Öğrenme hedefleri
- Geç Antik Çağ'da Roma'nın yanında yer alan üç büyük gücün, Sasani İran'ının, Aksum Krallığı'nın ve Himyar Krallığı'nın siyasal, ekonomik ve dinsel özelliklerini anlatabileceksin.
- Kızıldeniz ve Hint Okyanusu ticaretinin bu devletleri nasıl birbirine bağladığını ve rekabete sürüklediğini, dönemin kaynakları üzerinden açıklayabileceksin.
- Bu yüzyılları tek bir imparatorluğun öyküsü olarak değil, birbirine bağlı pek çok imparatorluğun ve krallığın ortak tarihi olarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — Sri Lanka'da iki sikke
Altıncı yüzyılın başlarında, Kızıldeniz kıyısındaki Adulis limanından yola çıkan Sopatros adlı bir tüccar, Hint Okyanusu'nu aşarak Sri Lanka adasına, Yunanların Taprobane dediği adaya ulaştı. Aynı gün limana, İran'dan gelen bir gemi de yanaştı. Adanın kralı, iki yabancı heyeti huzuruna kabul etti ve onlara ülkelerinin durumunu sordu. Sonra şu soruyu yöneltti: sizin krallarınızdan hangisi daha büyük ve daha güçlüdür?
Yaşlı bir İranlı hemen söz aldı: kendi kralı, Şahlar Şahı'ydı, en güçlü ve en zengin hükümdardı. Sopatros sessiz kaldı; sonra krala, iki hükümdarın da o anda odada bulunduğunu söyledi: onların sikkeleri. Kral, iki sikkeyi getirtti. Roma'nın parlak ve iyi işlenmiş altın sikkesi, İran'ın gümüş sikkesiyle karşılaştırıldığında, kral Romalıları övdü. Bu öyküyü, Sopatros'un yol arkadaşlarından dinleyip yazıya geçiren kişi, İskenderiyeli bir tüccar ve seyyah olan Kosmas'tı. Ders bu sahnenin arkasındaki genişliği izliyor: Roma'nın dışında hangi güçler vardı, ve o çağın dünyası onları nasıl birbirine bağlıyordu?
Bağlam — dört büyük krallık
Üçüncü yüzyılda, İran'ın güneybatısındaki Pars bölgesinden gelen Erdeşir, Part hanedanını devirerek yeni bir imparatorluk kurdu: Sasani İmparatorluğu. Sasaniler, dört yüzyıldan uzun süre boyunca, Mezopotamya'dan Orta Asya'ya uzanan bir imparatorluğu yönetti; başkentleri, Dicle kıyısındaki Ktesifon'du. Roma ile Sasaniler arasındaki uzun savaşları önceki bir derste görmüştük; burada, bu imparatorluğun kendi iç dünyasına bakacağız.
Üçüncü yüzyılın ortasında, Mezopotamya'da yaşayan ve kendi dinini kuran Mani, bir yazısında dünyanın dört büyük krallığı olduğunu söylemişti: Roma, Pers, Aksum ve Çin. Bu liste, bugün pek az kişinin bildiği bir Afrika krallığını, Aksum'u, dönemin en büyük güçleri arasında sayıyordu.
Gelişme — Zerdüşt İran'ı, Hıristiyan Aksum
Sasani İmparatorluğu, dinsel açıdan da kendine özgü bir yapıya sahipti. Sasani şahları, Zerdüştlüğü, yani eski İran dinini, devletin dini olarak desteklediler. Üçüncü yüzyılın sonunda, Kartir adlı güçlü bir Zerdüşt din adamı, yazdırdığı kaya yazıtlarında, Zerdüşt ateş tapınaklarını çoğalttığını ve Yahudileri, Hıristiyanları, Budistleri ve Manicileri baskı altına aldığını övünerek anlattı.
Ama Sasani imparatorluğu, dinsel bakımdan tek renkli değildi. Mezopotamya'da büyük Yahudi toplulukları yaşıyor ve dönemin en önemli Yahudi hukuk ve yorum metinlerinden biri, Babil Talmudu, bu topraklarda biçimleniyordu. Doğu Süryani kilisesinin Hıristiyanları, imparatorluğun içinde kendi piskoposluklarını kurdu. Altıncı yüzyılda I. Hüsrev, vergi düzenini yeniden örgütledi, yollar ve kanallar yaptırdı; 529'da Atina'daki felsefe okulları kapatıldığında, oradan kaçan bazı Yunan filozofları onun sarayına sığındı.
Hüsrev'in reformları, derin bir toplumsal krizin ardından geldi. Beşinci yüzyılın sonunda, Mazdak adlı bir din önderinin öncülük ettiği bir hareket, mülkiyetin ve ayrıcalıkların daha eşit paylaşılması gerektiğini savunmuş, İran'ın soylu ailelerini ve Zerdüşt din adamlarını sarsmıştı. Hüsrev, tahta çıkmadan önce bu hareketin bastırılmasında rol oynadı; sonra, soyluların gücünü dengelemek için doğrudan şaha bağlı bir asker ve memur sınıfı kurdu, toprak vergisini ölçümlere dayanan sabit bir düzene bağladı. Sonraki kuşaklar onu, «ölümsüz ruhlu» anlamına gelen Enuşirvan adıyla, adil bir hükümdar olarak andı.
Kızıldeniz'in karşı kıyısında, bugünkü Etiyopya ve Eritre topraklarında, Aksum Krallığı yükseliyordu. Aksum, Kızıldeniz kıyısındaki Adulis limanı aracılığıyla, Akdeniz'i, Arabistan'ı, Hindistan'ı ve Afrika'nın içlerini birbirine bağlayan bir ticaret merkeziydi. Aksum krallarının adına basılan altın, gümüş ve tunç sikkeler, bu ticaretin kanıtıdır. Dördüncü yüzyılın ortalarında, Aksum kralı Ezana Hıristiyanlığı benimsedi; sikkelerindeki eski ay ve güneş simgelerinin yerini haç aldı. Aksum, böylece, Roma ve Ermenistan'dan sonra Hıristiyanlığı devlet düzeyinde benimseyen ilk krallıklardan biri oldu.
Dönüş noktası — Arabistan'ın güneyinde bir çatışma
Kızıldeniz'in doğu kıyısında, bugünkü Yemen topraklarında, Himyar Krallığı vardı. Himyar, tütsü ticaretinin ve verimli dağ vadilerinin zenginliğine dayanan eski bir krallıktı. Dördüncü yüzyılın sonunda, Himyar'ın yönetici seçkinleri, eski çok tanrılı inançları bırakıp tek bir tanrıya bağlılığı öne çıkaran bir dine yöneldi; yazıtlarda bu tanrı, «Rahman» adıyla anılıyordu. Himyar krallarının önemli bir bölümü Yahudiliği benimsedi.
Altıncı yüzyılın başında, Himyar ile Aksum arasındaki gerilim bir savaşa dönüştü. 520'lerde, Yahudi Himyar kralı Yusuf Esar, krallığındaki Hıristiyanlara karşı sert önlemler aldı; Hıristiyan kaynaklarına göre, Necran kentinde pek çok Hıristiyan öldürüldü. Bu olayların boyutu ve nedenleri, tarihçiler arasında tartışılmaktadır.
Yaygın yanlış«Geç Antik Çağ'ın tarihi, Roma İmparatorluğu'nun tarihidir; onun dışındaki toplumlar yalnızca Roma'nın düşmanları ya da kenar süsüydü.»
Sasani İran'ı, Roma kadar büyük ve köklü bir imparatorluktu; Aksum, kendi sikkelerini basan, Hint Okyanusu'na açılan bir ticaret gücüydü; Himyar, Arap Yarımadası'nın güneyinde yüzyıllardır süren bir uygarlığın mirasçısıydı. Bu devletler, birbirleriyle ticaret yaptı, ittifaklar kurdu, savaştı ve birbirlerinin dinsel ve siyasal gelişmelerini etkiledi. Geç Antik Çağ, bu çok merkezli dünyanın ortak tarihidir.
Cevap — çok merkezli bir dünya
Geç Antik Çağ'da Roma, tek büyük güç değildi. Doğusunda, dört yüzyıl boyunca ona denk bir rakip olan Sasani İran'ı; güneyinde, Kızıldeniz'in iki kıyısında, Aksum ve Himyar krallıkları vardı. Bu devletler, Kızıldeniz'in ve Hint Okyanusu'nun ticaret yollarıyla birbirine bağlıydı; sikkeleri, tüccarları, elçileri ve askerleri bu yollarda dolaşıyordu. Dinsel kimlikler, bu bağları hem güçlendirdi hem de çatışmalara dönüştürdü: Hıristiyan Roma ile Hıristiyan Aksum arasında bir ittifak arayışı, Yahudi Himyar ile Hıristiyan Aksum arasında bir savaş, Zerdüşt İran ile Hıristiyan Roma arasında süren bir rekabet. Bu dünya, yedinci yüzyılda, Arap Yarımadası'ndan yükselen yeni bir güçle derinden değişecekti. Aksum'un, Himyar'ın ve İran'ın Kızıldeniz'de ve Arabistan'da çarpışan çıkarları, bu yeni gücün doğduğu ortamın bir parçasıydı.
Bugünle bağ — tarihin merkezleri
Bugün pek çok ders kitabı, Geç Antik Çağ'ı Roma'nın gözünden anlatır. Ama Aksum'un dikilitaşları, İran'ın kaya kabartmaları ve Yemen'in eski yazıtları, bu dönemin başka merkezlerinin de olduğunu hatırlatır. Bir dönemi yalnızca bir imparatorluğun gözünden anlatmak, o dönemin dünyasını daraltmak demektir. Tarihin merkezini değiştirdiğimizde, aynı yüzyıllar bambaşka bir görünüm kazanır.
Birincil kaynak
Kosmas, Sri Lanka adasında yaşanan bir karşılaşmayı, onu yaşayan tüccarın arkadaşlarından dinlediği biçimiyle şöyle anlatır:
Then, as the conversation proceeded, the king inquired Which of your kings is the greater and the more powerful? The elderly Persian snatching the word answered: Our king is both the more powerful and the greater and richer, and indeed is King of Kings, and whatsoever he desires, that he is able to do. Sopatrus on the other hand sat mute. [...] You have, replied Sopatrus, the money of both. [...] Now the Roman coin had a right good ring, was of bright metal and finely shaped, for pieces of this kind are picked for export to the island. But the miliarision, to say it in one word, was of silver, and not to be compared with the gold coin.
Türkçesi: Sonra konuşma ilerlerken kral sordu: Krallarınızdan hangisi daha büyük ve daha güçlü? Yaşlı İranlı sözü kaparak cevap verdi: Bizim kralımız hem daha güçlü, hem daha büyük, hem daha zengindir; o Şahlar Şahı'dır ve ne isterse onu yapabilir. Sopatros ise sessiz oturdu. […] Sopatros şöyle cevap verdi: İkisinin de parası burada. […] Roma sikkesinin sesi güzeldi, metali parlaktı ve iyi işlenmişti; çünkü bu tür sikkeler adaya ihraç edilmek için seçilir. Ama gümüş sikke, tek sözcükle, gümüştendi ve altın sikkeyle karşılaştırılamazdı.
Kaynak: Kosmas İndikopleustes, Hıristiyan Topografyası, XI; J. W. McCrindle'ın İngilizce çevirisi, The Christian Topography of Cosmas, an Egyptian Monk (Londra: Hakluyt Society, 1897), tertullian.org. Türkçesi bizim.
- Sopatros, hangi kralın daha güçlü olduğu sorusuna neden sözlerle değil, sikkelerle cevap veriyor? Bu cevap, dönemin ticaret dünyası hakkında ne söylüyor?
- Kosmas, Roma sikkelerinin «adaya ihraç edilmek için seçildiğini» belirtiyor. Bu ayrıntı, öykünün anlamını nasıl değiştiriyor?
- Bu öykü, bir Romalı yazarın, Romalı bir tüccarın ağzından aktardığı bir anlatıdır. İranlı bir yazar aynı sahneyi nasıl anlatmış olabilirdi?
Tarihçiler Tartışıyor
- Garth Fowden (1993) — Geç Antik Çağ'da Roma'nın, İran'ın, Aksum'un ve Himyar'ın, tek tanrılı dinleri siyasal meşruiyetin ve evrensel iddiaların temeli olarak kullandığını savundu; bu dönemi, imparatorluk ile tek tanrıcılığın birleştiği ortak bir dünya olarak ele aldı ve İslam'ın yükselişini bu bağlamda yorumladı.
- Stuart Munro-Hay (1991) — Aksum'un tarihini, sikkeler, yazıtlar, dikilitaşlar ve kazı bulguları üzerinden kapsamlı biçimde yeniden kurdu; Aksum'u, Roma dünyasının kenarında bir krallık değil, kendi başına bir Geç Antik Çağ uygarlığı olarak tanıttı.
- Touraj Daryaee (2009) — Sasani İmparatorluğu'nu, Roma kaynaklarının düşmanca bakışının ötesinde, kendi yazıtları, sikkeleri ve Orta Farsça metinleri üzerinden inceledi; Sasanilerin, Roma kadar karmaşık bir devlet ve kültür yarattığını gösterdi.
- Glen Bowersock (2013) — Altıncı yüzyılda Kızıldeniz'in iki kıyısında, Aksum ile Himyar arasında yaşanan savaşları, Roma ile İran arasındaki büyük rekabetin bir parçası olarak yorumladı; bu çatışmaların, İslam'ın doğduğu Arap Yarımadası'nın siyasal ortamını biçimlendirdiğini savundu.
Bu tartışma, Geç Antik Çağ'ın coğrafyasını genişletmenin ne anlama geldiğini gösteriyor. Fowden, dönemin büyük güçlerini tek tanrıcılık ve imparatorluk üzerinden ortak bir çerçevede görüyor. Munro-Hay ve Daryaee, Aksum'u ve Sasanileri kendi kaynaklarıyla, Roma'nın gözünden bağımsız olarak anlamaya çalışıyor. Bowersock ise, bu uzak görünen çatışmaların, yedinci yüzyılda dünyayı değiştirecek gelişmelerin zeminini hazırladığını gösteriyor. Dört bakış da, Roma'nın kaynaklarını tek pencere olarak kullanmanın bu dünyayı eksik gösterdiğinde birleşiyor.
Derine İn
Aksum'un en çarpıcı anıtları, kentin mezarlıklarındaki dev dikilitaşlardır. Tek parça granitten yontulmuş, çok katlı binaları andıran pencere ve kapı motifleriyle süslenmiş bu dikilitaşların en büyüğü, yirmi metreyi aşar; büyük olasılıkla dikilmeye çalışılırken yıkıldı. Bir başka dikilitaş, 1937'de İtalyan işgali sırasında Roma'ya götürüldü ve uzun tartışmaların ardından 2005'te Aksum'a geri getirildi. Bu dikilitaşlar, Aksum krallarının gücünü ve zenginliğini, anıtsal bir mimariyle gösterme isteğinin kanıtıdır. Aksum'un kendi yazısı da bu dönemde gelişti: Ge'ez dili ve alfabesi, önce kralların yazıtlarında, sonra Hıristiyanlıkla birlikte Kutsal Kitap çevirilerinde kullanıldı. Bu dil, bugün hâlâ Etiyopya kilisesinin ayin dilidir; Aksum'un Geç Antik Çağ'daki mirası, böylece on beş yüzyıl boyunca kesintisiz yaşamayı sürdürdü. Aksum'un sikkeleri ise, Hindistan'dan ve Arabistan'dan Akdeniz'e kadar geniş bir alanda bulundu; bu sikkeler, krallığın ticaret ağının genişliğinin en somut kanıtlarıdır.
Himyar'ın başkenti Zafar ve öbür Yemen kentlerinde bulunan yazıtlar, bu krallığın tarihini bugün yeniden yazmamızı sağlıyor. Bu yazıtlar, Güney Arap alfabesiyle, dönemin Güney Arapçasıyla yazılmıştır; kralların inşaatlarını, seferlerini ve dinsel bağlılıklarını anlatır. Dördüncü yüzyılın sonundan itibaren, yazıtlarda eski tanrıların adları kaybolur, yerini tek bir tanrıya yapılan dualar alır. Himyar'ın en büyük mühendislik başarılarından biri de, Marib'deki büyük settir; bu set, yüzyıllar boyunca vadiyi sulayarak geniş tarım alanlarını besledi. Setin altıncı yüzyıldaki onarımlarını anlatan yazıtlar bulundu; sonraki Arap geleneği ise, setin yıkılışını bir felaketin ve göçün başlangıcı olarak hatırladı.
Ebrehe'nin öyküsü, Arap Yarımadası'nın belleğinde de derin bir iz bıraktı. Himyar'da iktidarı ele geçiren bu Aksumlu komutan, yazıtlarında Marib setini onardığını ve Arap Yarımadası'nın içlerine seferler düzenlediğini anlatır. Sonraki Arap geleneği, onun fillerle Mekke'ye yürüdüğünü ve başarısız olduğunu anlatır; bu olayın gerçekleştiği yıl, geleneğe göre, «Fil Yılı» olarak anılır. Bu anlatının tarihsel ayrıntıları tartışmalıdır; ama Ebrehe'nin güney Arabistan'daki gücü ve seferleri, yazıtlarla da doğrulanmaktadır.
Son olarak, Sasani İmparatorluğu'nun mirası, onun yıkılışından sonra da yaşadı. Ktesifon'daki dev saray kemerinin kalıntıları, bugün hâlâ ayaktadır. Sasanilerin yönetim düzeni, vergi sistemi, saray törenleri ve kâtip geleneği, onları izleyen yeni İslam devletlerinin yönetiminde, özellikle bir sonraki bölümde göreceğimiz Abbasi döneminde, önemli bir rol oynadı. Roma dışındaki dünya, yalnızca bir kenar değil, sonraki çağların da temellerinden biriydi.
Bu mirasın en somut örneklerinden biri tıptır. Sasani İran'ının güneybatısındaki Gundişapur kenti, geç Sasani döneminde, Süryani Hıristiyan hekimlerin çalıştığı bir tıp merkezi olarak ünlendi; sonraki Arap kaynakları, burada bir hastane ve bir okul bulunduğunu anlatır. Bu anlatıların bir bölümü sonradan abartılmış olabilir; ama Gundişapur'dan gelen hekimlerin Abbasi sarayında büyük saygı gördüğü kesindir. Bu hekim ailelerinden biri, Buhtişu ailesi, sekizinci yüzyılın ortasından itibaren kuşaklar boyunca halifelerin saray hekimliğini yaptı. Böylece Sasani İran'ının, Süryani Hıristiyanların ve Yunan tıbbının birikimi, yeni bir imparatorluğun başkentine taşındı.
Uzman Notu
Temel literatür
- J. W. McCrindle (çev.), The Christian Topography of Cosmas, an Egyptian Monk (Londra: Hakluyt Society, 1897).
- H. B. Dewing (çev.), Procopius: History of the Wars, cilt I (Cambridge, MA: Harvard University Press, Loeb Classical Library, 1914).
- Stuart Munro-Hay, Aksum: An African Civilisation of Late Antiquity (Edinburgh: Edinburgh University Press, 1991).
- Garth Fowden, Empire to Commonwealth: Consequences of Monotheism in Late Antiquity (Princeton: Princeton University Press, 1993).
- Touraj Daryaee, Sasanian Persia: The Rise and Fall of an Empire (Londra: I. B. Tauris, 2009).
- Glen W. Bowersock, The Throne of Adulis: Red Sea Wars on the Eve of Islam (New York: Oxford University Press, 2013).
Arşiv ve kaynak
Kosmas'ın Hıristiyan Topografyası, McCrindle çevirisiyle tertullian.org sitesinde; Procopius'un Savaşlar'ı Dewing çevirisiyle LacusCurtius'ta okunabiliyor. Aksum'un arkeolojik alanları UNESCO Dünya Mirası listesinde. Sasani kaya kabartmaları, İran'daki Nakş-ı Rüstem ve Bişapur gibi alanlarda görülebiliyor.
Açık sorular
- Himyar krallarının Yahudiliği benimsemesinin nedenleri neydi, ve bu dönüşüm halkın ne kadarını kapsadı?
- Aksum'un Hint Okyanusu ticaretindeki payı ne kadar büyüktü?
- Aksum ile Himyar arasındaki çatışma, Roma ile İran arasındaki rekabetin bir parçası mıydı, yoksa kendi yerel nedenleri mi vardı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Üçüncü yüzyılda Part hanedanını devirerek Sasani İmparatorluğu'nu kuran hükümdar kimdir? A) I. Hüsrev B) Erdeşir C) Kartir D) Ezana
- (Hedef 1) Dördüncü yüzyılda Hıristiyanlığı benimseyen ve sikkelerine haç koyduran Aksum kralı kimdir? A) Kaleb B) Ebrehe C) Ezana D) Yusuf Esar
- (Hedef 2) Kosmas'ın aktardığı öyküde, Sri Lanka kralının önünde Roma ile İran'ın gücü neyle karşılaştırıldı? A) Ordularla B) Sikkelerle C) Gemilerle D) Tapınaklarla
- (Hedef 2) Procopius'a göre Justinianus'un, Aksumluların Hindistan'dan ipek alıp Romalılara satması planı neden gerçekleşmedi? A) Aksumlular Hıristiyan değildi B) Pers tüccarları Hint limanlarındaki yükleri önceden satın alıyordu C) Hindistan ipek üretmiyordu D) Roma bu ticareti yasakladı
- (Hedef 3) Dördüncü ve yedinci yüzyıllar arasında imparatorluk ile tek tanrıcılığın birleştiği ortak bir dünyadan söz eden tarihçi kimdir? A) Stuart Munro-Hay B) Touraj Daryaee C) Garth Fowden D) Glen Bowersock
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Bu dönemin tarihi, yalnızca Roma'dan bakılarak yazılabilir mi?» sorusunu tartış. Cevabında Kosmas'ın Sri Lanka öyküsünü, Procopius'un Aksum–Himyar anlatısını ve ipek planını, Aksum'un ve Himyar'ın dinsel dönüşümlerini, Fowden ile Bowersock'un görüşlerini kullan. Tarihin merkezini değiştirmek, bu dönemi anlamamızı nasıl değiştirir?
Cevaplar
- B — Sasani İmparatorluğu'nu Erdeşir kurdu.
- C — Bu kral Ezana'dır.
- B — İki gücün sikkeleri karşılaştırıldı.
- B — Pers tüccarları Hint limanlarındaki yükleri önceden satın alıyordu.
- C — Bu görüş Garth Fowden'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, Kosmas'ın öyküsünün Roma'yı ve İran'ı Hint Okyanusu'nun uzak limanlarında bile rekabet eden iki büyük güç olarak gösterdiğini, Procopius'un anlatısının ise Kızıldeniz'in iki kıyısındaki Aksum ve Himyar'ın bu rekabetin içine nasıl çekildiğini ortaya koyduğunu belirtir. Aksum'un Hıristiyanlığı, Himyar'ın ise Yahudiliği benimsemesinin, dinsel kimliği uluslararası ilişkilerin bir parçası hâline getirdiğini, Fowden'ın bu dönemi tek tanrıcılık ve imparatorluk üzerinden ortak bir çerçevede gördüğünü, Bowersock'un ise bu çatışmaların İslam'ın doğduğu ortamı biçimlendirdiğini savunduğunu açıklar. Tarihin merkezini değiştirmenin, bu dönemi Roma'nın çöküşü yerine, çok merkezli bir dünyanın dönüşümü olarak görmemizi sağladığını tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Bu bölümde gördüğümüz dünyaların çoğu, yedinci yüzyılda derinden sarsıldı. Roma ile İran, 602'de yirmi altı yıl sürecek bir savaşa girdi; ardından her ikisi de Arap Yarımadası'ndan gelen orduların karşısında büyük topraklar yitirdi. Ktesifon düştü, son Sasani hükümdarı III. Yezdicerd 651'de doğuda öldürüldü. Ama Atina'da bir felsefe okulunun kapanması, İtalya'ya giren Lombardlar ya da Anadolu kentlerinin surlu kalelere çekilmesi, bu sarsıntının başka yüzleriydi. Sonraki bölüm, bütün bu tarihlerin yan yana konduğunda neyi gösterdiğini tartışıyor ve kursu bir soruyla kapatıyor: antik dünya ne zaman bitti?