Öğrenme hedefleri
- 1054'teki olayları, Güney İtalya'daki siyasal durumdan papalık elçilerinin Konstantinopolis'e gelişine ve karşılıklı aforozlara kadar sıralayabileceksin.
- Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki başlıca anlaşmazlık konularını, yani papalık önceliğini, Filioque'yi ve mayasız ekmeği, her iki tarafın gerekçeleriyle açıklayabileceksin.
- 1054'ün gerçekten bir «ayrılık tarihi» olup olmadığını, bu tarihin sonradan nasıl bir simgeye dönüştüğünü tartışan tarihçi görüşleriyle değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — sunağın üzerinde bir belge
16 Temmuz 1054, Cumartesi. Konstantinopolis'teki Ayasofya'da, din adamları öğle ayininin hazırlığı içindeydi. Tam o sırada, Roma'dan gelmiş üç papalık elçisi kiliseye girdi. Başlarında kardinal Humbert vardı. Elçiler, din adamlarının ve halkın gözü önünde, kilisenin ana sunağının üzerine bir belge bıraktılar. Belge, Konstantinopolis patriği Mikhael Kerularios'u ve onun yandaşlarını aforoz ediyordu.
Humbert'in kendi anlatısına göre, elçiler kiliseden çıkarken, İncil'deki bir sözü hatırlatarak ayaklarının tozunu silktiler ve «Tanrı görsün ve yargılasın» diye bağırdılar. Birkaç gün sonra, patrik bir toplantı düzenledi ve elçileri ve onlara yardım edenleri aforoz etti. Elçiler ise o sırada çoktan Roma'ya dönüş yolundaydı.
Bu sahne, bugün çoğu ders kitabında, Hıristiyan dünyasının Doğu Ortodoks ve Roma Katolik olarak ikiye ayrıldığı an olarak anlatılır. Ama o yaz Konstantinopolis'te yaşayanların çoğu, bir ayrılığa tanık olduklarını düşünmüyordu. Bu bölümün sorusu şu: 1054'te kiliseler gerçekten ayrıldı mı? Ayrıldıysa, neden?
Bağlam — uzun bir yabancılaşma
Doğu ile Batı kiliseleri, yüzyıllardır farklı yollarda ilerliyordu. Batı'da ayinlerin ve kilise yazılarının dili Latince, Doğu'da Yunancaydı. Zamanla iki taraftaki din adamlarının çoğu, öbür tarafın dilini okuyamaz oldu. Tasvir tartışmasının sonunda bile, Doğu'da alınan kararlar Batı'da kusurlu bir çeviriyle okunmuş ve Frank sarayında sert bir eleştiriye konu olmuştu; iki kilise, çoğu zaman birbirini tercümanların aracılığıyla anlamaya çalışıyordu. Siyasal olarak da iki dünya ayrışıyordu: papalık, dokuzuncu yüzyıldan itibaren kendini Konstantinopolis'ten çok Frank ve Alman hükümdarlarına dayandırmaya başlamıştı. Bu hükümdarların «Romalıların imparatoru» unvanı, bu kursun ilk bölümünde gördüğümüz gibi, Konstantinopolis'te bir hakaret olarak karşılanıyordu. Dokuzuncu yüzyılda, Konstantinopolis patriği Photios ile Roma arasında da sert bir tartışma yaşanmış, iki taraf birbirini kınamıştı. Bu tartışma bir süre sonra yatıştı, ama geride karşılıklı bir kuşku bıraktı. Yani 1054'teki elçiler, boş bir sayfaya değil, iki yüzyıllık bir anlaşmazlık birikiminin üzerine geldiler.
İki kilise arasında zamanla birkaç önemli anlaşmazlık birikti. En derini, Roma piskoposunun, yani papanın, bütün kilise üzerindeki yetkisiyle ilgiliydi. Roma, papanın bütün piskoposların üzerinde bir otoriteye sahip olduğunu savunuyordu. Doğu ise, eski büyük kiliselerin patriklerinin eşit olduğunu, Roma'ya yalnızca bir onur önceliği tanınabileceğini düşünüyordu.
Öğreti alanındaki bu tartışmanın yanında, gündelik ibadette de ayrılıklar vardı. Batı kilisesi, kutsal sofrada mayasız ekmek kullanıyordu; Doğu ise mayalı ekmek kullanıyor ve mayasız ekmeği eski bir Yahudi uygulamasının sürdürülmesi olarak görüyordu. Din adamlarının evliliği, sakal bırakma ve oruç günleri gibi konularda da farklılıklar vardı. Tarihçi Tia Kolbaba'nın incelediği Bizans listeleri, bu «Latin hataları»nın yüzyıllar içinde nasıl biriktiğini ve kimi zaman abartıldığını gösterir.
Gelişme — Güney İtalya'dan bir kriz
1054 krizinin hemen arkasında, Güney İtalya'daki bir siyasal sorun vardı. Bu bölgede, Latin ve Yunan kiliselerine bağlı topluluklar yan yana yaşıyordu; bölgenin bir bölümü Bizans'a aitti. On birinci yüzyılın ortasında, Normand savaşçılar bu bölgede hızla güçlendi ve hem papalığın hem de Bizans'ın çıkarlarını tehdit etmeye başladı. Papa IX. Leo ile Bizans'ın İtalya'daki komutanı Argyros, Normandlara karşı bir ittifak kurmaya çalıştı. Ama 1053'te Normandlar, papanın ordusunu yendi ve papayı esir aldı.
Aynı yıllarda, Konstantinopolis'te dinsel gerilim de tırmandı. Patrik Kerularios, kentteki Latin kiliselerinin Yunan ayinine uymasını istedi; uymayanları kapattı. Bulgaristan'daki Ohri başpiskoposu Leon, Güney İtalya'daki bir piskoposa bir mektup yazarak, Latinlerin mayasız ekmek kullanmasını ve cumartesi günleri oruç tutmasını eleştirdi. Mektup, papanın çevresine ulaştığında büyük bir öfke yarattı. Roma'da bu eleştiriler, yalnızca bir ibadet ayrıntısına değil, papanın otoritesine yöneltilmiş bir saldırı olarak okundu. Papa adına yazılan cevaplarda, Roma kilisesinin bütün kiliselerin anası ve başı olduğu, onun geleneklerini yargılamanın hiçbir kilisenin hakkı olmadığı vurgulandı. Böylece küçük görünen bir ibadet tartışması, kısa sürede kilise içindeki otorite sorusuna bağlandı.
Dönüş noktası — elçilik ve aforozlar
İmparator IX. Konstantinos Monomakhos, Normandlara karşı papalıkla ittifakı sürdürmek istiyordu. Bu yüzden, papanın 1054 baharında Konstantinopolis'e gönderdiği elçileri iyi karşıladı. Elçilerin başında, kardinal Humbert, Lorenalı Friedrich ve Amalfi başpiskoposu Petrus vardı. Humbert, sert mizaçlı bir din adamı ve papalık yetkisinin güçlü bir savunucusuydu. Patrik Kerularios ise, elçileri kendisine gereken saygıyı göstermemekle suçladı ve onlarla görüşmeyi reddetti.
Aylar süren gerginliğin ardından, elçiler 16 Temmuz'da aforoz belgesini sunağa bıraktı. Durumu daha da karmaşık kılan bir ayrıntı vardı: elçileri gönderen papa IX. Leo, o yılın Nisan ayında ölmüştü. Kimi tarihçiler, elçilerin artık papa adına hareket etme yetkisinin tartışmalı olduğunu belirtir. Aforoz belgesi de papayı ya da Roma kilisesini değil, patriği ve onun yakın çevresini hedef alıyordu. Patriğin toplantısı da, Roma kilisesini değil, elçileri aforoz etti. Konstantinopolis'te aforozun ardından kısa bir kargaşa yaşandı; patrik, halkı elçilere ve onları kabul eden imparatora karşı kışkırttı. İmparator, kentte bir isyan çıkmasından korkarak elçilerle görüşmeleri sona erdirdi ve onları yola çıkardı. Olayın en çok imparatoru zor durumda bıraktığı söylenebilir: o, Normandlara karşı bir ittifak kurmak istiyordu, ama kendi başkentinde din adamlarının öfkesini göze alamıyordu.
Yaygın yanlış«1054'te Doğu ve Batı kiliseleri resmî bir kararla bütünüyle ayrıldı ve o tarihten sonra birbirleriyle hiçbir ilişkileri kalmadı.»
1054'teki aforozlar, bütün kiliseleri değil, belirli kişileri hedef alıyordu. Sonraki on yıllarda iki taraf arasında yazışmalar, ittifak görüşmeleri ve birleşme girişimleri sürdü. Kilise tarihçilerinin çoğu, ayrılığın tek bir olayla değil, yüzyıllara yayılan bir yabancılaşmayla gerçekleştiğini ve özellikle 1204'teki Haçlı saldırısının bu yabancılaşmayı derinleştirdiğini vurgular.
Cevap — bir anın arkasındaki yüzyıllar
1054'te kiliseler ayrıldı mı? Bir anlamda, bu yaz yaşanan olaylar, iki kilisenin önde gelen temsilcilerinin birbirini açıkça lanetlediği bir kırılma noktasıydı. Ama bu kırılma, yüzyıllar boyunca biriken dil farklılıklarının, siyasal rekabetin, papalık yetkisi konusundaki anlaşmazlığın ve ibadet farklılıklarının üzerine kuruldu. 1054'ün olayları, kişisel sertliklerin ve Güney İtalya'daki siyasal krizin de etkisiyle, bu uzun süreçte bir dönüm noktası oldu.
1054'ü bir «ayrılık tarihi» olarak simgeleştiren, büyük ölçüde sonraki kuşaklardı. Özellikle 1204'te Haçlı ordularının Konstantinopolis'i yağmalaması, iki dünya arasındaki güveni onarılmaz biçimde zedeledi; geriye bakan tarihçiler, 1054'ü bu kopuşun başlangıcı olarak görmeye başladı. Bir olayın önemi, çoğu zaman o olayı yaşayanların değil, ondan sonra gelenlerin gözünde biçimlenir. 1054 de, sonraki yüzyılların acı deneyimleri geriye yansıtıldığında, bir yazın gerginliğinden çok daha büyük bir anlam kazandı.
Bugünle bağ — Fener'den Roma'ya
1054'ün karşılıklı aforozları, yaklaşık dokuz yüz yıl sonra resmen geri alındı. 7 Aralık 1965'te, Papa VI. Paulus ile İstanbul'daki Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin patriği Athenagoras, aynı gün hem Roma'da hem İstanbul'da okunan ortak bir bildiriyle, 1054'teki aforozların kilisenin belleğinden silinmesini istediklerini açıkladı. Bu bildiri, iki kiliseyi birleştirmedi; ama bir yüzyıllık tartışmanın simgesel başlangıcı olan bir olayı yeniden değerlendirdi. İstanbul'daki Fener semti, bugün de bu uzun tarihin canlı bir tanığıdır.
Birincil kaynak
Kardinal Humbert, elçilerin 16 Temmuz 1054'te Ayasofya'da yaptıklarını şöyle anlatır:
[...] clero ex more ad missas praeparato jam hora tertia diei sabbati chartam excommunicationis super principale altare posuerunt sub oculis praesentis cleri et populi. Inde mox egressi etiam pulverem pedum suorum excussere in testimonium illis juxta dictum evangelii proclamantes: Videat Deus et judicet. Hinc ordinatis ecclesiis Latinorum intra ipsam Constantinopolim et anathemate dato cunctis, qui deinceps communicarent ex manu Graeci Romanum sacrificium vituperantis, in osculo pacis acceptis orthodoxi imperatoris licentia donisque imperialibus sancto Petro et sibi alacres coepere reverti.
Türkçesi: [...] din adamları, alışıldığı gibi ayine hazırlanmışken, cumartesi günü üçüncü saatte, orada bulunan din adamlarının ve halkın gözü önünde aforoz belgesini ana sunağın üzerine koydular. Oradan hemen çıkarken, İncil'deki söze uygun olarak onlara karşı bir tanıklık olsun diye ayaklarının tozunu da silktiler ve «Tanrı görsün ve yargılasın» diye bağırdılar. Ardından, Konstantinopolis'in içindeki Latin kiliselerini düzenleyip bundan sonra Roma ayinini kötüleyen bir Yunanın elinden kutsal sofraya katılacak herkese aforoz ilan ederek, doğru inançlı imparatorun barış öpücüğüyle izin ve Aziz Petrus ile kendileri için imparatorluk armağanları alıp neşe içinde dönüş yoluna koyuldular.
Kaynak: Humbert, Brevis et succincta commemoratio eorum quae gesserunt apocrisiarii sanctae Romanae et apostolicae sedis in regia urbe; Cornelius Will (yay.), Acta et scripta quae de controversiis ecclesiae Graecae et Latinae saeculo undecimo composita extant (Leipzig ve Marburg, 1861), s. 152; archive.org. Türkçesi bizim.
- Humbert, aforoz belgesinin bırakılış anını nasıl bir tören gibi anlatıyor? Bu anlatım, onun olaya nasıl bir anlam yüklediğini gösteriyor?
- Metin, elçilerin imparatordan barış öpücüğü ve armağanlar alarak ayrıldığını söylüyor. Bu ayrıntı, imparatorun ve patriğin tutumu arasındaki farkı nasıl yansıtıyor?
- Bu anlatı, olayların bir tarafının, aforozu bırakan elçinin kaleminden çıkmıştır. Patriğin tarafının aynı olayı nasıl anlatmış olabileceğini düşün.
Tarihçiler Tartışıyor
- Steven Runciman (1955) — On birinci ve on ikinci yüzyıllarda papalık ile Doğu kiliseleri arasındaki ilişkileri inceledi; 1054 olaylarının çağdaşlar tarafından kesin bir ayrılık olarak görülmediğini, asıl kopuşun Haçlı Seferleri ve özellikle 1204 ile derinleştiğini savundu.
- Tia Kolbaba (2000) — Bizans yazarlarının hazırladığı «Latin hataları» listelerini inceledi; bu listelerin, gerçek öğreti farklarının yanında, önemsiz gelenek farklılıklarını da büyük hatalar gibi sunduğunu ve bir öteki imgesi yaratarak ayrılığı derinleştirdiğini gösterdi.
- Axel Bayer (2002) — 1054 olaylarının kaynaklarını ayrıntılı olarak yeniden inceledi; aforozların çağdaş dünyada sınırlı bir yankı uyandırdığını, 1054'ün bir «büyük ayrılık» tarihi olarak algılanmasının büyük ölçüde sonraki yüzyılların bir kurgusu olduğunu ileri sürdü.
- Henry Chadwick (2003) — İki kilise arasındaki ayrılığı dokuzuncu yüzyıldaki Photios tartışmasından on beşinci yüzyıldaki birleşme girişimlerine kadar uzun bir süreç olarak ele aldı; bu sürecin öğreti, dil, siyasal otorite ve kültürel yabancılaşma gibi pek çok katmanı olduğunu gösterdi.
Bu tartışma, bir tarihin nasıl simgeye dönüştüğünü gösteriyor. Runciman ve Chadwick, ayrılığı uzun bir süreç olarak görüyor ve 1054'ü bu sürecin bir halkası olarak yerleştiriyor. Bayer, 1054'ün önemini sonraki kuşakların inşa ettiğini vurguluyor. Kolbaba ise, ayrılığın yalnız teologların tartışmalarıyla değil, iki tarafın birbirine dair oluşturduğu olumsuz imgelerle de beslendiğini ortaya koyuyor. Bu yaklaşımların ortak noktası, 1054'ü tek başına bir açıklama olarak değil, daha geniş bir tarihin bir anı olarak okumaktır.
Derine İn
Bu tartışmanın taraflarının kişilikleri de olayların seyrini etkiledi. Kardinal Humbert, papalığın bütün kilise üzerindeki yetkisini güçlendirmeye çalışan bir reform hareketinin önde gelen isimlerinden biriydi. Bu hareket, Batı kilisesinin içinde de kiliseyi dünyevi yöneticilerin etkisinden kurtarmaya ve papanın otoritesini artırmaya yönelikti. Patrik Kerularios ise, Konstantinopolis kilisesinin bağımsızlığını ve onurunu kıskançlıkla koruyan, imparatora bile kafa tutabilen güçlü bir kişiydi. İki sert kişiliğin karşılaşması, uzlaşma olanaklarını daralttı.
Çeviri sorunları da bu tartışmada rol oynadı. Humbert, Ohrili Leon'un Yunanca mektubunu Latinceye çevirerek Roma'ya iletti; o sırada Roma'da Yunancayı iyi bilen pek az din adamı vardı ve Humbert bu az sayıdaki kişiden biriydi; bu çevirinin kimi yerlerde aslından ayrıldığı sonradan fark edildi. Kaynaklarımıza göre patrik Kerularios da, elçilerin aforoz belgesinin çevirisini kendi lehine değiştirerek halka sundu; imparator, belgenin aslını getirtip bu değişikliği ortaya çıkardı. İki tarafın da birbirinin metinlerini kendi dillerine çevirirken yaptığı değişiklikler, karşılıklı güvensizliği artırdı.
1054'ten sonra da iki kilise arasındaki ilişkiler kesilmedi. On birinci yüzyılın sonunda, imparator I. Aleksios Komnenos, Türklere karşı Batı'dan yardım istediğinde, papaya başvurdu; bu çağrı, Birinci Haçlı Seferi'nin arka planlarından biri oldu. On üçüncü yüzyılda Lyon'da ve on beşinci yüzyılda Floransa'da, iki kiliseyi birleştirme girişimleri yapıldı; ama bu girişimler, Doğu'da halkın ve din adamlarının büyük bölümünün karşı çıkmasıyla kalıcı olamadı.
Son olarak, «ayrılık» kavramının kendisi de tartışmaya açıktır. Doğu ve Batı kiliseleri, 1054'ten sonra da aynı temel inançları, aynı kutsal metinleri ve aynı eski konsillerin kararlarını paylaşmayı sürdürdü. Ayrılık, daha çok karşılıklı tanıma, ortak ibadet ve otorite konusundaydı. Bu yüzden kimi tarihçiler, «büyük ayrılık» yerine, iki kilisenin giderek birbirinden uzaklaşması anlamında «yabancılaşma» kavramını tercih eder.
Ayrılığın gündelik hayata yansıması da bölgeden bölgeye değişti. Güney İtalya'da ve Sicilya'da, Yunan ve Latin toplulukları yüzyıllar boyunca yan yana yaşamayı sürdürdü; Yunanca ayin yapan manastırlar, Latin piskoposların yönetimi altında bile varlığını korudu. Doğu Akdeniz'de ise, Haçlı Seferleri'nden sonra Latin din adamlarının Yunan piskoposların yerine atanması, iki topluluk arasındaki ilişkiyi sertleştirdi. Yani ayrılık, her yerde aynı zamanda ve aynı biçimde yaşanmadı; kimi yerlerde bir yüzyıl sonra, kimi yerlerde ise çok daha geç hissedildi.
Bu tartışmada dilin yeri de ayrıca düşünülmeye değer. Bir tarafın «sapkınlık» dediği şey, öbür taraf için çoğu zaman yalnızca bir gelenek farkıydı. Humbert'in aforoz belgesindeki uzun sapkınlar listesi de, Bizans yazarlarının hazırladığı Latin hataları listeleri de, bu farklılıkları büyütüp bir öteki imgesi yaratmaya hizmet ediyordu. Tarihçinin işi, bu tür polemik metinleri okurken, yazarın amacını ve hitap ettiği kitleyi her zaman göz önünde tutmaktır. Bir listenin uzunluğu, anlaşmazlığın derinliğinin değil, çoğu zaman yazarın öfkesinin ölçüsüdür.
Uzman Notu
Temel literatür
- Cornelius Will (yay.), Acta et scripta quae de controversiis ecclesiae Graecae et Latinae saeculo undecimo composita extant (Leipzig ve Marburg: Elwert, 1861).
- Steven Runciman, The Eastern Schism: A Study of the Papacy and the Eastern Churches during the XIth and XIIth Centuries (Oxford: Clarendon Press, 1955).
- Tia M. Kolbaba, The Byzantine Lists: Errors of the Latins (Urbana: University of Illinois Press, 2000).
- Axel Bayer, Spaltung der Christenheit: Das sogenannte Morgenländische Schisma von 1054 (Köln: Böhlau, 2002).
- Henry Chadwick, East and West: The Making of a Rift in the Church: From Apostolic Times until the Council of Florence (Oxford: Oxford University Press, 2003).
- Michael Angold, Church and Society in Byzantium under the Comneni, 1081–1261 (Cambridge: Cambridge University Press, 1995).
Arşiv ve kaynak
1054 olaylarına ilişkin Latince ve Yunanca belgelerin büyük bölümü, Will'in 1861 tarihli derlemesinde bir arada; derlemenin dijital kopyası archive.org'a yüklenmiş durumda. Yunanca metinler, Migne'nin Patrologia Graeca dizisinin 120. cildinde de yer alır. 1965 ortak bildirisinin metni, iki kilisenin resmî yayınlarında erişilebilir.
Açık sorular
- Papa IX. Leo'nun ölümünden sonra elçilerin aforoz yetkisi var mıydı?
- 1054 olayları, çağdaşlar tarafından ne kadar önemli bir olay olarak algılandı?
- İki kilise arasındaki ayrılığın asıl nedeni öğreti farklılıkları mıydı, yoksa siyasal otorite ve kültürel yabancılaşma mı?
Mini sınav
- (Hedef 1) 16 Temmuz 1054'te aforoz belgesini Ayasofya'nın sunağına bırakan papalık elçilerinin başı kimdir? A) IX. Leo B) Humbert C) Argyros D) Ohrili Leon
- (Hedef 1) 1054'te aforoz edilen Konstantinopolis patriği kimdir? A) Photios B) Antakyalı Petros C) Mikhael Kerularios D) Athenagoras
- (Hedef 2) Batı kiliselerinin inanç bildirgesine eklediği «ve Oğul'dan» ifadesinin adı nedir? A) Azymes B) Filioque C) Diptik D) Proskynesis
- (Hedef 2) Humbert'in aforoz belgesi kimi hedef alıyordu? A) Bütün Doğu kilisesini B) İmparatoru C) Patrik Kerularios'u ve yakın çevresini D) Bütün Bizans halkını
- (Hedef 3) 1054'ün bir «büyük ayrılık» tarihi olarak algılanmasının büyük ölçüde sonraki yüzyılların kurgusu olduğunu ileri süren tarihçi kimdir? A) Steven Runciman B) Tia Kolbaba C) Axel Bayer D) Henry Chadwick
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «1054'te kiliseler gerçekten ayrıldı mı?» sorusunu tartış. Cevabında Humbert'in anlatısını ve aforoz belgesinin açılışını, Antakyalı Petros'un ölçülü mektubunu, Güney İtalya'daki siyasal krizi, papa IX. Leo'nun ölümünü, 1204'ü ve 1965 bildirisini kullan; Runciman, Kolbaba, Bayer ve Chadwick'ten ikisinin görüşlerini karşılaştır.
Cevaplar
- B — Elçilerin başında Humbert vardı.
- C — Aforoz edilen patrik Mikhael Kerularios'tur.
- B — Bu ifadenin adı Filioque'dir.
- C — Belge, patrik Kerularios'u ve yakın çevresini hedef alıyordu.
- C — Bu görüş Axel Bayer'e aittir.
Kapsamlı bir cevap, 1054'ün iki kilisenin önde gelen temsilcilerinin birbirini lanetlediği bir kırılma anı olduğunu, ama aforozların bütün kiliseleri değil belirli kişileri hedef aldığını gösterir. Papalık yetkisi, Filioque ve mayasız ekmek gibi anlaşmazlıkların yüzyıllar içinde biriktiğini, Güney İtalya'daki siyasal krizin ve kişisel sertliklerin 1054'ü tetiklediğini açıklar. İyi bir cevap, Antakyalı Petros'un ölçülü tutumunu Doğu'nun tek sesli olmadığının kanıtı olarak kullanır, 1204'ün ayrılığı nasıl derinleştirdiğini tartışır ve Bayer ile Chadwick'in görüşlerini, 1054'ün sonradan bir simgeye dönüştüğü düşüncesiyle birlikte değerlendirir.
Sonraki bölüme köprü
1054 krizinde imparatorun papalıkla ittifak kurmak istemesinin nedeni, Güney İtalya'daki Normandlardı. Ama imparatorluğun asıl büyük sınavı, on yedi yıl sonra doğuda geldi. 1071 yazında, imparator IV. Romanos Diogenes, büyük bir orduyla Van Gölü'nün kuzeyindeki Malazgirt'e yürüdü ve Selçuklu sultanı Alp Arslan'ın ordusuyla karşılaştı. Sonraki bölüm bu savaşı Konstantinopolis'ten bakarak ele alıyor: Malazgirt, imparatorluk için bir askerî yenilgiden daha fazlası mıydı?