Öğrenme hedefleri
- Dördüncü ve beşinci yüzyıllarda «Kilise Babaları» olarak anılan düşünürlerin kimler olduğunu ve Hıristiyan öğretisinin, kurumlarının ve toplumsal hayatının biçimlenmesindeki rollerini anlatabileceksin.
- Piskoposların imparatorlarla, zenginlerle ve yoksullarla ilişkilerini, dönemin mektupları, vaazları ve anlatıları üzerinden açıklayabileceksin.
- Geç Antik Çağ'da Hıristiyan dünyasının nasıl «inşa edildiğini», bu sürecin hem yaratıcı hem de dışlayıcı yönlerini göz önünde tutarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — Kayseri'nin dışında yeni bir kent
370'lerde, Kapadokya'nın başkenti Kayseri'nin, antik adıyla Kaisareia'nın dışında, alışılmadık bir yapılar topluluğu yükseldi. Burada, yoksullar için barınaklar, hastalar için bakımevleri, cüzamlılar için ayrı bölümler, yolcular için konaklama yerleri vardı. Hekimler, hemşireler ve zanaatkârlar, bu yapılarda çalışıyordu. Kurucusu, kentin piskoposu Basileios'tu.
Basileios'un yakın arkadaşı Nazianzoslu Gregorios, onun ölümünden sonra verdiği uzun bir cenaze konuşmasında, bu yapıları «yeni bir kent» olarak anlattı. Gregorios'a göre bu kent, Mısır'ın ve Babil'in bütün ünlü yapılarından daha değerliydi; çünkü orada hastalık dinsel bir gözle görülüyor, felaket bir nimete dönüşüyor, merhamet sınanıyordu. Bu bölümün sorusu, bu yeni kentin temsil ettiği değişimle ilgili: dördüncü ve beşinci yüzyılların düşünürleri ve piskoposları, Hıristiyan dünyasını nasıl kurdu?
Bağlam — imparatorluk dinine giden yol
Önceki derslerde, Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu'nda nasıl yayıldığını ve imparator Constantinus'un onu nasıl desteklemeye başladığını görmüştük. 325'te İznik'te toplanan konsil, Hıristiyan öğretisinin temel ilkelerini belirlemeye çalışmıştı. Dördüncü yüzyılın sonunda, imparator Theodosius, Hıristiyanlığın İznik'te belirlenen yorumunu imparatorluğun resmî dini ilan etti.
Bu yüzyıllarda, Hıristiyanlık artık yalnızca bir inanç değil, imparatorluğun her kentinde piskoposları, kiliseleri, mülkleri ve yardım kurumları olan büyük bir örgüttü. Bu örgütün nasıl işleyeceğini, neye inanılacağını, nasıl yaşanacağını belirleyen düşünürlerin çoğu, aynı zamanda kentlerinin piskoposlarıydı.
Gelişme — Kapadokya'dan Milano'ya
Doğu'da, bu dönemin en etkili düşünürlerinden üçü Kapadokya'dan çıktı. Kayseri piskoposu Basileios, onun kardeşi Nyssalı Gregorios ve arkadaşları Nazianzoslu Gregorios, sonraki kuşaklarca «Kapadokyalı Babalar» olarak anıldı. Onlar, Yunan felsefesinin kavramlarını kullanarak Hıristiyan öğretisini açıklamaya çalıştı; Basileios ise aynı zamanda manastır hayatının kurallarını yazdı. Basileios'un ve Nyssalı Gregorios'un ablası Makrina, aile evini bir kadınlar topluluğuna dönüştürmüştü; Nyssalı Gregorios, onun hayatını anlatan bir eser yazdı ve onu kardeşlerinin öğretmeni olarak tanıttı.
Batı'da ise, Milano piskoposu Ambrosius, dönemin en güçlü kilise önderlerinden biriydi. Milano, o yıllarda imparatorların sık sık bulunduğu bir kentti; Ambrosius, imparatorlarla yakın, ama gerilimli ilişkiler kurdu.
Doğu'nun en ünlü vaizi ise, Antakyalı Ioannes'ti; sonraki kuşaklar ona, konuşmalarının güzelliği yüzünden «altın ağızlı» anlamına gelen Khrysostomos lakabını verdi. Ioannes, 398'de Konstantinopolis piskoposu oldu. Vaazlarında zenginlerin lüksünü, saray çevresinin gösterişini sert biçimde eleştirdi. Bu eleştiriler, imparatoriçe Eudoksia'yla arasını açtı; Ioannes, iki kez sürgüne gönderildi ve 407'de sürgün yolunda, Karadeniz'in doğusunda öldü. Onun öyküsü, bir piskoposun imparatorluk sarayına karşı gücünün sınırlarını da gösteriyordu.
Latin Batı'nın öbür büyük babası, Hieronymus'tu. Önceki bölümlerde Hunların akınları ve Roma'nın yağmalanması üzerine mektuplarını gördüğümüz Hieronymus, İbranice ve Yunanca metinlerden Kutsal Kitap'ın yeni bir Latince çevirisini hazırladı. Bu çeviri, sonraki bin yıl boyunca Batı kilisesinin temel metni oldu. Hieronymus'un İbranice metinlere dönme kararı, kendi döneminde tartışma yarattı; ama onun çevirisi, Latince okuyan dünyanın dilini derinden etkiledi.
Dönüş noktası — bir dönüşüm öyküsü
Bu dönemin en etkili Latin düşünürü, Kuzey Afrikalı Augustinus'tu. Augustinus, gençliğinde retorik öğretmeniydi; Kartaca'da, Roma'da ve Milano'da ders verdi. Milano'da Ambrosius'un vaazlarını dinledi. 386'da, bir iç bunalımın ortasında, Hıristiyan olmaya karar verdi.
Augustinus, sonra Kuzey Afrika'ya döndü ve Hippo kentinin piskoposu oldu. Hippo, küçük bir liman kentiydi; ama Augustinus'un burada yazdığı mektuplar, Akdeniz'in dört bir yanındaki piskoposlara, imparatorluk memurlarına ve sıradan inananlara ulaştı. Hayatının geri kalanında, vaazlar, mektuplar ve büyük eserler yazdı. Onun Tanrı'nın lütfu, insanın özgür iradesi ve günah üzerine düşünceleri, Batı Hıristiyanlığının teolojisini yüzyıllar boyunca belirledi.
Yaygın yanlış«Kilise Babaları, tek sesli ve tartışmasız bir öğreti ortaya koydu; Hıristiyanlık bu dönemde kolayca birleşti.»
Bu dönem, Hıristiyanlar arasında sert tartışmaların, bölünmelerin ve çatışmaların dönemiydi. İsa'nın doğasına ve Tanrı ile ilişkisine dair farklı yorumlar, konsillerde uzun tartışmalara yol açtı. 451'de Kadıköy Konsili'nde alınan kararlar, Mısır'daki, Suriye'deki ve Ermenistan'daki pek çok Hıristiyan tarafından reddedildi; bu bölünme bugüne kadar sürdü. Kilise Babalarının kendileri de, birbirleriyle çoğu zaman sert tartışmalara girdi.
Bu tartışmaların en uzun soluklu sonucu, 451'de, Konstantinopolis'in karşı kıyısındaki Kadıköy'de, antik adıyla Khalkedon'da toplanan konsilde ortaya çıktı. Konsil, İsa'nın tek bir kişide birleşen iki doğaya, tanrısal ve insani doğaya sahip olduğunu karara bağladı. Bu karar, Roma'nın ve Konstantinopolis'in kiliseleri tarafından benimsendi; ama Mısır'ın, Suriye'nin ve Ermenistan'ın pek çok Hıristiyanı tarafından reddedildi. Kıpti, Süryani ve Ermeni kiliselerinin ayrı yolları, büyük ölçüde bu konsilden sonra belirginleşti.
Cevap — öğreti, kurum ve toplum
Dördüncü ve beşinci yüzyılların Kilise Babaları, Hıristiyan dünyasını üç düzeyde kurdu. Öğretiyi, konsillerde ve yazdıkları eserlerde, Yunan ve Roma felsefesinin kavramlarını kullanarak biçimlendirdiler. Kurumları, piskoposluk, manastırlar ve yardım kuruluşları aracılığıyla örgütlediler. Toplumu ise, yoksullara, hastalara ve yabancılara karşı yeni bir sorumluluk anlayışıyla dönüştürmeye çalıştılar. Bu süreç, kentlerin ortasında yeni kurumlar yarattı, yeni bir edebiyat doğurdu; ama aynı zamanda, «doğru» öğreti dışında kalanları, paganları, Yahudileri ve farklı Hıristiyan toplulukları dışlayan sınırlar da çizdi.
Bugünle bağ — Anadolu'nun Kilise Babaları
Bu tarihin önemli bir bölümü, bugünkü Türkiye'nin topraklarında yaşandı. Kapadokyalı Babalar, Kayseri'de, Aksaray yakınlarındaki Nazianzos'ta ve Nyssa'da yaşadı. Hıristiyanlığın en önemli konsillerinin toplandığı İznik, İstanbul, Efes ve Kadıköy, bugün Türkiye'nin kentleridir. Kapadokya'nın kaya kiliseleri ve manastırları, bu geleneğin sonraki yüzyıllarda nasıl yaşadığını gösteriyor. Bu miras, Anadolu'nun çok katmanlı tarihinin bir parçasıdır. Kayseri'de Basileios'un «yeni kentinin» izleri bugün görünmüyor; ama Kapadokya'nın vadilerinde, sonraki yüzyıllarda oyulan yüzlerce kilise ve manastır, onun başlattığı manastır geleneğinin nasıl kök saldığını gösteriyor.
Birincil kaynak
Nazianzoslu Gregorios, dostu Basileios'un ölümünden sonra verdiği cenaze konuşmasında, onun Kayseri'nin dışında kurduğu yardım yapılarını şöyle anlatır:
What more? A noble thing is philanthropy, and the support of the poor, and the assistance of human weakness. Go forth a little way from the city, and behold the new city, the storehouse of piety, the common treasury of the wealthy, in which the superfluities of their wealth, aye, and even their necessaries, are stored, in consequence of his exhortations, freed from the power of the moth, no longer gladdening the eyes of the thief, and escaping both the emulation of envy, and the corruption of time: where disease is regarded in a religious light, and disaster is thought a blessing, and sympathy is put to the test.
Türkçesi: Daha ne diyeyim? Yardımseverlik, yoksulları desteklemek ve insanın zayıflığına yardım etmek soylu bir şeydir. Kentin biraz dışına çık ve yeni kenti gör: dindarlığın ambarı, zenginlerin ortak hazinesi. Onun öğütleri sayesinde, zenginlerin artan malları, hatta zorunlu ihtiyaçları bile orada saklanıyor; güvenin gücünden kurtulmuş, hırsızın gözünü sevindirmeyen, kıskançlığın rekabetinden ve zamanın çürütmesinden kaçan bir hazine. Orada hastalık dinsel bir gözle görülüyor, felaket bir nimet sayılıyor, merhamet sınanıyor.
Kaynak: Nazianzoslu Gregorios, Konuşmalar, 43.63; C. G. Browne ve J. E. Swallow'un İngilizce çevirisi, Nicene and Post-Nicene Fathers, ikinci dizi, cilt VII (New York: Christian Literature Company, 1894), New Advent. Türkçesi bizim.
- Gregorios, Basileios'un kurduğu yapıları neden «yeni bir kent» olarak adlandırıyor? Bu adlandırma, eski kentin değerleriyle nasıl bir karşıtlık kuruyor?
- Gregorios'a göre, bu yapılarda zenginlerin malı nasıl bir dönüşüme uğruyor? Bu anlatım, zenginlik ve yoksulluk hakkında hangi yeni düşünceyi yansıtıyor?
- Bu satırlar, bir cenaze konuşmasından alındı. Bir cenaze konuşmasının amacı, onun bir tarih kaynağı olarak kullanımını nasıl etkiler?
Tarihçiler Tartışıyor
- Robert Markus (1990) — Dördüncü ve beşinci yüzyıllarda Hıristiyanlığın, imparatorluğun resmî dini olduktan sonra, «dünyevi» ile «kutsal» arasındaki sınırı yeniden çizdiğini; eski Hıristiyanlığın çoğulcu ve belirsiz dünyasının, giderek daha katı ve kapsayıcı bir Hıristiyan kültürüne dönüştüğünü savundu.
- Averil Cameron (1991) — Hıristiyanlığın yükselişini, onun «söyleminin», yani anlatılarının, vaazlarının, azizlerin hayat öykülerinin ve imgelerinin gücü üzerinden açıkladı; Hıristiyan yazarların, Roma dünyasının edebî ve retorik geleneklerini kullanarak yeni bir kültürel dil yarattığını gösterdi.
- Neil McLynn (1994) — Ambrosius'un hayatını, Milano'daki imparatorluk sarayıyla ilişkileri üzerinden inceledi; onu, kilisenin devlete karşı zaferinin simgesi olarak değil, sarayın siyasal oyunlarında ustalıkla yol alan, fırsatları kollayan bir siyasetçi piskopos olarak yorumladı.
- Susan Holman (2001) — Kapadokyalı Babaların yoksulluk üzerine vaazlarını, dördüncü yüzyıl Kapadokya'sındaki kıtlık ve yoksulluk koşulları içinde okudu; piskoposların, yoksulları topluluğun bir parçası olarak tanımlayarak, zenginler ile yoksullar arasındaki ilişkiyi yeniden kurduğunu gösterdi.
Bu tartışma, Kilise Babalarının yarattığı dünyayı farklı yönlerden ele alıyor. Markus ve Cameron, Hıristiyan kültürünün nasıl biçimlendiğine ve kendi dünyasını nasıl anlattığına bakıyor. McLynn, piskoposların siyasal gücünün gerçek sınırlarını sorguluyor. Holman ise, bu düşünürlerin yoksulluk karşısındaki tutumlarını, dönemin somut toplumsal koşulları içinde değerlendiriyor. Bu bakışlar birlikte, Kilise Babalarının yalnızca teologlar değil, aynı zamanda siyasetçiler, yazarlar ve toplum reformcuları olduğunu gösteriyor. Onları anlamak, bu farklı rolleri birbirinden ayırmadan birlikte görmeyi gerektirir.
Derine İn
Basileios'un Kayseri'deki yapıları, tarihçiler tarafından bazen dünyanın ilk hastanelerinden biri olarak anılır. Gerçekten de, hastaların, yoksulların ve yolcuların bakımını tek bir çatı altında örgütleyen bu tür kurumlar, dördüncü yüzyılda Doğu Roma'nın pek çok kentinde yayıldı. Bunlardan bazıları, piskoposların öncülüğünde, zengin bağışçıların desteğiyle kuruldu. Bu kurumlar, sonraki yüzyıllarda Bizans'ın, Orta Çağ Avrupası'nın ve İslam dünyasının hastanelerine örnek oldu. Basileios'un Kayseri'deki yapıları, bu yüzden, tıp ve yardım tarihinde de önemli bir yer tutar.
Kapadokyalı Babaların yoksulluk üzerine vaazları da, dönemin toplumsal koşullarını yansıtır. 360'ların sonunda Kapadokya'da büyük bir kıtlık yaşandı. Basileios, bu kıtlık sırasında, tahıllarını fiyatlar yükselsin diye ambarlarında saklayan zenginleri sert biçimde eleştirdi; zenginlerin, fazla mallarını yoksullarla paylaşmadıkça onları çalmış sayılacağını söyledi. Bu vaazlar, zenginliği bir hak olarak değil, topluluğa karşı bir sorumluluk olarak gören bir anlayışı dile getiriyordu. Aynı dönemde Nyssalı Gregorios, köleliği açıkça eleştiren ender antik yazarlardan biri oldu; bir vaazında, Tanrı'nın suretinde yaratılmış bir insanın satın alınamayacağını savundu.
Bu dönemin öbür yüzü de unutulmamalıdır. Hıristiyanlık imparatorluğun resmî dini olduktan sonra, pagan tapınakları kapatıldı, bazıları yıkıldı; eski dinlere bağlı olanlar giderek daha çok baskıyla karşılaştı. 415'te İskenderiye'de, pagan filozof ve matematikçi Hypatia, bir Hıristiyan kalabalığı tarafından öldürüldü. Yahudi topluluklar da, yeni yasalarla giderek daha fazla kısıtlandı. Farklı Hıristiyan toplulukları arasındaki anlaşmazlıklar da, zaman zaman şiddete dönüştü. Kilise Babalarının kurduğu dünya, bir yandan yoksullara ve hastalara açılan yeni kapılar, öbür yandan kapatılan başka kapılar demekti.
Son olarak, Kilise Babalarının eserleri, antik kültürün aktarılmasında beklenmedik bir rol oynadı. Bu düşünürlerin çoğu, Yunan ve Latin klasiklerini okuyarak yetişmişti; eserlerinde Platon'u, Cicero'yu ve Vergilius'u tartıştılar. Augustinus'un ve Hieronymus'un eserleri, Orta Çağ boyunca manastırlarda kopyalandı; bu eserlerin içindeki alıntılar ve tartışmalar, antik düşüncenin bir bölümünün yaşamasını sağladı. Kilise Babaları, hem eski dünyayla bir kopuşun, hem de onunla bir sürekliliğin temsilcileriydi.
Kilise Babalarının dünyasında kadınların rolü de, kaynakların sandığımızdan daha büyüktü. Hieronymus'un yakın çevresinde, Romalı soylu kadınlar Paula ve kızı Eustokhium vardı; Paula, servetini harcayarak Beytüllahim'de manastırlar ve konuk evleri kurdu, Hieronymus'un çeviri çalışmalarını destekledi. Beşinci yüzyılın başında, Romalı zengin bir soylu kadın olan Genç Melania, eşiyle birlikte büyük servetini dağıtıp Kudüs'te manastırlar kurdu. Makrina'nın evindeki topluluk gibi, bu kadınların kurduğu topluluklar da Hıristiyan dünyasının inşasının bir parçasıydı. Ama bu kadınları bugün çoğunlukla onları anlatan erkek yazarların, kardeşlerinin ve öğretmenlerinin eserlerinden tanıyoruz; kendi sesleri, ancak dolaylı olarak bize ulaşıyor. Bu sessizlik, kaynakların kimler tarafından ve kimler için yazıldığının bir sonucudur. Tarihçiler, bu dolaylı tanıklıkları dikkatle okuyarak, Hıristiyan dünyasının inşasında kadınların kurucu, bağışçı ve öğretmen olarak üstlendiği rolleri yeniden görünür kılmaya çalışıyor.
Uzman Notu
Temel literatür
- E. B. Pusey (çev.), The Confessions of S. Augustine (Oxford: J. H. Parker, 1838).
- C. G. Browne ve J. E. Swallow (çev.), Select Orations of Saint Gregory Nazianzen, Nicene and Post-Nicene Fathers, ikinci dizi, cilt VII (New York: Christian Literature Company, 1894).
- Robert A. Markus, The End of Ancient Christianity (Cambridge: Cambridge University Press, 1990).
- Averil Cameron, Christianity and the Rhetoric of Empire: The Development of Christian Discourse (Berkeley: University of California Press, 1991).
- Neil B. McLynn, Ambrose of Milan: Church and Court in a Christian Capital (Berkeley: University of California Press, 1994).
- Susan R. Holman, The Hungry Are Dying: Beggars and Bishops in Roman Cappadocia (Oxford: Oxford University Press, 2001).
Arşiv ve kaynak
Kilise Babalarının eserlerinin on dokuzuncu yüzyılda yapılan İngilizce çevirileri, Nicene and Post-Nicene Fathers dizisi olarak New Advent sitesinde; Augustinus'un İtiraflar'ı Pusey çevirisiyle Project Gutenberg'de okunabiliyor. Kapadokya'nın kaya kiliseleri, Göreme Milli Parkı içinde UNESCO Dünya Mirası listesinde.
Açık sorular
- Basileios'un Kayseri'deki yapıları, bugünkü anlamda bir hastane miydi?
- Ambrosius ile Theodosius arasındaki ilişki, kilisenin devlet üzerindeki gücünü mü, yoksa bir siyasal pazarlığı mı gösteriyor?
- Hıristiyanlığın imparatorluk dini olması, onun öğretisini ve toplumsal tutumlarını nasıl değiştirdi?
Mini sınav
- (Hedef 1) 370'lerde Kayseri'nin dışında yoksullar, hastalar ve yolcular için «yeni bir kent» kuran piskopos kimdir? A) Ambrosius B) Basileios C) Augustinus D) Hieronymus
- (Hedef 1) Kutsal Kitap'ın, sonraki bin yıl boyunca Batı kilisesinin temel metni olacak Latince çevirisini hazırlayan kimdir? A) Hieronymus B) Nyssalı Gregorios C) Ambrosius D) Makrina
- (Hedef 2) 390'da Selanik'teki katliamdan sonra imparator Theodosius'tan tövbe etmesini isteyen piskopos kimdir? A) Basileios B) Augustinus C) Ambrosius D) Nazianzoslu Gregorios
- (Hedef 2) Augustinus'un Hıristiyan olmaya karar verdiği anı anlattığı eser hangisidir? A) Tanrı'nın Kenti B) Konuşmalar C) Mektuplar D) İtiraflar
- (Hedef 3) Ambrosius'u, sarayın siyasal oyunlarında ustalıkla yol alan bir siyasetçi piskopos olarak yorumlayan tarihçi kimdir? A) Robert Markus B) Averil Cameron C) Neil McLynn D) Susan Holman
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Kilise Babaları, Hıristiyan dünyasını nasıl inşa etti?» sorusunu tartış. Cevabında Gregorios'un Basileios'un «yeni kenti» anlatısını, Ambrosius'un Theodosius'a mektubunu, Augustinus'un İtiraflar'ını ve Holman ile McLynn'in görüşlerini kullan. Bu inşa süreci, kimler için yeni kapılar açtı, kimler için kapıları kapattı?
Cevaplar
- B — Bu piskopos Basileios'tur.
- A — Bu çeviriyi Hieronymus hazırladı.
- C — Bu piskopos Ambrosius'tur.
- D — Bu eser İtiraflar'dır.
- C — Bu yorum Neil McLynn'e aittir.
Kapsamlı bir cevap, Basileios'un «yeni kentinin» yoksullara, hastalara ve yolculara yönelik yeni bir yardım anlayışını temsil ettiğini, Holman'ın bu anlayışı Kapadokya'nın kıtlık koşulları içinde okuduğunu belirtir. Ambrosius'un mektubunun bir piskoposun imparatora ahlaki bir sınır çizme iddiasını, McLynn'in ise bu olayın aynı zamanda bir siyasal pazarlık olduğunu gösterdiğini açıklar. Augustinus'un İtiraflar'ının yeni bir iç dünya ve otobiyografi geleneği yarattığını hatırlatarak, bu inşa sürecinin yoksullar ve hastalar için yeni kapılar açtığını, ama paganlar, Yahudiler ve farklı Hıristiyan toplulukları için kapıları kapattığını tartışır.
Sonraki bölüme köprü
451'de Kadıköy'de alınan kararlar, Roma dünyasının sınırlarında yeni bölünmeler yarattı; ama Hıristiyanlık, Roma'nın sınırlarında durmamıştı. Kızıldeniz'in öbür kıyısında bir Afrika krallığı, dördüncü yüzyılda sikkelerine haç koydurmuştu; Dicle kıyısındaki bir başka imparatorlukta ise Zerdüşt din adamları, Hıristiyan piskoposlar ve Yahudi bilginler yan yana yaşıyordu. Sonraki bölüm, Roma'nın dışındaki bu dünyaya bakıyor: Sasani İran'ı, Aksum ve Himyar, Geç Antik Çağ'ın tarihinde nasıl bir yer tutuyordu?