İçeriğe geç

Bölüm DT-112.04 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

410: Roma'nın yağmalanması

DT-112 Geç Antik Çağ ve Kavimler Göçü

2.629 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
395–418
Bölge
İtalya · Balkanlar · Kuzey Afrika
Tema
Savaş · Din · Kaynaklar
Kişiler
Alarik · Honorius · Stilicho · Galla Placidia · Hieronymus · Marcella · Augustinus · Zosimos · Pierre Courcelle · Peter Brown · Philipp von Rummel · Douglas Boin
Yerler
Roma · Ravenna · Beytüllahim · Hippo · Porta Salaria
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • 410'da Alarik önderliğindeki Gotların Roma'yı nasıl ve neden yağmaladığını, olaylara yol açan siyasal ve askerî gelişmelerle birlikte anlatabileceksin.
  • Yağmanın çağdaşlar üzerindeki etkisini, özellikle Hıristiyan ve pagan yazarların olayı nasıl yorumladığını kaynaklardan örneklerle açıklayabileceksin.
  • 410 yağmasının maddi boyutları ile simgesel etkisi arasındaki farkı, arkeolojik bulgular ve bugünkü tarihçilerin ne söylediğine bakarak tartabileceksin.

Okuma metni

Kanca — Beytüllahim'de susan bir ses

410 yılının sonbaharında, Beytüllahim'deki manastırında İncil'in yorumlarını yazan yaşlı bilgin Hieronymus, bir mektup dikte ediyordu. Batı'dan korkunç bir haber gelmişti: Roma kuşatılmış, halkı canını altınla satın almak zorunda kalmış, sonra yeniden kuşatılmış ve düşmüştü. Hieronymus, mektubunda sesinin boğazında düğümlendiğini, dikte ederken hıçkırıkların sözlerini kestiğini yazdı; ve sonraki yüzyıllar boyunca tekrarlanacak bir cümle kurdu: bütün dünyayı ele geçirmiş olan kent, kendisi ele geçirilmişti.

Roma, sekiz yüzyıldır hiçbir yabancı düşmanın eline geçmemişti. Son kez MÖ 390 civarında Galyalılar tarafından yağmalanmıştı. Kentin artık imparatorluğun başkenti olmadığı, imparatorun çoktan kuzeydeki Ravenna'ya yerleştiği düşünülürse, yağmanın askerî önemi sınırlıydı. Ama simgesel etkisi, Akdeniz dünyasının dört bir yanında hissedildi. Bu bölüm, bu uçurumun peşine düşüyor: Alarik'in askerleri kentte üç gün boyunca ne yaptı, ve bu üç gün neden yüzyıllar boyunca bir dünyanın çöküşü gibi anıldı?

Bağlam — bir Got komutanının kariyeri

Alarik, 390'larda, Roma'ya bağlı Got birliklerinin önderi olarak ortaya çıktı. O, Roma'yı yıkmak isteyen bir yabancı değildi; tersine, Roma'nın askerî düzeninin içinde bir yer, kendisi için yüksek bir komutanlık, adamları için yerleşecek bir bölge ve düzenli tahıl yardımı istiyordu. 390'ların sonunda, Doğu Roma onu Balkanlar'daki orduların komutanı yaptı.

Batı'da ise, genç imparator Honorius adına gerçek gücü, yarı Vandal kökenli komutan Stilicho elinde tutuyordu. Stilicho, Alarik'le yıllarca kâh savaştı, kâh antlaşma yaptı. Ama 408'de, sarayda Stilicho'ya karşı bir darbe düzenlendi; Stilicho idam edildi. Ardından İtalya'daki bazı Romalılar, Roma ordusunda hizmet eden yabancı askerlerin ailelerine saldırdı. Bu askerlerin binlercesi, Alarik'in saflarına katıldı.

Alarik, bundan sonra Roma'yı baskı aracı olarak kullandı. 408'de ve 409'da kenti iki kez kuşattı. Pagan tarihçi Zosimos'un aktardığına göre, ilk kuşatmayı kaldırmak için büyük miktarda altın, gümüş, ipek giysi ve biber istedi ve aldı. Ama Ravenna'da güvende oturan Honorius, Alarik'in istediği komutanlığı ve toprakları vermeyi reddetti.

409'da Alarik, bir adım daha ileri gitti: Roma senatosunu, kendi seçtiği bir soylu olan Priscus Attalus'u imparator ilan etmeye ikna etti. Attalus, Alarik'e istediği komutanlığı verdi; ama Alarik'in Afrika'ya asker gönderme planına karşı çıkınca, Alarik onu kısa süre sonra tahttan indirdi. Bu olay, Alarik'in Roma'yı yıkmak değil, Roma'nın siyasal düzeninin içinde kendine bir yer açmak istediğini açıkça gösterir: o, kendi imparatorunu yaratarak bile, Roma'nın kurumlarını kullanmaya çalışıyordu. Ama Ravenna'daki Honorius, bütün bu baskılara karşın geri adım atmadı; Alarik'in sabrı tükendi.

Gelişme — üç günlük yağma

24 Ağustos 410'da, Alarik'in askerleri, kentin kuzeydoğusundaki Porta Salaria'dan, yani Salaria kapısından Roma'ya girdi. Kaynakların anlattığına göre, yağma üç gün sürdü. Evler talan edildi, bazı yapılar ateşe verildi, pek çok insan öldürüldü ya da esir alındı. Esirler arasında, imparator Honorius'un kız kardeşi Galla Placidia da vardı. Gizlenmiş değerli eşyaları arayan askerler, soyluların konaklarını didik didik etti. Gotlar, üçüncü günün sonunda kentten ayrıldı; yanlarında büyük bir ganimet, pek çok esir ve imparatorluk ailesinden değerli bir rehine götürüyorlardı. Kent, yaralı ama ayaktaydı.

Ama yağmanın bir başka yüzü de vardı. Alarik'in Gotları, Hıristiyandı; Aryan yorumu benimsemiş olsalar da, kiliselere ve kutsal yerlere saygı gösterdiler. Kaynakların anlattığına göre, Havari Petrus'un ve Pavlus'un kiliselerine sığınanlar, Hıristiyan olsun pagan olsun, bağışlandı.

Dönüş noktası — tanrılar mı suçlu, Tanrı mı?

Yağma, yalnızca bir askerî olay değil, derin bir dinsel tartışmanın da başlangıcı oldu. Roma'nın hâlâ eski tanrılara bağlı olan pagan soyluları, bir açıklama öne sürdü: Roma, eski tanrılara tapmayı bırakıp Hıristiyanlığı benimsediği için korumasız kalmıştı. Hıristiyanların Tanrısı, kenti korumamıştı.

Yağmadan kaçan pek çok Romalı soylu, Akdeniz'i geçerek Kuzey Afrika'ya, Kartaca'ya ve çevresine sığındı. Bu mülteciler, yanlarında hem acılarını hem de suçlamalarını getirdi. Onları dinleyen ve onlara vaazlarında cevap vermeye çalışan din adamlarından biri, bu sorulara en uzun soluklu cevabı verecekti. Bu suçlamaya en kapsamlı cevabı, Kuzey Afrika'daki Hippo kentinin piskoposu Augustinus verdi. Augustinus, 413'te, yirmi iki kitaplık büyük bir eser yazmaya başladı ve on üç yıl sonra tamamladı: Tanrı'nın Kenti. Bu eserde, insanlık tarihini iki kent arasındaki bir karşıtlık olarak anlattı: kendini seven insanların kurduğu yeryüzü kenti ile Tanrı'yı sevenlerin oluşturduğu Tanrı'nın kenti.

Yaygın yanlış«410 yağması, Roma İmparatorluğu'nun sonuydu ve kent tümüyle yıkıldı.»
Doğrusu

410'da Batı Roma İmparatorluğu yıkılmadı; imparator Honorius, Ravenna'da hüküm sürmeye devam etti ve Batı'da imparatorlar altmış yıldan uzun süre daha tahtta kaldı. Kent de tümüyle yıkılmadı: yağma üç gün sürdü, bazı yapılar yandı, ama büyük kiliseler ve pek çok anıt ayakta kaldı. Birkaç yıl içinde kentte onarımlar başladı. Yağmanın asıl etkisi, maddi olmaktan çok simgeseldi. Hatta 417'de, yağmadan yedi yıl sonra, Roma'dan ayrılan bir Galyalı soylu, kenti hâlâ «dünyanın kraliçesi» diye övebiliyordu.

Cevap — küçük bir yıkım, büyük bir sarsıntı

Ağustos 410'daki üç günün özü şudur: Roma'nın kendi askerî düzeninin içinde bir yer arayan, istekleri reddedilen bir Got komutanının, baskı aracı olarak kullandığı kenti sonunda yağmalamasıydı. Yağma, sınırlı bir süre sürdü; Gotlar, kutsal yerlere saygı gösterdi; Batı Roma yıkılmadı. Ama yağma, sekiz yüzyıl boyunca hiçbir yabancı ordunun giremediği bir kentin düşüşü olarak, çağdaşların zihninde bir dünyanın sarsılması gibi yankılandı. Hieronymus'un gözyaşları ve Augustinus'un büyük eseri, bu sarsıntının ürünleriydi. 410, bir imparatorluğun sonu değil, onun artık yenilmez olmadığının herkesçe anlaşıldığı andı. Sonraki yüzyıllarda Roma, 455'te Vandallar tarafından çok daha ağır biçimde yağmalanacaktı; ama tarihin belleğinde yer eden, ilk yarayı açan 410 oldu. Çünkü bir ilk, her zaman sonrakilerden daha derin iz bırakır.

Bugünle bağ — simgelerin gücü

Tarih, bazen bir olayın maddi boyutlarından çok, onun simgesel anlamıyla şekillenir. 410 yağması, Roma'nın askerî gücünü çok az değiştirdi; ama insanların dünyayı düşünme biçimini derinden değiştirdi. Bugün de, bir kentin ya da bir simgenin saldırıya uğraması, maddi hasarın çok ötesinde bir etki yaratabiliyor. Augustinus'un, yeryüzündeki hiçbir kentin sonsuz olmadığı düşüncesi, bir felaketin ardından anlam arayan her toplum için hâlâ düşündürücü bir cevaptır.

Birincil kaynak

Augustinus, Tanrı'nın Kenti'nin ilk bölümünde, yağmadan sonra Hıristiyanlığı suçlayanlara şöyle cevap verir:

Are not those very Romans, who were spared by the barbarians through their respect for Christ, become enemies to the name of Christ? The reliquaries of the martyrs and the churches of the apostles bear witness to this; for in the sack of the city they were open sanctuary for all who fled to them, whether Christian or Pagan. [...] Thus escaped multitudes who now reproach the Christian religion, and impute to Christ the ills that have befallen their city; but the preservation of their own life—a boon which they owe to the respect entertained for Christ by the barbarians—they attribute not to our Christ, but to their own good luck.

Türkçesi: Mesih'e duydukları saygı yüzünden barbarlar tarafından bağışlanan o Romalılar, şimdi Mesih'in adına düşman olmadılar mı? Şehitlerin türbeleri ve havarilerin kiliseleri buna tanıktır; çünkü kentin yağmalanmasında, oralar, Hıristiyan olsun pagan olsun, kendilerine sığınan herkes için açık bir sığınak oldu. […] Böylece, şimdi Hıristiyan dinini kınayan ve kentlerinin başına gelen felaketleri Mesih'e yükleyen pek çok kişi kurtuldu; ama barbarların Mesih'e duyduğu saygıya borçlu oldukları kendi canlarının kurtuluşunu, bizim Mesih'imize değil, kendi şanslarına bağlıyorlar.

Kaynak: Augustinus, De civitate Dei, I.1; Marcus Dods'un İngilizce çevirisi, The City of God, cilt I (Edinburgh: T. & T. Clark, 1871), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.

  1. Augustinus, yağmadan sonra Hıristiyanlığı suçlayanlara hangi kanıtla cevap veriyor?
  2. Augustinus, Gotları hem «kana susamış düşman» olarak anlatıyor hem de onların Mesih'e saygı gösterdiğini söylüyor. Bu çifte tutum, onun amacı hakkında ne söylüyor?
  3. Augustinus bu satırları, olaylardan birkaç yıl sonra, Kuzey Afrika'da, pagan eleştirilere cevap vermek için yazdı. Bu amaç, anlatısının güvenilirliğini hangi noktalarda zayıflatabilir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Pierre Courcelle (1948) — Beşinci yüzyıldaki istilaların çağdaş yazarlar tarafından nasıl anlatıldığını inceledi; 410 yağmasının, dönemin edebiyatında ve düşüncesinde, gerçek askerî öneminin çok ötesinde bir sarsıntı yarattığını ve Hıristiyan yazarları tarihi yeniden düşünmeye zorladığını gösterdi.
  • Peter Brown (1967) — Augustinus'un biyografisinde, Tanrı'nın Kenti'nin yalnızca paganlara bir cevap değil, Roma'ya dayanan dünyevi umutlardan kopuşu anlatan derin bir düşünce dönüşümü olduğunu savundu; yağmanın, Augustinus'un Roma'ya bakışını nasıl değiştirdiğini gösterdi.
  • Philipp von Rummel (2013) — 410 yağmasının 1600. yılı vesilesiyle düzenlenen bir toplantının bildirilerini düzenleyenlerden biri olarak, arkeolojik kanıtların yağmanın izlerini gösterdiğini, ama bu izlerin yazılı kaynakların çizdiği büyük yıkım tablosundan çok daha sınırlı olduğunu vurguladı.
  • Douglas Boin (2020) — Alarik'in hayatını, Roma dünyasında kabul görmek isteyen bir «dışarıdakinin» öyküsü olarak anlattı; yağmayı, Alarik'in Roma'yı yıkma isteğinin değil, Roma'nın ona ve halkına yer açmayı reddetmesinin bir sonucu olarak yorumladı.

Bu tartışma, bir olayın gerçek boyutları ile onun simgesel etkisi arasındaki farka dikkat çekiyor. Courcelle ve Brown, yağmanın düşünce dünyasında yarattığı sarsıntıya bakıyor. Von Rummel ve öbür arkeologlar, yazılı kaynakların abarttığı yıkımı maddi kanıtlarla sınıyor. Boin ise, olayı yağmayı yapanın bakış açısından anlamaya çalışıyor. Bu bakışlar birlikte, 410'u hem bir askerî olay, hem bir düşünce krizi, hem de bir kimlik ve aidiyet sorunu olarak görmemizi sağlıyor.

Derine İn

Yağmanın Ravenna'daki yankısı, sonraki kuşakların anlattığı ünlü bir öyküde yansır. Altıncı yüzyılda yazan tarihçi Procopius'a göre, imparator Honorius'a Roma'nın yok olduğu haberi verildiğinde, imparator dehşete düştü; çünkü «Roma» adını verdiği sevgili bir tavuğu vardı ve tavuğun öldüğünü sanmıştı. Kentin yağmalandığını öğrenince rahatladı. Bu öykü büyük olasılıkla uydurmadır; ama Honorius'un, kendi imparatorluğunun kalbindeki felakete bu kadar uzak ve ilgisiz bir hükümdar olarak hatırlandığını gösterir. Sonraki kuşaklar, Batı Roma'nın zayıflığını, bu tür öykülerle bir hükümdarın kişiliğine bağlamayı sevdi.

Yağmanın arkeolojik izleri, kentin merkezindeki Forum Romanum'da bulundu. Forum'un büyük yapılarından Aemilia Bazilikası'nın kazısında, bir yangın tabakası ve bu tabakanın içinde, erimiş ve birbirine yapışmış bronz sikkeler ortaya çıktı. Bu buluntuların bir bölümü, 410 yağmasına bağlanır. Ama kentin geniş bölümlerinde, yağmaya ait belirgin bir yıkım tabakası bulunmadı. Bu, yağmanın, yazılı kaynakların çizdiği tablodan daha sınırlı ve belirli yerlere odaklanmış olabileceğini düşündürür.

Yağmanın sonrası da şaşırtıcıdır. Alarik, Roma'dan ayrıldıktan sonra güneye, Afrika'ya geçmek için İtalya'nın ucuna yöneldi; ama gemileri bir fırtınada battı. Kısa süre sonra, 410'un sonunda, Cosenza yakınında öldü. Jordanes'in aktardığı bir öyküye göre, Gotlar bir ırmağın yatağını değiştirip Alarik'i hazineleriyle birlikte ırmak yatağına gömdüler, sonra ırmağı eski yatağına geri akıttılar ve mezar yerini kimse bulamasın diye işi yapan esirleri öldürdüler. Bu öykü de doğrulanamaz; ama Alarik'in mezarı, yüzyıllar boyunca hazine avcılarını meşgul etti.

Galla Placidia'nın öyküsü ise, yağmanın beklenmedik bir sonucunu gösterir. Esir alınan imparator kızı, Alarik'in ardılı Athaulf ile 414'te, Galya'nın güneyindeki Narbonne'da Roma usulü bir törenle evlendi. Bu evlilik, bir Got önderi ile Roma'nın imparatorluk ailesini birleştiren bir ittifak girişimiydi. Athaulf, bir anlatıya göre, gençliğinde Roma'yı yıkıp yerine bir Got imparatorluğu kurmak istediğini, ama sonra Gotların yasaya uyamayacağını görüp Roma'yı Got gücüyle yeniden canlandırmaya karar verdiğini söylemişti. Galla Placidia, sonraki yıllarda Batı Roma'nın en güçlü figürlerinden biri oldu; Ravenna'daki mozaiklerle süslü mozolesi bugün hâlâ ayaktadır.

Augustinus'un cevabı, tek Hıristiyan cevabı değildi. Augustinus'un isteği üzerine, İspanyalı genç rahip Orosius, 417'de Paganlara Karşı Tarih adlı bir eser yazdı. Orosius, dünyanın başlangıcından kendi zamanına kadar uzanan felaketleri sıraladı; Hıristiyanlıktan önceki çağların savaşlarla, kıtlıklarla ve salgınlarla, kendi çağından çok daha kötü olduğunu savundu. Ona göre, Hıristiyan Gotların kiliselere saygı göstermesi, yağmayı eski çağların yağmalarından çok daha hafif kılmıştı. Orosius'un bu iyimser tarih anlayışı, Augustinus'un daha karamsar ve derin düşüncesinden farklıydı; ama Orta Çağ boyunca çok okundu ve Batı'nın dünya tarihi yazımını derinden etkiledi. Aynı felaket, bir yazarın elinde bir ceza, bir başkasının elinde bir sınav, bir üçüncüsünün elinde ise geçmişe göre bir hafifleme olarak okunabildi.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Marcus Dods (çev.), The City of God by Aurelius Augustine, 2 cilt (Edinburgh: T. & T. Clark, 1871).
  • W. H. Fremantle (çev.), The Principal Works of St. Jerome, Nicene and Post-Nicene Fathers, ikinci dizi, cilt VI (New York: Christian Literature Company, 1893).
  • Pierre Courcelle, Histoire littéraire des grandes invasions germaniques (Paris: Hachette, 1948).
  • Peter Brown, Augustine of Hippo: A Biography (Londra: Faber and Faber, 1967).
  • Johannes Lipps, Carlos Machado ve Philipp von Rummel (ed.), The Sack of Rome in 410 AD: The Event, Its Context and Its Impact (Wiesbaden: Reichert, 2013).
  • Douglas Boin, Alaric the Goth: An Outsider's History of the Fall of Rome (New York: W. W. Norton, 2020).

Arşiv ve kaynak

Augustinus'un Tanrı'nın Kenti eserinin Dods çevirisi Project Gutenberg'de; Hieronymus'un mektupları New Advent sitesinde okunabiliyor. Forum Romanum'daki Aemilia Bazilikası'nın kalıntıları ve Ravenna'daki Galla Placidia Mozolesi ziyarete açık.

Açık sorular

  • 410 yağmasının maddi boyutları, yazılı kaynakların anlattığı kadar büyük müydü?
  • Alarik, Roma'yı gerçekten yağmalamak mı istiyordu, yoksa Honorius'u pazarlığa zorlamak mı?
  • 410 yağması, Batı Roma'nın sonraki çöküşünde ne kadar belirleyiciydi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) 410'da Roma'yı yağmalayan Got önderi kimdir? A) Stilicho B) Alarik C) Athaulf D) Honorius
  2. (Hedef 1) 410'da Batı Roma'nın imparatoru hangi kentte bulunuyordu? A) Roma B) Konstantinopolis C) Ravenna D) Milano
  3. (Hedef 2) «Bütün dünyayı ele geçirmiş olan kent, kendisi ele geçirildi» diye yazan Beytüllahim'deki bilgin kimdir? A) Augustinus B) Hieronymus C) Zosimos D) Procopius
  4. (Hedef 2) Yağmanın ardından, Hıristiyanlığı suçlayan paganlara cevap vermek için Tanrı'nın Kenti adlı eseri yazan piskopos kimdir? A) Augustinus B) Hieronymus C) Ambrosius D) Marcella
  5. (Hedef 3) Alarik'i Roma dünyasında kabul görmek isteyen bir «dışarıdaki» olarak yorumlayan tarihçi kimdir? A) Pierre Courcelle B) Peter Brown C) Douglas Boin D) Philipp von Rummel

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «410 yağması neden gerçek boyutlarından çok daha büyük bir yankı uyandırdı?» sorusunu tartış. Cevabında Hieronymus'un mektubunu, Augustinus'un Tanrı'nın Kenti'ni, arkeolojik bulguları ve Courcelle ile Boin'in görüşlerini kullan. Bir olayın simgesel anlamı, maddi etkisinden daha önemli olabilir mi?

Cevaplar

  1. B — Roma'yı yağmalayan Alarik'tir.
  2. C — İmparator Ravenna'daydı.
  3. B — Bu cümleyi Hieronymus yazdı.
  4. A — Bu eseri Augustinus yazdı.
  5. C — Bu yorum Douglas Boin'e aittir.

Kapsamlı bir cevap, yağmanın askerî açıdan sınırlı olduğunu, Batı Roma'nın yıkılmadığını ve arkeolojik izlerin belirli yerlerle sınırlı kaldığını belirtir. Ama Roma'nın sekiz yüzyıldır dokunulmaz sayıldığını, Hieronymus'un mektubunun bu sarsıntının duygusal boyutunu, Augustinus'un eserinin ise dinsel ve felsefi boyutunu gösterdiğini açıklar. Courcelle'in yağmanın düşünce dünyasındaki etkisini, Boin'in ise olayın Alarik'in bakış açısından anlamını vurguladığını hatırlatarak, simgesel etkinin tarihin gidişatını maddi etkiden daha derinden biçimlendirebileceğini tartışır.

Sonraki bölüme köprü

Galla Placidia'nın evliliği ve Honorius'un Ravenna'daki inatçılığı, Batı Roma'nın kaderini onlarca yıl boyunca belirleyecek bir aile hikâyesinin başlangıcıydı. Kırk yıl sonra, Galla Placidia'nın kızı Honoria, Tuna'nın ötesindeki bir hükümdara bir yüzük gönderecek ve Batı'yı yeni bir fırtınanın içine çekecekti. Sonraki bölüm o hükümdara bakıyor: tahta bir kadehten içen, elçileri kendi sarayında ağırlayan ve iki imparatorluğu dehşete düşüren Hun önderi kimdi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: bir manastır hücresinde dikte eden yaşlı bir adam; yazıcının kaleminin durduğu an.
  • 1:10–2:55 Bağlam: Balkanlar'dan İtalya'ya uzanan bir yol; bataklıklar arasındaki Ravenna ile uzakta Roma'nın silüeti.
  • 2:55–4:40 Gelişme — üç günlük yağma: bir kent kapısının açılması; bir kilisenin kapısında duran ve içeri girmeyen silahlı silüetler.
  • 4:40–7:15 Dönüş noktası — tanrılar mı suçlu, Tanrı mı?: Kuzey Afrika'da yazı masasında bir piskopos; sayfada iki kentin, biri yeryüzünde biri gökte, çizilmesi.
  • 7:15–9:05 Kapanış: yağmadan sonra onarılan bir yapının iskelesi.

Kişiler yüzsüz silüet; öldürme, dövme ve talan görüntüye alınmaz; yerlerine kapanan kapılar ve sönen ışıklar konur.