Öğrenme hedefleri
- Dördüncü Haçlı Seferi'nin Venedik antlaşmasından Zara'ya, oradan Konstantinopolis'in iki kez kuşatılmasına ve Nisan 1204'teki yağmaya kadar uzanan yolunu sıralayabileceksin.
- Seferin Kudüs'ten Konstantinopolis'e «sapmasını» açıklayan başlıca etkenleri, yani borcu, Venedik'in çıkarlarını, genç Aleksios'un vaatlerini ve Bizans'ın iç karışıklığını, kaynaklara dayanarak açıklayabileceksin.
- «Komplo» ve «rastlantılar zinciri» açıklamalarını, tarihçilerin kanıtlarıyla birlikte tartabileceksin.
Okuma metni
Kanca — «Hıristiyanların üzerine yürümek için çıkmadık»
1202 sonbaharında, Venedik'ten yola çıkan büyük bir donanma, Adriyatik kıyısındaki Zara kentinin önüne demir attı. Gemilerdeki şövalyeler, Kudüs'ü kurtarmak için haç almış Haçlılardı. Ama şimdi karşılarında, Hıristiyan bir kralın yönetimindeki Hıristiyan bir kent vardı. Venedik, bu kenti kendi kaybettiği bir liman olarak görüyor ve Haçlılardan onu geri almalarını istiyordu.
Seferin tarihçisi Villehardouin'e göre, orduda büyük bir tartışma çıktı. Bir Sistersiyen manastırının başrahibi ve onunla aynı düşüncedekiler, evlerinden Hıristiyanların üzerine yürümek için ayrılmadıklarını, Suriye'ye gitmek istediklerini söylüyordu. Ama ordunun önderleri, Venedik'le yaptıkları antlaşmayı yerine getiremezlerse onur kıracaklarını ileri sürdü. Zara kuşatıldı ve ele geçirildi. Papa III. Innocentius, bunu duyunca Haçlıları aforoz etti.
Bu, olacakların yalnızca başlangıcıydı. Bir buçuk yıl sonra aynı ordu, Kudüs'ten çok uzakta, Hıristiyan dünyasının en büyük kentinin, Konstantinopolis'in surlarının önündeydi. Nisan 1204'te kent düştü ve üç gün boyunca yağmalandı. Bu bölümün sorusu şu: haçını Kutsal Topraklar için takmış bir ordu, hangi adımlarla Hıristiyan dünyasının en büyük kentini yağmalayan bir orduya dönüştü? Bu adımların her biri, o anda yer alanlara nasıl göründü?
Bağlam — güvensizlikle dolu bir yüzyıl
Birinci Haçlı Seferi'nden 1204'e kadar geçen yüzyılda, Bizans ile Batı arasındaki ilişkiler giderek gerildi. Bizans, Haçlı ordularının topraklarından geçişini hem bir fırsat hem de bir tehdit olarak gördü. Haçlılar ise Bizans imparatorlarını, kendilerine yeterince yardım etmemekle ve hatta Türklerle anlaşmakla suçladı.
Ekonomik rekabet de bu gerilimi besledi. I. Aleksios'un Venedik'e tanıdığı ticaret ayrıcalıkları, sonraki yüzyılda Venedikli, Cenevizli ve Pisalı tüccarları Konstantinopolis'te güçlü ve zengin topluluklar hâline getirdi. Yerli halk, bu yabancı tüccarları giderek daha çok kıskançlık ve öfkeyle karşıladı. 1171'de imparator I. Manuel, imparatorluktaki bütün Venediklileri tutuklattı ve mallarına el koydu. 1182'de ise, Konstantinopolis'te bir kargaşa sırasında, kentteki Latin topluluğunun pek çok üyesi öldürüldü. Bu olaylar, Batı'da derin bir kin bıraktı.
Bizans'ın kendi içi de karışıktı. 1180'de güçlü imparator I. Manuel'in ölümünden sonra, imparatorluk bir dizi taht kavgasına sürüklendi. 1195'te imparator II. İsaakios, kendi kardeşi III. Aleksios tarafından tahttan indirildi ve kör edildi. İsaakios'un genç oğlu Aleksios ise Batı'ya kaçtı ve babasını tahta geri oturtmak için yardım aramaya başladı.
Gelişme — bir borç ve bir teklif
Dördüncü Haçlı Seferi, 1198'de papa III. Innocentius'un çağrısıyla başladı. Seferin önderleri, aralarında sonradan ordunun başına geçecek Montferratlı Bonifacio'nun da bulunduğu bir grup Fransız ve İtalyan soylusuydu. Bu önderler, orduyu deniz yoluyla, büyük olasılıkla önce Mısır'a götürmeye karar verdi. Bunun için Venedik'le bir antlaşma yaptılar: Venedik, otuz üç bin kişiyi taşıyacak bir donanma hazırlayacak, Haçlılar da karşılığında seksen beş bin gümüş mark ödeyecekti.
Ama 1202 yazında Venedik'e gelen Haçlıların sayısı, beklenenin yalnızca üçte biri kadardı. Pek çok şövalye, başka limanlardan yola çıkmıştı. Gelenler, söz verilen parayı ödeyemedi. Venedik'in yaşlı ve gözleri görmeyen ama son derece deneyimli dükü Enrico Dandolo, bir çözüm önerdi: Haçlılar, Venedik için Zara'yı geri alırlarsa, borcun ödenmesi ertelenebilirdi.
Zara'da kışlayan orduya, 1203'ün başında yeni bir teklif geldi. Genç Aleksios, Haçlılar babasını Konstantinopolis'te yeniden tahta oturtursa, onlara iki yüz bin mark ödeyeceğine, Kutsal Topraklar'a asker göndereceğine ve Bizans kilisesini Roma'ya bağlayacağına söz verdi. Bu teklif, borç içindeki bir ordu için karşı konulmaz bir fırsattı. Ama ordunun bir bölümü yine karşı çıktı; bazı şövalyeler ordudan ayrılıp doğrudan Suriye'ye gitti.
Dönüş noktası — iki kuşatma ve bir yağma
1203 Temmuzu'nda Haçlı ve Venedik donanması Konstantinopolis'in önüne geldi. Kısa bir kuşatmadan sonra III. Aleksios kentten kaçtı; kör İsaakios tahta geri oturtuldu, oğlu da IV. Aleksios adıyla ortak imparator oldu. Ama yeni imparator, verdiği sözleri tutamadı. Hazine boştu; halktan toplanan vergiler ve kiliselerden alınan değerli eşyalar, borcu ödemeye yetmedi. Kent halkı, Latinlere ödeme yapmak için kendilerinden para toplanmasına öfkeleniyordu. Bu aylarda kentte büyük bir yangın da çıktı; kaynaklara göre bazı Latin askerlerinin bir camiye saldırısı sırasında başlayan ateş, kentin geniş bir bölümünü kül etti. Latinlerle kent halkı arasındaki düşmanlık, böylece her geçen hafta biraz daha büyüdü.
1204'ün başında, saraydaki bir darbe her şeyi değiştirdi. Halkın Latinlere karşı öfkesini temsil eden soylu, kaynaklarda V. Aleksios Murtzuphlos diye anılan Aleksios Dukas, IV. Aleksios'u öldürterek tahta çıktı ve Haçlılara ödeme yapmayı reddetti. Artık Haçlılar ile kent arasında hiçbir anlaşma kalmamıştı. Haçlı önderleri ve Venedik, kenti kendileri için almaya ve imparatorluğu aralarında bölüşmeye karar verdi. 12 Nisan 1204'te, Haliç kıyısındaki deniz surlarından kente girdiler.
Ardından gelen üç gün, Konstantinopolis'in tarihindeki en karanlık günlerden biri oldu. Evler, saraylar ve kiliseler yağmalandı; Ayasofya'nın sunağı parçalandı, kutsal eşyaları ganimet olarak taşındı. Kentin yüzyıllar boyunca biriktirdiği sanat eserlerinin ve el yazmalarının önemli bir bölümü yok edildi ya da Batı'ya götürüldü. Hipodromu süsleyen antik tunç heykellerin pek çoğu, sikke basmak için eritildi. Kiliselerden alınan kutsal emanetler, Batı Avrupa'nın dört bir yanındaki kiliselere ve manastırlara dağıtıldı. Aynı Haçlı önderleri, yağmadan sonra ganimetin düzenli biçimde toplanıp paylaşılmasını buyurdu; ama Villehardouin bile, pek çok kişinin payına düşeni gizlediğini itiraf eder.
Yaygın yanlış«Dördüncü Haçlı Seferi, baştan Konstantinopolis'i ele geçirmek için planlanmıştı.»
Kaynaklar, seferin Mısır'a ya da Kutsal Topraklar'a gitmek üzere örgütlendiğini gösterir. Konstantinopolis'e yönelme, Venedik'e olan borç, Zara'daki uzlaşma, genç Aleksios'un vaatleri ve Bizans'taki taht kavgaları gibi bir dizi gelişmenin sonucunda adım adım ortaya çıktı. Papa III. Innocentius da Zara'ya ve Konstantinopolis'e yapılan saldırıları onaylamadı. Bir komplo olup olmadığı tartışılsa da, tarihçilerin çoğu bugün baştan planlanmış bir fetih düşüncesini kabul etmiyor.
Cevap — bir zorunluluklar zinciri ve bir yüzyıllık kin
Nisan 1204'ün yağması, tek bir kararın ya da tek bir kişinin eseri değildi. Venedik'e ödenemeyen borç, orduyu Zara'ya; genç Aleksios'un tutulamayan vaatleri, onu Konstantinopolis'e; Bizans'taki darbe ve anlaşmanın çöküşü de onu kentin fethine sürükledi. Her adım, bir öncekinin yarattığı zorunluluktan doğdu.
Ama bu zorunluluklar zinciri, bir yüzyıl boyunca biriken güvensizlik ve kin olmadan böyle bir sonuca varmazdı. Batılı şövalyelerin gözünde Bizans, zengin ama güvenilmez, Kutsal Topraklar davasına ihanet eden bir güçtü. Bizanslıların gözünde ise Latinler, kaba ve açgözlü yabancılardı. 1204, bu karşılıklı yabancılaşmanın en acı sonucuydu.
Bugünle bağ — Venedik'teki atlar, Ayasofya'daki mezar
Bugün Venedik'teki Aziz Markos Bazilikası'nın ön cephesinde duran dört tunç atın asılları, 1204'te Konstantinopolis'ten, büyük olasılıkla hipodromdan götürülmüştür. Bazilikanın hazinesi de Konstantinopolis'ten getirilen pek çok değerli eşya içerir. İstanbul'da ise, Ayasofya'nın üst galerisinde, zemindeki bir mermer levha, Venedik dükü Enrico Dandolo'nun mezarının yerini gösterir. 2004'te, yağmanın sekiz yüzüncü yılında, Papa II. Ioannes Paulus, Konstantinopolis patriğine, 1204'te yaşananlardan duyduğu derin üzüntüyü ifade etti. Bir yağmanın izleri, iki kentin taşlarında ve iki kilisenin belleğinde sekiz yüzyıl sonra hâlâ yaşıyor.
Birincil kaynak
Bizans tarihçisi Niketas Khoniates, kentin yağmalanışını bir tanık olarak şöyle anlatır:
Nor can the violation of the Great Church be listened to with equanimity. For the sacred altar, formed of all kinds of precious materials and admired by the whole world, was broken into bits and distributed among the soldiers, as was all the other sacred wealth of so great and infinite splendor. When the sacred vases and utensils [...] were to be borne away as booty, mules and saddled horses were led to the very sanctuary of the temple. [...] In the alleys, in the streets, in the temples, complaints, weeping, lamentations, grief, the groaning of men, the shrieks of women [...]
Türkçesi: Büyük Kilise'nin çiğnenmesi de sükûnetle dinlenemez. Çünkü her türlü değerli malzemeden yapılmış ve bütün dünyanın hayran olduğu kutsal sunak parçalara ayrılıp askerler arasında paylaştırıldı; bu kadar büyük ve sonsuz görkemdeki öbür kutsal zenginlik de öyle. Kutsal kaplar ve eşyalar [...] ganimet olarak taşınırken, katırlar ve eyerli atlar tapınağın en kutsal bölümüne kadar sokuldu. [...] Dar sokaklarda, caddelerde, tapınaklarda şikâyetler, ağlayışlar, feryatlar, keder, erkeklerin inlemeleri, kadınların çığlıkları [...]
Kaynak: Niketas Khoniates, Tarih; Dana C. Munro'nun İngilizce çevirisi, Translations and Reprints from the Original Sources of European History, 1. dizi, cilt 3, sayı 1 (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, gözden geçirilmiş baskı 1912), s. 15–16; Fordham Medieval Sourcebook. Türkçesi bizim.
- Khoniates, yağmayı anlatırken en çok hangi ayrıntıları öne çıkarıyor? Bu seçim, onun olaya hangi açıdan baktığını gösteriyor?
- Khoniates'in anlatısını, Villehardouin'in ganimet anlatısıyla karşılaştır. Aynı olay, iki farklı taraftan nasıl görünüyor?
- Khoniates, olaylara tanık olmuş ama kendisi de kentten kaçmak zorunda kalmış bir devlet adamıydı. Bu durum, onun anlatısının tonunu nasıl etkilemiş olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Charles Brand (1968) — 1180–1204 arasındaki Bizans–Batı ilişkilerini inceledi; Manuel'in ölümünden sonraki Bizans iç karışıklığının, yöneticilerin Batı'ya karşı tutarsız politikalarının ve 1182 gibi olayların yarattığı kinin, 1204'ün zeminini hazırladığını gösterdi.
- Donald Queller ve Thomas Madden (1997) — Seferin Konstantinopolis'e sapmasını, Venedik'in ya da başka bir gücün önceden hazırladığı bir komplo olarak değil, borç, zaman baskısı ve beklenmedik fırsatlarla şekillenen bir dizi rastlantı ve zorunluluğun sonucu olarak açıkladı.
- Jonathan Harris (2003) — Bizans'ın Haçlı Seferleri karşısındaki politikasını Bizans'ın kendi bakış açısından inceledi; Bizans'ı edilgen bir kurban olarak değil, kendi çıkarları ve dünya görüşü doğrultusunda hareket eden, ama Batı'nın güvenini giderek yitiren bir güç olarak yorumladı.
- Jonathan Phillips (2004) — Seferin öyküsünü Haçlıların dinsel motivasyonlarını ve maddi sıkıntılarını birlikte ele alarak anlattı; yağmanın vahşetini ve onun Doğu ile Batı Hıristiyanları arasındaki ilişkilerde yarattığı kalıcı yarayı vurguladı.
Tarihçilerin bu konudaki ayrılığı, bir olaya ne kadar yakından ya da uzaktan baktıklarıyla ilgilidir. Queller ve Madden, olayı yakından, adım adım izleyerek her kararın bir öncekinin zorunluluğundan doğduğunu gösteriyor. Brand ve Harris ise geriye çekilerek, bu zorunlulukların neden bu kadar kolay bir düşmanlığa dönüştüğünü, bir yüzyıllık ilişkinin tarihinde arıyor. Phillips, iki bakışı birleştirerek olayın hem nasıl gerçekleştiğini hem de ne anlama geldiğini anlatıyor. Bu yaklaşımlar, «rastlantı» ile «yapısal neden» arasındaki eski tarih tartışmasının iyi bir örneğidir.
Derine İn
1204'ten sonra, Konstantinopolis'te bir Latin İmparatorluğu kuruldu; Flandrialı Baudouin, Ayasofya'da imparator olarak taç giydi. Venedik, imparatorluğun ve başkentin sekizde üçünü aldı; Girit ve Ege'deki pek çok ada, Venedik'in ticaret imparatorluğunun parçası oldu. Ama Latin İmparatorluğu, hiçbir zaman sağlam bir devlet olamadı; elli yıldan biraz fazla sürdü.
Bizans'ın kalıntıları ise, farklı bölgelerde yeni devletler kurdu. Batı Anadolu'da, İznik merkezli bir imparatorluk, Epir'de bir başka devlet, Karadeniz kıyısında ise Trabzon merkezli bir imparatorluk ortaya çıktı. Bunlardan İznik İmparatorluğu, kendini Bizans'ın gerçek mirasçısı olarak gördü ve 1261'de Konstantinopolis'i geri aldı. Ama geri alınan kent, eski zenginliğinden ve gücünden çok uzaktı; imparatorluk, bir daha hiçbir zaman 1204 öncesindeki gücüne kavuşamadı.
Papa III. Innocentius, yağmayı duyduğunda sert bir tepki gösterdi. Ona göre Haçlılar, Kutsal Topraklar'a gitmek için aldıkları haçı bir yana bırakıp Hıristiyan kanı dökmüş ve Doğu kilisesini Roma'ya büsbütün yabancılaştırmıştı. Ama aynı papa, sonradan Konstantinopolis'te bir Latin patrik atanmasını ve Doğu kilisesinin Roma'ya bağlanmasını da bir fırsat olarak gördü. Bu çelişkili tutum, 1204'ün Batı'daki algısının karmaşıklığını gösterir.
1204'ün uzun vadeli sonuçları, Bizans'ın sonraki iki buçuk yüzyılını biçimlendirdi. Parçalanmış imparatorluk, bir daha Anadolu'daki ve Balkanlar'daki yeni güçlere, Türk beyliklerine ve Sırp ile Bulgar krallıklarına karşı güçlü bir direnç gösteremedi. Birçok tarihçiye göre, 1453'teki son düşüşün yolu, 1204'te açıldı. Aynı zamanda 1204, Ortodoks ve Katolik Hıristiyanlar arasındaki uzaklığı, 1054'ün ötesinde, halkın gözünde de kalıcı ve derin bir kopuşa dönüştürdü.
Kaynakların bakış açıları da bu olayı anlamak için önemlidir. Villehardouin, seferin önde gelen komutanlarından biriydi ve anlatısı, önderlerin kararlarını haklı göstermeye yatkındır; sapmayı, antlaşmaya sadakat ve onur meselesi olarak sunar. Aynı seferde bulunan sıradan bir şövalye, Robert de Clari, olayları daha aşağıdan, önderlerin kararlarını her zaman anlamayan askerlerin gözünden anlatır ve ganimetin paylaşımında sıradan askerlerin haksızlığa uğradığından yakınır. Niketas Khoniates ise, kentten ailesiyle birlikte kaçmak zorunda kalan bir Bizans devlet adamı olarak, olayları hem bir tanığın hem de bir kurbanın gözüyle yazar. Onun anlatısı, yalnızca Latinleri değil, kendi yöneticilerinin beceriksizliğini de acı bir dille eleştirir. Bu üç ses birlikte okunduğunda, 1204'ün tek bir öyküsü olmadığı açıkça görülür.
Yağmanın kültürel kaybı da ayrıca düşünülmelidir. Konstantinopolis, antik dünyanın pek çok heykelini, el yazmasını ve sanat eserini yüzyıllar boyunca korumuş bir kentti. Bunların bir bölümü 1204'te sonsuza dek yok oldu. Öte yandan Batı'ya götürülen eserler ve el yazmaları, sonraki yüzyıllarda Venedik'te, Paris'te ve öbür Batı kentlerinde yeni bir ilgiyi besledi. Bir kentin kaybı, başka kentlerin kazancına dönüştü; bu da yağmanın tarihini, yalnızca bir yıkım öyküsü olarak değil, eserlerin ve bilgilerin zorla yer değiştirdiği bir öykü olarak da okumayı gerektirir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Frank T. Marzials (çev.), Memoirs or Chronicle of the Fourth Crusade and the Conquest of Constantinople (Londra: Dent, 1908).
- Dana C. Munro (çev.), Translations and Reprints from the Original Sources of European History, 1. dizi, cilt 3, sayı 1 (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, gözden geçirilmiş baskı 1912).
- Charles M. Brand, Byzantium Confronts the West, 1180–1204 (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1968).
- Donald E. Queller ve Thomas F. Madden, The Fourth Crusade: The Conquest of Constantinople, 2. baskı (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 1997).
- Jonathan Harris, Byzantium and the Crusades (Londra: Hambledon and London, 2003).
- Jonathan Phillips, The Fourth Crusade and the Sack of Constantinople (Londra: Jonathan Cape, 2004).
Arşiv ve kaynak
Villehardouin'in eseri Marzials çevirisiyle Project Gutenberg'de, Niketas Khoniates'in yağma anlatısının Munro çevirisi Fordham Medieval Sourcebook'ta okunabiliyor. Khoniates'in tarihinin tam İngilizce çevirisi ve Robert de Clari'nin anlatısı modern baskılarda bulunur. Venedik'teki Aziz Markos Bazilikası'nın hazinesi, 1204'te götürülen eserlerin bir bölümünü sergiler.
Açık sorular
- Venedik, seferin Konstantinopolis'e yönelmesinde ne kadar belirleyici bir rol oynadı?
- Genç Aleksios'un vaatleri, gerçekçi miydi, yoksa baştan yerine getirilemeyecek sözler miydi?
- 1204 olmasaydı, Bizans'ın sonraki yüzyıllardaki kaderi farklı olur muydu?
Mini sınav
- (Hedef 1) Dördüncü Haçlı Seferi'nin ordusu, Konstantinopolis'ten önce hangi Hıristiyan kenti Venedik için ele geçirdi? A) Zara B) Bari C) Ragusa D) Ankona
- (Hedef 1) Konstantinopolis hangi tarihte Haçlılar tarafından ele geçirildi? A) Temmuz 1203 B) Mayıs 1453 C) Temmuz 1261 D) Nisan 1204
- (Hedef 2) Venedik dükü Enrico Dandolo, Haçlıların ödeyemediği borç için ne önerdi? A) Mısır'a hemen gitmelerini B) Orduyu dağıtmalarını C) Venedik için Zara'yı geri almalarını D) Papaya başvurmalarını
- (Hedef 2) Genç Aleksios, Haçlılara hangi sözü verdi? A) Kudüs'ü onlara vereceğini B) Babasını tahta oturturlarsa para, asker ve kilise birliği sağlayacağını C) Venedik'e savaş açacağını D) İznik'i bırakacağını
- (Hedef 3) Seferin sapmasını bir komplo değil, bir dizi rastlantı ve zorunluluğun sonucu olarak açıklayan tarihçiler kimlerdir? A) Charles Brand B) Donald Queller ve Thomas Madden C) Jonathan Harris D) Jonathan Phillips
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «1204 bir komplonun mu, yoksa bir dizi rastlantının mı sonucuydu?» sorusunu tartış. Cevabında Venedik'e olan borcu, Zara'yı, genç Aleksios'un teklifini, orduda çıkan tartışmayı, 1182 gibi önceki olayları ve yağmayı iki taraftan anlatan Villehardouin ile Khoniates'i kullan; Brand, Queller ile Madden, Harris ve Phillips'ten ikisinin görüşlerini karşılaştır.
Cevaplar
- A — Haçlılar Zara'yı ele geçirdi.
- D — Kent Nisan 1204'te ele geçirildi.
- C — Dandolo, Zara'nın Venedik için geri alınmasını önerdi.
- B — Genç Aleksios, babası tahta oturtulursa para, asker ve kilise birliği sözü verdi.
- B — Bu görüş Donald Queller ve Thomas Madden'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, seferin Mısır'a ya da Kutsal Topraklar'a gitmek üzere örgütlendiğini, ama Venedik'e olan borcun orduyu Zara'ya, genç Aleksios'un vaatlerinin Konstantinopolis'e, Bizans'taki darbenin de kentin fethine sürüklediğini gösterir. Villehardouin'in aktardığı tartışmanın, ordunun içinde de bu sapmaya karşı çıkanlar olduğunu kanıtladığını belirtir. İyi bir cevap, Queller ile Madden'ın rastlantılar zinciri açıklamasını, Brand'ın ya da Harris'in bir yüzyıllık güvensizliği ve kini vurgulayan açıklamasıyla karşılaştırır ve yağmanın iki taraftan nasıl farklı görüldüğünü Villehardouin ile Khoniates'i yan yana koyarak tartışır.
Sonraki bölüme köprü
1261'de İznik İmparatorluğu'nun ordusu, bir gece baskınıyla Konstantinopolis'i geri aldı ve VIII. Mikhael Palaiologos, kentin yeni imparatoru oldu. Ama Palaiologos hanedanının devraldığı imparatorluk, eskisinin küçük bir parçasıydı; Anadolu'da Türk beylikleri, Balkanlar'da Sırp ve Bulgar krallıkları, denizlerde Venedik ve Ceneviz vardı. Sonraki bölüm, bu hanedanın iki yüzyılına bakıyor: küçülen bir imparatorluk, nasıl hem bir kültürel canlanma yaşadı hem de adım adım 1453'e yaklaştı?