Öğrenme hedefleri
- 867–1056 arasında imparatorluğu yöneten Makedon hanedanının başlıca hükümdarlarını ve dönemin askerî genişlemesini, Girit'ten Antakya'ya ve Bulgaristan'a kadar sıralayabileceksin.
- Bu dönemin saray kültürünü, törenlerini ve bilgi derleme çabasını, kaynaklardan örneklerle açıklayabileceksin.
- «Zirve» kavramını sorgulayarak, bu dönemin gücünün sınırlarını ve 1025'ten sonraki hızlı çözülmenin nedenlerini değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — kükreyen aslanlar ve yükselen taht
949'da, Cremonalı Liutprand, İtalya'daki bir hükümdarın elçisi olarak Konstantinopolis'e geldi. Onu, sarayın Magnaura adlı salonunda, imparator VII. Konstantinos kabul etti. Liutprand'ın sonradan yazdığına göre, imparatorun tahtının önünde yaldızlı tunçtan bir ağaç duruyordu; ağacın dallarında, yine yaldızlı tunçtan kuşlar, her biri kendi türüne göre ötüyordu. Tahtı, tunçtan ya da altın kaplı ahşaptan aslanlar koruyordu; aslanlar kuyruklarıyla yere vurup ağızlarını açarak kükrüyordu.
Liutprand, yüzüstü yere kapanarak üç kez selam verdi. Başını kaldırdığında, az önce orta yükseklikte bir tahtta oturan imparatorun, giysisini değiştirmiş ve tavana yakın bir yükseklikte oturduğunu gördü. Bunun nasıl yapıldığını anlayamadı; belki bir şarap presinin kütüklerini kaldıran türden bir düzenekle yükseltilmişti. İmparator onunla doğrudan konuşmadı bile; aradaki mesafe bunu uygunsuz kılıyordu.
Liutprand, bu gösteriden korkmadığını, önceden soruşturup ne olacağını öğrendiğini söyler. Ama bu sahne, bir imparatorluğun kendini dünyaya nasıl göstermek istediğini çok iyi anlatıyor. Onuncu yüzyılda Konstantinopolis, yeniden güçlü, zengin ve kendinden emin görünüyordu. Bir asır önce Arap donanmalarına karşı başkentini zor koruyan bir devlet, bu özgüvene nasıl ulaştı? Ve yabancı elçileri büyüleyen bu parıltının altında, gerçekten sağlam bir güç var mıydı?
Bağlam — bir seyisin kurduğu hanedan
Hanedanın kurucusu I. Basileios, Makedonya denen Trakya bölgesinden gelen yoksul bir köylü ailesinin oğluydu. Kaynaklara göre, güçlü bedeni ve at eğitmedeki becerisi sayesinde saraya girdi, imparator III. Mikhael'in gözdesi oldu ve 867'de onu öldürterek tahta çıktı. Bu kanlı başlangıca rağmen, soyundan gelenler 1056'ya kadar tahtı ellerinde tuttu. Hanedanın meşruiyeti zamanla öylesine güçlendi ki, ailenin «morda doğmuş» üyeleri, halkın gözünde tahtın doğal sahipleri sayılır oldu.
Basileios'un oğlu VI. Leon, «Bilge» lakabıyla anıldı. Onun döneminde, Justinianus'un Latince hukuk derlemesi Yunancaya uyarlanarak altmış kitaplık büyük bir yasa derlemesinde yeniden düzenlendi. Leon'un oğlu VII. Konstantinos ise, uzun yıllar boyunca güçlü bir amiral olan Romanos Lakapenos'un gölgesinde kaldı; ama kendi yönetimini kurduğunda, bir hükümdardan çok bir bilgin gibi davrandı. Tarihçiler, onun döneminde eski bilgilerin konulara göre toplanıp düzenlendiği büyük derlemeler hazırlandığı için bu çabaya ansiklopedicilik adını verir: tarih örnekleri, tarım bilgileri, askerî öğütler ve saray törenleri, geleceğin yöneticilerine rehber olacak ciltlerde bir araya getirildi.
Gelişme — doğuda ve kuzeyde ilerleyiş
Onuncu yüzyılın ortasından itibaren imparatorluk, yüzyıllardır ilk kez saldırıya geçti. Doğu sınırında, halifelik parçalanmış ve yerel emirliklere bölünmüştü. Anadolu'nun büyük toprak sahibi askerî aileleri, özellikle Phokas ailesi, bu fırsatı değerlendirdi. 961'de general Nikephoros Phokas, bir buçuk asırdır Arap yönetiminde olan Girit'i geri aldı. İmparator II. Nikephoros Phokas olarak tahta çıktıktan sonra, Kilikya'yı ve Kıbrıs'ı ele geçirdi; 969'da ordusu Antakya'ya girdi.
Onu öldürüp tahta geçen yeğeni I. Ioannes Tzimiskes, kuzeyde Balkanlar'a yöneldi. 971'de, Tuna kıyısında, Kiev prensi Svyatoslav'ın ordusunu yendi ve Doğu Bulgaristan'ı imparatorluğa bağladı. Doğuda ise Suriye'nin içlerine seferler düzenledi. Bir asır önce yalnızca hayatta kalmaya çalışan imparatorluk, artık sınırlarını genişletiyordu. Bu seferlerin ganimetleri ve yeni toprakların vergileri, hazineyi doldurdu; Konstantinopolis'e dönen komutanlar, zafer alaylarıyla karşılandı. Ama başarılı generallerin kendileri de tahtı isteyebiliyordu: Nikephoros Phokas da Ioannes Tzimiskes de, başarılarının ardından taht sahibi olan askerlerdi.
Bu genişlemenin doruk noktası, II. Basileios'un uzun saltanatında geldi. Genç Basileios, ilk yıllarında büyük askerî ailelerin başlattığı iç savaşlarla uğraştı. Bu savaşlarda ona yardım eden, Kiev prensi Vladimir'in gönderdiği altı bin kişilik bir birlikti. Karşılığında Vladimir, imparatorun kız kardeşi Anna ile evlendi ve Hıristiyanlığı kabul etti. Bu birlik, sonraki yüzyıllarda imparatorların muhafızı olan ünlü Varang Muhafızları'nın çekirdeği oldu. Bizans kaynaklarında Varanglar diye anılan ve baltalarıyla ünlenen bu savaşçılar, başlangıçta Kiev ve İskandinavya kökenliydi; imparatora kişisel bağlılıklarıyla tanınırlardı. Onların sadakati, imparatorun kendi uyruklarından kurulan birliklere güvenemediği anlarda özellikle değerliydi. On birinci yüzyılın sonlarından itibaren bu birliğe İngiltere'den gelen savaşçılar da katılacaktı.
Dönüş noktası — Bulgaristan ve bir lakabın doğuşu
II. Basileios'un en uzun savaşı, Bulgaristan'la oldu. Batı Bulgaristan'da, Ohri merkezli bir devleti yöneten çar Samuil, yıllarca imparatorluğa direndi. Savaş, yirmi yılı aşkın bir süre boyunca, dağ geçitlerinde ve kalelerin önünde sürdü. 1014'te Kleidion geçidinde Basileios büyük bir zafer kazandı. Sonraki bir Bizans tarihçisine göre, imparator binlerce esiri kör ettirip her yüz kişiden birinin tek gözünü bırakarak onları Samuil'e geri gönderdi; Samuil bu manzarayı görünce yıkıldı ve kısa süre sonra öldü. 1018'de Bulgaristan tümüyle imparatorluğa bağlandı.
Basileios, 1025'te öldüğünde, imparatorluk Justinianus'tan beri en geniş sınırlarına ulaşmıştı: Tuna'dan Suriye'ye, Güney İtalya'dan Ermenistan'a. Hazine doluydu. Basileios, sonraki kuşaklarda «Bulgar Kıran» lakabıyla anıldı. Ama Bulgaristan'ın imparatorluğa bağlanması, yalnızca bir askerî zafer değildi. Basileios, Bulgar soylularının bir bölümüne unvanlar ve görevler verdi, Ohri'deki kilise merkezini korudu ve yeni eyalette vergileri bir süre eski düzene göre toplattı. Bu uzlaşmacı adımlar, kanlı savaş öyküleriyle birlikte düşünüldüğünde, onun politikasının daha karmaşık bir resmini verir. Bulgar topraklarındaki ilk büyük ayaklanmanın ancak yirmi yılı aşkın bir süre sonra, 1040'ta, vergilerin artık ürünle değil parayla istenmesinin ardından patlak vermesi, bu uzlaşmanın bir süre işe yaradığını düşündürür.
Yaygın yanlış«II. Basileios, yaşadığı dönemde de Bulgar Kıran lakabıyla tanınan, bütün hayatını Bulgarlarla savaşarak geçiren bir imparatordu.»
Basileios gerçekten uzun yıllar Bulgaristan'la savaştı; ama Bulgar Kıran lakabının, onun ölümünden çok sonra, on ikinci yüzyılın ikinci yarısında yaygınlaştığı görülüyor. Binlerce esirin kör edildiği öyküsü de, olaylardan onlarca yıl sonra yazılmış bir kaynağa dayanır ve rakamlar abartılı olabilir. Basileios'un saltanatı, iç savaşları, doğudaki ve Kafkasya'daki politikaları ve yönetim reformlarıyla da biçimlenmişti.
Cevap — güçlü, ama kırılgan bir zirve
Makedon hanedanı, imparatorluğu birkaç etkenin birleşmesiyle yeniden güçlendirdi. Halifeliğin parçalanması ve Bulgar devletinin bölünmesi, dış koşulları elverişli hâle getirdi. Anadolu'nun güçlü askerî aileleri, deneyimli ordular ve yetenekli komutanlar sağladı. Hanedanın uzun ömürlü meşruiyeti, taht kavgalarını bir ölçüde sınırladı. Saray, törenleri, kitapları ve diplomasisiyle, imparatorluğun gücünü dünyaya etkileyici bir biçimde sergiledi.
Ama bu zirve kırılgandı. Büyük askerî aileler, hem imparatorluğun gücü hem de tahtın en büyük tehdidiydi; II. Basileios, saltanatının büyük bölümünü onları dizginlemeye harcadı. Basileios'un çocuğu yoktu. 1025'ten sonraki yarım yüzyılda, tahta pek çok kısa ömürlü imparator çıktı; hanedan 1056'da sona erdi. Ordunun ihmal edilmesi, sınırların zayıflaması ve saray çekişmeleri, zirvenin ardından hızlı bir düşüşü hazırladı.
Bugünle bağ — Ayasofya'daki runik yazı
İstanbul'da, Ayasofya'nın güney galerisinde, bir mermer korkuluğun üzerine kazınmış, zamanla silinmiş birkaç runik harf bulunur. Araştırmacılar, bu yazıda bir adın, Halfdan'ın, okunabildiğini düşünür. Bu küçük yazı, muhtemelen Varang Muhafızları'na ya da imparatorluğa hizmet eden İskandinav kökenli birine aittir. Kiev'deki Ayasofya Katedrali de, Vladimir'in oğlu döneminde, Konstantinopolis'teki büyük kiliseyi örnek alarak yapılmıştır. Bu izler, Makedon hanedanı döneminde imparatorluğun etkisinin, Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırlara ve İskandinavya'ya kadar uzandığını gösterir.
Birincil kaynak
Liutprand, 949'da imparator VII. Konstantinos tarafından kabul edilişini şöyle anlatır:
Before the emperor's seat stood a tree, made of bronze gilded over, whose branches were filled with birds, also made of gilded bronze, which uttered different cries, each according to its varying species. It was of immense size and was guarded by lions, made either of bronze or of wood covered over with gold, who beat the ground with their tails and gave a dreadful roar with open mouth and quivering tongue. [...] At my approach the lions began to roar and the birds to cry out, each according to its kind; but I was neither terrified nor surprised, for I had previously made enquiry about all these things.
Türkçesi: İmparatorun tahtının önünde, yaldızlı tunçtan yapılmış bir ağaç duruyordu; dalları, yine yaldızlı tunçtan kuşlarla doluydu ve bu kuşlar her biri kendi türüne göre farklı sesler çıkarıyordu. Çok büyüktü ve tunçtan ya da altın kaplı ahşaptan aslanlar tarafından korunuyordu; bu aslanlar kuyruklarıyla yere vuruyor, ağızlarını açıp dillerini titreterek korkunç bir kükreme çıkarıyordu. [...] Yaklaştığımda aslanlar kükremeye, kuşlar da her biri kendi türüne göre ötmeye başladı; ama ben ne korktum ne de şaşırdım, çünkü bütün bunları önceden soruşturmuştum.
Kaynak: Liutprand, Antapodosis, VI.5; F. A. Wright'ın İngilizce çevirisi, The Works of Liudprand of Cremona (Londra: Routledge, 1930), s. 207–208; archive.org. Türkçesi bizim.
- Bu tören, yabancı elçilere hangi mesajı vermek için tasarlanmıştı? Aslanlar, kuşlar ve yükselen taht, imparatorun gücünü nasıl anlatıyor?
- Liutprand, neden korkmadığını ve önceden soruşturduğunu özellikle vurguluyor? Bu vurgu, onun kendi okurlarına ne söylemek istediğini gösteriyor?
- Aynı Liutprand, 968'deki ikinci elçiliğinde Konstantinopolis'i çok daha düşmanca anlatır. Bir yazarın aynı kenti farklı zamanlarda farklı anlatması, tarihçiye ne öğretir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Paul Lemerle (1971) — Dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda imparatorluktaki eğitimi ve bilgi kültürünü inceledi; bu dönemde eski metinlerin yeniden toplanması, kopyalanması ve derlenmesini bir «ilk Bizans hümanizmi» olarak tanımladı ve VII. Konstantinos döneminin büyük derlemelerini bu çabanın doruğu olarak gördü.
- Mark Whittow (1996) — 600–1025 arasında imparatorluğun dönüşümünü inceledi; onuncu yüzyıldaki genişlemeyi, İslam dünyasının ve Bulgar devletinin parçalanmasıyla, Anadolu'nun askerî aristokrasisinin yükselişiyle ve imparatorluğun çevresindeki halklarla kurduğu ilişkilerle açıkladı.
- Paul Stephenson (2003) — II. Basileios'un «Bulgar Kıran» imgesinin tarihini izledi; bu lakabın imparatorun kendi döneminde değil, on ikinci yüzyılda yaygınlaştığını, daha sonra da modern milliyetçiliklerin elinde yeniden biçimlendiğini gösterdi.
- Catherine Holmes (2005) — II. Basileios'un saltanatını, kaynakların yapısını dikkatle çözümleyerek yeniden inceledi; onun yönetimini yalnızca savaşlarla değil, sınır bölgelerindeki yerel seçkinlerle kurulan esnek ilişkilerle ve pragmatik bir yönetim anlayışıyla açıkladı.
Bu tartışma, bir «zirve» döneminin nasıl kurulduğunu gösteriyor. Lemerle ve Whittow, dönemin kültürel ve askerî gücünü farklı açılardan açıklıyor. Stephenson ise bu dönemin en ünlü imparatorunun imgesinin, sonraki kuşakların ihtiyaçlarına göre nasıl biçimlendiğini ortaya koyuyor. Holmes, aynı imparatoru savaş anlatılarının ötesinde, yönetimin gündelik işleyişiyle anlamaya çalışıyor. Bu yaklaşımlar birlikte okunduğunda, «zirve» kelimesinin bir gerçeklik kadar sonradan kurulmuş bir bellek de olduğu görülür; her tarihçi, bu belleğin farklı bir katmanını açıyor ve öbürlerinin gözden kaçırdığı bir soruyu görünür kılıyor.
Derine İn
VII. Konstantinos'un adıyla anılan kitaplar, bu dönemin en değerli kaynaklarıdır. Törenler kitabı, sarayda ve kilisede yapılan yüzlerce törenin ayrıntılı tarifini içerir: kimin hangi kapıdan gireceği, hangi giysiyi giyeceği, hangi sözleri söyleyeceği. Oğluna yazdığı yönetim el kitabı ise, imparatorluğun çevresindeki halkların, Peçeneklerin, Rusların, Macarların, Hazarların ve öbürlerinin nasıl idare edileceğini anlatır. Bu kitaplar, imparatorluğun dünyayı nasıl gördüğünü ve kendini nasıl düzenlemeye çalıştığını gösterir; ama çoğu zaman bir idealin, gerçekte her zaman uygulanmayan bir düzenin betimlemesidir.
Bu dönemin «ilk hümanizmi» de dikkate değer. Dokuzuncu yüzyılda, patrik Photios gibi bilginler, eski Yunan yazarlarının eserlerini okuyup özetledi. Photios'un okuduğu yüzlerce kitabın özetlerini içeren eseri, bugün kayıp olan pek çok antik metnin tek tanığıdır. Eski el yazmaları, yeni ve daha küçük bir yazı türüyle yeniden kopyalandı. Bugün elimizdeki antik Yunan metinlerinin önemli bir bölümü, bu yüzyıllarda Konstantinopolis'te yapılan kopyalar sayesinde korunmuştur.
Askerî genişlemenin toplumsal bir bedeli de vardı. Anadolu'nun büyük toprak sahibi aileleri güçlendikçe, küçük köylülerin toprakları bu ailelerin eline geçmeye başladı. Makedon imparatorları, bir dizi yasayla, köylülerin topraklarını güçlülere karşı korumaya çalıştı. Bu yasalar, devletin askerlerini ve vergi ödeyicilerini yitirmekten korktuğunu gösterir. Yasaların metinleri, kıtlık yıllarında köylülerin topraklarını ucuza satmak zorunda kaldığını ve güçlülerin bu fırsatı nasıl kullandığını da anlatır; yani yalnız bir hükümdar iradesini değil, köylerdeki gerçek sıkıntıları da yansıtır. Yasaların ne kadar etkili olduğu ise tartışmalıdır: büyük ailelerin toprakları, onuncu ve on birinci yüzyıllar boyunca genişlemeyi sürdürdü. II. Basileios, bu politikayı en sert biçimde uygulayan imparator oldu; ama onun ölümünden sonra, büyük aileler yeniden güçlendi.
Son olarak, bu dönemin Kafkasya ve Ermenistan politikası da önemlidir. II. Basileios ve ardılları, Ermeni krallıklarını birer birer imparatorluğa bağladı. Bu, kâğıt üzerinde bir genişlemeydi; ama doğu sınırındaki yerel güçlerin ortadan kalkması, sonraki yüzyılda doğudan gelecek yeni bir güce karşı imparatorluğun tampon bölgelerini yitirmesi anlamına da geliyordu. Zirvenin kimi başarıları, sonraki düşüşün tohumlarını da taşıyordu.
Bu dönemin diplomasisi de ayrıca incelenmeye değer. İmparatorluk, çevresindeki halklarla ilişkilerinde evlilikleri, unvanları, hediyeleri ve din adamlarını ustaca kullandı. Bulgar çarlarına, Kiev prenslerine ve Kafkasya'nın hükümdarlarına verilen unvanlar, onları imparatorluğun çevresinde bir aile düzeni içine yerleştiriyordu. Vladimir'in Anna ile evliliği, bu politikanın en çarpıcı örneğiydi: bir imparatorun «morda doğmuş» kız kardeşi, daha önce hiçbir yabancı hükümdara verilmemişti. Bu evlilik, Kiev Rusyası'nın Hıristiyanlaşmasının ve Doğu Avrupa'nın Bizans kültürüyle uzun süreli bağının başlangıcı oldu. Bugün Rusya'da, Ukrayna'da ve Belarus'ta yaşayan Ortodoks kilise geleneği, kökenini bu olaylara bağlar. Aynı olaylar, bu ülkelerin modern ulusal tarih yazımlarında birbirinden farklı biçimlerde sahiplenilir; bu da ortaçağ olaylarının bugünün siyasetinde nasıl yeniden yorumlanabildiğine bir örnektir.
Uzman Notu
Temel literatür
- F. A. Wright (çev.), The Works of Liudprand of Cremona (Londra: Routledge, 1930).
- Samuel H. Cross (çev.), The Russian Primary Chronicle, Harvard Studies and Notes in Philology and Literature 12 (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1930).
- Paul Lemerle, Le premier humanisme byzantin: Notes et remarques sur enseignement et culture à Byzance des origines au Xe siècle (Paris: Presses Universitaires de France, 1971).
- Mark Whittow, The Making of Orthodox Byzantium, 600–1025 (Londra: Macmillan, 1996).
- Paul Stephenson, The Legend of Basil the Bulgar-Slayer (Cambridge: Cambridge University Press, 2003).
- Catherine Holmes, Basil II and the Governance of Empire (976–1025) (Oxford: Oxford University Press, 2005).
Arşiv ve kaynak
Liutprand'ın eserlerinin Wright çevirisi ve Rus İlk Kroniği'nin Cross çevirisi archive.org'da okunabiliyor. VII. Konstantinos'un törenler kitabının ve yönetim el kitabının modern çevirileri yayımlanmıştır. Ayasofya'nın galerisindeki runik yazı, bugün yapıyı ziyaret edenler tarafından görülebiliyor.
Açık sorular
- Onuncu yüzyıldaki askerî başarıların asıl nedeni imparatorluğun kendi gücü müydü, yoksa komşularının zayıflığı mı?
- VII. Konstantinos'un kitapları, gerçek uygulamayı mı, yoksa bir ideali mi anlatıyor?
- II. Basileios'un ölümünden sonraki hızlı çözülme, onun kendi politikalarının bir sonucu muydu?
Mini sınav
- (Hedef 1) Makedon hanedanının kurucusu kimdir? A) VI. Leon B) I. Basileios C) VII. Konstantinos D) II. Nikephoros Phokas
- (Hedef 1) 1018'de Bulgaristan'ı tümüyle imparatorluğa bağlayan imparator kimdir? A) I. Ioannes Tzimiskes B) VI. Leon C) II. Basileios D) Romanos Lakapenos
- (Hedef 2) Liutprand'ın 949'daki kabul töreninde anlattığı düzeneklerden biri hangisidir? A) Kükreyen aslanlar ve yükselen bir taht B) Konuşan bir heykel C) Kendi kendine açılan bir kapı D) Ateş püskürten bir ejderha
- (Hedef 2) Rus İlk Kroniği'ne göre Konstantinopolis'teki ibadeti gören elçiler ne dedi? A) Hiçbir şey görmedik B) Gökte mi, yerde mi olduğumuzu bilemedik C) Bu ibadet bize uygun değil D) Kent çok küçüktü
- (Hedef 3) II. Basileios'un «Bulgar Kıran» lakabının on ikinci yüzyılda yaygınlaştığını gösteren tarihçi kimdir? A) Paul Lemerle B) Mark Whittow C) Paul Stephenson D) Catherine Holmes
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Makedon hanedanı dönemi gerçekten bir zirve miydi?» sorusunu tartış. Cevabında Liutprand'ın taht anlatısını, VII. Konstantinos'un kitaplarını, Girit'ten Antakya'ya ve Bulgaristan'a uzanan seferleri, Rus İlk Kroniği'ndeki elçi öyküsünü ve 1025'ten sonraki çözülmeyi kullan; Lemerle, Whittow, Stephenson ve Holmes'tan ikisinin görüşünü yan yana koy.
Cevaplar
- B — Hanedanın kurucusu I. Basileios'tur.
- C — Bulgaristan'ı II. Basileios bağladı.
- A — Kükreyen aslanlar ve yükselen bir taht.
- B — Elçiler gökte mi, yerde mi olduklarını bilemediklerini söyledi.
- C — Bu görüş Paul Stephenson'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, bu dönemin gerçek başarılarını gösterir: Girit'in, Kilikya'nın, Antakya'nın ve Bulgaristan'ın kazanılması, sarayın törenleri ve diplomasisi, eski metinlerin korunmasını sağlayan bilgi kültürü. Ama iyi bir cevap, bu gücün kırılganlığını da tartışır: büyük askerî ailelerin tahta yönelik tehdidi, köylü topraklarının el değiştirmesi, Ermeni tampon devletlerinin ortadan kalkması ve II. Basileios'un ölümünden sonraki hızlı çözülme. Stephenson'ın, en ünlü imparatorun imgesinin sonradan kurulduğunu gösteren çalışması, «zirve» kavramının kendisini sorgulamak için kullanılabilir.
Sonraki bölüme köprü
Makedon hanedanının son yıllarında, 1054'te, Konstantinopolis'teki patrik ile Roma'dan gelen papalık elçileri arasında sert bir tartışma çıktı. Elçiler, Ayasofya'nın sunağına patriği aforoz eden bir belge bıraktı; patrik de onları aforoz etti. Bu olay, sonraki yüzyıllarda Doğu ve Batı kiliselerinin ayrılığının simgesi olarak anıldı. Sonraki bölüm bu tarihe bakıyor: 1054'te kiliseler neden ayrıldı, ve bu ayrılık gerçekten o yıl mı yaşandı?