İçeriğe geç

Bölüm DT-114.04 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Hicret neden bir dönüm noktası?

DT-114 İslam Tarihi I: Doğuş ve İlk Halifelik

3.046 kelime · yaklaşık 14 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Dönem
617–639
Bölge
Arabistan
Tema
Din · Siyaset · Toplum
Kişiler
Hz. Muhammed · Hz. Ebubekir · Hz. Ali · Hz. Ömer · Esad b. Zürare · Abdullah b. Übeyy · Biruni · Julius Wellhausen · Patricia Crone · Andreas Görke · Gregor Schoeler · Stephen Shoemaker
Yerler
Mekke · Yesrib · Medine · Sevr · Kuba · Akabe
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • İslam geleneğinin anlatımıyla Akabe buluşmalarından Kuba'ya varışa kadar hicretin aşamalarını sıralayabileceksin.
  • Yesrib'in hicretten önceki iç durumunu ve bu durumun göçü neden mümkün kıldığını, kaynaklardan örneklerle açıklayabileceksin.
  • Hicretin neden bir takvim başlangıcı seçildiğini ve «hicret» kavramının sonraki kuşaklarda nasıl anlam değiştirdiğini tarihçilerin görüşleriyle değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — tarihsiz bir mektup

Harezmli bilgin Biruni, yaklaşık 1000 yılında, hicretten on yedi yıl kadar sonra yaşanmış bir sıkıntıyı iki rivayetle aktarır. Birine göre, halife Hz. Ömer'in önüne «şaban ayında» ödenecek bir borç senedi getirildi; Ömer sordu: hangi şaban, içinde bulunduğumuz mu, gelecek yılınki mi? Öbürüne göre, valilerinden Ebu Musa el-Eşari ona bir yakınma yazdı: halifeden gelen mektuplarda tarih yoktu. Biruni'nin anlatısında Hz. Ömer, bu sorunu çözmek için Peygamber'in arkadaşlarını topladı. Kimi, Rumların kullandığı İskender takvimini önerdi; kimi, Pers krallarının takvimini. Sonunda başka bir başlangıç noktası üzerinde anlaşıldı: ne Hz. Muhammed'in doğumu, ne ilk vahiy, ne de onun ölümü; Müslümanların Mekke'yi bırakıp Yesrib'e göçü.

Bu seçim ilk bakışta tuhaf görünebilir. Bir inanç topluluğu, zamanı neden bir yolculuktan saymaya karar verir? Bu bölümün sorusu şu: 622'de Mekke'den Yesrib'e göç, yani hicret, neden İslam tarihini ikiye bölen bir eşik olarak görüldü? Bunun için önce göçün hedefi olan kenti, sonra göçün kendisini, en sonda da o göçün sonraki kuşakların belleğinde nasıl bir anlam kazandığını inceleyeceğiz.

Bağlam — barış bulamayan bir vaha

Yesrib, Mekke'nin yaklaşık dört yüz kilometre kuzeyinde, iki kara lav tarlasının arasında uzanan geniş ve sulak bir vahaydı. Mekke'nin çorak vadisinin tersine, burada hurmalıklar, bahçeler ve tarlalar vardı. Vahada tek bir kent değil, birbirinden bahçelerle ayrılmış, her biri kendi kulesine sığınan köyler ve mahalleler bulunuyordu.

Vahanın nüfusu karışıktı. Bir yanda Evs ve Hazreç adlı iki büyük Arap kabilesi, öbür yanda Kaynuka, Nadir ve Kurayza gibi Yahudi kabileleri yaşıyordu. Bu toplulukların hepsi birbirine antlaşmalarla ve himaye bağlarıyla bağlıydı; ama bu bağlar, vahayı yöneten ortak bir otorite yaratmıyordu. Evs ile Hazreç arasında kuşaklar boyu süren bir kan davası vardı. Geleneğin aktardığına göre, 617 dolaylarında Buas denen yerde yapılan kanlı bir çarpışma bile bu kavgayı bitirmedi.

Alman tarihçi Julius Wellhausen, 1889'da Yesrib'in İslam'dan önceki tarihini incelediği çalışmasında, bu durumu çarpıcı biçimde anlatır. Ona göre Buas'tan sonra ne bir barış yapıldı ne de kan bedeli ödendi; eski önderlerin çoğu ölmüş, yerlerine sözü daha az dinlenen gençler geçmişti.

Wellhausen, bir dipnotta da geleneğin bir anlatısına kuşkuyla yaklaşır: Hz. Muhammed gelmeden hemen önce Hazreç'ten Abdullah b. Übeyy'in iki kabilenin ortak kralı olarak taç giymek üzere olduğu anlatısı. Wellhausen, vahada bir krala «inkâr edilemez bir ihtiyaç» bulunduğunu kabul eder; ama iki kabilenin birbirine düşmanlığı yüzünden hiçbirinin öbürünün adayını tanımayacağını, bu yüzden anlatının inandırıcı olmadığını söyler. Tarihçiler için buradan çıkan sonuç açıktır: Yesrib'in Arap kabileleri, kendi içlerinden birinin üstünlüğünü kabul edemiyordu. Dışarıdan gelen, hiçbir kabileye borçlu olmayan birinin hakemliği, bu kilitlenmeyi açabilirdi.

Gelişme — Akabe'den Sevr mağarasına

Önceki bölümde gördüğümüz gibi, İslam geleneğine göre 620 dolaylarında, hac için gelen birkaç Yesribli, Hz. Muhammed'in çağrısını kabul etti. Ertesi yıl, Mina ile Mekke arasındaki Akabe denen yerde, on iki kişilik bir grup ona bağlılık sözü verdi. Geleneğe göre, bu kişilerle birlikte Kur'an'ı öğretmesi için Yesrib'e Mus'ab b. Umeyr gönderildi ve çağrı vahada hızla yayıldı. 622'deki hac mevsiminde ise, yetmişi aşkın erkek ve iki kadından oluşan daha büyük bir grup, yine Akabe'de gece gizlice buluştu. Bu kez yalnızca inanç değil, koruma da söz konusuydu: Yesribliler, Hz. Muhammed'i kendi yakınlarını korudukları gibi koruyacaklarına söz verdiler. Bu sözleşme, Akabe biatı olarak anılır.

Akabe biatının hemen ardından, 622 yazında, Mekke'nin Müslümanları ikişer üçer, çoğu zaman gizlice, kuzeye doğru yola çıkmaya başladı. Bu göç, kolay bir karar değildi. Göç edenlerin çoğu evlerini, mallarını ve kimi zaman ailelerini geride bıraktı. Kabile toplumunda insanın güvenliği ve kimliği, doğduğu boydan geliyordu; o boyu bırakmak, bu korumadan vazgeçmek demekti.

Geleneğin anlatımında, kentte en son kalanlar arasında Hz. Muhammed, Hz. Ebubekir ve Hz. Ali vardı. Siyer kaynakları, Kureyş'in önde gelenlerinin, himayesini yitirmiş olan Hz. Muhammed'e karşı bir tuzak kurduğunu anlatır. Kur'an'ın Enfal suresi de bu döneme gönderme yapar: «İnkâr edenlerin seni tutsak etmek, öldürmek ya da sürmek için sana tuzak kurduklarını hatırla.» Geleneğe göre, göç gecesi Hz. Ali, Hz. Muhammed'in yatağında yattı; Hz. Muhammed ve Hz. Ebubekir ise kentten gizlice çıktı. Takipçileri şaşırtmak için kuzeye değil güneye yöneldiler ve Sevr dağındaki bir mağarada üç gün saklandılar. Ardından, çöl yollarını bilen bir kılavuzun yardımıyla, olağan kervan yolundan uzak, kıyıya yakın bir yol izleyerek kuzeye ilerlediler.

Dönüş noktası — Kuba'dan Medine'ye

Siyer anlatılarında Hz. Muhammed ve Hz. Ebubekir, 622 eylülünde, Yesrib vahasının güney ucundaki Kuba köyüne vardı. Varış gününün tarihi bile kaynaklarda farklıdır: Biruni'nin aktardığı rivayette rebiülevvel ayının sekizinci günü, başka rivayetlerde on ikinci günü geçer. Geleneğe göre, Hz. Muhammed Kuba'da birkaç gün kaldı ve orada, İslam tarihinin ilk mescitlerinden biri sayılan bir mescit kuruldu. Ardından vahanın merkezine geçti; devesinin çöktüğü yeri satın alıp orada bir mescit ve yanında kendisi için odalar yaptırdı.

Wellhausen'in aktardığı bir ayrıntı, varışın hangi ortamda gerçekleştiğini gösterir: Hz. Muhammed Kuba'ya vardığında, en eski destekçilerinden Hazreçli Esad b. Zürare, Kuba Evs'e bağlı bir boyun yurdu olduğu için oraya gündüz gelmeye cesaret edememiş, ancak karanlıkta, kılık değiştirerek gelebilmişti. Yeni gelen, böyle bir kentin ortasında kabilelerin hepsinin kabul edebileceği bir hakem olacaktı.

Hicretle birlikte kentin adı da değişti. Geleneğe göre, Yesrib bundan sonra «Medinetü'n-Nebi», yani «Peygamber'in kenti» diye anılmaya başladı; bu ad zamanla kısaca Medine'ye dönüştü. Mekke'den gelen muhacirler ile Medineli ensar arasında, göçmenlerin yeni bir hayat kurmasına yardım eden kardeşlik bağları kuruldu. Kur'an'ın Haşr suresi, bu iki grubu yan yana anar.

Bu değişikliğin asıl anlamı, Müslüman topluluğun konumundaki dönüşümdü. Mekke'de Müslümanlar, bir kabile himayesine muhtaç, baskı gören bir azınlıktı. Medine'de ise Hz. Muhammed, kabileler arasında hakemlik yapan, topluluğun hem dinsel hem de siyasal önderi olan bir kişiye dönüştü. Vahanın bütün kesimleri onu hemen kabul etmedi: Abdullah b. Übeyy gibi kimi önderler ve bazı Evs boyları uzun süre mesafeli kaldı; Yahudi kabilelerle ilişkiler de sonraki yıllarda gerginleşti. Ama artık Müslümanların, kendi kararlarını kendilerinin verdiği bir yurdu vardı.

Yaygın yanlış«Hicri takvim, Hz. Muhammed'in Medine'ye vardığı günle başlar ve hicretle birlikte hemen kullanılmaya başlandı.»
Doğrusu

Biruni'nin de aktardığı gibi, hicri takvim hicretten yaklaşık on yedi yıl sonra, Hz. Ömer döneminde kabul edildi. Başlangıç noktası olarak da varış günü değil, göçün gerçekleştiği kameri yılın ilk günü, yani muharrem ayının biri alındı; bu gün, Temmuz 622'nin ortasına denk gelir. Bu yüzden takvimin başlangıcı, varıştan iki ay kadar öncedir.

Cevap — kaçış değil, kuruluş

Hicret, bir dönüm noktası sayıldı, çünkü İslam'ın tarihinde bir çağrının bir topluluğa, bir topluluğun da siyasal bir düzene dönüştüğü an olarak görüldü. Mekke'de Müslümanlar, kabile himayesine bağımlı bir azınlıktı. Medine'de, Hz. Muhammed'in hakemliğini ve önderliğini tanıyan bir topluluk kuruldu. Bu dönüşümü mümkün kılan, yalnızca Mekke'deki baskı değil, Yesrib'in kendi iç çıkmazıydı: barış bulamayan bir vaha, dışarıdan bir hakem arıyordu.

Biruni'nin yorumu da bu anlamı vurgular: ona göre hicret, Peygamber için, bir kral için tahta çıkış ve bütün egemenliği eline alış ne ise oydu. Sonraki kuşakların takvimin başlangıcı olarak bu olayı seçmesi, onların da tarihlerini bir topluluğun kuruluşundan saydığını gösterir.

Bugünle bağ — Kuba ve hicri yılbaşı

Bugün Medine'nin güneyindeki Kuba Mescidi, geleneğe göre hicret sırasında kurulan mescidin yerinde duruyor ve ziyaretçilerin uğrak yerlerinden biri. Müslümanlar, muharrem ayının ilk gününü hicri yılbaşı olarak anıyor. Takvimlerle ilgili bölümde gördüğümüz gibi, Türkiye'de de bayramlar ve kandiller bu takvime göre belirleniyor; yani bir göçün tarihi, bugün milyonlarca insanın yılını düzenlemeye devam ediyor.

Birincil kaynak

Biruni, Geçmiş Kuşaklardan Kalan İzler adlı eserinde, Hz. Ömer'in hicreti neden takvimin başlangıcı yaptığını tartışır. Eduard Sachau'nun 1879 tarihli İngilizce çevirisinde bu bölüm şöyledir:

The reason why Omar selected this event as an epoch, and not the time of the birth of the Prophet, or the time when he was entrusted with his divine mission, is this, that regarding those two dates there existed such a divergency of opinion, as did not allow it to be made the basis of something which must be agreed upon universally. […] after the Flight his conquests followed each other in rapid succession, we come to the conclusion that the Flight was to the Prophet, what to the kings is their accession, and their taking possession of the whole sovereign power.

Türkçesi: Ömer'in bu olayı bir başlangıç noktası olarak seçmesinin, Peygamber'in doğumunu ya da ona peygamberlik görevinin verildiği zamanı seçmemesinin nedeni şudur: bu iki tarih konusunda öyle bir görüş ayrılığı vardı ki, herkesin üzerinde anlaşması gereken bir şeyin temeli yapılamazdı. […] Göçten sonra fetihleri birbirini hızla izlediğinden, şu sonuca varıyoruz: Göç, Peygamber için, krallar için tahta çıkış ve bütün egemenliği ele geçiriş ne ise oydu.

Kaynak: Biruni, el-Âsârü'l-bâkiye, «Çağların niteliği üzerine» bölümü; C. Edward Sachau (çev.), The Chronology of Ancient Nations (Londra: W. H. Allen, 1879), s. 34–35; Internet Archive. Türkçesi, Sachau'nun İngilizcesinden bizim. Sachau, «hicret» kelimesini «Flight», yani «kaçış» diye çevirmiştir.

  1. Biruni, doğum ve ilk vahiy tarihlerinin neden başlangıç noktası yapılmadığını açıklıyor. Bu açıklama, bir takvim başlangıcı seçerken hangi ölçütün önemli görüldüğünü gösteriyor?
  2. Biruni, hicreti bir kralın tahta çıkışına benzetiyor. Bu benzetme, hicretin anlamı hakkında ne söylüyor; hangi yönlerini öne çıkarıp hangilerini geride bırakıyor?
  3. Biruni, olaylardan yaklaşık dört yüz yıl sonra, daha eski rivayetleri aktararak yazıyor. Bir takvim kararının nedenlerine dair bu kadar geç bir açıklamayı nasıl değerlendirmeliyiz?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Julius Wellhausen (1889) — Yesrib'in İslam öncesi tarihini İslam kaynaklarındaki dağınık haberlerden yeniden kurdu; hicreti, Evs ile Hazreç arasındaki bitmeyen kan davasının yarattığı bir hakem ihtiyacıyla açıkladı.
  • Patricia Crone (1994) — «Hicret» kavramının İslam'ın ilk yüzyılında taşıdığı anlamı inceledi; kelimenin yalnızca 622 göçünü değil, sonraki kuşaklarda yurdunu bırakıp Müslüman ordularına ve yeni kurulan ordugâh kentlerine katılmayı da anlattığını ileri sürdü.
  • Andreas Görke ve Gregor Schoeler (2005) — Hz. Ayşe'nin yeğeni Urve b. Zübeyr'e dayandırılan hicret rivayetlerini, farklı aktarım zincirlerini karşılaştırarak yeniden kurdu; anlatının ana çizgisinin yedinci yüzyılın sonuna kadar geri götürülebileceğini savundu.
  • Stephen Shoemaker (2011) — Görke ve Schoeler'in yöntemini eleştirdi; rivayet zincirlerinin karşılaştırılmasının bir anlatıyı Urve'ye kadar götürse bile, onun olayların kendisini doğru aktardığını göstermediğini vurguladı.

Bu tartışma iki farklı soruyu bir araya getiriyor. Wellhausen ve Crone, hicretin ne anlama geldiğini soruyor: biri Yesrib'in iç çıkmazına, öbürü kavramın sonraki kuşaklardaki kullanımına bakıyor. Görke, Schoeler ve Shoemaker ise hicreti nasıl bildiğimizi soruyor. Görke ve Schoeler, sonraki siyer eserlerinin arkasında daha erken bir anlatı katmanı bulunduğunu gösteriyor. Shoemaker ise bir rivayetin eski olmasının onu güvenilir kılmadığını hatırlatıyor. Öğrenci için bu iki soru ayrı tutulmalı, ama birbirinden de koparılmamalı: bir olayın anlamını tartışmak, o olayın ayrıntılarının ne kadar kesin bilindiği sorusundan bağımsız değildir. Wellhausen'in Yesrib tablosu da, sonuçta, Shoemaker'ın sorguladığı türden geç rivayetlerden kurulmuştur.

Derine İn

Hicretin tarihini yazmanın ilk güçlüğü, önceki bölümde de gördüğümüz gibi, kaynakların geç tarihli olmasıdır. Hicretin ayrıntılı öyküsü, İbn İshak'ın sekizinci yüzyılın ortasında derlediği siyerde ve ondan sonraki eserlerde yer alır. Ama hicret, bu dönemde kaynak durumu en iyi olan olaylardan biridir. Kur'an, hem Enfal hem Tevbe hem de Haşr surelerinde göçe, mağaraya ve göçmenlere doğrudan göndermeler yapar. Ayrıca, Görke ve Schoeler'in gösterdiği gibi, hicret anlatısının bir biçimi, İslam'ın ilk yüzyılının sonunda Medine'de yaşamış Urve b. Zübeyr'e kadar izlenebilmektedir. Urve'nin aktarımına dayanan bu erken anlatının, sonraki siyer eserlerine göre daha yalın olduğu ve mucizevi ayrıntılara daha az yer verdiği de not edilmiştir.

İkinci güçlük, kelimelerin anlamıdır. Sachau'nun 1879 çevirisinde olduğu gibi, Avrupa dillerinde hicret uzun süre «kaçış» diye çevrildi. Bu çeviri, olayın yalnızca bir yönünü, Mekke'den kaçmayı öne çıkarıyordu. Arapça kelimenin kökü ise «ayrılmak» ve «bağlarını koparmak» anlamlarını taşır; yani vurgu, bir tehlikeden kaçmaktan çok, bir topluluktan ayrılıp başka bir topluluğa katılmaktadır. Bu yüzden bugün pek çok tarihçi, kelimeyi çevirmeden, «hicret» ya da İngilizcede «hijra» diye kullanmayı tercih eder.

Crone'un araştırması, kelimenin anlamının zamanla nasıl genişlediğini gösterir. İslam'ın ilk yüzyılında, fetihlerle birlikte, bedevi kabilelerden pek çok kişi yurdunu bırakıp Irak'taki Kufe ve Basra gibi yeni ordugâh kentlerine yerleşti. Crone'a göre bu dönemde «hicret», bu yeni kentlere göç edip Müslüman ordusuna katılmayı da anlatıyordu. 622 göçü, bu sonraki göçlerin örneği ve modeli olarak görülüyordu. Bir olayın anlamı, demek ki, onu hatırlayanların kendi deneyimleriyle birlikte genişleyebilir.

Üçüncü bir güçlük, kronolojidir. Hicretin yılı olan 622, İslam kaynaklarının hepsinde aynıdır; ama göçün hangi ayda başladığı, Hz. Muhammed'in Kuba'ya hangi gün vardığı ve orada kaç gün kaldığı konusunda rivayetler farklıdır. Biruni'nin kendisi de, Peygamber'in doğum günü için birbirini tutmayan birkaç rivayet aktarır ve bu belirsizliği, Hz. Ömer'in neden doğumu başlangıç noktası yapmadığının nedeni olarak gösterir. Yani Biruni'ye göre, takvimin başlangıcı olarak hicretin seçilmesi, biraz da olayın topluluk belleğinde en kesin biçimde tarihlenebilen an olmasındandı.

Son olarak, Medine'nin hicretten sonraki durumu, tek bir renkle çizilemez. Wellhausen, vahanın bütün kesimlerinin Hz. Muhammed'i hemen kabul etmediğini vurgular. Michael Lecker gibi sonraki tarihçiler de, Medine'nin mahalle mahalle haritasını çıkararak, bazı Evs boylarının İslam'a ancak yıllar sonra katıldığını göstermiştir. Hicretin bir dönüm noktası olması, bütün sorunların o gün çözüldüğü anlamına gelmez; tersine, yeni topluluğun kendi düzenini kurması uzun ve zorlu bir süreçti.

Hicret kavramının İslam düşüncesindeki sonraki hayatı da ilgi çekicidir. Fıkıh kitapları, sonraki yüzyıllarda, bir Müslümanın inancını özgürce yaşayamadığı bir yerden göç etmesinin gerekip gerekmediğini tartıştı. Farklı dönemlerde farklı topluluklar, kendi göçlerini 622'deki örneğe bakarak anlamlandırdı. Bu yüzden «hicret» kelimesi, bir tarihsel olayın adı olmanın yanında, sonraki kuşakların kendi yer değiştirmelerini yorumladığı bir kavram olarak da yaşamaya devam etti. Tarihçi, bu iki kullanımı birbirine karıştırmamaya dikkat etmelidir.

Uzman Notu

Temel literatür

  • C. Edward Sachau (çev.), The Chronology of Ancient Nations: An English Version of the Arabic Text of the Athâr-ul-Bâkiya of Albîrûnî (Londra: W. H. Allen, 1879).
  • Julius Wellhausen, Skizzen und Vorarbeiten, IV. Heft: Medina vor dem Islam; Muhammads Gemeindeordnung von Medina (Berlin: Georg Reimer, 1889).
  • W. Montgomery Watt, Muhammad at Medina (Oxford: Clarendon Press, 1956).
  • Patricia Crone, «The First-Century Concept of Hiğra», Arabica 41 (1994), 352–387.
  • Andreas Görke ve Gregor Schoeler, «Reconstructing the Earliest sīra Texts: the Hiǧra in the Corpus of ʿUrwa b. al-Zubayr», Der Islam 82 (2005), 209–220.
  • Stephen J. Shoemaker, «In Search of ʿUrwa's Sīra: Some Methodological Issues in the Quest for "Authenticity" in the Life of Muḥammad», Der Islam 85 (2011).

Arşiv ve kaynak

Sachau'nun Biruni çevirisi ve Wellhausen'in Skizzen und Vorarbeiten dizisi Internet Archive'da taranmış olarak okunabiliyor; Tevbe, Enfal ve Haşr surelerinin Rodwell çevirisi ise Project Gutenberg'deki metinde okunabilir. Michael Lecker'in Muslims, Jews and Pagans: Studies on Early Islamic Medina (Leiden: Brill, 1995) adlı çalışması, Medine vahasının topografyası ve kabileleri için ayrıntılı bir başvuru kaynağıdır.

Açık sorular

  • Hicret anlatısının Urve b. Zübeyr'e kadar izlenebilen erken katmanı, olayların kendisi hakkında ne kadar güvenilir bilgi verir?
  • Yesrib'in hicreti kabul etmesinde dinsel çağrı mı, yoksa vahanın hakem ihtiyacı mı daha belirleyiciydi?
  • «Hicret» kavramının ilk yüzyıldaki anlam genişlemesi, 622 göçünün hatırlanma biçimini nasıl etkiledi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Geleneğe göre 622 hac mevsiminde Yesriblilerin Hz. Muhammed'i koruma sözü verdiği buluşma hangisidir? A) Buas savaşı B) Akabe biatı C) Kuba buluşması D) Habeşistan hicreti
  2. (Hedef 1) Geleneğe göre Hz. Muhammed ve Hz. Ebubekir, Mekke'den çıktıktan sonra üç gün nerede saklandı? A) Hira mağarası B) Kuba köyü C) Taif D) Sevr dağındaki bir mağara
  3. (Hedef 2) Wellhausen'e göre hicretten önce Yesrib'in temel sorunu neydi? A) Evs ile Hazreç arasında barışa varılamamış olması B) Vahanın susuz kalması C) Bizans'ın vahayı işgal etmesi D) Kervan ticaretinin durması
  4. (Hedef 3) Biruni'ye göre Hz. Ömer, takvimin başlangıcı olarak neden Peygamber'in doğumunu seçmedi? A) Doğum Mekke'de olduğu için B) Pers takvimine benzediği için C) Doğum tarihi konusunda görüş ayrılığı bulunduğu için D) Bizanslılar karşı çıktığı için
  5. (Hedef 3) «Hicret» kavramının ilk yüzyılda ordugâh kentlerine göç edip orduya katılmayı da anlattığını ileri süren tarihçi kimdir? A) Stephen Shoemaker B) Julius Wellhausen C) Patricia Crone D) Andreas Görke

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Hicret neden bir dönüm noktası sayıldı?» sorusunu tartış. Cevabında Wellhausen'in Yesrib tablosunu, Akabe biatını, Tevbe ve Haşr surelerini ve Biruni'nin takvim açıklamasını kullan; Crone'un kavram tartışmasını ya da Görke–Schoeler ile Shoemaker arasındaki yöntem tartışmasını değerlendir.

Cevaplar

  1. B — Bu buluşma Akabe biatıdır.
  2. D — Geleneğe göre Sevr dağındaki bir mağarada saklandılar.
  3. A — Wellhausen'e göre Buas'tan sonra bile barışa varılamamıştı.
  4. C — Biruni'ye göre doğum tarihi konusunda görüş ayrılığı vardı.
  5. C — Bu görüş Patricia Crone'a aittir.

Kapsamlı bir cevap, hicretin Müslüman topluluğu Mekke'de himayeye muhtaç bir azınlıktan Medine'de kendi kararlarını veren bir topluluğa dönüştürdüğünü açıklar. Wellhausen'in tablosundan yola çıkarak, Yesrib'in iç çıkmazının, dışarıdan gelen bir hakemi kabul etmeyi kolaylaştırdığını belirtir. Akabe biatının koruma sözünü, Tevbe suresinin mağara ayetini ve Haşr suresinin muhacir-ensar ilişkisini örnek olarak kullanır. Biruni'nin, hicreti bir kralın tahta çıkışına benzeten yorumunu ve takvim kararının gerekçesini tartışır. İyi bir cevap, ayrıca, hicretin anlamının sonraki kuşaklarda genişlediğini ya da hicret anlatısının ne kadar erken bir döneme götürülebileceği tartışmasını değerlendirir.

Sonraki bölüme köprü

Hz. Muhammed Medine'ye vardığında, vahada muhacirler, ensar, henüz Müslüman olmamış Arap boyları ve Yahudi kabileleri yan yana yaşıyordu. İslam geleneği, bu toplulukların haklarını ve yükümlülüklerini belirleyen bir belge aktarır; tarihçiler bu belgeye «Medine Sözleşmesi» ya da «Medine Vesikası» der. Sonraki bölüm bu belgeyi ve yeni topluluğun kurduğu düzeni ele alıyor: kabile bağlarının yerine hangi bağ konuldu, ve bu düzene neden bir devletin başlangıcı denebilir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:05 Kanca: bir masanın üstünde tarihsiz, mühürlü bir mektup; yanında yarım ay evreleri çizilmiş bir takvim şeridi. Hiçbir kişi gösterilmez.
  • 1:05–2:35 Bağlam: kuş bakışı bir vaha; iki kara lav tarlası arasında hurmalıklar, dağınık kuleler ve bahçe duvarları.
  • 2:35–5:15 Gelişme: gece, kayalık bir dağ yamacı ve karanlık bir mağara ağzı; uzakta kuzeye kıvrılan bir kıyı yolu.
  • 5:15–7:10 Dönüş noktası: hurmalıklar arasında sade, kerpiç duvarlı ve hurma kütüklerinden çatılı bir yapının dış görünüşü.
  • 7:10–9:00 Kapanış: bir harita üzerinde Mekke'den Medine'ye uzanan kesikli bir çizgi ve yanında «1» yazan bir yıl sayacı.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; peygamber hiçbir biçimde tasvir edilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.