Öğrenme hedefleri
- Antik dünyanın sonu için önerilen başlıca tarihleri (529, 568, 636, 651, 698 ve 750 gibi) ve her birinin hangi olayı, hangi ölçütü öne çıkardığını açıklayabileceksin.
- Aynı yüzyılların İtalya'da, Anadolu'da, Suriye'de ve İran'da neden farklı biçimlerde yaşandığını, kaynaklardan ve kazı bulgularından örneklerle karşılaştırabileceksin.
- Bir çağın «bittiği» tarihin, sorulan soruya ve seçilen ölçüte göre nasıl değiştiğini değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — Roma'da bir vaaz
593 yılında, Lombard kralı Agilulf'un ordusu Roma'ya doğru ilerliyordu. Kentin piskoposu Gregorius, o günlerde halka Hezekiel kitabı üzerine bir dizi vaaz veriyordu. Bir vaazın ortasında, konuyu bırakıp kentin kendisinden söz etmeye başladı. Bir zamanlar dünyanın hanımı sayılan Roma'nın, yurttaşlarını yitirdiğini, düşman saldırıları altında ezildiğini, yıkık binalarının her gün biraz daha çöktüğünü anlattı. Sonra dinleyicilerine iki soru sordu: Senato nerede? Halk nerede?
Bu soruların ağırlığı, bu kursun ilk bölümüyle birlikte okununca daha iyi anlaşılır. 417'de Rutilius Namatianus, Gotların yağmasından yalnızca yedi yıl sonra, Roma'ya dünyanın kraliçesi diye sesleniyor, yaraların yeniden yükselişin başlangıcı olduğuna inanıyordu. Yüz yetmiş altı yıl sonra, aynı kentte konuşan Gregorius, artık bir yeniden yükseliş beklemiyordu. Onun gözünde senatörler de, kalabalık halk da gitmişti; geriye, yaşlanıp tüylerini döken bir kartal kalmıştı.
Peki bu iki metin arasında bir yerde, antik dünya bitmiş miydi? Bitmişse, tam olarak ne zaman? Bu bölüm, kursu bu soruyla kapatıyor. Soru basit görünüyor, ama cevabı, nereye baktığımıza ve neyi ölçtüğümüze göre değişiyor.
Bağlam — neden 476 yetmiyor
Bu kursun altıncı bölümünde, Ravenna'daki genç imparatorun 476'da görevden alınmasının, ancak sonradan, kronik yazarlarının elinde büyük bir dönüm noktasına dönüştüğünü gördük. O yıl, Roma'da yaşayanların çoğu için gündelik hayatta pek az şey değişmişti. Senato toplanmaya, kentin su kemerleri çalışmaya, Latin okulları öğrenci yetiştirmeye devam ediyordu. Doğuda, Konstantinopolis'teki imparator, kendini tüm Roma dünyasının hükümdarı saymayı sürdürüyordu.
Bu yüzden tarihçiler, antik dünyanın sonu için başka tarihler önerdiler. Her tarih, farklı bir ölçütü öne çıkarır. Kimi, düşünce hayatına bakar ve Atina'daki felsefe okullarının kapandığı yılı arar. Kimi, siyasal haritaya bakar ve eski imparatorlukların yıkıldığı savaşları sayar. Kimi de kentlere, sikkelere, çanak çömleğe bakar; yani sıradan insanların nasıl yaşadığını gösteren izlere. Bu ölçütlerin her biri, farklı bir yüzyıla işaret edebilir.
Gelişme — bir okul, bir istila, bir savaş
İlk aday, 529 yılıdır. Antakyalı kronik yazarı Malalas'a göre, o yıl imparator Justinianus Atina'ya bir buyruk gönderdi ve kimsenin orada felsefe öğretmemesini emretti. Atina, Platon'dan beri felsefenin simgesi olan bir kentti; Yeni Platoncu okulun son başkanı Damaskios, bu yıllarda orada ders veriyordu. Justinianus'un politikası, pagan öğretmenleri kamusal görevlerden uzaklaştırmayı ve Hıristiyan imparatorluğu tek bir inanç etrafında birleştirmeyi amaçlıyordu.
Agathias adlı bir tarihçinin anlatısına göre, birkaç yıl sonra Damaskios, Simplikios ve beş filozof daha, Sasani hükümdarı I. Hüsrev'in sarayına gitti. Filozof bir kral bulacaklarını umuyorlardı; ama umdukları gibi olmadı ve geri döndüler. Agathias'a göre Hüsrev, Roma ile yaptığı barış antlaşmasına, bu filozofların kendi inançlarıyla güven içinde yaşayabilmeleri için bir madde koydurdu.
Gibbon'ın anlatısı güçlüdür, ama sonraki araştırmalar, onu birkaç noktada zayıflattı. Felsefe öğretimi, İskenderiye'de altıncı yüzyıl boyunca sürdü. Simplikios, Aristoteles üzerine en önemli yorumlarını büyük olasılıkla dönüşten sonra yazdı; nerede yaşadığı hâlâ tartışılıyor. Yani 529, bir okulun sonu olabilir, ama felsefenin sonu değildi.
İkinci aday, 568 yılıdır. O yıl, Lombardlar Alpleri aşıp İtalya'ya girdi. Justinianus'un Gotlara karşı yirmi yıla yakın süren savaşlarla geri aldığı yarımada, yeniden parçalandı. Kuzeyde ve iç kesimlerde Lombard düklükleri kuruldu; Roma, Ravenna ve güneydeki kıyılar Konstantinopolis'e bağlı kaldı. Gregorius'un vaazında yakındığı yıkım, bu yeni savaşların ürünüydü. Konstantinopolis uzaktı ve kendi doğu sınırlarıyla uğraşıyordu; Roma'nın savunmasını, erzakını ve Lombardlarla pazarlığı, giderek daha çok kentin piskoposu üstlendi. Böylece İtalya'da, eski imparatorluk görevlilerinin yerini kilise yöneticilerinin aldığı yeni bir düzen biçimlenmeye başladı. Kimi tarihçiler, İtalya için antik dünyanın sonunu tam da bu devir teslimde görür.
Dönüş noktası — yedinci yüzyıl krizi
Çoğu tarihçi, asıl kopuşun yedinci yüzyılda yaşandığı konusunda birleşir. Bu yüzyıla sık sık yedinci yüzyıl krizi denir. 602'de, Tuna cephesindeki ordunun başlattığı bir isyan, imparator Maurikios'u devirdi. Bunun üzerine Sasani hükümdarı II. Hüsrev, Roma'ya karşı yirmi altı yıl sürecek büyük bir savaş başlattı. Pers orduları Suriye'yi, Kudüs'ü ve Mısır'ı ele geçirdi; Anadolu'nun içlerine kadar ilerledi. İmparator Herakleios, sonunda karşı saldırıya geçip İran'ın içlerine yürüdü ve 628'de savaşı kazandı. Ama iki imparatorluk da yorgun, yoksul ve bölünmüş hâldeydi.
Birkaç yıl sonra, Arap Yarımadası'ndan gelen Müslüman orduları, bu iki yorgun imparatorluğun karşısına çıktı. 636'da Yermük'te Roma ordusu yenildi; Suriye ve Filistin kaybedildi. Hemen ardından Irak'taki Sasani orduları da yenildi ve başkent Ktesifon düştü. Son Sasani hükümdarı III. Yezdicerd, doğuya kaçtı; 651'de, Merv yakınlarında öldürüldü. Dört yüzyıl boyunca Roma'nın büyük rakibi olan imparatorluk, böylece ortadan kalktı. Mısır, 640'ların başında el değiştirdi. Kuzey Afrika'da Roma'nın son büyük kenti Kartaca da 698'de düştü.
Bu savaşlar, Akdeniz dünyasının siyasal haritasını kökünden değiştirdi. Ama gündelik hayat aynı hızla değişmedi. Suriye'de ve Mısır'da, yeni yöneticiler uzun yıllar boyunca eski kâtiplerle, eski vergi kayıtlarıyla ve eski dillerle çalıştı. Emevi halifesi Abdülmelik döneminde, 690'larda, bu tablo değişmeye başladı: üzerinde insan resmi olmayan, yalnızca Arapça yazı taşıyan yeni sikkeler basıldı; devlet kayıtları Yunanca ve Farsça yerine Arapça tutulmaya başlandı. Kimi tarihçiler, antik dünyanın asıl sonunu, fetihlerin kendisinden çok bu sessiz değişikliklerde arar. Peter Brown'ın dönemi 750'de kapatması da buna dayanır: o yıl Emevilerin yerini alan Abbasiler, devletin ağırlık merkezini Akdeniz kıyısından Irak'a taşıdı.
Yaygın yanlış«Antik dünya, tek bir yılda, bir imparatorluk yıkılınca sona erdi.»
Böyle bir yıl yoktur. Atina'da bir okul 529'da kapanabildi, ama İskenderiye'de felsefe öğretimi sürdü. İtalya'da kentler altıncı yüzyılın sonunda boşalırken, Suriye'nin bazı kentleri yedinci yüzyılda da canlıydı. Sasani İmparatorluğu 651'de yıkıldı, ama onun kâtip ve vergi gelenekleri yaşamaya devam etti. Antik dünyanın sonu, bölgeden bölgeye ve ölçütten ölçüte değişen bir süreçtir.
Cevap — birden çok son
Antik dünyanın ne zaman bittiği sorusunun tek bir cevabı yoktur. Düşünce hayatına bakan biri 529'u, İtalya'ya bakan biri 568'i, Doğu Akdeniz'e ve İran'a bakan biri 636 ile 651 arasını, Kuzey Afrika'ya bakan biri 698'i seçebilir. Kentlerin ve sikkelerin gündelik izlerine bakan biri ise sonu sekizinci yüzyılın ortalarına, hatta daha sonrasına taşıyabilir. Bu bölgesel farklılık, dönemlendirmenin bir kusuru değil, geçmişin kendisinin bir özelliğidir: farklı toplumlar aynı değişimleri farklı zamanlarda ve farklı biçimlerde yaşadı.
Gregorius'un vaazı ile Rutilius'un övgüsü arasındaki fark, bu yüzden yalnızca iki insanın ruh hâli arasındaki fark değildir. Rutilius, beşinci yüzyılın başında hâlâ işleyen bir imparatorluk düzeninin içinden konuşuyordu. Gregorius ise altıncı yüzyılın sonunda, o düzenin İtalya'da çözüldüğünü gözleriyle görüyordu. İkisi de aynı kentten söz ediyordu, ama iki farklı dünyada yaşıyordu.
Bugünle bağ — Sardes'in dükkânları
Bugün Manisa'nın Salihli ilçesi yakınında, antik Sardes kentinin kalıntıları ziyaret edilebilir. Kentin büyük hamam ve spor salonu yapısının yanında, bir sıra küçük dükkânın kalıntıları vardır: boyacılar, cam ustaları, madeni eşya satıcıları. Kazıcılar, bu dükkânlarda bulunan sikkelerin yedinci yüzyılın başlarında kesildiğini, dükkânların da aşağı yukarı aynı dönemde yanıp terk edildiğini gördüler. Kimi araştırmacılar bunu Pers saldırılarına bağladı. Kent bundan sonra da yaşadı, ama artık eski geniş kent değil, tepedeki surlarla korunan küçük bir yerleşimdi. Anadolu'nun pek çok kenti, bu yüzyılda benzer bir yol izledi: meydanlarıyla, sütunlu caddeleriyle geniş antik kentler, daha küçük, surlu yerleşimlere, Bizans kaynaklarındaki adıyla kastron adı verilen kalelere dönüştü. Sardes'in dükkânları, antik dünyanın sonunun büyük savaşlardan çok, sıradan insanların hayatında nasıl hissedildiğini gösteren sessiz bir tanıktır.
Birincil kaynak
Gregorius, 593'te Roma'da verdiği bir vaazda, Hezekiel kitabındaki kaynayan kazan imgesini kendi kentine uygular:
What Rome herself, once deemed the Mistress of the World, has now become, we see—wasted away with afflictions grievous and many, with the loss of citizens, the assaults of enemies, the frequent fall of ruined buildings. [...] For where is the Senate? Where is the People? The bones are all dissolved, the flesh is consumed, all the pomp of the dignities of this world is gone. [...] For the Senate is no more, and the People has perished, yet sorrow and sighing are multiplied daily among the few that are left. Rome is, as it were, already empty and burning.
Türkçesi: Bir zamanlar dünyanın hanımı sayılan Roma'nın bugün ne hâle geldiğini görüyoruz: ağır ve sayısız acılarla, yurttaşlarının yitirilmesiyle, düşman saldırılarıyla, yıkık binaların sık sık çökmesiyle eriyip gitti. [...] Senato nerede? Halk nerede? Kemikler dağıldı, et tükendi, bu dünyanın makamlarının bütün görkemi gitti. [...] Senato artık yok, halk yok oldu; ama geriye kalan azınlık arasında keder ve iç çekişler her gün çoğalıyor. Roma sanki şimdiden boş ve yanıyor.
Kaynak: Gregorius, Hezekiel Üzerine Vaazlar, II.6.22–23; F. Homes Dudden'ın İngilizce çevirisi, Gregory the Great: His Place in History and Thought, cilt II (Londra: Longmans, Green and Co., 1905), s. 18–20; archive.org. Türkçesi bizim.
- Gregorius, Roma'nın durumunu anlatırken neden senatoyu ve halkı ayrı ayrı anıyor? Bu iki kurum, antik Roma'nın kimliği için ne anlam taşıyordu?
- Bu metin bir vaazdır; amacı, dinleyicileri bu dünyadan yüz çevirmeye çağırmaktır. Bu amaç, metnin Roma'nın durumu hakkında bir kanıt olarak kullanılmasını nasıl etkiler?
- Gregorius'un anlattığı Roma'yı, bu kursun ilk bölümündeki Rutilius Namatianus'un Roma'sıyla karşılaştır. İki yazar arasındaki farkı yalnızca olaylar mı açıklar, yoksa yazarların amaçları da mı?
Tarihçiler Tartışıyor
- Alan Cameron (1969) — Justinianus'un 529 buyruğunun Atina'daki felsefe öğretimine ani bir son verdiği yolundaki yaygın görüşü sorguladı; filozofların İran'dan döndükten sonra Atina'da bir süre daha ders vermiş olabileceklerini öne sürdü ve 529'un bir kapanış tarihi olarak fazla abartıldığını savundu.
- Clive Foss (1977) — Sardes başta olmak üzere Batı Anadolu kentlerinin kazı bulgularını karşılaştırdı; bu kentlerin çoğunun yedinci yüzyılın başlarında, Pers saldırılarıyla birlikte ağır bir yıkım yaşadığını ve geniş antik kentlerin küçük, surlu yerleşimlere dönüştüğünü ileri sürdü.
- Hugh Kennedy (1985) — Suriye kentlerinin, sütunlu caddeleri ve meydanları olan antik kentten, dar sokaklı ve çarşılı İslam kentine dönüşümünü inceledi; bu değişimin Arap fetihlerinden önce, altıncı yüzyılda başladığını ve fetihlerin bir kopuş değil, süren bir sürecin parçası olduğunu savundu.
- Chris Wickham (2005) — 400 ile 800 arasında Akdeniz dünyasının farklı bölgelerini karşılaştırdı; antik dünyanın sonunu vergi toplayan devletin çözülmesine, aristokrasinin zenginliğine ve köylü toplumlarına bakarak ölçtü ve bu sonun bölgeden bölgeye yüzyıllarca farklı zamanlarda geldiğini gösterdi.
Bu tartışma, «ne zaman» sorusunun aslında bir «neye bakarak» sorusu olduğunu gösteriyor. Cameron, bir düşünce kurumunun sonunu tek bir buyruğa bağlamanın tehlikesine dikkat çekiyor. Foss, Anadolu'da hızlı ve şiddetli bir kopuş görüyor; ama sonraki araştırmacılar, onun tarihlemesini ve bunu tüm Anadolu'ya genellemesini tartıştı. Kennedy, Suriye'de yavaş ve fetihlerden önce başlayan bir dönüşüm görüyor. Wickham ise tek bir tarih yerine, bölgeleri aynı ölçütlerle karşılaştırmayı öneriyor. Bu dört yaklaşım birbirini dışlamaz; hepsi, antik dünyanın sonunun tek bir an olmadığını farklı yollardan gösterir.
Derine İn
Antik dünyanın sonunu anlamanın en somut yollarından biri, sıradan eşyalara bakmaktır. Akdeniz dünyasında, dördüncü ve beşinci yüzyıllarda, Kuzey Afrika'da üretilen kırmızı astarlı sofra kapları, İspanya'dan Suriye'ye kadar hemen her yerde kullanılıyordu. Aynı biçimde, zeytinyağı ve şarap taşıyan amforalar, denizin bir ucundan öbür ucuna yol alıyordu. Arkeologlar, bu kapların bir bölgede ne zaman azaldığını ve kaybolduğunu izleyerek, o bölgenin geniş ticaret ağlarından ne zaman koptuğunu tahmin edebiliyor. Bu izler, Batı'nın bazı bölgelerinde altıncı yüzyılda, Doğu Akdeniz'de ise daha geç bir tarihte belirgin bir azalmaya işaret eder. Bu tarihlerin hiçbiri, ders kitaplarındaki büyük savaşların tarihleriyle tam olarak örtüşmez.
Sikkeler de benzer bir hikâye anlatır. Anadolu'daki pek çok kazıda, yedinci yüzyılın ortalarından sonra bakır sikkelerin sayısı birden azalır. Bu, insanların gündelik alışverişte para kullanmayı büyük ölçüde bıraktığını ya da devletin taşraya eskisi kadar para gönderemediğini düşündürür. Tarihçi John Haldon, bu yüzyılı, Doğu Roma İmparatorluğu'nun geç Roma devletinden Orta Çağ Bizans devletine dönüştüğü bir dönem olarak yorumladı: kentler küçüldü, ordular eyaletlere yerleştirildi, devletin öncelikleri hayatta kalmaya çevrildi. Haldon'a göre bu değişim, bir çöküşten çok bir uyum sürecidir: imparatorluk, gelirinin ve topraklarının büyük bölümünü yitirmesine karşın, yeni koşullara göre kendini yeniden örgütleyerek ayakta kaldı. Yani Anadolu'da antik kentin sonu, devletin sonu anlamına gelmiyordu.
Suriye'de tablo farklıdır. Kennedy'nin incelediği kentlerde, sütunlu caddelerin iki yanına zamanla dükkânlar kuruldu; geniş caddeler, dar ve kıvrımlı çarşı sokaklarına dönüştü. Tarihçiler bu değişime polisten medineye geçiş adını verir. Bu dönüşüm, bir kentin yıkılışı değil, farklı bir kent hayatının doğuşudur. Nitekim Şam, Emevi halifeliğinin başkenti olarak yedinci ve sekizinci yüzyıllarda yeniden büyüdü. Abdülmelik'in oğlu Velid, kentin merkezinde, eski bir tapınak ve kilise alanının üzerine büyük bir cami yaptırdı; bu yapının mozaiklerinde, geç antik sanatın izleri açıkça görülür. Burada antik dünya, bir yıkım anıyla değil, yeni bir dünyanın içinde erimesiyle sona erdi.
İran'da ise siyasal son çok daha keskindir. Sasani hanedanı, III. Yezdicerd'in 651'deki ölümüyle sona erdi. Ama bu, İran toplumunun geleneklerinin de sona erdiği anlamına gelmez. Orta Farsça yazan kâtipler, fetihlerden sonra da onlarca yıl devlet kayıtlarını tuttu; toprak sahibi yerel soylular, pek çok bölgede eski ayrıcalıklarını korudu. Bu yüzden İran'a bakan bir tarihçi, siyasal son ile toplumsal süreklilik arasındaki farkı özellikle dikkatle ayırmak zorundadır.
Son olarak, dönemlendirmenin kendisi de bir tarih taşır. «Antik Çağ» ve «Orta Çağ» kavramları, İtalya'da ve Batı Avrupa'da, kendi geçmişlerini anlamaya çalışan yazarlar tarafından biçimlendirildi. Bu kavramları Anadolu'ya, Suriye'ye ya da İran'a uyguladığımızda, o bölgelerin kendi ritmini gözden kaçırabiliriz. Örneğin İran tarihinde büyük kırılma, Roma'nın batısındaki olaylardan çok 651'deki hanedan değişikliğidir; Suriye'de ise kent hayatının biçimi yavaş yavaş değişti ve kesin bir kopuş yılı bulmak zordur. Uzun Geç Antik Çağ yaklaşımı, bu tehlikeye bir cevap olarak doğdu: tarihçilerin dikkatini tek bir çöküş yılından, yüzyıllar süren ve bölgeden bölgeye farklılaşan dönüşümlere çevirdi.
Uzman Notu
Temel literatür
- F. Homes Dudden, Gregory the Great: His Place in History and Thought, 2 cilt (Londra: Longmans, Green and Co., 1905).
- Alan Cameron, «The Last Days of the Academy at Athens», Proceedings of the Cambridge Philological Society 15 (1969), s. 7–29.
- Clive Foss, «Archaeology and the "Twenty Cities" of Byzantine Asia», American Journal of Archaeology 81 (1977), s. 469–486.
- Hugh Kennedy, «From Polis to Madina: Urban Change in Late Antique and Early Islamic Syria», Past & Present 106 (1985), s. 3–27.
- Edward J. Watts, «Justinian, Malalas, and the End of Athenian Philosophical Teaching in A.D. 529», Journal of Roman Studies 94 (2004), s. 168–182.
- Chris Wickham, Framing the Early Middle Ages: Europe and the Mediterranean, 400–800 (Oxford: Oxford University Press, 2005).
Arşiv ve kaynak
Gregorius'un Hezekiel vaazlarının Latince metni, Migne'nin Patrologia Latina dizisinin 76. cildindedir; Dudden'ın kitabı archive.org'da okunabiliyor. Diyaloglar'ın 1608 İngilizce çevirisi, Gardner yayınıyla tertullian.org sitesindedir. Gibbon'ın eseri Project Gutenberg'de. Sardes kazılarının raporları, Harvard ve Cornell üniversitelerinin yürüttüğü kazı projesinin yayın dizisinde yer alır.
Açık sorular
- Justinianus'un 529 buyruğu, Atina'daki felsefe öğretimini gerçekten sona erdirdi mi, yoksa öğretim bir süre daha özel olarak sürdü mü?
- Anadolu kentlerinin yedinci yüzyıldaki küçülmesi, ağırlıklı olarak savaşların mı, salgınların mı, yoksa daha uzun süreli ekonomik değişimlerin mi ürünüydü?
- Antik dünyanın sonu için tek bir ölçüt seçmek gerekseydi, hangisi en az yanıltıcı olurdu?
Mini sınav
- (Hedef 1) Malalas'a göre, 529'da Atina'da felsefe öğretimini yasaklayan imparator kimdir? A) Herakleios B) Maurikios C) Justinianus D) Romulus Augustulus
- (Hedef 1) Son Sasani hükümdarı III. Yezdicerd hangi yıl öldürüldü? A) 568 B) 636 C) 651 D) 698
- (Hedef 2) Gregorius, 593'teki vaazında Roma'nın durumunu anlatırken hangi soruyu sorar? A) İmparator nerede? B) Senato nerede? Halk nerede? C) Ordu nerede? D) Tanrılar nerede?
- (Hedef 2) Hugh Kennedy'ye göre, Suriye kentlerinin antik kentten İslam kentine dönüşümü ne zaman başladı? A) Arap fetihlerinden önce, altıncı yüzyılda B) Yalnızca 636'dan sonra C) Abbasiler döneminde D) Dördüncü yüzyılda
- (Hedef 3) Antik dünyanın sonunu vergi toplayan devletin çözülmesine bakarak ölçen ve bu sonun bölgeden bölgeye farklı zamanlarda geldiğini gösteren tarihçi kimdir? A) Alan Cameron B) Clive Foss C) Edward Gibbon D) Chris Wickham
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Antik dünya ne zaman bitti?» sorusunu tartış. Cevabında en az üç aday tarihi (örneğin 529, 568, 636–651, 698), Gregorius'un vaazını ve Benedictus'un kehanetini, Sardes'in dükkânlarını, Suriye kentlerinin dönüşümünü ve Tarihçiler Tartışıyor bölümündeki en az iki görüşü kullan. Tek bir tarih seçmenin neyi görünür kıldığını, neyi gizlediğini değerlendir.
Cevaplar
- C — Malalas'a göre buyruğu Justinianus gönderdi.
- C — III. Yezdicerd 651'de, Merv yakınlarında öldürüldü.
- B — Gregorius, «Senato nerede? Halk nerede?» diye sorar.
- A — Kennedy'ye göre bu dönüşüm fetihlerden önce, altıncı yüzyılda başladı.
- D — Bu görüş Chris Wickham'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, her aday tarihin farklı bir ölçütü öne çıkardığını gösterir: 529 düşünce kurumlarını, 568 İtalya'nın siyasal haritasını, 636–651 Doğu Akdeniz'in ve İran'ın imparatorluk düzenini, 698 Kuzey Afrika'yı. Gregorius'un vaazı, altıncı yüzyılın sonunda İtalya'da antik kent hayatının çözüldüğünü; Benedictus'un kehaneti ise bu çözülmenin tek bir yıkımla değil, yavaş bir çürümeyle geldiği duygusunu yansıtır. Sardes'in dükkânları Anadolu'da daha ani bir kopuşa, Suriye kentlerinin dönüşümü ise yavaş bir sürece işaret eder. İyi bir cevap, Foss ile Kennedy'nin ya da Cameron ile Gibbon'ın farklı bakışlarını karşılaştırır ve tek bir tarihin, bölgesel farklılıkları gizleme tehlikesini tartışır.
Serinin sonu
Bu bölümle «Geç Antik Çağ ve Kavimler Göçü» kursu sona eriyor. Kurs, 417'de yağmalanmış bir kente övgü yazan bir şairle açıldı; bozkırdan gelen Hunları, Gotları, Vandalları ve Frankları, 410 yağmasını, Attila'nın sarayını, 476'yı, Justinianus dönemindeki büyük salgını, kilise babalarının Hıristiyan dünyasını ve Roma'nın dışındaki Sasani, Aksum ve Himyar dünyasını izledi; burada, 593'te boşalmış bir kentin önünde, antik dünyanın ne zaman bittiği sorusuyla kapandı. Bu kurs, dünya tarihi omurgasının antik bölümünü de kapatıyor. Programda sırada «Bizans» kursu var. Bu kurs, yedinci yüzyıl krizinden sağ çıkan ve bin yıl daha yaşayan Doğu Roma İmparatorluğu'na bakıyor. İlk bölüm, o imparatorluğun kendine hiç kullanmadığı bir adla, «Bizans» diye anılmasının ne anlama geldiğini soruyor: Bizans diye bir devlet hiç var olmadı mı?