Öğrenme hedefleri
- Ocak 532'deki Nika İsyanı'nın başlangıcını, gün gün gelişimini ve bastırılışını kaynaklara dayanarak sıralayabileceksin.
- Hipodromdaki taraftar gruplarının, Mavilerin ve Yeşillerin, kent hayatındaki ve imparatorla ilişkisindeki yerini açıklayabileceksin.
- İsyanın nedenleri konusundaki farklı tarihçi yorumlarını, yani kendiliğinden bir kalkışma, bir senatör darbesi ya da imparatorun kurguladığı bir kriz görüşlerini, kanıtlarıyla değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — yirmi ikinci yarışta bir çığlık
13 Ocak 532, Salı. Konstantinopolis'in hipodromunda, yeni yılın geleneksel araba yarışları yapılıyordu. On binlerce kişiyi alabilen dev yarış alanı doluydu. İmparator Justinianus, sarayından doğrudan geçilen özel locasında, kathismada oturuyordu. Kalabalığın bir ucunda Maviler, öbür ucunda Yeşiller, yani kentin iki büyük yarış taraftarı grubu vardı.
Yarışlar boyunca, iki grup da aynı istekle imparatora seslendi: birkaç gün önce idam edilmek üzereyken darağacından sağ kurtulan iki mahkûmun bağışlanmasını istiyorlardı. Mahkûmlardan biri Mavi, öbürü Yeşildi. İmparator cevap vermedi. Yirmi ikinci yarışa gelindiğinde, hipodromda beklenmedik bir çığlık yükseldi: «Çok yaşasın insancıl Yeşiller ve Maviler!» Uzun zamandır birbirine düşman olan iki grup, birleşmişti.
O akşam, iki grup ortak bir parola seçti: «Nika!», yani «Yen!» Bu, yarışlarda kendi arabacılarını yüreklendirmek için attıkları çığlıktı. Beş gün içinde, kentin merkezi yanmış, bir başka adam imparator ilan edilmiş, Justinianus da gemilere binip kaçmayı düşünür hâle gelmişti. Yarış pistinde başlayan bir tartışma, imparatorluğun başkentini nasıl bu kadar kısa sürede ateşe verebildi?
Bağlam — hipodromun iki rengi
Konstantinopolis'in hipodromu, yalnızca bir yarış alanı değildi. Kentin en büyük toplantı yeriydi. İmparator, halkın karşısına en çok burada çıkardı. Yeni bir imparatorun halk tarafından alkışlanması, zaferlerin kutlanması, halkın imparatora dileklerini ve şikâyetlerini iletmesi, hep burada olurdu. Hipodrom, bir anlamda, imparatorla kent halkının yüz yüze geldiği tek yerdi. Halk, burada alkışlarla onay verir, yuhalamalarla hoşnutsuzluğunu gösterirdi; imparator da çoğu zaman bir sözcü aracılığıyla cevap verirdi. Bu karşılıklı konuşma, iktidarın meşruiyetinin bir parçasıydı.
Yarışları örgütleyen gruplar, renklerle anılırdı. Dördüncü ve beşinci yüzyıllarda, bu renklerden ikisi, Maviler ve Yeşiller, öbürlerini gölgede bıraktı. Bu gruplar, arabacıları, atları ve yarış ekiplerini yönetiyor, aynı zamanda binlerce taraftarı örgütlüyordu. Taraftarlar, hipodromda belirli bölümlerde otururdu; kentin sokaklarında da kendi renklerinin adına kavgalar çıkarırlardı. İki grubun yandaşları arasındaki çatışmalar, zaman zaman kanlı sokak savaşlarına dönüşürdü.
Justinianus, amcasının saltanatı sırasında Mavileri desteklemiş, onları bir siyasal güç olarak kullanmıştı. Ama tahta çıktıktan sonra, taraftar gruplarının şiddetine son vermeye karar verdi ve kentlerdeki yöneticilere, iki grubun suçlarını ayrım yapmadan cezalandırmalarını buyurdu. Aynı dönemde, imparatorun iki güçlü bakanı, Kapadokyalı Ioannes ve hukukçu Tribonianus, yeni vergiler ve sert uygulamalarla halkın öfkesini çekiyordu.
Gelişme — beş gün
İsyan, bir idamla başladı. Ocak ayının başında, kentin valisi Eudaimon, bir kavgada ölüme yol açan birkaç kişiyi idama mahkûm etti. İdamlardan ikisi başarısız oldu: darağacının ipi iki kez koptu ve iki mahkûm yere düştü. Yakındaki bir manastırın keşişleri, onları alıp Haliç'in karşı yakasındaki bir kiliseye sığındırdı. Vali, kiliseyi askerlerle kuşattı. Hipodromdaki bağışlama çığlıkları, bu iki adam içindi.
13 Ocak akşamı, birleşen taraftarlar valinin konağına yürüdü, hapishaneyi basıp mahkûmları serbest bıraktı ve binayı ateşe verdi. Yangın, sarayın ana giriş kapısına, senato binasına ve kentin büyük kilisesi Ayasofya'ya sıçradı. Ertesi gün, imparator yarışları yeniden başlatmaya çalıştı, ama kalabalık yarış istemiyordu. Artık iki mahkûmun bağışlanmasını değil, halkın nefret ettiği üç yöneticinin, vali Eudaimon'un, Kapadokyalı Ioannes'in ve Tribonianus'un görevden alınmasını istiyordu. Justinianus, bu isteği hemen kabul etti ve üçünü de görevden aldı.
Ama bu, isyanı durdurmadı. İsyan, artık yalnızca taraftarların değildi. Kentte, vergilerden ve yoksulluktan kaçıp başkente sığınmış taşralılar vardı. Senatörlerin bir bölümü de, Justinianus'un iktidarından hoşnut değildi. Eski imparator Anastasius'un yeğenleri, Hypatius ve Pompeius, bu hoşnutsuz senatörlerin gözünde doğal birer aday gibi görünüyordu.
Justinianus, isyanın beşinci gününün akşamında, sarayda bulunan Hypatius'u ve Pompeius'u evlerine gönderdi. Onların bir komploya karışmış olmasından kuşkulanıyordu. Ertesi sabah, yani 18 Ocak'ta, kalabalık Hypatius'un evine koştu ve onu imparator ilan etti. Karısı Maria, kocasının ölüme götürüldüğünü söyleyerek onu bırakmamaya çalıştı, ama kalabalık onu alıp götürdü. Konstantin Forumu'nda, taç yerine başına altın bir gerdanlık kondu. Hypatius, oradan hipodroma götürüldü ve imparatorun locasına, kathismaya oturtuldu.
Dönüş noktası — sarayda bir karar
Aynı saatlerde, sarayda Justinianus ve danışmanları, kalıp savaşmak mı, yoksa gemilere binip kaçmak mı gerektiğini tartışıyordu. Sarayı koruması gereken askerler, iki tarafa da yardım etmeyip sonucu beklemeye karar vermişti. Pek çok danışman kaçmaktan yanaydı; limanda gemiler hazırdı.
Procopius'a göre, bu sırada imparatoriçe Theodora söz aldı. Kaçmanın, hayat kurtarsa bile, bu an için en kötü seçim olduğunu söyledi. Işığı gören her insanın bir gün öleceğini, ama bir kez imparator olmuş biri için kaçak olmanın katlanılamaz olduğunu ekledi. Konuşmasını eski bir sözle bitirdi: krallık, güzel bir kefendir. Procopius'a göre, bu sözlerden sonra salondakiler cesaret buldu ve direnmeye karar verdi.
İmparatorun umudu, iki komutana bağlıydı. Belisarius, İran cephesinden yeni dönmüştü ve yanında deneyimli bir muhafız birliği vardı. Mundus ise, Tuna cephesinden gelmiş, yanında Herul savaşçıları bulunan bir generaldi. İki komutan, farklı kapılardan hipodroma girdi ve silahsız, düzensiz kalabalığa saldırdı. Hipodrom, bir kapana dönüştü. Procopius'a göre, o gün otuz binden fazla kişi öldü. Hypatius ve Pompeius yakalandı; ertesi gün öldürüldüler ve cesetleri denize atıldı.
Yaygın yanlış«Nika İsyanı, iki yarış taraftarı grubunun arasındaki bir kavgaydı.»
İsyan, bir taraftar kavgasıyla ve iki mahkûmun bağışlanması isteğiyle başladı; ama kısa sürede çok daha geniş bir hoşnutsuzluğa dönüştü. Maviler ve Yeşiller birbiriyle değil, birlikte imparatorluk yönetimine karşı hareket etti. Vergilerden bunalmış kent halkı ve taşralılar, iktidardan hoşnutsuz senatörler de işin içine girdi ve isyan, sonunda bir taht kavgasına dönüştü.
Cevap — bir yarışın ötesinde
Yarışlardaki bir bağışlama isteği bu kadar büyüyebildi; çünkü hipodrom, imparatorla halk arasındaki ilişkinin kurulduğu yerdi. Taraftar grupları, binlerce insanı hızla harekete geçirebilen örgütlerdi. Birbirine düşman iki grup birleştiğinde, imparatorun elinde onları birbirine karşı kullanma olanağı kalmadı. Vergilerden ve sert yöneticilerden bunalmış bir halk ve fırsat kollayan senatörler, bu birleşik öfkeye yakıt oldu. Sarayı koruması gereken askerlerin kararsızlığı da imparatoru yalnız bıraktı.
Justinianus, bu krizi, kanlı bir katliamla atlattı. Ama isyan, onun saltanatını derinden biçimlendirdi. Sonraki yıllarda, yanan kentin yerine Ayasofya'yı ve yeni yapıları yükseltti; muhalif senatörleri cezalandırdı; bir süre sonra da görevden aldığı Kapadokyalı Ioannes'i yeniden göreve getirdi. Hipodromdaki tezahüratlar sürdü, ama taraftar grupları bir daha uzun süre bu kadar büyük bir isyana kalkışmadı.
Bugünle bağ — Sultanahmet Meydanı
Bugün İstanbul'da, Sultanahmet Camii'nin önündeki uzun meydan, Konstantinopolis hipodromunun yerindedir. Meydanın ortasında hâlâ duran üç anıt, Mısır'dan getirilen Dikilitaş, Delfoi'den getirilmiş Yılanlı Sütun ve Örme Dikilitaş, eskiden yarış pistinin ortasındaki ayırıcı duvarın üzerindeydi. Meydanın biçimi, eski yarış alanının uzun ve dar planını hâlâ yansıtır. Bu meydanda yürüyen biri, 532'nin Ocak ayında on binlerce insanın öldüğü yerin üzerinden geçmektedir. Taraftar gruplarını bugünkü futbol taraftarlarına benzetmek yaygındır; ama tarihçiler, bu benzetmenin, grupların törenlerdeki resmî görevlerini ve imparatorla ilişkilerini gözden kaçırabileceği konusunda uyarır.
Birincil kaynak
Procopius, Theodora'nın sözlerini şöyle aktarır:
My opinion then is that the present time, above all others, is inopportune for flight, even though it bring safety. For while it is impossible for a man who has seen the light not also to die, for one who has been an emperor it is unendurable to be a fugitive. May I never be separated from this purple, and may I not live that day on which those who meet me shall not address me as mistress. We have much money, and there is the sea, here the boats. However consider whether it will not come about after you have been saved that you would gladly exchange that safety for death. For as for myself, I approve a certain ancient saying that royalty is a good burial-shroud.
Türkçesi: Benim görüşüm şu: şimdiki an, kurtuluş getirse bile, kaçmak için her zamankinden daha uygunsuzdur. Çünkü ışığı görmüş bir insanın ölmemesi olanaksızdır; ama bir kez imparator olmuş biri için kaçak olmak katlanılamaz. Bu mordan hiç ayrılmayayım; beni görenlerin bana «hanımım» demeyeceği günü yaşamayayım. Çok paramız var; işte deniz, işte gemiler. Ama bir düşün: kurtulduktan sonra, o kurtuluşu seve seve ölümle değişmek istemeyecek misin? Bana gelince, krallığın güzel bir kefen olduğunu söyleyen eski bir sözü doğru buluyorum.
Kaynak: Procopius, Savaşlar, I.24.35–37; H. B. Dewing'in İngilizce çevirisi, Procopius: History of the Wars, cilt I (Cambridge, MA: Harvard University Press, Loeb Classical Library, 1914); LacusCurtius. Türkçesi bizim.
- Theodora'yı kalmaya iten düşünceler neler? Bu gerekçeler, onun imparatorluk iktidarını nasıl gördüğünü gösteriyor?
- Procopius bu konuşmayı yıllar sonra yazdı ve sarayda bulunmadı. Bu konuşmanın sözcüğü sözcüğüne söylendiğini düşünebilir miyiz? Antik tarihçilerin konuşma yazma geleneği bu soruyu nasıl etkiler?
- «Krallık güzel bir kefendir» sözü, Theodora'yı nasıl bir kişi olarak gösteriyor? Aynı yazarın yayımlamadığı Gizli Tarih'te çizdiği Theodora portresiyle karşılaştırıldığında bu tablo ne anlama gelir?
Tarihçiler Tartışıyor
- J. B. Bury (1923) — İsyanın bir taraftar kavgasıyla başladığını, ama yönetime karşı yaygın hoşnutsuzlukla birleşince bir halk ayaklanmasına dönüştüğünü yazdı; isyanı bir taht değişikliğine yönlendirmeye çalışan hoşnutsuz senatörlerin arka plandaki rolünü vurguladı.
- Alan Cameron (1976) — Mavilerin ve Yeşillerin, eski tarih yazımında sanıldığı gibi siyasal partiler ya da farklı mezheplerin temsilcileri olmadığını savundu; onları, temelde yarış ve gösteri tutkusuyla birleşen, törenlerde görevleri olan taraftar örgütleri olarak yorumladı.
- Geoffrey Greatrex (1997) — Kaynakları yeniden okuyarak, isyanın önceden planlanmış bir senatör darbesi olmadığını, sıradan bir taraftar olayının imparatorun yanlış hamleleri ve kalabalığın dinamikleriyle adım adım büyüdüğünü ileri sürdü.
- Mischa Meier (2003) — İsyanın son aşamalarında Justinianus'un olayları bilinçli olarak yönlendirmiş olabileceğini, kalabalığı hipodromda toplayıp muhalifleriyle birlikte ezmek için bir tür «felaket sahnelemesi» yapmış olabileceğini tartışmaya açtı.
Bu tartışma, bir olayın nedenlerini aynı kaynaklardan çok farklı biçimlerde okuyabileceğimizi gösteriyor. Bury, isyanın arkasında örgütlü bir senatör muhalefeti görüyor. Greatrex, planlı bir komplodan çok, kontrolden çıkan bir krizi öne çıkarıyor. Meier ise imparatoru olayların kurbanı değil, yönlendiricisi olarak düşünmeyi öneriyor. Alan Cameron'ın çalışması da bu tartışmanın zeminini değiştirdi: taraftar grupları siyasal partiler değilse, isyanı onların programlarıyla açıklamak da mümkün değildir. Kaynaklar sınırlı olduğu için, bu yorumların hiçbiri kesin olarak kanıtlanamıyor; ama her biri, olayların farklı bir yanını görünür kılıyor.
Derine İn
Nika İsyanı hakkındaki bilgilerimiz, büyük ölçüde üç kaynaktan gelir: Procopius'un Savaşlar'ı, Antakyalı Malalas'ın kroniği ve daha sonraki bir derleme olan Paskalya Kroniği. Bu kaynaklar birçok noktada birbirini tamamlar, ama bazı ayrıntılarda ayrılır. Örneğin, ölenlerin sayısı konusunda farklı rakamlar verilir; bu rakamların hiçbiri bir sayıma dayanmaz, hepsi büyük bir katliamın büyüklüğünü anlatmaya çalışan tahminlerdir. Olayların tarihleri ve sırası, özellikle de hangi yangının hangi gün çıktığı, ancak bu kaynakların dikkatle karşılaştırılmasıyla kurulabiliyor.
Theodora'nın ünlü konuşması da dikkatle okunmalıdır. Antik tarihçiler, önemli anlarda kahramanlarının ağzına, o durumda söylemiş olabilecekleri sözleri koymayı olağan sayardı. Theodora'nın «krallık güzel bir kefendir» sözü de, eski Yunan tarih yazımında Sicilya tiranı Dionysios'un çevresine atfedilen «tiranlık güzel bir kefendir» sözünün uyarlamasıdır. Procopius, «tiranlık» kelimesini «krallık» ile değiştirmişti. Eğitimli bir okur, bu değişikliği fark eder ve Theodora'yı eski bir tiranla karşılaştıran ince bir göndermeyi sezebilirdi. Yani konuşma, Theodora'nın cesaretini övdüğü kadar, onu örtülü biçimde eleştiriyor da olabilir.
İsyanın sonuçları da tartışmalıdır. Justinianus, isyanı bastırdıktan sonra, kendini daha güçlü bir konumda buldu. Muhalif senatörler cezalandırıldı, malları müsadere edildi; ama birkaç yıl içinde çoğunun unvanları ve malları geri verildi. Taraftar grupları, bir süre sessiz kaldı. İmparator, yanan kent merkezini yeniden inşa ederek, bu felaketi bir yeniden doğuşa dönüştürmeye çalıştı. Kimi tarihçiler, Batı'daki savaşları başlatma kararının da, isyandan sonra sarsılan otoritesini bir zaferle onarma isteğiyle ilişkili olabileceğini düşünür.
Son olarak, isyan kentin toplumsal yapısı hakkında da ipuçları verir. Kaynaklar, kente vergilerden ve borçlardan kaçarak gelen taşralılardan, işsiz kalmış yoksullardan ve kentteki büyük servet farklarından söz eder. Konstantinopolis, imparatorluğun her yanından insanların aktığı, ama herkese iş ve ekmek veremeyen dev bir kentti. Bu yoksul ve öfkeli kalabalık, taraftar gruplarının örgütlü gücüyle birleştiğinde, küçük bir olay kısa sürede büyük bir patlamaya dönüşebiliyordu. Sonraki yüzyıllarda da taraftar grupları, kentin siyasal hayatında önemli roller oynamayı sürdürdü; ama yedinci yüzyıldan sonra, rolleri giderek daha çok törenlerle sınırlandı.
Uzman Notu
Temel literatür
- H. B. Dewing (çev.), Procopius: History of the Wars, cilt I (Cambridge, MA: Harvard University Press, Loeb Classical Library, 1914).
- J. B. Bury, History of the Later Roman Empire from the Death of Theodosius I to the Death of Justinian, 2 cilt (Londra: Macmillan, 1923).
- Alan Cameron, Circus Factions: Blues and Greens at Rome and Byzantium (Oxford: Clarendon Press, 1976).
- Geoffrey Greatrex, «The Nika Riot: A Reappraisal», Journal of Hellenic Studies 117 (1997), s. 60–86.
- Mischa Meier, «Die Inszenierung einer Katastrophe: Justinian und der Nika-Aufstand», Zeitschrift für Papyrologie und Epigraphik 142 (2003).
- Rene Pfeilschifter, Der Kaiser und Konstantinopel: Kommunikation und Konfliktaustrag in einer spätantiken Metropole (Berlin: de Gruyter, 2013).
Arşiv ve kaynak
Nika bölümünü içeren Savaşlar'ın Loeb çevirisi, Bury'nin 1923 tarihli kitabı ve Kalopodios diyalogunun İngilizcesi LacusCurtius sitesinde yer alıyor. Malalas'ın kroniği ve Paskalya Kroniği modern İngilizce çevirileriyle yayımlanmıştır. İstanbul'daki hipodrom alanı ve üzerindeki anıtlar bugün Sultanahmet Meydanı'nda görülebiliyor.
Açık sorular
- Nika İsyanı kendiliğinden mi büyüdü, yoksa senatörler ya da imparatorun kendisi tarafından mı yönlendirildi?
- Taraftar grupları, siyasal ya da dinsel bir kimliğe sahip miydi, yoksa yalnızca yarış tutkusuyla mı birleşiyordu?
- Theodora'nın konuşması, gerçekte söylenmiş sözleri mi, yoksa Procopius'un edebî bir kurgusunu mu yansıtır?
Mini sınav
- (Hedef 1) Nika İsyanı hangi yılda patlak verdi? A) 527 B) 532 C) 537 D) 558
- (Hedef 1) İsyancıların imparator ilan ettiği, eski imparator Anastasius'un yeğeni kimdir? A) Belisarius B) Mundus C) Hypatius D) Tribonianus
- (Hedef 2) Hipodromda imparatorun oturduğu, saraydan doğrudan geçilen özel locanın adı nedir? A) Kathisma B) Augusteion C) Zeuksippos D) Forum
- (Hedef 2) Savaşlar'daki anlatıya göre sarayda kaçmaya karşı çıkıp direnmeyi savunan kimdir? A) Kapadokyalı Ioannes B) Theodora C) Hypatius D) Eudaimon
- (Hedef 3) Mavilerin ve Yeşillerin siyasal parti ya da mezhep temsilcisi olmadığını, temelde taraftar örgütleri olduğunu savunan tarihçi kimdir? A) J. B. Bury B) Alan Cameron C) Geoffrey Greatrex D) Mischa Meier
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Nika İsyanı neden bu kadar büyüdü?» sorusunu tartış. Cevabında iki mahkûmun kurtuluşunu, Mavilerle Yeşillerin birleşmesini, üç yöneticinin görevden alınmasını, Hypatius'un imparator ilan edilmesini, Theodora'nın konuşmasını ve hipodromdaki katliamı kullan; Bury, Greatrex ve Meier'in yorumlarını birbiriyle karşılaştır.
Cevaplar
- B — Nika İsyanı Ocak 532'de patlak verdi.
- C — İsyancılar Hypatius'u imparator ilan etti.
- A — Bu locanın adı kathismadır.
- B — Procopius'a göre direnmeyi Theodora savundu.
- B — Bu görüş Alan Cameron'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, isyanın iki mahkûmun bağışlanması isteğiyle başladığını, iki taraftar grubunun birleşmesiyle imparatorun onları birbirine karşı kullanma olanağını yitirdiğini gösterir. Yöneticilerin görevden alınmasının isyanı durduramaması, kentteki geniş hoşnutsuzluğun ve senatörlerin rolünün kanıtı olarak tartışılır. Hypatius'un imparator ilan edilmesi, isyanın bir taht kavgasına dönüştüğü an olarak açıklanır. İyi bir cevap, Bury'nin senatör muhalefetine, Greatrex'in kontrolden çıkan krize ve Meier'in imparatorun yönlendirmesine dayanan açıklamalarını karşılaştırır ve Theodora'nın konuşmasını edebî bir kurgu olabileceği uyarısıyla birlikte kullanır.
Sonraki bölüme köprü
Nika'dan sağ çıkan imparatorluk, Justinianus'un ölümünden sonraki kuşakta çok daha büyük bir sarsıntı yaşadı. 602'de bir ordu isyanı imparator Maurikios'u devirdi; bunu fırsat bilen Sasani hükümdarı II. Hüsrev'in orduları, imparatorluğun doğu eyaletlerini birer birer aldı. 610'da Kartaca'dan gemilerle gelen genç Herakleios, dağılmakta olan bir imparatorluğun tahtına oturdu. Sonraki bölüm onun savaşına bakıyor: Herakleios, İran'a karşı neredeyse kaybedilmiş bir savaşı nasıl tersine çevirdi ve bu zafer neden bu kadar kısa sürdü?