İçeriğe geç

Bölüm DT-113.01 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Bizans diye bir devlet hiç var olmadı mı? İsim sorunu

DT-113 Bizans

2.708 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
330–1557
Bölge
Anadolu · Balkanlar · İtalya · Batı Avrupa
Tema
Tarih yöntemi · Kaynaklar · Siyaset
Kişiler
Constantinus · II. Nikephoros Phokas · I. Otto · Liutprand · Şarlman · II. Mehmed · Hieronymus Wolf · Edward Gibbon · George Ostrogorsky · Cyril Mango · Anthony Kaldellis · Ioannis Stouraitis
Yerler
Konstantinopolis · Byzantion · Roma · Augsburg · Paris · Rumeli
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Bugün «Bizans İmparatorluğu» dediğimiz devletin halkının kendine ve devletine hangi adı verdiğini, komşularının onu nasıl adlandırdığını açıklayabileceksin.
  • «Bizans» adının hangi yüzyılda, hangi bilginlerin elinde ve hangi siyasal koşullarda yaygınlaştığını, kaynaklardan örneklerle izleyebileceksin.
  • Bir devlete verilen adın, onun tarihine nasıl bakıldığını nasıl etkilediğini ve tarihçilerin bu ad konusundaki tartışmasını değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir sofrada hakaret

968 yazında, Kuzey İtalya'daki Cremona kentinin piskoposu Liutprand, Konstantinopolis'teki imparatorluk sarayında bir yemekteydi. Onu Batı'nın imparatoru I. Otto göndermişti; görevi, güney İtalya'daki topraklar konusunda bir anlaşma yapmak ve Otto'nun oğluna saraydan bir gelin istemekti. Ama sofradaki konuşma çabucak sertleşti. İmparator II. Nikephoros Phokas, Otto'nun ordularını küçümsedi; sonra elçiye dönüp alaycı bir cümle söyledi: siz Romalı değilsiniz, Lombardsınız.

Liutprand öfkelendi. Kendi yazdığı rapora göre, imparatora sert bir cevap verdi: Batı'daki halklar, bir düşmanı aşağılamak istediklerinde ona «Romalı» derlerdi. Ağustos ortasında, Roma'daki papanın gönderdiği bir mektup Konstantinopolis'e ulaştı. Mektupta Nikephoros «Greklerin imparatoru», Otto ise «Romalıların imparatoru» diye anılıyordu. Saraydakiler bunu büyük bir hakaret saydı ve mektubu getirenleri hapse attı.

Bu tartışmanın tuhaf bir yanı var. Bugün ders kitaplarında Nikephoros'un yönettiği devlete «Bizans İmparatorluğu» deriz. Oysa sofradaki iki adamın hiçbiri bu adı kullanmıyordu; tartışmaları, kimin gerçek Romalı olduğu üzerineydi. Öyleyse bu bölümün sorusu şu: Bizans diye bir devlet gerçekten var mıydı, yoksa bu ad, o devlet yıkıldıktan sonra mı konuldu?

Bağlam — Romalıların kenti

Hikâye, eski bir Yunan kolonisiyle başlar. Boğaz'ın Avrupa yakasındaki küçük Byzantion kenti, yüzyıllar boyunca Karadeniz ticaretinin önemli bir durağıydı. Dördüncü yüzyılda, Roma imparatoru Constantinus bu kentin yerinde yeni bir başkent kurdu ve onu 330'da resmen açtı. Kentin adı artık Konstantinopolis, yani Constantinus'un kentiydi; ama çoğu kez «Yeni Roma» diye de anıldı.

Bu kentten yönetilen imparatorluk, kendini hiçbir zaman yeni bir devlet olarak görmedi. İmparatorlar, Augustus'tan başlayan kesintisiz bir zincirin halkaları olduklarına inanıyordu. Halk, kendine Yunanca «Romaioi», yani Romalılar derdi; devletlerine «Romalıların imparatorluğu», topraklarına da kimi zaman «Romania» adını verirdi. Yönetimin dili zamanla Latinceden Yunancaya geçti; yedinci yüzyıldan sonra Latince, sarayda ve orduda yerini büyük ölçüde Yunancaya bıraktı. Ama dil değişse de ad değişmedi: bu insanlar, bin yıl boyunca kendilerini Romalı saymayı sürdürdü.

Gelişme — Grekler, Rumlar, Bizanslılar

Komşuları, bu devleti farklı adlarla andı. Batı Avrupa'da, özellikle 800'de Şarlman'ın Roma'da imparator olarak taç giymesinden sonra, bir sorun doğdu. Artık iki imparator vardı ve ikisi de Romalı olduğunu söylüyordu. Tarihçiler buna iki imparator sorunu adını verir. Batılı yazarlar, kendi imparatorlarını «Romalıların imparatoru» diye anarken, doğudakine giderek daha sık «Greklerin imparatoru» dediler. Bu, masum bir betimleme değildi: Doğu'daki imparatoru yalnızca bir halkın, Yunanca konuşanların hükümdarı olarak göstermek, onun Roma mirası üzerindeki iddiasını reddetmek demekti.

Doğuda ise durum farklıydı. Araplar, Farslar ve daha sonra Türkler, bu devletin halkına «Rum» dediler; bu kelime, doğrudan «Roma» adından gelir. Yani Batı'nın «Grek» dediği insanlara, Doğu'daki komşuları, onların kendi kullandıkları adı, Romalı adını veriyordu. Kur'an'ın otuzuncu suresi de bu adı taşır: Rum suresi. İslam geleneğinde bu surenin ilk ayetleri, yedinci yüzyılda Roma ile Sasani İran'ı arasındaki savaşla ilişkilendirilir.

Peki «Bizans» adı nereden çıktı? Bu imparatorluğun kendi yazarları, eski Yunan yazarlarını taklit ederek, başkentin halkına kimi zaman «Byzantioi» derdi; ama bu, bir kentin halkını anlatan eski bir addı, devletin adı değildi. Kelimeyi tüm bir devletin ve tarihinin adına dönüştüren, on altıncı yüzyıl Avrupası'ydı. 1557'de, Augsburg kentinde çalışan Alman hümanist Hieronymus Wolf, bu imparatorluğun tarihçilerinin eserlerini yayımlarken, onları «Bizans tarihi» başlığı altında topladı. Bu sırada imparatorluk, bir asırdır yoktu: Konstantinopolis 1453'te II. Mehmed tarafından fethedilmişti.

Dönüş noktası — bir adın yayılması

Wolf'un kullandığı ad, on yedinci yüzyılda Fransa'da yaygınlaştı. Kral XIV. Louis döneminde, Paris'te, bu imparatorluğun tarihçilerini topluca yayımlayan büyük bir dizi başlatıldı; bu dizinin ciltleri, Avrupa kütüphanelerinde «Bizans» adını kalıcı hâle getirdi. Böylece Wolf'un bir kitap başlığı, zamanla bir devletin adına dönüştü.

On dokuzuncu yüzyılda ad, bir bilim dalının da adı oldu. Almanya'da, Fransa'da ve Rusya'da üniversiteler, bu imparatorluğun dilini, sanatını ve tarihini inceleyen kürsüler kurdu. 1892'de Münih'te Karl Krumbacher, bu alana ayrılmış ilk büyük bilimsel dergiyi, Byzantinische Zeitschrift'i yayımlamaya başladı. Artık «Bizans» yalnızca bir kitap dizisinin değil, kütüphane raflarının, üniversite bölümlerinin ve müze salonlarının da adıydı. Bir ad, kurumlara yerleştikçe onu değiştirmek de zorlaştı; bu yüzden bugün onu eleştiren tarihçiler bile çoğu zaman aynı adı taşıyan dergilerde yazıyor.

On sekizinci yüzyılda, Aydınlanma yazarları bu adı olumsuz bir anlamla doldurdu. Onların gözünde Bizans, Roma'nın görkemli mirasını yitirmiş, dinsel tartışmalara ve saray entrikalarına gömülmüş bir devletti. Bugün bile «Bizans entrikası» ya da «Bizans oyunları» gibi deyimler, bu olumsuz imgenin izlerini taşır.

Yaygın yanlış«Bizans, Roma'dan ayrı, yeni bir devletti ve halkı kendine Bizanslı derdi.»
Doğrusu

Bu devletin halkı kendine hiçbir zaman Bizanslı demedi; kendini Romalı, devletini Romalıların imparatorluğu saydı. Constantinus'un kurduğu başkentten, 1453'e kadar kesintisiz bir imparatorluk zinciri yönetildi. «Bizans» adı, imparatorluk yıkıldıktan yaklaşık bir asır sonra, Batı Avrupalı bilginler tarafından yaygınlaştırılmış bir dış addır.

Cevap — var olan bir devlet, sonradan konan bir ad

Öyleyse Bizans diye bir devlet var mıydı? Bir anlamda, evet: bin yıldan uzun süre Konstantinopolis'ten yönetilen, kendi yasaları, ordusu, kilisesi ve sanatı olan bir imparatorluk gerçekten vardı. Ama «Bizans» adıyla bir devlet, o devletin kendi insanlarının bildiği bir şey değildi. Onlar için bu imparatorluk, Roma'nın ta kendisiydi.

Bu ayrımın önemi, adların masum olmamasından gelir. «Grek» demek, bu insanların Roma mirasını reddetmekti; «Bizans» demek ise, onları Roma'dan ayrı, sonradan gelmiş, bir ölçüde yozlaşmış bir dönem olarak göstermeye yatkındı. Bugün pek çok tarihçi «Bizans» adını, yerleşmiş ve pratik olduğu için kullanmaya devam ediyor; ama bu adın sonradan konduğunu ve bu devletin insanlarının kendilerini Romalı saydığını hatırlatmayı da bir görev sayıyor. Kimi tarihçiler ise «Doğu Roma» adını tercih ediyor. Her iki seçimin de bir bedeli var: «Bizans», okura bu devletin Roma olduğunu unutturabilir; «Doğu Roma» ise, onun bin yıl içinde dilinde, dininde ve sınırlarında yaşadığı büyük değişimleri gölgede bırakabilir. Bu kursun bölümlerinde, iki adı da bu bilinçle kullanacağız.

Bugünle bağ — Türkçedeki «Rum»

Türkçe, bu imparatorluğun kendi adını, birçok Avrupa dilinden daha iyi korudu. «Rum» kelimesi, Romalı anlamındaki eski adın devamıdır. Selçuklular Anadolu'yu fethettikten sonra, bu topraklara Diyar-ı Rum, yani Rum ülkesi denmeye başlandı; Anadolu Selçuklu Devleti, kaynaklarda Rum Selçukluları diye de anılır. Konya'da yaşayan Celâleddin, bu nedenle «Rumi» adıyla tanındı. Osmanlıların Balkanlar'daki topraklarına verdikleri Rumeli adı da, «Rumların ülkesi» anlamına gelir. II. Mehmed'in, fetihten sonra kimi kaynaklarda Roma kayserinin mirasçısı olarak anılması da bu adla ilişkilidir. Bugün Türkiye'de «Rum» kelimesi, Ortodoks Hıristiyan ve Yunanca konuşan yurttaşları anlatır. Yani bir İstanbullu, farkında olmadan, bin yıl önceki Konstantinopolis halkının kendine verdiği adı hâlâ kullanıyor.

Birincil kaynak

Liutprand, 968'de Konstantinopolis'te imparator Nikephoros'la sofrada yaşadığı tartışmayı şöyle anlatır:

He added as if to scoff at me: "You are not Romans but Lombards." I said in anger: "History teaches that the fratricide Romulus, from whom also the Romans are named, was born in adultery [...] From such nobility those are descended whom you call world-rulers, that is, emperors; whom we, namely the Lombards, Saxons, Franks, Lotharingians, Bavarians, Swabians, Burgundians, so despise, that when angry, we can call our enemies nothing more scornful than Roman—comprehending in this one thing, that is in the name of the Romans, whatever there is of contemptibility, of timidity, of avarice, of luxury, of lying: in a word, of viciousness."

Türkçesi: Benimle alay eder gibi ekledi: «Siz Romalı değilsiniz, Lombardsınız.» Öfkeyle dedim ki: «Tarih bize öğretir ki, Romalıların adını aldığı kardeş katili Romulus zinadan doğmuştu [...] Sizin dünyanın hükümdarları, yani imparatorlar dediğiniz kişiler, işte böyle bir soyluluktan gelir. Biz, yani Lombardlar, Saksonlar, Franklar, Lotaringiyalılar, Bavyeralılar, Svabyalılar, Burgonyalılar, onları öylesine hor görürüz ki, öfkelendiğimizde düşmanlarımıza "Romalı"dan daha aşağılayıcı bir ad bulamayız; bu tek adın içine, Romalıların adına, ne kadar alçaklık, korkaklık, açgözlülük, sefahat ve yalan varsa, tek sözcükle bütün kötülüğü sığdırırız.»

Kaynak: Liutprand, Konstantinopolis Elçiliğinin Raporu; Ernest F. Henderson'ın İngilizce çevirisi, Select Historical Documents of the Middle Ages (Londra: George Bell, 1910), s. 440–477; Fordham Medieval Sourcebook. Türkçesi bizim.

  1. Nikephoros, Liutprand'ı aşağılamak için neden ona «Lombard» diyor? Bu sözle, kendisi için hangi adı sahipleniyor?
  2. Liutprand, «Romalı» adını savunmak yerine neden onu bir hakarete dönüştürüyor? Bu cevap, Batı'nın kendi imparatorunu «Romalıların imparatoru» diye anmasıyla nasıl bir gerilim içinde?
  3. Bu rapor, görevinde başarısız olmuş ve öfkeli bir elçinin, kendi efendisi için yazdığı bir metindir. Bu durum, onun anlattıklarına ne kadar güvenebileceğimizi nasıl etkiler?

Tarihçiler Tartışıyor

  • George Ostrogorsky (1940) — Bizans devletinin tarihini yazarken onu üç öğenin birleşimi olarak tanımladı: Roma'nın siyasal kavramları, Yunan kültürü ve Hıristiyan inancı. Bu formül, Bizans'ı Roma'nın devamı olarak görmekle birlikte, onu ayrı bir uygarlık olarak ele almanın da zeminini hazırladı.
  • Cyril Mango (1980) — Bizans'ı, halkının kendini Romalı saydığı, ama dünyaya Hıristiyan bir gözle bakan bir toplum olarak inceledi; «Bizans» adının sonradan konmuş bir kolaylık adı olduğunu vurgularken, bu toplumun kendi inançlarını ve kendi zihin dünyasını anlamanın önemini öne çıkardı.
  • Ioannis Stouraitis (2014) — «Romalı» kimliğinin, kaynaklarımızı yazan saray ve kilise seçkinlerinin siyasal bir kimliği olduğunu, taşradaki köylülerin kendilerini ne kadar Romalı saydığını bilmenin güç olduğunu savundu.
  • Anthony Kaldellis (2019) — Bu devletin halkının, kendini ortak bir dil, din ve gelenekle birbirine bağlı bir Romalı halkı olarak gördüğünü savundu; «Bizans» adının bu kimliği gizlediğini ileri sürdü ve «Romania» ya da «Doğu Roma» gibi adları önerdi.

Bu tartışma, bir addan çok daha fazlasıyla ilgilidir. Ostrogorsky ve Mango, «Bizans» adını kullanmakla birlikte, bu devletin Roma'yla bağını hiçbir zaman gözden kaçırmadılar. Kaldellis, bir adım daha ileri giderek, bu adın bir yanılsama yarattığını ve Romalı kimliğinin geniş bir halkı kapsadığını söylüyor. Stouraitis ise, kaynaklarımızın çoğunun seçkinlerin kaleminden çıktığını hatırlatarak, bu kimliğin ne kadar geniş olduğunu sorguluyor. Tartışma, «bu insanlar kimdi?» sorusunun, «kaynaklarımız kimin sesini taşıyor?» sorusundan ayrılamayacağını gösteriyor.

Derine İn

Adın tarihi, Avrupa'nın kendi siyasal kavgalarıyla iç içedir. 800'de Şarlman'ın Roma'da taç giymesi, Konstantinopolis'teki imparatorluk için bir meydan okumaydı. Batı'daki imparatorluk, sonraki yüzyıllarda Kutsal Roma İmparatorluğu adıyla anılacaktı. Bu durumda Batı için, doğuda bir başka «Roma imparatorluğu» bulunması rahatsız ediciydi. Doğudakine «Grek» demek, bu çelişkiyi çözmenin bir yoluydu: Roma adı Batı'ya, Grek adı Doğu'ya düşüyordu. Liutprand'ın sofrasındaki tartışma, bu kavganın en canlı örneklerinden biridir.

1204'te, Dördüncü Haçlı Seferi'ne katılan Latin ordularının Konstantinopolis'i ele geçirip yağmalaması, bu gerilimi derin bir düşmanlığa dönüştürdü. Bu olay, bu kursun sonraki bölümlerinden birinin konusu olacak. Ama adın tarihi açısından önemli olan şu: iki Hıristiyan dünyası arasındaki kopuş derinleştikçe, Batı'nın doğudaki imparatorluğa bakışı da daha yabancı ve daha düşmanca bir hâl aldı.

On altıncı yüzyılda, Hieronymus Wolf'un eserlerini yayımladığı dönemde, Avrupa'nın gözü Osmanlılardaydı. Osmanlı orduları Balkanlar'ı almış, Orta Avrupa'nın kapılarına dayanmıştı. Wolf ve çağdaşları, Konstantinopolis'in tarihini, kısmen bu yeni güce karşı bir ders çıkarmak için okuyordu. Bu dönemde, doğudaki imparatorluğun kaynakları, eski Yunan klasiklerinden ayrı bir grup olarak ele alınmaya başladı. «Bizans» adı, bu ayrımı yapmanın pratik bir yoluydu; ama aynı zamanda, bu imparatorluğu, kendini varisi saydığı antik Roma'dan da ayırıyordu.

On dokuzuncu yüzyılda, milliyetçiliğin yükselişiyle, bu imparatorluğun mirası farklı halklar tarafından sahiplenildi. Yunanistan'da pek çok yazar, onu Yunan ulusunun Orta Çağ'daki devleti olarak gördü. Rusya'da ise Moskova'nın «Üçüncü Roma» olduğu fikri, Bizans mirasını Rus devletine bağlıyordu. Her iki okuma da, bu imparatorluğu sonraki bir ulusun geçmişine yerleştiriyordu. Oysa imparatorluğun kendisi, dilleri ve kökenleri farklı pek çok topluluğu içeren, kendini Romalı sayan bir devletti.

«Rum» adının Doğu'daki serüveni de ayrıca ilginçtir. Arap coğrafyacıları, imparatorluğun topraklarını «Rum ülkesi» diye andı. Anadolu Türkleşip İslamlaştıkça, bu ad bir halkın değil, bir coğrafyanın adı olarak da yaşadı: Osmanlı yönetiminde, Sivas ve Amasya çevresini kapsayan eyalete uzun süre Rum eyaleti dendi. Öte yandan Osmanlı toplumunda Ortodoks Hıristiyan uyruklar, dilleri ne olursa olsun, çoğu zaman Rum milleti adı altında toplandı. Yani aynı kelime, yüzyıllar içinde bir imparatorluğun halkını, bir toprak parçasını ve bir dinî topluluğu anlatabildi. Bu, adların ne kadar hareketli olduğunu ve her dönemde yeni bir anlam yüklenebildiğini gösterir.

Bugün tarihçilerin çoğu, «Bizans» adını tamamen bırakmanın zor olduğunu kabul ediyor. Kütüphane katalogları, üniversite bölümleri, müzeler ve binlerce kitap bu adı kullanıyor. Ama tartışma, bu adın bir tercih olduğunu açıkça gösterdi. Bir devlete hangi adla bakarsak, onu hangi hikâyenin parçası olarak gördüğümüzü de seçmiş oluruz: Roma'nın bin yıl daha süren doğu yarısı mı, yoksa antik dünyadan sonra gelen ayrı bir Orta Çağ uygarlığı mı?

Uzman Notu

Temel literatür

  • Ernest F. Henderson (çev.), Select Historical Documents of the Middle Ages (Londra: George Bell and Sons, 1910).
  • George Ostrogorsky, Geschichte des byzantinischen Staates (Münih: C. H. Beck, 1940); İngilizcesi: History of the Byzantine State, çev. Joan Hussey (Oxford: Basil Blackwell, 1956).
  • Cyril Mango, Byzantium: The Empire of New Rome (Londra: Weidenfeld and Nicolson, 1980).
  • Averil Cameron, Byzantine Matters (Princeton: Princeton University Press, 2014).
  • Ioannis Stouraitis, «Roman Identity in Byzantium: A Critical Approach», Byzantinische Zeitschrift 107 (2014).
  • Anthony Kaldellis, Romanland: Ethnicity and Empire in Byzantium (Cambridge, MA: Belknap Press of Harvard University Press, 2019).

Arşiv ve kaynak

Liutprand'ın raporu, Henderson çevirisiyle Fordham Üniversitesi'nin Medieval Sourcebook sitesinde okunabiliyor. Gibbon'ın eseri ve Sale'in Kur'an çevirisi Project Gutenberg'de. Wolf'un 1557'de başlattığı yayınlar ve on yedinci yüzyılda Paris'te basılan büyük dizi, pek çok Avrupa kütüphanesinde ve dijital arşivlerde taranmış hâlde bulunuyor.

Açık sorular

  • Taşradaki sıradan insanlar, kendilerini saraydaki yazarlar kadar Romalı sayıyor muydu?
  • «Bizans» adı, tarihçilerin bu devlete bakışını ne ölçüde olumsuz yönde etkiledi?
  • Bu devleti anlatırken «Bizans», «Doğu Roma» ya da «Romania» adlarından hangisi, hangi amaç için daha uygundur?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Bugün «Bizans» dediğimiz imparatorluğun halkı kendine hangi adı verirdi? A) Byzantioi B) Hellenler C) Romaioi D) Latinler
  2. (Hedef 1) Arapların, Farsların ve Türklerin bu imparatorluğun halkına verdiği ad nedir? A) Frank B) Rum C) Grek D) Latin
  3. (Hedef 2) Bu imparatorluğun tarihçilerinin eserlerini 1557'de «Bizans tarihi» başlığı altında toplayan Alman hümanist kimdir? A) Edward Gibbon B) Hieronymus Wolf C) Liutprand D) George Ostrogorsky
  4. (Hedef 2) Liutprand'ın raporuna göre, papanın mektubu Konstantinopolis'te neden öfkeyle karşılandı? A) Mektup Latince yazılmıştı B) Nikephoros'a «Greklerin imparatoru» deniyordu C) Mektup geç gelmişti D) Mektupta savaş ilan ediliyordu
  5. (Hedef 3) «Romalı» kimliğinin daha çok seçkinlerin siyasal kimliği olduğunu ve taşradaki köylülerin kimliğini bilmenin güç olduğunu savunan tarihçi kimdir? A) Anthony Kaldellis B) Cyril Mango C) Ioannis Stouraitis D) George Ostrogorsky

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Bizans diye bir devlet hiç var olmadı mı?» sorusunu tartış. Cevabında imparatorluğun halkının kendine verdiği adı, Batı'nın «Grek» ve Doğu'nun «Rum» adlarını, Liutprand'ın raporunu, Wolf'un 1557'deki yayınını, Gibbon'ın yargısını da kullan; tartışmadaki tarihçilerden ikisinin görüşünü karşılaştır. Bir devlete verilen adın, onun tarihine bakışı nasıl etkilediğini değerlendir.

Cevaplar

  1. C — Halk kendine Romaioi, yani Romalılar derdi.
  2. B — Bu komşular, «Roma» adından gelen «Rum» adını kullandı.
  3. B — Bu yayını Hieronymus Wolf yaptı.
  4. B — Mektupta Nikephoros «Greklerin imparatoru» diye anılıyordu.
  5. C — Bu görüş Ioannis Stouraitis'e aittir.

Kapsamlı bir cevap, Konstantinopolis'ten yönetilen imparatorluğun bin yıldan uzun süre gerçekten var olduğunu, ama halkının kendine Romalı dediğini ve «Bizans» adının imparatorluk yıkıldıktan sonra yaygınlaştığını gösterir. Batı'nın «Grek» adının Roma mirası üzerindeki kavgayla, Doğu'nun «Rum» adının ise devletin kendi adıyla ilişkisini açıklar. Liutprand'ın raporunu, adın meşruiyet için ne kadar önemli olduğunun kanıtı olarak; Gibbon'ın yargısını ise «Bizans» imgesinin olumsuz yüklerinin bir örneği olarak kullanır. İyi bir cevap, Kaldellis ile Stouraitis'in görüşlerini karşılaştırarak Romalı kimliğinin ne kadar geniş bir kesimi kapsadığını tartışır.

Sonraki bölüme köprü

Constantinus'un Boğaz kıyısında kurduğu kent, bu imparatorluğun bin yıl boyunca kalbi oldu. Kent, üç yanından denizle çevriliydi; kara yanını ise beşinci yüzyılda yapılan kalın surlar koruyordu. Bu surlar, yüzyıllar boyunca Avarları, Arapları, Bulgarları ve başka pek çok orduyu durdurdu. Sonraki bölüm, bu kentin coğrafyasına ve savunmasına bakıyor: Konstantinopolis neden dünyanın en güvenli şehriydi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:15 Kanca: loş bir saray salonunda uzun bir sofra; masanın iki ucunda yüzsüz iki siluet; bir mühürlü mektup.
  • 1:15–2:45 Bağlam: Boğaz'ın haritası; küçük bir koloninin büyüyüp surlu bir başkente dönüşmesi.
  • 2:45–5:05 Gelişme: bir haritada doğudan ve batıdan aynı kente doğru uzanan üç farklı ad: Grek, Rum, Romalı.
  • 5:05–7:10 Dönüş noktası: bir matbaa atölyesinde basılan kitap sayfaları; bir kütüphane rafında dizilen ciltler.
  • 7:10–9:00 Kapanış: Anadolu ve Balkanlar haritasında beliren Rumeli ve Diyar-ı Rum adları.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.