Öğrenme hedefleri
- Attila'nın 434'ten 453'e kadar Hun konfederasyonunun başında izlediği siyaseti, Doğu ve Batı Roma'yla ilişkileri ve başlıca seferleriyle birlikte anlatabileceksin.
- Attila'yı tanıdığımız başlıca kaynağı, Priskos'un elçilik anlatısını, bir tanıklık olarak değerini ve sınırlarını göz önünde tutarak okuyabileceksin.
- Attila'nın yüzyıllar içinde nasıl efsaneleştiğini ve farklı toplumların onu nasıl farklı biçimlerde hatırladığını değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — tahta kadeh
449 yazında, Konstantinopolis'ten yola çıkan bir Doğu Roma elçiliği, haftalar süren bir yolculuktan sonra, Tuna'nın kuzeyindeki ovada, Hun önderi Attila'nın ahşap sarayına ulaştı. Elçiliğin üyeleri arasında, Trakya'dan gelen bir yazar ve diplomat vardı: Priskos. Priskos, sonradan bu yolculuğu ayrıntılı biçimde anlattı; bu anlatının parçaları, Attila'nın dünyasına dair elimizdeki en canlı tanıklıktır.
Priskos'un en ünlü sahnesi, bir şölendir. Konukların önüne gümüş tabaklarda zengin yemekler, altın ve gümüş kadehlerde şarap konmuştu. Attila ise yalnızca tahta bir tabakta et yiyor, tahta bir kadehten içiyordu. Giysisi sadeydi; kılıcı, ayakkabılarının bağları, atının dizgini, öbür soylularınkinin aksine altınla ya da değerli taşlarla süslenmemişti. Bu bölümün sorusu, bu sahnenin taşıdığı çelişkiyle ilgili: Roma'nın «Tanrı'nın kırbacı» diye hatırladığı adam, gerçekte nasıl bir hükümdardı, ve onu nasıl bu kadar yakından tanıyabiliyoruz?
Bağlam — iki kardeşten tek bir önder
Önceki bölümlerde, Hunların beşinci yüzyılın başında Tuna'nın kuzeyinde bir güç merkezi kurduğunu ve Rua'nın ölümünden sonra, 434'te, önderliğin iki yeğene, Bleda ile Attila'ya geçtiğini görmüştük. İki kardeş, yaklaşık on yıl boyunca birlikte hüküm sürdü. 445 civarında Bleda öldü; kaynakların bir bölümüne göre, Attila tarafından öldürüldü. Bundan sonra Attila, Hun konfederasyonunun tek ve tartışmasız önderi oldu.
Attila'nın gücü, Hunlarla sınırlı değildi. Onun yönetimi altında, Gotlar, Gepidler, Alanlar ve daha pek çok topluluk bir arada yaşıyordu. Attila'nın asıl başarısı, bu çok renkli kalabalığı tek bir çatı altında tutabilmesiydi; bunu da büyük ölçüde, Roma'dan elde ettiği altını ve ganimeti önderlerine dağıtarak sağlıyordu.
Gelişme — Balkanlar, elçiler ve bir suikast planı
440'larda, Attila, Doğu Roma'ya karşı Balkanlar'da büyük seferler düzenledi. Tuna kıyısındaki kentler, Naissus da dahil, ele geçirildi ve yağmalandı. Doğu Roma, 447'deki bir antlaşmayla Attila'ya büyük bir altın tazminatı ödemeyi ve yıllık haracı arttırmayı kabul etti.
Priskos'un katıldığı 449 elçiliği, bu gergin ilişkilerin ortasında yola çıktı. Elçiliğin başında, Maximinus adlı bir Roma soylusu vardı. Ama elçiliğin bilmediği bir sır vardı: Konstantinopolis sarayının güçlü hadımı, elçilikte bulunan çevirmenlerden biri aracılığıyla, Attila'nın yakın adamlarından birini Attila'yı öldürmesi için rüşvetle kandırmaya çalışmıştı. Attila'nın adamı, planı efendisine açıkladı. Attila, planı biliyordu; ama elçileri öldürmek yerine, onları kendi sarayında ağırladı ve Roma'yı bu utançla baş başa bıraktı.
Dönüş noktası — Batı'ya yönelen sefer
450'de, Attila'nın dikkati Batı'ya döndü. Kaynakların anlattığına göre, Batı Roma imparatoru III. Valentinianus'un kız kardeşi Honoria, istemediği bir evlilikten kurtulmak için Attila'ya yüzüğünü gönderip yardım istemişti. Attila, bunu bir evlilik teklifi olarak yorumladı ve çeyiz olarak Batı Roma'nın yarısını istedi.
451'de Attila, büyük bir orduyla Galya'ya girdi ve Orléans'ı kuşattı. Batı Roma'nın komutanı Aetius, gençlik yıllarını Hun sarayında rehine olarak geçirmiş, onları içeriden tanıyan biriydi. Aetius, Vizigot kralı Theoderik ve öbür müttefiklerle bir ittifak kurdu. İki ordu, Galya'nın kuzeydoğusunda, Katalaun Ovaları'nda karşılaştı. Savaşta Vizigot kralı Theoderik öldü; ama Attila'nın ordusu da ağır kayıplar verdi ve ertesi gün savaş yeniden başlamadı. Jordanes'in anlattığına göre, Attila, olası bir yenilgi durumunda kendini yakmak için, eyerlerden bir odun yığını hazırlatmıştı; bu öykü doğrulanamaz, ama savaşın ne kadar belirsiz bir sonla bittiğini gösterir.
Ertesi yıl, 452'de, Attila İtalya'ya girdi ve Kuzey İtalya'nın büyük kenti Aquileia'yı yıktı. Ama Roma'ya ilerlemedi. Hıristiyan kaynaklarına göre, sonradan «Büyük» sıfatıyla anılacak olan Papa Leo, bir heyetle Attila'nın karşısına çıktı ve onu geri dönmeye ikna etti. Tarihçiler ise, İtalya'daki kıtlığın ve salgın hastalığın, Doğu Roma'nın Hun topraklarına saldırmasının da Attila'nın geri çekilmesinde rol oynadığını düşünür.
Aquileia'nın yıkımı, uzun vadede beklenmedik bir sonuç doğurdu. Sonraki kuşakların anlattığına göre, Hunlardan kaçan kıyı kentlerinin halkı, Adriyatik kıyısındaki bataklıklara ve lagünlerdeki küçük adalara sığındı. Venedik, geleneğe göre, bu sığınakların birinden doğdu. Bu kuruluş öyküsü, sonraki yüzyıllarda kentin kendi kimliğini anlatmak için kullandığı bir efsanedir; ama Hun akınlarının, İtalya'nın kıyı yerleşimlerini gerçekten derinden etkilediği bilinir.
Yaygın yanlış«Attila, yalnızca yıkmak ve öldürmek isteyen, örgütsüz ve kültürsüz bir barbar şefiydi.»
Attila, gerçekten de Balkanlar'da ve İtalya'da büyük yıkımlara yol açtı. Ama Priskos'un anlatısı, onun karmaşık bir diplomatik ağı yöneten, elçileri törenle ağırlayan, farklı dilleri konuşan danışmanlarla çevrili, kendi sadeliğiyle soylularından ayrışan bir hükümdar olduğunu gösterir. Onun asıl amacı, Roma'yı yıkmaktan çok, Roma'dan düzenli olarak altın elde etmek ve bu altınla kendi konfederasyonunu bir arada tutmaktı.
Cevap — altına dayanan bir güç
Attila, yirmi yıla yakın bir süre boyunca, Avrupa'nın en güçlü hükümdarlarından biri oldu. Onun gücü, Hun atlılarının askerî üstünlüğüne, farklı toplulukları bir arada tutabilme yeteneğine ve Roma'dan elde ettiği altına dayanıyordu. Ama bu güç, kişisel bir iktidardı. 453'te Attila ölünce, oğulları arasında taht kavgası başladı; bağımlı topluluklar ayaklandı ve 454'te Pannonya'da, Nedao ırmağı kıyısında Hunları yendi. Attila'nın kurduğu güç, onun ölümünden sonra yalnızca bir yıl içinde dağıldı. Bu hızlı çöküş, onun büyüklüğünün ölçüsüdür: yarattığı düzen, onun kendi kişiliğinden ayrı yaşayabilecek kurumlara hiç dönüşmemişti.
Bugünle bağ — bir adın yüzyıllar içindeki yolculuğu
Attila, bugün farklı toplumların belleğinde çok farklı biçimlerde yaşıyor. Batı Avrupa'nın Orta Çağ kaynaklarında «Tanrı'nın kırbacı» olarak, Tanrı'nın günahkârları cezalandırmak için gönderdiği bir yıkım aracı olarak anıldı. Alman destanlarında ise Etzel adıyla, adil ve cömert bir kral olarak yer aldı. Macar ve Türk ailelerinde ise Attila adı çocuklara verilen sevilen bir ad oldu. Aynı kişiye birbirine bu denli zıt kimlikler biçilmesi, geçmişin, onu anlatan toplumların ihtiyaçlarıyla nasıl yeniden biçimlendiğini gösteriyor.
Birincil kaynak
Priskos, 449'da Attila'nın sarayında verilen şöleni şöyle anlatır:
The attendant of Attila first entered with a dish full of meat, and behind him came the other attendants with bread and viands, which they laid on the tables. A luxurious meal, served on silver plate, had been made ready for us and the barbarian guests, but Attila ate nothing but meat on a wooden trencher. In everything else, too, he showed himself temperate; his cup was of wood, while to the guests were given goblets of gold and silver. His dress, too, was quite simple, affecting only to be clean. The sword he carried at his side, the latchets of his Scythian shoes, the bridle of his horse were not adorned, like those of the other Scythians, with gold or gems or anything costly.
Türkçesi: Önce Attila'nın hizmetkârı, et dolu bir tabakla girdi; ardından öbür hizmetkârlar, ekmek ve yiyecekler getirip masalara koydular. Bizim ve öbür barbar konukların önüne, gümüş tabaklarda zengin bir yemek hazırlanmıştı; ama Attila, tahta bir tabakta yalnızca et yedi. Başka her konuda da ölçülü davrandı; onun kadehi tahtadandı, konuklara ise altın ve gümüş kadehler verilmişti. Giysisi de oldukça sadeydi, yalnızca temiz olmasına özen gösteriyordu. Yanında taşıdığı kılıç, İskit ayakkabılarının bağları, atının dizgini, öbür İskitlerinki gibi altınla, değerli taşlarla ya da pahalı herhangi bir şeyle süslenmemişti.
Kaynak: Priskos, Tarih, fragman; J. B. Bury'nin İngilizce çevirisi, History of the Later Roman Empire, cilt I (Londra: Macmillan, 1923), bölüm IX, LacusCurtius. Türkçesi bizim.
- Priskos, Attila'yı konuklarından hangi yönleriyle ayırıyor? Bu karşıtlık, Attila'nın hangi imgeyi bilinçli olarak yarattığını düşündürüyor mu?
- Priskos, Hunları eski Yunan geleneğine uyarak «İskit» diye anıyor. Priskos'un bu seçimi, gördüklerini hangi eski kalıplarla okuduğunu gösteriyor mu?
- Priskos bir Doğu Roma elçisiydi ve Attila'nın düşmanı olan bir sarayın temsilcisiydi. Buna karşın Attila'yı neden bu kadar saygılı bir biçimde anlatmış olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- J. B. Bury (1923) — Geç Roma İmparatorluğu'nun tarihini yazarken, Priskos'un elçilik anlatısının büyük bölümünü İngilizceye çevirip eserine aldı; Attila'yı, Roma'nın zayıflığından yararlanan, diplomasiyi ve tehdidi ustalıkla birleştiren bir hükümdar olarak tanıttı.
- E. A. Thompson (1948) — Attila'nın askerî dâhi olarak ününü sorguladı; onun seferlerinin çoğunun, savunmasız Balkan kentlerine karşı yürütüldüğünü, iyi savunulan hedeflerde ise çoğu zaman başarısız olduğunu, asıl gücünün Roma'dan haraç almaktaki ustalığında yattığını savundu.
- Christopher Kelly (2008) — Attila'nın dünyasını, Priskos'un anlatısını merkeze alarak yeniden kurdu; Attila'yı, Roma'yla sürekli bir pazarlık içinde olan, Roma'nın zenginliğine bağımlı, ama onun zayıflıklarını çok iyi okuyan bir siyasetçi olarak yorumladı.
- Klaus Rosen (2016) — Attila'nın biyografisini, onun sonraki yüzyıllardaki efsaneleşmesiyle birlikte ele aldı; tarihsel Attila ile Orta Çağ ve modern çağın hayal ettiği Attila arasındaki farkı, farklı toplumların kendi ihtiyaçlarına göre kurdukları imgeler üzerinden gösterdi.
Bu tartışma, Attila'yı değerlendirmenin iki boyutuna dikkat çekiyor. Bir boyut, tarihsel Attila'nın gerçekte ne kadar güçlü ve ne kadar başarılı olduğudur: Bury onun ustalığını, Thompson ise sınırlarını vurguluyor. Öbür boyut, Attila'nın nasıl hatırlandığıdır: Kelly, onu kaynakların kendi bağlamında anlamaya çalışırken, Rosen, onun yüzyıllar içindeki efsaneleşmesini inceliyor. Bu iki boyut birlikte, bir tarihsel kişiyi hem kendi zamanında hem de sonraki kuşakların belleğinde anlamanın gerekliliğini gösteriyor. Birini ötekine karıştırmak, hem tarihsel Attila'yı hem de onu hatırlayan toplumları yanlış anlamamıza yol açar.
Derine İn
Priskos'un anlatısının kendisi de bir kaynak sorunu taşır. Priskos'un eseri bütün olarak günümüze ulaşmadı; elimizdeki parçalar, onuncu yüzyılda Bizans imparatoru VII. Konstantinos'un emriyle hazırlanan bir derlemede, elçiliklerle ilgili bölümler olarak korundu. Yani bugün okuduğumuz metin, Priskos'un yazdıklarının, dört yüzyıl sonra belirli bir amaçla seçilmiş parçalarıdır. Jordanes de, Attila'nın ölümünü ve cenazesini anlatırken, Priskos'u kaynak olarak gösterir. Attila hakkında bildiklerimizin büyük bölümü, bu yüzden, tek bir tanığın, parça parça ve başkalarının elinden geçerek bize ulaşan tanıklığına dayanır.
Attila'nın sarayının yeri de hâlâ bilinmiyor. Priskos, Tuna'nın kuzeyindeki bir ovada, ahşaptan yapılmış büyük bir saray ve onu çevreleyen bir çit, yakınında taş bir hamam gördüğünü anlatır. Bu hamamı, Attila'nın yakın adamı Onegesius, esir aldığı bir Roma mimarına yaptırmıştı. Arkeologlar, bu yerin bugünkü Macaristan ovasında bir yerde olduğunu düşünür; ama kesin yeri bulunamadı. Attila'nın mezarı da, Jordanes'in anlattığına göre gizli tutuldu; onu gömen işçilerin öldürüldüğü söylenir. Bu yüzden, Attila'ya ait hiçbir mezar ya da saray kalıntısı bugüne kadar kesin olarak tanımlanamadı.
Katalaun Ovaları savaşının anlamı da tartışmalıdır. On dokuzuncu yüzyılda bazı Avrupalı tarihçiler, bu savaşı, Hıristiyan Avrupa'nın «Asyalı barbarlara» karşı kurtuluşu olarak gördü ve dünya tarihinin «belirleyici savaşları» arasında saydı. Bu yorum, o dönemin Avrupa merkezli ve ırkçı tarih anlayışını yansıtıyordu. Gerçekte, iki orduda da farklı kökenlerden gelen topluluklar vardı: Attila'nın safında Gotlar ve Gepidler, Aetius'un safında ise başka Got toplulukları, Franklar ve Alanlar savaşıyordu. Savaş, iki uygarlık arasında değil, aynı dünyanın farklı ittifakları arasında yapılmıştı.
Son olarak, Attila'nın ölümünden sonraki hızlı çöküş, onun gücünün doğasını gösterir. 454'teki Nedao savaşında, Gepid kralı Ardarik önderliğindeki bağımlı topluluklar, Attila'nın oğullarını yendi. Hunların bir bölümü doğuya, Karadeniz'in kuzeyine çekildi; bir bölümü ise Roma ordusunda paralı asker olarak çalışmaya başladı. Attila'nın kurduğu güç, kalıcı kurumlara değil, tek bir kişinin başarısına ve Roma'dan akan altına dayanıyordu; ikisi de ortadan kalkınca, dağılması kaçınılmazdı.
Attila'nın efsaneleşmesi, sanatta da izlenebilir. 1514'te, Rönesans ressamı Raffaello, Vatikan sarayının bir odasına, Papa Leo'nun Attila'yla karşılaşmasını anlatan büyük bir fresk yaptı. Freskte, gökyüzünde kılıçlarla beliren Havari Petrus ve Pavlus, Attila'yı ve atlılarını korkutarak geri püskürtür. Bu sahne, tarihsel bir olayın değil, Kilise'nin gücünü yücelten bir inancın resmidir. Aynı Attila, bir Alman destanında bilge bir kral, bir Macar kroniğinde ulusun atası, bir İtalyan freskinde ise tanrısal güçle durdurulan bir tehdit olarak görünür. Her toplum, Attila'dan kendi öyküsüne uyan bir figür yarattı.
Uzman Notu
Temel literatür
- J. B. Bury, History of the Later Roman Empire from the Death of Theodosius I to the Death of Justinian, 2 cilt (Londra: Macmillan, 1923).
- Charles C. Mierow (çev.), The Gothic History of Jordanes (Princeton: Princeton University Press, 1915).
- E. A. Thompson, A History of Attila and the Huns (Oxford: Clarendon Press, 1948).
- Otto J. Maenchen-Helfen, The World of the Huns: Studies in Their History and Culture (Berkeley: University of California Press, 1973).
- Christopher Kelly, Attila the Hun: Barbarian Terror and the Fall of the Roman Empire (Londra: Bodley Head, 2008).
- Klaus Rosen, Attila: Der Schrecken der Welt (Münih: C. H. Beck, 2016).
Arşiv ve kaynak
Bury'nin eseri, Priskos'un elçilik anlatısının çevirisiyle birlikte LacusCurtius'ta; Jordanes'in Getica'sı Mierow çevirisiyle Project Gutenberg'de okunabiliyor. Hun dönemine ait buluntular, Macaristan'daki müzelerin koleksiyonlarında yer alıyor.
Açık sorular
- Attila'nın sarayı ve mezarı nerede?
- Attila, 452'de neden Roma'ya ilerlemedi?
- Priskos'un Rum tüccarla konuşması gerçek bir karşılaşma mıydı, yoksa edebî bir kurgu mu?
Mini sınav
- (Hedef 1) 434'te Rua'nın ölümünden sonra Attila ile birlikte Hunların önderliğini paylaşan kardeşi kimdir? A) Onegesius B) Bleda C) Ardarik D) Theoderik
- (Hedef 1) 451'de Attila'nın ordusu ile Aetius önderliğindeki ittifak ordusunun karşılaştığı yer neresidir? A) Naissus B) Aquileia C) Katalaun Ovaları D) Nedao
- (Hedef 2) 449'da Attila'nın sarayına giden elçilikte bulunup yolculuğu ayrıntılı biçimde anlatan yazar kimdir? A) Priskos B) Jordanes C) Maximinus D) Honoria
- (Hedef 2) Priskos'a göre şölende Attila'yı konuklarından ayıran özellik neydi? A) Altın bir kadehten içmesi B) Tahta bir tabakta yiyip tahta bir kadehten içmesi C) Hiç yemek yememesi D) Gümüş bir taht üzerinde oturması
- (Hedef 3) Attila'nın askerî dâhi olarak ününü sorgulayıp asıl gücünün haraç almaktaki ustalığında yattığını savunan tarihçi kimdir? A) J. B. Bury B) E. A. Thompson C) Christopher Kelly D) Klaus Rosen
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Attila'yı kimin gözünden tanıyoruz, ve bu bizi nasıl etkiliyor?» sorusunu tartış. Cevabında Priskos'un şölen anlatısını, Rum tüccarla konuşmasını, Jordanes'in aktardığı cenaze ağıtını ve Thompson ile Rosen'in görüşlerini kullan. Attila'nın Batı'da «Tanrı'nın kırbacı», başka toplumlarda ise saygın bir önder olarak hatırlanması, tarihsel belleğin nasıl biçimlendiği hakkında ne söylüyor?
Cevaplar
- B — Attila'nın kardeşi Bleda'dır.
- C — Bu karşılaşma Katalaun Ovaları'nda oldu.
- A — Bu yazar Priskos'tur.
- B — Attila tahta bir tabakta yiyip tahta bir kadehten içiyordu.
- B — Bu görüş E. A. Thompson'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, Attila'yı büyük ölçüde bir Doğu Roma elçisinin, Priskos'un, parça parça bize ulaşan tanıklığından tanıdığımızı belirtir. Priskos'un şölen sahnesinin Attila'nın sadeliğini ve kendini sunma biçimini, Rum tüccarla konuşmasının ise Hun dünyasının yabancılara açık yanını gösterdiğini açıklar. Jordanes'in aktardığı ağıtın Hunların kendi önderlerine bakışına en yakın ses olduğunu, Thompson'ın Attila'nın askerî ününü sorguladığını, Rosen'in ise onun efsaneleşmesini incelediğini hatırlatarak, Attila'nın farklı toplumlarda farklı biçimlerde hatırlanmasının, tarihsel belleğin bugünün ihtiyaçlarıyla biçimlendiğini gösterdiğini tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Attila'nın sarayında elçileri karşılayanlar arasında, onun kâtibi olarak çalışan Orestes adlı bir Romalı da vardı; yirmi yıl sonra bu adam, İtalya'da kendi küçük oğlunu imparator yapacaktı. Onu deviren komutanın babası da büyük olasılıkla Attila'nın yakın adamlarından biriydi. Sonraki bölüm, bu iki ailenin karşılaştığı yıla bakıyor: 476'da Ravenna'da bir çocuk imparator tahttan indirildiğinde, gerçekten bir imparatorluk mu düştü?