Öğrenme hedefleri
- Müslüman kaynakların anlatımıyla Hz. Muhammed'in doğumundan 622'ye kadar Mekke'de geçen hayatının başlıca aşamalarını sıralayabileceksin.
- Mekke döneminde inen Kur'an ayetlerinin ana temalarını ve bu çağrının Mekke'nin kabile düzeninde nasıl karşılandığını, kaynaklardan örneklerle açıklayabileceksin.
- Bu dönemin kaynaklarının yapısını ve Müslüman ve Batılı tarihçilerin bu kaynaklara yaklaşımlarındaki farklılıkları değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir mağarada «Oku!»
İslam geleneğine göre, 610 yılı dolaylarında, Mekke'nin yakınındaki Nur Dağı'nda, Hira adlı küçük bir mağarada, kırk yaşlarındaki bir adam inzivaya çekilmişti. Bu adam, Kureyş'in Hâşimoğulları boyundan Muhammed'di. Geleneğe göre, yıllardır zaman zaman bu mağaraya çekilip düşüncelere dalıyordu. Bir gece, bir melek ona göründü ve «Oku!» dedi.
İslam geleneğinin anlattığına göre, Muhammed korku ve şaşkınlık içinde evine döndü ve eşi Hatice'ye yaşadıklarını anlattı. Hatice onu yatıştırdı ve Hıristiyan kutsal kitaplarını bilen yaşlı akrabası Varaka b. Nevfel'e götürdü. Varaka, yaşadığı deneyimin, daha önceki peygamberlere gelen vahye benzediğini söyledi. Geleneğe göre, bu ilk vahiy, Kur'an'ın Alak suresinin ilk ayetleriydi.
Bu olay, dünya tarihinin en etkili dinlerinden birinin başlangıcı olarak kabul edilir. Ama tarihçi için bu dönem, aynı zamanda zor bir sorundur: olaylar hakkında bildiklerimizin çoğu, onlardan bir buçuk yüzyıl sonra yazıya geçirilmiş anlatılardan gelir. Bu bölümün sorusu şu: Hz. Muhammed'in Mekke'deki on iki yılı nasıl geçti, ve bu dönemi hangi kaynaklarla, nasıl bilebiliyoruz?
Bağlam — yetim bir çocuk, güvenilir bir tüccar
Müslüman kaynakların aktardığına göre Hz. Muhammed, 570 dolaylarında, geleneğin Fil Yılı dediği yılda Mekke'de doğdu. Babası Abdullah, o doğmadan önce ölmüştü; annesi Amine'yi de altı yaşındayken yitirdi. Önce dedesi Abdülmuttalib'in, onun ölümünden sonra da amcası Ebu Talib'in himayesinde büyüdü. Önceki bölümde gördüğümüz kabile himayesi düzeni, onun hayatının ilk yıllarından itibaren belirleyici oldu.
Geleneğe göre gençliğinde ticaretle uğraştı ve güvenilirliği nedeniyle «el-Emin», yani «güvenilir kişi» diye anıldı. Yirmi beş yaşlarında, kervanlarını yönettiği varlıklı bir tüccar kadın olan Hatice ile evlendi. Bu evlilik, ona Mekke toplumunda saygın bir yer kazandırdı.
İslam geleneği, peygamberlikten önceki yıllara ait bir olayı da onun toplum içindeki yerini göstermek için anlatır. Kâbe onarılırken, kutsal Siyah Taş'ı yerine koyma onurunun hangi boya ait olacağı konusunda Kureyş'in boyları arasında sert bir anlaşmazlık çıktı. Geleneğe göre, anlaşmazlığı çözme görevi, kapıdan ilk giren kişiye bırakıldı; o kişi Muhammed'di. Taşı bir örtünün ortasına koydu ve her boyun temsilcisinden örtünün bir ucundan tutmasını istedi; taşı da yerine kendi eliyle yerleştirdi. Bu anlatı, onun kabileler arasında güvenilen bir arabulucu olarak görüldüğünü vurgular.
Gelişme — tek Tanrı çağrısı
İslam geleneğine göre, ilk vahiyden sonraki yıllarda Hz. Muhammed'in çağrısını ilk kabul edenler, en yakın çevresiydi: eşi Hz. Hatice, evinde büyüyen genç amcaoğlu Hz. Ali, azatlı kölesi Zeyd b. Harise ve yakın dostu Hz. Ebubekir. Geleneğe göre ilk birkaç yıl çağrı gizli yürütüldü; ardından, 613 dolaylarında, açıkça Mekke halkına duyuruldu.
Mekke döneminde inen ayetlerin ana temaları, tek bir Tanrı'ya inanç, yani tevhid, ölümden sonra hesap günü ve toplumsal sorumluluktu. Bu ayetler, zenginlerin yoksullara karşı sorumluluğunu, yetimlerin hakkını, ölçüde ve tartıda dürüstlüğü vurguluyordu. Aynı zamanda, Kâbe'nin çevresindeki putlara tapınmayı eleştiriyordu. Bu çağrı, Mekke'nin dinsel ve toplumsal düzenine doğrudan bir meydan okuma anlamına geliyordu; çünkü o düzenin hem inancı hem de geçimi, Kâbe'nin çevresindeki çok tanrılı törenlere bağlıydı.
İlk inananların toplumsal kökenleri de dikkat çekicidir. Geleneğin aktardığı adlara bakıldığında, ilk Müslümanlar arasında Kureyş'in önde gelen ailelerinden gençlerin yanında, güçsüz boylardan insanlar, azatlılar, köleler ve kadınlar da bulunuyordu. Kimi tarihçiler, bu toplumsal çeşitliliği, çağrının Mekke'deki eşitsizliklere yönelik vurgusuyla ilişkilendirir. Öbürleri ise, ilk inananların önemli bir bölümünün Kureyş'in içinden geldiğini ve çağrının yalnızca yoksulların bir hareketi olarak görülmemesi gerektiğini hatırlatır.
Dönüş noktası — karşı çıkış, göç ve yalnızlık
Siyer kaynaklarının anlattığı üzere, Kureyş'in önde gelenlerinin çoğu bu çağrıya karşı çıktı. Karşı çıkışın nedenleri, kaynaklarda farklı biçimlerde anlatılır: atalarının dinini bırakmak istememek, Kâbe'nin çevresindeki düzenin ve hacdan gelen gelirin bozulacağı kaygısı, kabileler arasındaki güç dengesinin değişmesi. Amcalarından Ebu Leheb, en sert karşıtlar arasında anılır. Buna karşılık öbür amcası Ebu Talib, onun dinini kabul etmemesine rağmen, kabile himayesini ondan esirgemedi.
Himayesi olmayan, köle ya da güçsüz kabilelerden gelen Müslümanlar ise, geleneğe göre ağır baskılarla karşılaştı. 615 dolaylarında, bu baskılardan kaçmak için bir grup Müslüman, Kızıldeniz'in karşı kıyısına, Habeşistan'a göç etti. Önceki bir kursta Aksum Krallığı olarak tanıdığımız bu Hıristiyan krallığın hükümdarı, İslam kaynaklarında Necaşi diye anılır. Geleneğe göre Necaşi, göçmenleri korudu ve Kureyş'in onları geri götürme isteğini reddetti. Bu olay, Habeşistan hicreti olarak anılır.
Sonraki yıllarda Kureyş, Hâşimoğulları boyuna karşı bir boykot ilan etti; geleneğe göre, bu boy birkaç yıl boyunca Mekke'nin bir vadisinde kuşatılmış gibi yaşadı. 619 dolaylarında boykot kalktı; ama aynı yıl, Hz. Muhammed'in iki büyük desteği, eşi Hatice ve amcası Ebu Talib, öldü. İslam geleneği bu yılı «hüzün yılı» diye anar. Ebu Talib'in ölümüyle, Hz. Muhammed kabile himayesini de büyük ölçüde yitirdi. Geleneğe göre, yakınlardaki Taif kentinden destek aramaya çalıştı, ama orada da reddedildi. Mekke'ye ancak bir başka Kureyş önderinin himayesine girerek dönebildi. İslam geleneği, bu zor yıllara, Hz. Muhammed'in bir gece Kudüs'e götürüldüğü ve oradan göklere yükseldiği anlatılan İsra ve Miraç olayını da yerleştirir. Bu olay, İslam inancında önemli bir yer tutar; beş vakit namazın bu olayla ilişkilendirildiği anlatılır. Tarihçiler için bu dönemin asıl belirleyici gelişmesi ise, Mekke'deki himayenin daralması ve Müslümanların kentin dışında yeni bir yurt arama zorunluluğuydu.
Yaygın yanlış«İslam, Mekke'de hızla yayıldı ve kısa sürede kentin çoğunluğu tarafından benimsendi.»
İslam geleneğinin kendi anlatısına göre, Mekke döneminde Müslümanların sayısı sınırlı kaldı ve kentin önde gelenlerinin çoğu bu çağrıya karşı çıktı. Müslümanların bir bölümü Habeşistan'a göç etti, Hâşimoğulları boykota uğradı ve Hz. Muhammed sonunda kenti bırakıp Yesrib'e göç etmek zorunda kaldı. İslam'ın asıl yayılışı, Medine döneminde başladı.
Cevap — bir çağrı ve bir kent
Geleneğin aktarımıyla Hz. Muhammed'in Mekke'deki on iki yılı, küçük bir inanan topluluğunun oluştuğu, ama kentin önde gelenlerinin büyük bölümünün karşı çıktığı bir dönemdi. Tek Tanrı'ya inanç, hesap günü ve toplumsal adalet çağrısı, Mekke'nin dinsel ve toplumsal düzenini sorgulayan bir mesajdı. Kabile düzeni, bu dönemin seyrini belirledi: Ebu Talib'in himayesi, Hz. Muhammed'i korudu; himayesi olmayanlar ise baskıyla karşılaştı.
Dönemin sonunda, Mekke'deki durum giderek zorlaştı. İslam geleneğine göre, 621 ve 622'de, hac mevsiminde Mekke'ye gelen Yesribli bir grup, Akabe denen yerde Hz. Muhammed'le buluştu ve ona bağlılık sözü verdi. Bu buluşmalar, bir sonraki bölümün konusu olan büyük göçün yolunu açtı.
Bugünle bağ — Hira ve Habeşistan
Bugün Mekke'nin kuzeydoğusundaki Nur Dağı'nda bulunan Hira mağarası, her yıl pek çok ziyaretçinin çıktığı bir yerdir. Habeşistan'a göç eden Müslümanların anısı ise, bugünkü Etiyopya'nın kuzeyinde, geleneğe göre ilk göçmenlerle ilişkilendirilen Necaşi köyündeki eski bir camide yaşatılır. İslam'ın erken döneminde Müslümanlara sığınak sağlayan bir Hıristiyan krallığın hatırası, bugün hem Etiyopya'da hem de İslam dünyasında, farklı dinlerden topluluklar arasındaki bir dayanışma örneği olarak anılır.
Birincil kaynak
İslam geleneğine göre ilk inen ayetler, Kur'an'ın Alak suresinin başındaki ayetlerdir. Rodwell'in 1861 tarihli çevirisinde bu ayetler şöyledir:
Recite thou, in the name of thy Lord who created; Created man from clots of blood: Recite thou! For thy Lord is the most Beneficent, Who hath taught the use of the pen; Hath taught Man that which he knoweth not. Nay, verily, Man is insolent, Because he seeth himself possessed of riches. Verily, to thy Lord is the return of all.
Türkçesi: Yaratan Rabbinin adıyla oku; insanı bir alaktan, bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Çünkü Rabbin en cömert olandır; kalemle öğretendir; insana bilmediğini öğretendir. Hayır, gerçekten insan azar; kendini zengin gördüğü için. Gerçekten dönüş Rabbinedir.
Kaynak: Kur'an, Alak suresi (96), 1–8; J. M. Rodwell'in İngilizce çevirisi, The Koran (Londra: Williams and Norgate, 1861); Project Gutenberg. Türkçesi, Rodwell'in İngilizcesinden bizim; Türkçe mealler «alak» kelimesini farklı biçimlerde karşılar.
- Bu ayetlerde hangi temalar öne çıkıyor? «Okumak», «kalem» ve «öğretmek» üzerine vurgu, erken İslam çağrısı hakkında ne düşündürüyor?
- Ayetler, zenginliğin insanı azdırdığını söylüyor. Bu uyarı, önceki bölümde gördüğümüz Mekke'nin toplumsal düzeniyle nasıl bir ilişki içinde?
- Bu ayetlerin ilk inen ayetler olduğu bilgisi, sonraki yüzyıllarda derlenen rivayetlere dayanır. Bir metnin kendisi ile onun hakkındaki sonraki anlatılar arasındaki farkı neden gözetmemiz gerekir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Muhammad Hamidullah (1959) — Hz. Muhammed'in hayatını, İslam geleneğinin erken kaynaklarına, antlaşma metinlerine ve mektuplara dayanarak kapsamlı biçimde anlattı; bu kaynakların, dikkatle incelendiğinde, dönemin güvenilir bir tablosunu verdiğini savundu.
- Maxime Rodinson (1961) — Hz. Muhammed'in hayatını, Mekke'nin toplumsal ve ekonomik dönüşümü bağlamında, dindışı bir tarihçinin bakışıyla yorumladı; çağrının, kabile düzeninin sarsıldığı bir toplumda yeni bir toplumsal düzen arayışına cevap verdiğini ileri sürdü.
- Uri Rubin (1995) — İlk Müslümanların Hz. Muhammed'in hayatına dair anlatılarını inceledi; bu anlatıların, Kur'an ayetlerinin yorumları ve önceki peygamberlere dair öykülerle birlikte, belirli bir peygamberlik imgesini biçimlendirecek şekilde düzenlendiğini gösterdi.
- Fred Donner (2010) — İslam'ın ilk dönemini, tek Tanrı'ya inanan ve kıyamete hazırlanan, başlangıçta farklı tek tanrılı toplulukların üyelerine de açık olan bir «inananlar hareketi» olarak yorumladı.
Bu tartışma, bu dönemi yazmanın farklı yollarını gösteriyor. Hamidullah, geleneğin erken kaynaklarına büyük ölçüde güvenerek bütünlüklü bir anlatı kuruyor. Rodinson, aynı olayları toplumsal ve ekonomik süreçlerle açıklıyor. Rubin, kaynakların kendisine bakarak, anlatıların nasıl biçimlendiğini soruyor. Donner ise erken dönemin dinsel topluluğunun sınırlarını yeniden düşünmeyi öneriyor. Bu yaklaşımların her biri, farklı sorular soruyor; bir inanç geleneğinin kutsal saydığı bir hayatı yazmak, tarihçiden hem saygı hem de yöntem titizliği bekler. Öğrenci için önemli olan, her yazarın hangi kaynağa ne kadar güvendiğini ve hangi soruyu sorduğunu ayırt edebilmektir.
Derine İn
Bu dönemin tarihini yazmanın temel güçlüğü, kaynakların yapısıdır. Kur'an, İslam geleneğine göre Hz. Muhammed'in hayatında vahyedilen ve onun ölümünden kısa süre sonra derlenen bir metindir; ama olayları bir kronik gibi anlatmaz. Hz. Muhammed'in hayatının ayrıntılı öyküsü, «siyer» denen eserlerde anlatılır. Bu eserlerin bugüne ulaşan en eskisi, sekizinci yüzyılın ortasında İbn İshak'ın derlediği ve dokuzuncu yüzyılın başında İbn Hişam'ın düzenlediği siyerdir. Yani olaylarla bu anlatılar arasında bir buçuk yüzyıla yakın bir zaman vardır.
Bu durum, tarihçiler arasında farklı yaklaşımlara yol açmıştır. Kimi tarihçiler, siyer anlatılarının büyük ölçüde güvenilir sözlü aktarımlara dayandığını ve dikkatli bir eleştiriyle kullanılabileceğini düşünür. Başkaları, bu anlatıların sonraki kuşakların ihtiyaçlarına göre biçimlendiğini ve onlardan kesin tarihsel bilgi çıkarmanın güç olduğunu vurgular. Son yıllarda, rivayet zincirlerini ve metin varyantlarını karşılaştıran yöntemler, bazı anlatıların sanıldığından daha erken bir döneme dayandığını göstermiştir.
Mekke döneminin kronolojisi de belirsizdir. İlk vahyin, açık çağrının, Habeşistan hicretinin ve boykotun tarihleri, kaynaklar arasında farklılık gösterir. Bu dersteki tarihler, çoğu zaman «dolaylarında» ifadesiyle verilmiştir; çünkü bunlar, sonraki kaynakların hesaplamalarına dayanan yaklaşık tarihlerdir. Kur'an ayetlerinin hangi sırayla indiği de, geleneğin kendi içinde tartışılmış bir konudur; Rodwell gibi on dokuzuncu yüzyıl çevirmenlerinin surelere verdiği sıralar da, farklı varsayımlara dayanır.
Son olarak, bu dönemin dinsel ortamı da dikkate alınmalıdır. Mekke ve çevresinde, çok tanrılı inançların yanında, Hıristiyan ve Yahudi topluluklarla ilişkiler ve tek bir Tanrı'ya inanan bireyler vardı. Varaka b. Nevfel'in İslam geleneğindeki yeri, bu ortamın bir yansımasıdır. Habeşistan'daki Hıristiyan krallığın Müslümanlara sığınak vermesi de, farklı tek tanrılı toplulukların bu dönemde birbirini nasıl gördüğüne dair ilginç bir örnektir. Tarihçiler, erken İslam çağrısını bu geniş Geç Antik Çağ dinsel dünyası içinde anlamaya çalışır.
Son yıllarda, Kur'an'ın erken el yazmalarına dair yapılan araştırmalar da bu tartışmaya yeni bir boyut kattı. Bazı eski Kur'an parşömenleri üzerinde yapılan radyokarbon tarihlemeleri, bu yazmaların yedinci yüzyıla ait olabileceğini göstermiştir. Bu bulgular, Kur'an metninin erken bir dönemde yazıya geçirildiği yolundaki İslam geleneğinin anlatısıyla uyumlu olarak yorumlanmaktadır. Ama bu yazmalar, Hz. Muhammed'in hayatının ayrıntılarını değil, yalnızca metnin kendisini tarihlememize yardımcı olur. Hayatın ayrıntıları için tarihçiler, siyer eserlerine ve onların kaynaklarını çözümleyen yöntemlere başvurmaya devam eder. Bu da, tarihçinin farklı kaynak türlerinin hangi sorulara cevap verebildiğini, hangilerine veremediğini her zaman ayırt etmesi gerektiğini gösterir.
Mekke döneminin sonu, İslam takviminin başlangıcıyla da ilişkilidir. Sonraki kuşaklar, takvimin başlangıcı olarak ne Hz. Muhammed'in doğumunu ne de ilk vahyi, Mekke'den Yesrib'e yapılan göçü seçti. Bu seçim, Müslüman topluluğun kendi tarihini bir inanç çağrısından çok, bir topluluğun kuruluşu üzerinden saydığını gösterir. Takvimler üzerine olan başka bir bölümde de gördüğümüz gibi, bir başlangıç noktasının seçimi, bir toplumun kendini nasıl anladığı hakkında çok şey söyler.
Uzman Notu
Temel literatür
- J. M. Rodwell (çev.), The Koran (Londra: Williams and Norgate, 1861).
- Muhammad Hamidullah, Le Prophète de l'Islam, 2 cilt (Paris: Vrin, 1959).
- Maxime Rodinson, Mahomet (Paris: Club français du livre, 1961).
- Uri Rubin, The Eye of the Beholder: The Life of Muhammad as Viewed by the Early Muslims (Princeton: Darwin Press, 1995).
- Fred M. Donner, Muhammad and the Believers: At the Origins of Islam (Cambridge, MA: Belknap Press of Harvard University Press, 2010).
- W. Montgomery Watt, Muhammad at Mecca (Oxford: Clarendon Press, 1953).
Arşiv ve kaynak
Rodwell'in Kur'an çevirisi Project Gutenberg'de okunabiliyor. Kur'an'ın pek çok Türkçe meali ve İbn İshak ile İbn Hişam'ın siyerinin Türkçe ve İngilizce çevirileri yayımlanmıştır. Hamidullah'ın eseri Türkçeye «İslâm Peygamberi» adıyla çevrilmiştir.
Açık sorular
- Siyer anlatıları, Mekke dönemine dair ne ölçüde güvenilir tarihsel bilgi verir?
- Kureyş'in önde gelenlerinin bu çağrıya karşı çıkmasının asıl nedeni dinsel miydi, ekonomik mi, yoksa siyasal mı?
- Mekke döneminin kronolojisi nasıl daha kesin biçimde kurulabilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) İslam geleneğine göre ilk vahyin geldiği mağaranın adı nedir? A) Sevr B) Hira C) Uhud D) Akabe
- (Hedef 1) Hz. Muhammed'i, dinini kabul etmemesine rağmen kabile himayesiyle koruyan amcası kimdir? A) Ebu Leheb B) Ebu Talib C) Abdülmuttalib D) Varaka b. Nevfel
- (Hedef 2) 615 dolaylarında baskılardan kaçan bir grup Müslüman nereye göç etti? A) Taif B) Yesrib C) Habeşistan D) Suriye
- (Hedef 2) İslam geleneğinin «hüzün yılı» diye andığı yıl hangi olayla bağlantılıdır? A) İlk vahiy B) Hatice ve Ebu Talib'in ölümü C) Habeşistan hicreti D) Akabe buluşmaları
- (Hedef 3) İlk Müslümanların Hz. Muhammed'in hayatına dair anlatılarının belirli bir peygamberlik imgesini biçimlendirecek şekilde düzenlendiğini gösteren tarihçi kimdir? A) Muhammad Hamidullah B) Maxime Rodinson C) Uri Rubin D) Fred Donner
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Hz. Muhammed'in Mekke dönemini hangi kaynaklarla, nasıl bilebiliriz?» sorusunu tartış. Cevabında Alak, Duha ve Kâfirûn surelerini, siyer anlatılarının ortaya çıkışını, Habeşistan hicretini ve hüzün yılını kullan; Hamidullah, Rodinson, Rubin ve Donner'dan ikisinin yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — İlk vahiy, geleneğe göre Hira mağarasında geldi.
- B — Bu amca Ebu Talib'dir.
- C — Müslümanlar Habeşistan'a göç etti.
- B — Hüzün yılı, Hatice'nin ve Ebu Talib'in ölümüyle bağlantılıdır.
- C — Bu görüş Uri Rubin'e aittir.
Kapsamlı bir cevap, Kur'an'ın Mekke dönemi ayetlerinin, tek Tanrı inancı, hesap günü ve toplumsal sorumluluk gibi temaları doğrudan gösterdiğini, ama olayların ayrıntılı öyküsünün bir buçuk yüzyıl sonra derlenen siyer eserlerinden geldiğini açıklar. Habeşistan hicretinin ve hüzün yılının, kabile himayesinin bu dönemdeki belirleyici rolünü gösterdiğini belirtir. İyi bir cevap, Hamidullah'ın geleneğe güvenen yaklaşımını, Rubin'in anlatıların biçimlenişini inceleyen yaklaşımıyla ya da Rodinson'un toplumsal açıklamasıyla karşılaştırır ve bir inanç geleneğinin kutsal saydığı bir hayatı tarihçi olarak incelemenin gerektirdiği özeni tartışır.
Sonraki bölüme köprü
622 yazında, İslam geleneğine göre, Mekke'deki Müslümanlar küçük gruplar hâlinde kuzeydeki Yesrib kentine göç etmeye başladı. Hz. Muhammed de, Ebubekir'le birlikte, geleneğe göre Kureyş'in takibinden kaçarak bir mağarada saklandıktan sonra Yesrib'e ulaştı. Bu göç, sonraki kuşaklar tarafından İslam takviminin başlangıcı olarak seçildi. Sonraki bölüm bu olayı ele alıyor: bir kentten öbürüne yapılan bu göç, neden İslam tarihinin dönüm noktası sayıldı?