Öğrenme hedefleri
- Mekke'nin coğrafi konumunu, kutsal alanını ve Kureyş kabilesinin kent içindeki yerini açıklayabileceksin.
- İslam öncesi Mekke'de kabile düzeninin, himaye ilişkilerinin, kutsal ayların ve panayırların nasıl işlediğini, kaynaklardan örneklerle anlatabileceksin.
- Mekke ticaretinin büyüklüğü ve niteliği konusundaki tarihçi tartışmasını, yani «büyük tütsü ticareti» görüşü ile ona yöneltilen eleştirileri değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — kış ve yaz yolculukları
İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'ın en kısa surelerinden biri, adını Mekke'nin önde gelen kabilesinden alır: Kureyş suresi. Dört ayetlik bu sure, Kureyş'in kış ve yaz yolculuklarından, yani kervan seferlerinden söz eder ve onlara, kendilerini açlığa karşı doyuran ve korkuya karşı güvenceye alan «bu evin Rabbi»ne ibadet etmelerini öğütler. Hemen önceki sure ise, İslam geleneğine göre Mekke'ye bir fil ordusuyla yürüyen bir komutanın başarısızlığını anar.
Bu iki kısa metin, Mekke'nin kendi dönemine ait kaynakların en eskileri arasındadır. Kenti anlatan öbür metinlerin büyük bölümü ise, İslam'ın ilk yüzyılından sonraki kuşakların kalemidir. Surelerin tanıttığı Mekke, kervanlarıyla geçinen, kutsal bir yapının çevresinde yaşayan ve güvenliğini bu kutsallığa borçlu olan bir kenttir.
Ama bu kent, kurak bir vadide, çevresinde neredeyse hiç tarım yapılamayan bir yerdeydi. Böyle bir yerde nasıl bir toplum kurulmuştu? Mekke'nin zenginliği gerçekten büyük bir uluslararası ticaretten mi geliyordu, yoksa daha mütevazı bir yerel ekonomiden mi? Bu bölümün sorusu şu: İslam'ın doğduğu kent nasıl bir yerdi?
Bağlam — kurak bir vadide kutsal bir alan
Mekke, Hicaz'ın dağları arasında, dar ve kurak bir vadide kuruluydu. Çevresi kayalık tepelerle çevriliydi; tarıma elverişli toprak yok denecek kadar azdı. Kentin ortasında, Zemzem adıyla bilinen bir kuyu ve onun yakınında, küp biçimindeki kutsal bir yapı, Kâbe vardı. İslam geleneği, Kâbe'nin kuruluşunu İbrahim peygambere dayandırır. İslam öncesi dönemde Kâbe'nin çevresinde, farklı kabilelerin taptığı pek çok putun bulunduğu da aynı gelenekte anlatılır.
Kâbe'nin çevresi, bir Harem, yani kutsal ve dokunulmaz bir alan sayılıyordu. Bu alanda kan dökmek yasaktı. Yılın belirli aylarında da, kabileler arasındaki savaşlara ara veriliyordu. Bu kutsal aylar, farklı kabilelerin güvenle yolculuk etmesini, hac ziyaretleri yapmasını ve panayırlarda bir araya gelmesini sağlıyordu. Mekke'nin yakınındaki Ukaz gibi panayırlar, ticaretin yanında şiir yarışmalarına ve kabileler arasındaki anlaşmazlıkların çözümüne de sahne oluyordu.
Kentte en güçlü söz, Kureyş'indi. İslam geleneğine göre, Kureyş'in dağınık boylarını Mekke'de bir araya getiren ve Kâbe'nin bakımını üstlenen kişi, beşinci yüzyılda yaşadığı düşünülen Kusay b. Kilâb'dır. Kureyş, birbiriyle rekabet eden pek çok boydan oluşuyordu: Hâşimoğulları, Ümeyyeoğulları, Mahzumoğulları ve öbürleri. Bu boylar, Kâbe'ye gelen hacılara su ve yiyecek sağlamak, kentin işlerini yönetmek gibi görevleri aralarında paylaşıyordu.
Gelişme — kervanlar ve anlaşmalar
Mekke'nin geçim kaynağı, büyük ölçüde ticaretti. İslam geleneğine göre, Kusay'ın torunu Hâşim, Kureyş'in düzenli kervan seferlerini başlatan kişiydi. Bu seferler için, yol üzerindeki kabilelerle anlaşmalar yapılıyor, kervanların güvenle geçmesi sağlanıyordu. Kervanın geçtiği toprakların sahibi olan kabilelere, geçiş karşılığında mallardan pay verildiği ya da onların da ticarete ortak edildiği anlatılır. Böylece kervan ticareti, yalnızca bir mal alışverişi değil, yarımadanın dört bir yanına uzanan bir ilişkiler ağıydı. Sonraki Arapça kaynaklar, bu anlaşmalara «ilâf» der; Kureyş suresinin ilk ayetinde geçen kelime de budur. Kış kervanlarının güneye, Yemen'e; yaz kervanlarının kuzeye, Suriye'ye gittiği anlatılır.
Gibbon'ın çizdiği bu tablo, yirminci yüzyılın büyük bölümünde de yaygın kabul gördü. Bu görüşe göre Mekke, Hint Okyanusu'ndan ve Yemen'den gelen tütsü ve baharatın Akdeniz'e taşındığı büyük bir ticaret yolunun üzerindeki zengin bir tüccar kentiydi. Kureyş'in önde gelen aileleri, bu uluslararası ticaretten büyük servetler kazanmıştı.
Kabile düzeni, bu ticaretin güvencesiydi. Bir kişinin güvenliği, kendi kabilesinin onu koruma gücüne bağlıydı. Bir kabile üyesine yapılan saldırı, bütün kabileye yapılmış sayılır, kan davasına ya da kan bedeli ödenmesine yol açardı. Kabilesinden ayrılmış ya da yabancı biri, ancak güçlü bir kişinin ya da kabilenin himayesine girerek güvende olabilirdi. Tarihçiler bu ilişkiye kabile himayesi der. Himaye veren kişi, himayesindekine yapılan saldırıyı kendine yapılmış sayardı; bu yüzden güçlü bir hamiye sahip olmak, bir yabancı için hayati önemdeydi. Aynı düzen, kabileler arasında da işliyordu: güçsüz kabileler, güçlü kabilelerle ittifaklar kurarak kendilerini korumaya çalışıyordu. Bu ağ, merkezî bir devletin bulunmadığı bir toplumda düzeni ayakta tutan başlıca araçtı. İslam geleneğine göre, Mekke'de haksızlığa uğrayan yabancı tüccarları korumak için Kureyş'in bazı boyları arasında bir yemin birliği bile kurulmuştu.
Dönüş noktası — ne kadar büyük bir ticaret?
1987'de tarihçi Patricia Crone, bu yerleşik tabloyu sert bir biçimde sorguladı. Crone'a göre, tütsü ticareti Mekke'nin yükselişinden yüzyıllar önce, Roma döneminde doruğa ulaşmış ve Geç Antik Çağ'da gerilemişti. Üstelik Yunan ve Latin kaynaklarında, bu dönemde büyük bir ticaret merkezi olarak Mekke'den hiç söz edilmiyordu. Crone, Mekke'nin, zengin tütsü yolunun uğrak yeri değil, çorak ve yoldan uzak bir vadi olduğunu savundu.
Crone'a göre, sonraki Arapça kaynaklar da Kureyş'in büyük bir uluslararası ticaret yaptığını değil, deri, giyecek ve hayvan gibi mütevazı malların alınıp satıldığı, esas olarak Arap pazarına yönelik bir ticareti anlatıyordu. Kureyş'in kış ve yaz yolculuklarını anlatan geleneklerin bir bölümünün de, sonraki yorumcuların Kur'an'daki kısa ifadeyi açıklamak için geliştirdiği anlatılar olabileceğini ileri sürdü.
Yaygın yanlış«Mekke, İslam'dan önce dünyanın en zengin ticaret kentlerinden biriydi ve tütsü yolunun merkeziydi.»
Bu görüş uzun süre yaygındı, ama bugün tarihçiler arasında tartışmalıdır. Tütsü ticareti Mekke'nin yükselişinden önce gerilemişti ve çağdaş Yunan ve Latin kaynaklarında Mekke'den büyük bir ticaret merkezi olarak söz edilmez. Pek çok tarihçi, Mekke'nin daha çok bölgesel bir ticaret ve hac merkezi olduğunu, zenginliğinin Arap pazarlarına yönelik ticaretten, hac ziyaretlerinden ve kabile ağlarından geldiğini düşünür.
Cevap — bölgesel bir merkez
Mekke, kurak bir vadide, bir kutsal alanın çevresinde yaşayan bir kentti. Kentin en güçlü kabilesi olan Kureyş, Kâbe'nin bakımını, hacılara hizmeti ve kervan ticaretini elinde tutuyordu. Kutsal alanın sağladığı güvenlik, kutsal aylar ve panayırlar, farklı kabileleri Mekke'ye bağlıyordu. Toplum, kabile dayanışmasına, himaye ilişkilerine ve kan davası geleneğine dayanıyordu.
Mekke ticaretinin büyüklüğü ise tartışmalıdır. Gibbon'dan beri yaygın olan «büyük tütsü ticareti» görüşü, Crone'un eleştirisinden sonra sarsıldı; ama onun görüşleri de eleştirildi. Bugün tarihçilerin çoğu, Mekke'yi dünyanın en zengin ticaret kentlerinden biri olarak değil, ticaret, hac ve kabile ilişkilerinin birleştiği önemli bir bölgesel merkez olarak görüyor. Bu kent, bir sonraki bölümde göreceğimiz gibi, yeni bir dinin doğacağı yer olacaktı. Kabile düzeni, himaye ilişkileri ve Kureyş'in kent içindeki rekabeti, o yeni dinin Mekke'de nasıl karşılanacağını da belirleyecekti.
Bugünle bağ — Mescid-i Haram'ın Osmanlı revakları
Bugün Mekke, her yıl milyonlarca Müslümanın hac ve umre için ziyaret ettiği bir kenttir. Kentin merkezindeki Mescid-i Haram, yüzyıllar boyunca defalarca genişletildi. Bu genişletmelerden biri, on altıncı yüzyılda Osmanlı döneminde yapıldı: Kâbe'nin çevresini kuşatan kubbeli revaklar, Osmanlı sultanlarının buyruğuyla yeniden inşa edildi. Bu revakların planında Mimar Sinan'ın da payı olduğu kabul edilir. Bugünkü büyük genişletmelerin ortasında, bu Osmanlı revaklarının bir bölümü hâlâ görülebiliyor. İslam öncesinde küçük bir kutsal alanın çevresinde kurulan kent, böylece yüzyıllar boyunca farklı devletlerin ve toplulukların emeğiyle biçimlendi.
Birincil kaynak
Kur'an'ın Fil ve Kureyş sureleri, J. M. Rodwell'in 1861 tarihli İngilizce çevirisinde şöyledir:
Hast thou not seen how thy Lord dealt with the army of the Elephant? Did he not cause their stratagem to miscarry? And he sent against them birds in flocks, Claystones did they hurl down upon them, And he made them like stubble eaten down!
For the union of the Koreisch: Their union in equipping caravans winter and summer. And let them worship the Lord of this house, who hath provided them with food against hunger, And secured them against alarm.
Türkçesi: Rabbinin fil ordusuna ne yaptığını görmedin mi? Onların tuzağını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi; kuşlar onlara pişmiş çamurdan taşlar attı; ve onları yenmiş ekin yaprakları gibi yaptı. Kureyş'in birliği için: kış ve yaz kervanlarını donatmadaki birlikleri için. Öyleyse onları açlığa karşı doyuran ve korkuya karşı güvenceye alan bu evin Rabbine ibadet etsinler.
Kaynak: Kur'an, Fil suresi (105) ve Kureyş suresi (106); J. M. Rodwell'in İngilizce çevirisi, The Koran (Londra: Williams and Norgate, 1861); Project Gutenberg. Türkçesi, Rodwell'in İngilizcesinden bizim; Kur'an'ın Türkçe mealleri farklı ifadeler kullanabilir.
- Kureyş suresi, Kureyş'in hangi etkinliğinden söz ediyor? Bu, Mekke'nin geçim kaynakları hakkında ne gösteriyor?
- Sure, Kureyş'in açlıktan ve korkudan korunmasını «bu evin Rabbi»ne bağlıyor. Bu ifade, Mekke'de kutsal alan ile güvenlik ve ticaret arasındaki ilişki hakkında ne düşündürüyor?
- Bu sureler çok kısa ve özlüdür. Tarihçiler, bu kısa ifadeleri açıklamak için sonraki yüzyıllarda yazılmış yorumlara başvurmak zorunda kalır. Bu durum, Mekke ticareti tartışmasını nasıl etkiliyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- W. Montgomery Watt (1953) — Mekke'nin, büyük bir ticaret merkezi hâline geldikçe eski kabile değerlerinin zayıfladığını, zenginleşen tüccar ailelerin kabile dayanışmasını bir yana bıraktığını ve bu toplumsal bunalımın yeni bir dinin ortaya çıkışının arka planını oluşturduğunu savundu.
- Patricia Crone (1987) — Mekke'nin büyük bir tütsü ve baharat ticaretinin merkezi olduğu yolundaki yaygın görüşü eleştirdi; bu görüşün çağdaş kaynaklarla desteklenmediğini ve Mekke ticaretinin daha çok deri ve giyecek gibi mallarla, Arap pazarına yönelik olduğunu ileri sürdü.
- R. B. Serjeant (1990) — Crone'un kitabına sert bir eleştiri yazdı; onun Arapça kaynakları yanlış okuduğunu, Arabistan'ın toplumsal ve ekonomik gerçeklerini yeterince hesaba katmadığını ve Mekke'nin kutsal alanının ticaretteki rolünü küçümsediğini savundu.
- Gene Heck (2003) — Tartışmaya yeni bir boyut ekledi; Arabistan'ın ekonomisinde madenciliğin, özellikle altın ve gümüş madenlerinin önemli bir rol oynadığını, Mekke'nin zenginliğinin bu daha geniş ekonomik ağ içinde anlaşılması gerektiğini ileri sürdü.
Bu tartışma, bir kentin ekonomisini sınırlı kaynaklarla yeniden kurmanın ne kadar güç olduğunu gösteriyor. Watt, Mekke'nin zenginliğini varsayarak bu zenginliğin toplumsal sonuçlarını inceliyor. Crone, bu varsayımın kendisini sorguluyor ve kaynakların ne söylediğine dönüyor. Serjeant ve Heck ise Crone'un eleştirisine karşı, Mekke'nin ekonomik önemini farklı açılardan yeniden savunuyor. Tartışma bugün de sürüyor ve İslam'ın doğuşunun toplumsal arka planına dair farklı açıklamaları besliyor; yeni yazıt ve kazı bulguları, bu açıklamaları sınamak için giderek daha çok kullanılıyor.
Derine İn
Mekke'nin tarihini yazmanın temel sorunu, kaynakların yapısıdır. Kur'an dışında, İslam öncesi Mekke'yi anlatan metinlerin neredeyse hepsi, sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllarda, İslam'ın ilk yüzyılından sonra yazılmıştır. Bu metinler, eski anlatıları, soy kütüklerini ve şiirleri derler; ama onları İslam'ın doğuşunun öyküsü içinde düzenler. Bu yüzden tarihçiler, bu metinlerdeki bilgileri kullanırken, onların hangi amaçla ve hangi dönemin gözüyle yazıldığını dikkate almak zorundadır.
Yunan ve Latin kaynaklarında Mekke'den söz edilip edilmediği de tartışmalıdır. İkinci yüzyılda yaşayan coğrafyacı Batlamyus, Arabistan'ın iç bölgelerinde «Makoraba» adında bir yerden söz eder. Kimi tarihçiler bu adın Mekke'ye işaret ettiğini düşünmüştür; ama başkaları bu özdeşleştirmenin dilbilimsel ve coğrafi açıdan kanıtlanamayacağını savunur. Crone'un eleştirisinin güçlü yanlarından biri, tam da bu sessizliğe dikkat çekmesiydi: büyük bir ticaret merkezi, çağdaş dış kaynaklarda neden bu kadar az iz bırakmıştı?
Mekke'nin çevresi de kentin ekonomisini anlamak için önemlidir. Mekke'nin güneydoğusunda, daha serin ve verimli dağlarda kurulu Taif kenti, üzüm, meyve ve tahıl yetiştiriyordu. Mekke'nin zengin aileleri, Taif'te bahçelere ve topraklara sahipti. Kuzeyde ise Yesrib, yani sonraki adıyla Medine, hurma bahçeleriyle çevrili bir vaha kentiydi. Mekke, bu tarım merkezleriyle, çevredeki göçebe kabilelerle ve uzak pazarlarla kurduğu ilişkiler sayesinde yaşayabiliyordu.
İslam geleneğine göre, Hz. Muhammed'in doğduğu yıl, Güney Arabistan'dan gelen bir ordunun Mekke'ye yürüdüğü yıldır; bu yıl, gelenekte «Fil Yılı» olarak anılır. Bu ordunun komutanı olarak anılan Ebrehe, önceki bir kursta gördüğümüz gibi, Güney Arabistan yazıtlarında kendi seferlerini anlatan gerçek bir hükümdardı. Ama yazıtlarında Mekke'ye bir seferden söz edilmez; bu olayın tarihi ve ayrıntıları da tarihçiler arasında tartışmalıdır. Bu örnek, gelenek ile çağdaş kaynaklar arasındaki ilişkiyi kurmanın ne kadar dikkat gerektirdiğini gösterir.
Mekke'nin dinsel hayatı da, kentin ekonomisinden ayrı düşünülemez. Kâbe'ye farklı kabilelerin putlarının konması, onu bütün bu kabilelerin ortak bir buluşma yerine dönüştürüyordu. Hac zamanında ve kutsal aylarda Mekke'ye gelen kalabalıklar, kentin pazarlarına da canlılık getiriyordu. Kureyş'in, hacılara su ve yiyecek sağlama görevlerini üstlenen boyları, bu görevlerden hem saygınlık hem de gelir elde ediyordu. Kimi tarihçiler, Mekke'nin asıl zenginliğinin uzak pazarlara giden büyük kervanlardan değil, bu dinsel çekim gücünden ve onun yarattığı yerel ticaretten geldiğini düşünür.
Son olarak, Mekke'nin kabile düzeni, kadınların ve kölelerin durumu açısından da çeşitlilik gösteriyordu. Kaynaklar, ticaretle uğraşan ve kendi servetini yöneten kadınlardan söz eder; aynı zamanda kabile düzeninin dışında kalan köleler ve azatlılar, toplumun en savunmasız kesimini oluşturuyordu. Bu kesimlerin deneyimleri, kaynaklarda soyluların ve tüccarların öyküleri kadar ayrıntılı anlatılmaz; ama bir toplumun tam resmini çizmek için onları da hesaba katmak gerekir. Sonraki kaynakların bu kesimlere ilişkin dağınık ayrıntıları, tarihçinin sabırla bir araya getirmesi gereken parçalardır.
Uzman Notu
Temel literatür
- J. M. Rodwell (çev.), The Koran (Londra: Williams and Norgate, 1861).
- W. Montgomery Watt, Muhammad at Mecca (Oxford: Clarendon Press, 1953).
- Patricia Crone, Meccan Trade and the Rise of Islam (Princeton: Princeton University Press, 1987).
- R. B. Serjeant, «Meccan Trade and the Rise of Islam: Misconceptions and Flawed Polemics», Journal of the American Oriental Society 110 (1990), s. 472–486.
- Gene W. Heck, «"Arabia without Spices": An Alternate Hypothesis», Journal of the American Oriental Society 123 (2003), s. 547–576.
- Robert G. Hoyland, Arabia and the Arabs: From the Bronze Age to the Coming of Islam (Londra: Routledge, 2001).
Arşiv ve kaynak
Rodwell'in 1861 çevirisi ve Gibbon'ın Arabistan'ı anlatan ellinci bölümü, ücretsiz elektronik kitap arşivlerinde bulunuyor. İslam öncesi Mekke'yi anlatan erken Arapça kaynakların, özellikle siyer ve Mekke tarihi eserlerinin modern çevirileri yayımlanmıştır. Hicaz bölgesindeki yazıtlar ve arkeolojik araştırmalar, bu dönemin tarihi için giderek daha önemli bir kaynak hâline geliyor.
Açık sorular
- Mekke ticareti, uluslararası bir tütsü ve baharat ticareti miydi, yoksa esas olarak bölgesel bir ticaret mi?
- Kureyş'in kış ve yaz yolculuklarını anlatan sonraki gelenekler, ne ölçüde tarihsel gerçekliği yansıtıyor?
- Mekke'nin kutsal alanı ve hac ziyaretleri, kentin ekonomisinde ne kadar önemli bir rol oynuyordu?
Mini sınav
- (Hedef 1) İslam öncesi Mekke'nin önde gelen kabilesi hangisidir? A) Sakif B) Kureyş C) Evs D) Hazreç
- (Hedef 1) İçinde kan dökmenin yasak olduğu kutsal alan için kullanılan kavram hangisidir? A) İlâf B) Harem C) Ukaz D) Himaye
- (Hedef 2) Kur'an'ın Kureyş suresine göre Kureyş'in «kış ve yaz» yaptığı etkinlik nedir? A) Savaş seferleri B) Kervan yolculukları C) Hac ziyaretleri D) Şiir yarışmaları
- (Hedef 2) İslam geleneğine göre Kureyş'in dağınık boylarını Mekke'de bir araya getiren kişi kimdir? A) Hâşim b. Abdimenâf B) Ebrehe C) Kusay b. Kilâb D) Batlamyus
- (Hedef 3) Mekke'nin büyük bir tütsü ve baharat ticaretinin merkezi olduğu görüşünü 1987'de eleştiren tarihçi kimdir? A) W. Montgomery Watt B) R. B. Serjeant C) Gene Heck D) Patricia Crone
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Mekke, İslam'dan önce büyük bir ticaret kenti miydi?» sorusunu tartış. Cevabında Kureyş suresini, Gibbon'ın Mekke tasvirini, Crone'un eleştirisini, Mekke'nin coğrafi konumunu ve kutsal alanını, kutsal ayları ve panayırları kullan; Watt, Crone, Serjeant ve Heck'ten ikisinin görüşlerini karşılaştır.
Cevaplar
- B — Bu kabile Kureyş'tir.
- B — Bu kavram Harem'dir.
- B — Kureyş kış ve yaz kervan yolculukları yapardı.
- C — İslam geleneğine göre bu kişi Kusay b. Kilâb'dır.
- D — Bu eleştiriyi Patricia Crone yaptı.
Kapsamlı bir cevap, Mekke'nin kurak bir vadide, kutsal bir alanın çevresinde yaşayan ve geçimini büyük ölçüde ticaretle sağlayan bir kent olduğunu gösterir. Kureyş suresinin kervan yolculuklarından söz ettiğini, Gibbon'ın ise bu ticareti büyük bir uluslararası tütsü ve baharat ticareti olarak çizdiğini açıklar. Crone'un bu tabloyu çağdaş kaynakların sessizliğine ve tütsü ticaretinin gerilemesine dayanarak nasıl sorguladığını, Serjeant ve Heck'in ise ona nasıl karşı çıktığını tartışır. İyi bir cevap, Mekke'yi dünyanın en zengin kenti ya da yoldan uzak bir köy olarak değil, ticaret, hac ve kabile ilişkilerinin birleştiği bölgesel bir merkez olarak değerlendirir.
Sonraki bölüme köprü
Altıncı yüzyılın sonunda, Kureyş'in Hâşimoğulları boyundan bir çocuk Mekke'de dünyaya geldi. İslam geleneğine göre, erken yaşta yetim kalan bu çocuk, amcasının himayesinde büyüdü, gençliğinde ticaretle uğraştı ve güvenilirliğiyle tanındı. Kırk yaşlarındayken, geleneğe göre, Mekke yakınlarındaki bir mağarada ilk vahyi aldı ve kentin halkını tek bir Tanrı'ya çağırmaya başladı. Sonraki bölüm bu dönemi ele alıyor: Hz. Muhammed'in Mekke'deki çağrısı nasıl başladı ve kentin kabile düzeni ona nasıl karşılık verdi?