, a stratagem of A'mr-b-u'l Aas. The people were thus loth to fight and clamoured together for a reconciliation, and they appointed two arbitrators. […] Then there arose against him schismatics from among his companions and those that were with him, and they said, "judgment belongeth only to God," and they encamped at Harura. A'li sent to them Ibn A'bbas, and he contended with them and convinced them by argument, and a large body of them returned.
Türkçesi: Çarpışma günlerce sürdü; Suriyeliler, Amr b. As'ın bir hilesiyle, Kur'an'ları mızraklarının uçlarına kaldırıp içindeki haklarını istediler. İnsanlar böylece savaşmaktan çekindi, barış için yaygara kopardı ve iki hakem atadılar. […] Sonra onun adamları ve yanındakiler arasından ayrılıkçılar çıktı; «Hüküm yalnızca Tanrı'nındır» dediler ve Harura'da konakladılar. Ali onlara İbn Abbas'ı gönderdi; o da onlarla tartışıp onları kanıtla ikna etti ve büyük bir bölümü geri döndü.
Kaynak: Suyûtî, Târîhu'l-Hulefâ, «Ali» bölümü; H. S. Jarrett (çev.), History of the Caliphs (Kalküta: Asiatic Society, 1881), s. 177; Internet Archive. Türkçesi, Jarrett'in İngilizcesinden bizim.
- Suyûtî, Kur'an'ların mızraklara takılmasını «Amr b. As'ın bir hilesi» olarak niteliyor. Bu nitelendirme, yazarın bu olaya bakışı hakkında ne söylüyor? Aynı olay başka bir bakış açısından nasıl anlatılabilirdi?
- «Hüküm yalnızca Tanrı'nındır» sloganı, hakem olayına nasıl bir itirazı dile getiriyor?
- Ali'nin Haricîlere önce bir tartışmacı göndermesi, bu dönemde anlaşmazlıkların nasıl çözülmeye çalışıldığı hakkında ne düşündürüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Erling Ladewig Petersen (1964) — Ali ile Muaviye'ye dair erken Arap anlatılarını karşılaştırdı; bu anlatıların, sonraki yüzyıllarda farklı siyasal ve dinsel grupların kendi tutumlarını meşrulaştırma çabalarıyla biçimlendiğini ve olaylardan çok onları anlatanların kaygılarını yansıttığını gösterdi.
- Martin Hinds (1971) — Kufe'deki siyasal kümelenmeleri inceledi; fetihlerde erken yer almış ve ayrıcalıklarını yitirmekten korkan eski yerleşimciler ile sonradan gelen kabile önderleri arasındaki gerilimin, Ali'nin desteğinin ve Haricî hareketinin arka planını oluşturduğunu ileri sürdü.
- Hichem Djaït (1989) — Tunuslu tarihçi, Birinci Fitne'yi din ve siyasetin iç içe geçtiği bir kriz olarak ele aldı; olayları, erken İslam toplumunun kabile yapısı, bölgesel çıkarlar ve meşruiyet anlayışları bağlamında yeniden yorumladı.
- Jeffrey Kenney (2006) — «Haricî» adının modern Mısır'da siyasal şiddete başvuran grupları anlatmak için nasıl kullanıldığını inceledi; bir tarihsel kavramın, yüzyıllar sonra güncel tartışmalarda bir etiket olarak nasıl yeniden işlev kazandığını gösterdi.
Bu tartışma, Birinci Fitne'yi anlamanın farklı katmanlarını gösteriyor. Petersen, bu döneme dair anlatıların kendisinin bir tarih taşıdığını hatırlatıyor. Hinds, olayların arkasındaki toplumsal ve ekonomik gerilimlere bakıyor. Djaït, dinsel ve siyasal boyutları bir arada ele alıyor. Kenney ise, bu dönemin kavramlarının günümüze kadar nasıl taşındığını soruyor. Öğrenci için önemli olan, bu döneme dair her anlatının, kendi yazarının ve çağının bakışını da taşıdığını fark edebilmek ve bu bakışı anlatının içeriğinden ayırabilmektir.
Derine İn
Birinci Fitne'nin tarihini yazmak, erken İslam tarihinin en güç işlerinden biridir. Bu döneme dair anlatıların neredeyse tamamı, olaylardan bir buçuk yüzyıl kadar sonra, Abbasi döneminde yazıya geçirilmiştir. Bu anlatıların yazarları, kendi çağlarının Sünni, Şii, Emevi yanlısı ya da Abbasi yanlısı tartışmaları içinde yaşıyordu. Aynı olay, bir anlatıda Ali'nin haklılığını, bir başkasında Muaviye'nin gerekçelerini, bir üçüncüsünde ise her iki tarafın da hatasını vurgulayacak biçimde aktarılabilir. Suyûtî'nin Kur'an'ların mızraklara takılmasını «hile» olarak nitelemesi de, sonraki bir yazarın değerlendirmesini yansıtır.
Kaynakların önemli bir bölümü, Kufeli bir tarihçi olan Ebu Mihnef'in derlemelerine dayanır. Ebu Mihnef'in eserleri bugüne tam olarak ulaşmamıştır; ama Taberî gibi sonraki tarihçiler, onun anlatılarını geniş ölçüde aktarmıştır. Ebu Mihnef'in Irak kökenli ve Ali yanlısı bir bakış taşıdığı düşünülür. Suriye kökenli anlatılar ise daha az korunmuştur. Bu dengesizlik, tarihçilerin Muaviye'nin tarafının gerekçelerini anlamasını güçleştirir. Bu yüzden bazı araştırmacılar, Suriye'deki Emevi dönemi yazıtlarını ve Bizans ile Süryani kaynaklarındaki kısa kayıtları da bu tabloyu dengelemek için kullanır.
Sünni geleneğin bu döneme yaklaşımı ayrıca dikkat çekicidir. Sünni bilginler, zamanla, sahabenin hepsinin saygıyı hak ettiği ve aralarındaki savaşların, her birinin kendi ictihadına, yani dinsel yargısına göre davrandığı anlaşmazlıklar olduğu görüşünü geliştirdi. Bu görüşe göre, doğru ictihad eden iki sevap, yanılan ise bir sevap alırdı. Bu yaklaşım, topluluğun birliğini korumak ve geçmişin acı olaylarını gelecek kuşaklar için bir bölünme kaynağı olmaktan çıkarmak amacını taşıyordu. Şii gelenek ise, Ali'nin Peygamber'in belirlediği meşru imam olduğunu ve ona karşı savaşanların büyük bir hata işlediğini savunur.
Haricîlerin tarihi de ayrıca incelenmeye değer. Haricîler, yalnızca bir isyan hareketi değil, meşru önderliğin soy ya da kabileyle değil, dindarlık ve adaletle belirlenmesi gerektiğini savunan bir düşünce akımıydı. Onlara göre, adaletten sapan bir önder, kim olursa olsun görevden alınmalıydı. Bu düşüncenin aşırı kolları, kendilerinden olmayan Müslümanları dinden çıkmış saydı ve şiddete başvurdu. Ama İbadiler gibi daha ılımlı kollar, bu aşırılığı reddederek kendi topluluklarını kurdu. Haricîlik üzerine yapılan araştırmalar, bu hareketin tek biçimli olmadığını ve farklı kollarının birbirinden çok farklı yollar izlediğini gösterir.
Hakem belgesinin kendisi de tarihçilerin ilgisini çekmiştir. Taberî ve Nasr b. Müzâhim, belgenin metnini farklı biçimlerde aktarır. Bu metinlerde Ali'nin «inananların emiri» unvanının belgeden çıkarılması tartışması gibi ayrıntılar yer alır: Muaviye'nin temsilcileri, Ali'yi halife olarak tanımadıkları için bu unvanın yazılmasına itiraz etmiş, Ali de sonunda unvanın silinmesini kabul etmiştir. Kaynaklar, Ali'nin bu olayı Hudeybiye'de Peygamber'in adının yanındaki unvanın silinmesine benzettiğini aktarır. Bu ayrıntının tarihsel doğruluğu ne olursa olsun, sonraki anlatıcıların Ali'nin durumunu Peygamber'in hayatındaki bir olayla bağdaştırarak anlamlandırmaya çalıştığını gösterir. Tarihçiler için bu, geç anlatıların olayları nasıl önceki örneklerle ilişkilendirerek biçimlendirdiğine dair bir örnektir.
Uzman Notu
Temel literatür
- H. S. Jarrett (çev.), History of the Caliphs by Jalálu'ddín a's Suyúti (Kalküta: Asiatic Society, 1881).
- Erling Ladewig Petersen, 'Alī and Mu'āwiya in Early Arabic Tradition (Kopenhag: Munksgaard, 1964).
- Martin Hinds, «Kûfan Political Alignments and their Background in the Mid-Seventh Century A.D.», International Journal of Middle East Studies 2 (1971), 346–367.
- Hichem Djaït, La Grande Discorde: religion et politique dans l'Islam des origines (Paris: Gallimard, 1989).
- Jeffrey T. Kenney, Muslim Rebels: Kharijites and the Politics of Extremism in Egypt (New York: Oxford University Press, 2006).
- J. M. Rodwell (çev.), The Koran (Londra: Williams and Norgate, 1861).
Arşiv ve kaynak
Jarrett'in Suyûtî çevirisi ve Rodwell'in Kur'an çevirisi çevrimiçi olarak okunabiliyor. Cemel, Sıffin ve hakem olayını en geniş biçimde aktaran metinler arasında Taberî'nin büyük tarihi ile Nasr b. Müzâhim'in Vak'atü Sıffin adlı eseri başta gelir. Djaït'nin kitabı Türkçeye «Büyük Fitne» adıyla çevrilmiştir.
Açık sorular
- Hakemlerin Ezruh'ta verdiği karar tam olarak neydi, ve kaynaklardaki farklı anlatımlar nasıl açıklanabilir?
- Haricî hareketinin doğuşunda dinsel ilkeler mi, yoksa Kufe'deki toplumsal gerilimler mi daha belirleyiciydi?
- Suriye kökenli anlatıların azlığı, bu döneme dair bilgilerimizi nasıl etkiliyor?
Mini sınav
- (Hedef 1) Hz. Ayşe, Talha ve Zübeyr'in Ali'ye karşı yer aldığı 656 çatışması hangisidir? A) Sıffin B) Nehrevan C) Cemel D) Harura
- (Hedef 1) Cemel'den sonra Ali halifeliğin merkezini hangi kente taşıdı? A) Kufe B) Basra C) Şam D) Mekke
- (Hedef 2) Sıffin'de Ali'nin tarafını temsil eden hakem kimdir? A) Amr b. As B) Talha C) İbn Abbas D) Ebu Musa el-Eşari
- (Hedef 2) «Hüküm yalnızca Tanrı'nındır» diyerek hakem olayını reddeden grup hangisidir? A) Emeviler B) Haricîler C) Ensar D) Muhacirler
- (Hedef 3) Ali ve Muaviye'ye dair erken anlatıların sonraki grupların kaygılarıyla biçimlendiğini gösteren tarihçi kimdir? A) Jeffrey Kenney B) Martin Hinds C) Hichem Djaït D) Erling Ladewig Petersen
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Birinci Fitne neden çıktı, ve topluluğu nasıl böldü?» sorusunu tartış. Cevabında Ali'ye verilen biatı, Osman'ın kanının hesabı sorusunu, Sıffin'deki hakem olayını ve Haricîlerin ortaya çıkışını kullan; Petersen, Hinds ve Djaït'den ikisinin yaklaşımlarını karşılaştır ve dönemin Sünni ve Şii geleneklerde nasıl hatırlandığını değerlendir.
Cevaplar
- C — Bu çatışma Cemel'dir.
- A — Ali merkezi Kufe'ye taşıdı.
- D — Ali'nin hakemi Ebu Musa el-Eşari'ydi.
- B — Hakemi reddedenler Haricîlerdir.
- D — Bu görüş Erling Ladewig Petersen'e aittir.
Kapsamlı bir cevap, Osman'ın öldürülmesinin ardından Ali'ye verilen biatın herkesçe aynı gönüllülükle kabul edilmediğini ve Osman'ın kanının hesabının sorulması isteğinin muhalefetin ana gerekçesi olduğunu açıklar. Cemel ve Sıffin çatışmalarını, hakem olayının Ali'nin ordusunda yarattığı bölünmeyi ve Haricîlerin «Hüküm yalnızca Tanrı'nındır» sloganıyla ayrılışını anlatır. Topluluğun Muaviye'yi destekleyenler, Ali'yi destekleyenler ve Haricîler olarak üçe bölündüğünü belirtir. İyi bir cevap, kaynakların sonraki kuşakların bakışını yansıttığını kabul eder, Sünni geleneğin sahabeyi kınamama ilkesini ve Şii geleneğin Ali'nin meşruluğuna yaptığı vurguyu dengeli biçimde aktarır.
Sonraki bölüme köprü
Ali'nin ölümünden ve Hasan'ın çekilmesinden sonra Muaviye, Şam'dan yönettiği yeni bir hanedanın, Emevilerin kurucusu oldu. 680'de Muaviye'nin ölümüyle yerine oğlu Yezid geçti. Ali'nin öbür oğlu Hz. Hüseyin, Yezid'e biat etmeyi reddetti ve Kufe'den gelen çağrılar üzerine Irak'a doğru yola çıktı. Sonraki bölüm, Fırat kıyısındaki Kerbela'da yaşanan olayları ve bu olayların Sünni ve Şii geleneklerin birbirinden ayrılmasındaki rolünü ele alıyor: bir kuşatma, iki büyük geleneğin belleğinde neden bu kadar derin bir iz bıraktı?