İçeriğe geç

Bölüm DT-112.02 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Hunlar Avrupa'yı nasıl sarstı?

DT-112 Geç Antik Çağ ve Kavimler Göçü

2.646 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
370–453
Bölge
Balkanlar · Orta Avrupa · Anadolu
Tema
Savaş · Kaynaklar · İmparatorluk
Kişiler
Ammianus Marcellinus · Ermanarik · Hieronymus · Jordanes · Uldin · Rua · Aetius · Joseph de Guignes · E. A. Thompson · Otto J. Maenchen-Helfen · Peter Heather · Hyun Jin Kim
Yerler
Karadeniz · Tuna · Pannonya · Kafkasya · Konstantinopolis
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Hunların dördüncü yüzyılın ikinci yarısında Karadeniz'in kuzeyinde ortaya çıkışını ve bunun Got toplulukları ile Roma İmparatorluğu üzerindeki etkilerini anlatabileceksin.
  • Hunları anlatan Roma ve Got kaynaklarının bakış açılarını, önyargılarını ve klasik etnografi kalıplarını tanıyarak bu kaynakları eleştirel biçimde okuyabileceksin.
  • Hunların kökeni, siyasal örgütlenmesi ve Roma'yla ilişkileri üzerine tarihçilerin farklı yorumlarını değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — «bütün felaketlerin başlangıcı»

390'lı yıllarda, Roma'da yaşayan emekli bir subay, Antakya doğumlu Ammianus Marcellinus, çağının tarihini yazmayı bitiriyordu. Eserinin son kitabı, Roma'nın 378'de Edirne'de uğradığı büyük yenilgiyi anlatıyordu. Ammianus, bu felaketin nedenini açıklamaya, uzak bir halktan söz ederek başladı: eski kayıtlarda adı pek az geçen, Azak Denizi'nin ötesinde yaşayan bir halk, Hunlar. Ona göre bu halk, «bütün yıkımın ve felaketlerin asıl nedeni»ydi.

Ammianus'un Hunları anlatışı, yüzyıllar boyunca Avrupa'nın Hun imgesini belirledi. Ama Ammianus, büyük olasılıkla hiçbir Hun'u yakından görmemişti; anlattıkları, duyduklarından, söylentilerden ve eski Yunan yazarlarının bozkır halklarına dair kalıplarından oluşuyordu. Bu bölümün sorusu, bu imgenin arkasındaki tarihle ilgili: bu atlılar gerçekte kimlerdi, etkileri nereye kadar uzandı ve onlar hakkında bildiklerimizin ne kadarı onları anlatanların önyargılarından geliyor?

Bağlam — bozkırdan gelen bir güç

Önceki derslerde, Çin'in kuzeyinde, bozkırda güçlü bir göçebe konfederasyonu kuran Xiongnu'yu görmüştük. Dördüncü yüzyılın ikinci yarısında, Avrasya bozkırının batı ucunda, Karadeniz'in kuzeyinde, Hun adıyla anılan yeni bir güç ortaya çıktı. Bu iki topluluk arasında bir bağ olup olmadığı, on sekizinci yüzyıldan beri tartışılıyor. 1750'lerde Fransız bilgin Joseph de Guignes, Avrupa Hunlarının Çin kaynaklarındaki Xiongnu'nun torunları olduğunu ilk kez ileri sürdü. Bu görüş, sonraki yüzyıllarda hem desteklendi hem de sert biçimde eleştirildi; bugün hâlâ tartışmalıdır. Hunların hangi dili konuştuğu da, elimizdeki birkaç kişi adından başka bir kanıt olmadığı için bilinmiyor.

Ammianus'a göre Hunlar, önce Don ırmağı çevresinde yaşayan göçebe Alanları yendi ve hayatta kalanları kendi saflarına kattı. Sonra, bugünkü Ukrayna bozkırlarında geniş bir krallığa hükmeden Got kralı Ermanarik'in topraklarına saldırdılar. Ammianus'un anlattığına göre, bu saldırı karşısında çaresiz kalan yaşlı kral, kendi canına kıydı. Onun halkının bir bölümü Hunlara bağlandı; bir bölümü ise batıya kaçtı.

Gelişme — bir zincirleme tepki

Hunların ortaya çıkışı, bir zincirleme tepkiye yol açtı. Karadeniz'in kuzeybatısında yaşayan Got toplulukları, Hunların baskısından kaçarak Tuna'ya yöneldi. Önceki derslerde gördüğümüz gibi, 376'da on binlerce Got, Tuna'yı geçerek Roma topraklarına sığındı; iki yıl sonra, Edirne'de Roma ordusunu yenip imparator Valens'i öldürdüler. Hunlar, Roma'ya ilk büyük darbeyi, kendileri değil, önlerinden kaçan topluluklar aracılığıyla vurmuştu.

Hunların kendileri de kısa süre sonra Roma'nın kapılarına dayandı. 395'te, Hun atlıları, Kafkas dağlarını aşarak Ermenistan'a, Anadolu'nun doğusuna ve Suriye'ye kadar uzanan büyük bir akın düzenledi. Bu akın, Roma'nın doğu eyaletlerinde büyük bir korku yarattı.

Beşinci yüzyılın başında, Hunlar Tuna'nın kuzeyinde, bugünkü Macaristan ovasında, Pannonya'da yerleşik bir güç merkezi kurdu. Uldin adlı bir Hun önderi, 400 civarında Doğu Roma'ya karşı ayaklanan bir Got komutanını yenip başını Konstantinopolis'e gönderdi; birkaç yıl sonra da Balkanlar'a akın etti. 420'lerde ve 430'larda, Rua adlı bir önderin çevresinde, Hunlar daha birleşik bir güce dönüştü.

Dönüş noktası — düşman mı, ortak mı?

Hunları yalnızca yıkıcı akıncılar olarak görmek, Roma ile ilişkilerinin karmaşıklığını gözden kaçırır. Hunlar, Roma için hem bir tehdit, hem de vazgeçilmez bir ortaktı.

Doğu Roma, Hunların akınlarını durdurmak için onlara düzenli olarak altın ödemeye başladı. Bu ödemeler, Rua döneminde yıllık yüzlerce libre altına ulaştı; Hunlar, bu altını kendi konfederasyonlarını ayakta tutmak, önderlerine ve savaşçılarına dağıtmak için kullanıyordu.

Batı Roma ise Hunları, kendi düşmanlarına karşı paralı asker olarak kullandı. Batı'nın en güçlü komutanı Aetius, gençliğinde bir süre Hunların yanında rehine olarak yaşamış, onlarla yakın ilişkiler kurmuştu. 430'larda Aetius, Hun savaşçılarını, Galya'daki Burgund krallığına ve öbür rakiplerine karşı kullandı. Hunlar, bu yıllarda Batı Roma'nın ordusunun önemli bir parçasıydı.

434'te Rua öldüğünde, Hunların önderliği iki yeğenine, Bleda ile Attila'ya geçti. İki kardeş, hemen ertesi yıl, Tuna kıyısındaki Margus kentinde Doğu Roma'yla yeni bir antlaşma imzaladı. Bu antlaşmayla Konstantinopolis'in yıllık ödemesi iki katına çıkarıldı, Hun topraklarından kaçıp Roma'ya sığınanların geri verilmesi kabul edildi ve sınırda Hunlarla ticaret yapılacak pazarlar belirlendi. Hunlar, artık Roma'yla eşit, hatta ondan üstün bir güç gibi pazarlık ediyordu.

Yaygın yanlış«Hunlar, yalnızca yağma ve yıkım getiren, örgütsüz barbar sürüleriydi.»
Doğrusu

Roma ve Got kaynakları Hunları çoğu zaman böyle anlatır; ama bu kaynaklar, Hunları düşman ya da yabancı olarak gören yazarlara aittir. Hunlar, Roma'yla antlaşmalar yapan, haraç düzenleri kuran, Roma ordularında paralı asker olarak çalışan, farklı toplulukları bir konfederasyon içinde yöneten bir güçtü. Onların kendi seslerini taşıyan yazılı bir kaynak olmadığı için, onları yalnızca düşmanlarının gözünden tanıyoruz.

Cevap — dolaylı ve doğrudan bir sarsıntı

Hunlar Avrupa'yı iki yoldan sarstı. İlki dolaylıydı: onların Karadeniz'in kuzeyinde ortaya çıkışı, Got topluluklarını yerlerinden ederek Roma sınırına itti ve Edirne felaketine giden zinciri başlattı. İkincisi doğrudandı: beşinci yüzyılın başından itibaren Tuna'nın kuzeyinde kurdukları güç, Doğu Roma'yı haraç ödemeye zorladı, Batı Roma'ya ise paralı askerler sağladı. Hunlar, Roma'nın hem en korkulan düşmanı hem de en önemli ortaklarından biriydi. Bu ikili ilişki, beşinci yüzyılın ortasında, Attila'nın önderliğinde, en keskin biçimini alacaktı.

Bugünle bağ — kimin Hunları?

Hunlar, bugün pek çok ulusun belleğinde farklı biçimlerde yaşıyor. Batı Avrupa'da uzun süre yıkımın simgesi olarak anıldılar; Macaristan'da ve Türkiye'de ise ulusal tarih anlatılarında daha olumlu bir yer edindiler. Aynı halkın bu kadar farklı biçimlerde hatırlanması, tarihin bugünün kimlik ihtiyaçlarıyla nasıl yeniden yazıldığını gösteriyor. Hunların kökeni ve sonraki halklarla ilişkisi üzerine tartışmalar, Türk tarihi bölümündeki ayrı derslerde ele alınıyor; burada önemli olan, elimizdeki kaynakların sınırlarını ve bu sınırların bizi hangi soruları sormaya zorladığını görmektir.

Birincil kaynak

Ammianus Marcellinus, 390'larda yazdığı tarihinin son kitabında Hunları şöyle anlatır:

The people called Huns, slightly mentioned in the ancient records, live beyond the Sea of Azov, on the border of the Frozen Ocean, and are a race savage beyond all parallel. [...] They never shelter themselves under roofed houses, but avoid them as people ordinarily avoid sepulchres. [...] There is not a person in the whole nation who cannot remain on his horse day and night. [...] And when any deliberation is to take place on any weighty matter, they all hold their common council on horseback. They are not under the authority of a king, but are contented with the irregular government of their nobles.

Türkçesi: Eski kayıtlarda adı pek az geçen, Hun denen halk, Azak Denizi'nin ötesinde, Buzlu Okyanus'un kıyısında yaşar ve eşi görülmemiş ölçüde vahşi bir soydur. […] Hiçbir zaman çatılı evlere sığınmazlar; insanların mezarlardan kaçındığı gibi evlerden kaçınırlar. […] Bütün ulusta, gece gündüz atının üstünde kalamayacak tek bir kişi yoktur. […] Önemli bir konuda karar verilecekse, ortak meclislerini at üstünde toplarlar. Bir kralın buyruğu altında değildirler; soylularının düzensiz yönetimiyle yetinirler.

Kaynak: Ammianus Marcellinus, Res Gestae, XXXI.2.1–7; C. D. Yonge'un İngilizce çevirisi, The Roman History of Ammianus Marcellinus (Londra: Bohn, 1862), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.

  1. Ammianus, Hunları hangi özellikleriyle tanımlıyor? Bu özelliklerden hangileri gözleme, hangileri önyargıya dayanıyor olabilir?
  2. Ammianus, Hunların «bir kralın buyruğu altında olmadığını» yazıyor. Bu bilgi, birkaç on yıl sonra Rua ve Attila gibi güçlü önderlerin ortaya çıkışıyla nasıl karşılaştırılabilir?
  3. Ammianus, büyük olasılıkla hiçbir Hun'u yakından görmemişti. Bu durumda, onun anlatısını bir tarih kaynağı olarak nasıl kullanabiliriz?

Tarihçiler Tartışıyor

  • E. A. Thompson (1948) — Hunların tarihini, Roma kaynaklarını eleştirel biçimde okuyarak yazdı; Hun toplumunun, Roma'dan gelen altın ve ganimetle zenginleşen bir önder sınıfının yükselişiyle hızla dönüştüğünü, bu zenginliğin Hun toplumunu kendi içinde eşitsizleştirdiğini savundu.
  • Otto J. Maenchen-Helfen (1973) — Hunların dünyasını, yazılı kaynakların yanında arkeolojik buluntulara, dilbilime ve sanat tarihine dayanarak inceledi; Hunların Xiongnu'yla doğrudan ilişkisini kanıtlamanın güçlüğünü vurguladı ve Roma kaynaklarındaki pek çok klişeyi ayıkladı.
  • Peter Heather (1995) — Hunların, 370'lerden 400'lerin başına uzanan yıllarda, Got ve öbür toplulukları Roma topraklarına iterek Batı Roma'nın çöküşünü başlatan dış etken olduğunu savundu; Hunların etkisini, Roma'nın çöküşünün merkezine yerleştirdi.
  • Hyun Jin Kim (2013) — Hunları, bozkırın köklü devlet geleneklerini taşıyan, gelişmiş bir siyasal örgütlenmeye sahip bir güç olarak yorumladı; Avrupa Hunlarını İç Asya'nın siyasal gelenekleriyle ilişkilendirdi ve onların Avrupa'nın siyasal haritasını biçimlendirdiğini savundu. Bu görüş, tarihçiler arasında tartışmalıdır.

Tarihçileri ayıran iki mesele var. Hunlar kimdi: Roma kaynaklarının anlattığı örgütsüz barbarlar mı, yoksa kendi siyasal gelenekleri olan bir güç mü? Ve Hunların Roma'nın çöküşündeki rolü neydi: belirleyici bir dış etken mi, yoksa zaten zayıflamakta olan bir imparatorluğun karşılaştığı pek çok baskıdan biri mi? Thompson ve Maenchen-Helfen, kaynakların önyargılarını ayıklamaya odaklanıyor; Heather ve Kim ise, Hunların etkisini ve örgütlenmesini, farklı biçimlerde, tarihin merkezine taşıyor.

Derine İn

Hunlar hakkındaki arkeolojik kanıtlar, yazılı kaynakların çizdiği tablodan farklı bir dünya gösterir. Macaristan'dan Kazakistan'a kadar uzanan geniş bir alanda bulunan büyük tunç kazanlar, altın süslemeli eyer parçaları, güçlü bileşik yaylar ve altın taçlar, Hun dönemiyle ilişkilendirilen buluntulardır. Bu buluntular, Hun seçkinlerinin büyük bir zenginliğe sahip olduğunu ve bu zenginliğin büyük ölçüde Roma'dan gelen altından beslendiğini gösterir. Ama bir buluntunun «Hun» olup olmadığını belirlemek çoğu zaman zordur; çünkü Hun konfederasyonu, farklı kökenlerden gelen pek çok topluluğu içeriyordu ve bu toplulukların eşyaları birbirine karışmıştı.

Bu dönemin mezarlarında görülen dikkat çekici bir uygulama da, bebeklerin başlarının, küçük yaşta sıkıca sarılarak uzun ve yukarı doğru biçimlendirilmesidir. Bu uygulama, Hun egemenliği döneminde Orta ve Doğu Avrupa'da yaygınlaştı; yalnızca Hunlar arasında değil, onlara bağlı Got ve öbür topluluklar arasında da görüldü. Tarihçiler bu uygulamayı, bir seçkinlik ve aidiyet işareti olarak yorumlar: Hun konfederasyonunun içinde yüksek bir konuma sahip olmanın ya da ona bağlılığın görünür bir göstergesiydi.

Hunların ekonomisi, bozkır göçebeliği ile Roma'dan gelen haraç ve ganimetin birleşimine dayanıyordu. Macaristan ovası, bozkırın batıdaki son büyük otlağıdır; ama Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırlar kadar geniş değildir. Bazı tarihçiler, bu sınırlı otlakların, büyük at sürülerini beslemeye yetmediğini ve Hunları giderek daha çok Roma'dan gelen altına ve bağımlı toplulukların tarımsal ürünlerine bağımlı kıldığını savunur. Bu bakışa göre, Hun gücü, Roma'yla ilişkiye bağımlı bir güçtü: Roma'nın altını kesildiğinde, konfederasyonu bir arada tutmak zorlaşıyordu.

Son olarak, Hunların Avrupa'daki etkisi, «Kavimler Göçü» kavramının kendisini de sorgulatır. Ders kitaplarında sık sık görülen, bozkırdan batıya doğru bir halkın öbürünü ittiği, okların birbirini izlediği haritalar, çok karmaşık bir süreci aşırı basitleştirir. Topluluklar tek tek, bütün halklar olarak değil, çoğu zaman karışık gruplar hâlinde, farklı zamanlarda ve farklı nedenlerle yer değiştirdi. Hunlar, bu sürecin önemli bir itici gücüydü; ama onun tek nedeni değildi. Bu toplulukların kimler olduğu ve Roma dünyasıyla nasıl ilişki kurdukları, ayrıca ele alınması gereken bir sorudur.

Hunların dili konusundaki belirsizlik, kimlik sorusunu daha da karmaşık hâle getirir. Roma ve Yunan kaynaklarında adı geçen Hun önderlerinin adlarının bir bölümü, dilbilimcilere göre Türk dilleriyle, bir bölümü İran dilleriyle, bir bölümü de Got diliyle açıklanabilir. Attila adının bile, bazı dilbilimcilere göre Gotça «küçük baba» anlamına gelebileceği ileri sürülmüştür; bu görüş de tartışmalıdır. Bu karışıklık, Hun konfederasyonunun çok dilli ve çok kökenli bir yapı olduğunu düşündürür: önderler, bağımlı toplulukların dillerinden adlar alabiliyor, farklı dillerle konuşan topluluklar aynı siyasal çatı altında yaşayabiliyordu. Tek bir etnik kimlik aramak, belki de bu dünyayı anlamak için yanlış bir sorudur. Daha verimli soru, bu farklı toplulukları bir arada tutan bağların neler olduğu ve bu bağların neden bu kadar hızlı kurulup çözülebildiğidir.

Uzman Notu

Temel literatür

  • C. D. Yonge (çev.), The Roman History of Ammianus Marcellinus (Londra: Henry G. Bohn, 1862).
  • Charles C. Mierow (çev.), The Gothic History of Jordanes (Princeton: Princeton University Press, 1915).
  • E. A. Thompson, A History of Attila and the Huns (Oxford: Clarendon Press, 1948).
  • Otto J. Maenchen-Helfen, The World of the Huns: Studies in Their History and Culture (Berkeley: University of California Press, 1973).
  • Peter Heather, «The Huns and the End of the Roman Empire in Western Europe», English Historical Review 110 (1995).
  • Hyun Jin Kim, The Huns, Rome and the Birth of Europe (Cambridge: Cambridge University Press, 2013).

Arşiv ve kaynak

Ammianus Marcellinus'un Yonge çevirisi ile Jordanes'in Mierow çevirisi Project Gutenberg'de; Hieronymus'un mektupları New Advent sitesinde okunabiliyor. Hun dönemine ait tunç kazanlar ve altın eşyalar, Budapeşte'deki Macar Ulusal Müzesi başta olmak üzere Orta Avrupa'nın müzelerinde sergileniyor.

Açık sorular

  • Avrupa Hunları ile Çin kaynaklarındaki Xiongnu arasında doğrudan bir bağ var mıydı?
  • Hunlar, dördüncü yüzyılın sonunda neden batıya doğru hareket etti?
  • Hunların Roma'nın çöküşündeki rolü belirleyici miydi, yoksa pek çok etkenden yalnızca biri mi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Ammianus Marcellinus'a göre Hunların saldırısı karşısında çaresiz kalıp canına kıyan Got kralı kimdir? A) Alarik B) Ermanarik C) Uldin D) Rua
  2. (Hedef 1) 395'te Kafkasya'yı aşarak Anadolu'nun doğusuna ve Suriye'ye akın edenler kimlerdi? A) Gotlar B) Alanlar C) Hunlar D) Vandallar
  3. (Hedef 2) Yunan ve Roma yazarlarının bozkır halklarını anlatırken kullandığı, yüzyıllardır tekrarlanan hazır imgelere ne ad verilir? A) Haraç diplomasisi B) Etnografik kalıp C) Paralı asker D) Göçebe konfederasyon
  4. (Hedef 2) Hunların kökenine dair dişi geyik öyküsünü aktaran altıncı yüzyıl tarihçisi kimdir? A) Ammianus Marcellinus B) Hieronymus C) Jordanes D) Aetius
  5. (Hedef 3) Avrupa Hunlarının Xiongnu'nun torunları olduğunu ilk kez ileri süren on sekizinci yüzyıl Fransız bilgini kimdir? A) Joseph de Guignes B) E. A. Thompson C) Peter Heather D) Otto J. Maenchen-Helfen

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Hunları kimin gözünden tanıyoruz?» sorusunu tartış. Cevabında Ammianus'un Hun betimlemesini, Hieronymus'un Hunları Herodotos'un anlattığı halkla karıştırmasını, Jordanes'in iki köken öyküsünü ve Thompson ile Kim'in görüşlerini kullan. Hunların kendi seslerini taşıyan kaynakların yokluğu, onları anlamamızı nasıl etkiliyor?

Cevaplar

  1. B — Bu kral Ermanarik'tir.
  2. C — 395 akınını Hunlar yaptı.
  3. B — Bu imgelere etnografik kalıp denir.
  4. C — Bu öyküyü Jordanes aktarır.
  5. A — Bu görüşü ilk kez Joseph de Guignes ileri sürdü.

Kapsamlı bir cevap, Ammianus'un Hunları büyük olasılıkla yakından görmeden, eski etnografik kalıplarla anlattığını, Hieronymus'un onları Herodotos'un İskitleriyle karıştırdığını, Jordanes'in ise Hunları yendikleri Gotların gözünden, hem şeytanlaştıran hem de efsaneleştiren öykülerle aktardığını belirtir. Thompson'ın kaynakları eleştirel okuyarak Hun toplumunun dönüşümünü gösterdiğini, Kim'in ise Hunları gelişmiş bir siyasal güç olarak yorumladığını açıklar. Hunların kendi yazılı kaynaklarının olmayışının, onları ancak düşmanlarının ve arkeolojinin aracılığıyla tanıyabileceğimiz anlamına geldiğini tartışır.

Sonraki bölüme köprü

Hunların önünden kaçan Got toplulukları, Roma sınırında yeni bir hayat kurmaya çalıştı; aynı yüzyılda başka topluluklar da Ren'i geçip Galya'ya, İspanya'ya ve Kuzey Afrika'ya ulaştı, Roma topraklarında kendi krallıklarını kurdu. Ders kitaplarının renkli oklarla gösterdiği bu «kavimler», gerçekte eski ve değişmez halklar mıydı? Sonraki bölüm bu soruya bakıyor: Gotlar, Vandallar ve Franklar kimdi, ve kimliklerini Roma'nın içinde nasıl kurdular?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: bir masada yazı yazan yaşlı bir adamın silüeti; yazdığı sayfadan yükselen belirsiz, gölgemsi atlı figürler.
  • 1:10–2:55 Bağlam: Avrasya bozkırının haritası; doğudan batıya uzanan soluk bir ok ve üzerinde bir soru işareti.
  • 2:55–5:05 Gelişme — bir zincirleme tepki: Karadeniz'in kuzeyinden Tuna'ya doğru birbirini iten renkler; Kafkasya'yı aşan bir akın oku.
  • 5:05–7:30 Dönüş noktası — düşman mı, ortak mı?: bir yandan Konstantinopolis'ten Tuna'nın ötesine taşınan altın sandıkları, öbür yandan Batı Roma ordusunda yürüyen atlılar; bataklıkta yol gösteren bir dişi geyik.
  • 7:30–9:10 Kapanış: aynı atlı figürün, farklı ulusların kitaplarında farklı renklerle çizilmesi.

Kişiler yüzsüz silüet; akın ve şiddet sahneleri doğrudan gösterilmez, haritalar ve simgelerle anlatılır.