Öğrenme hedefleri
- «Geç Antik Çağ» kavramının ne zaman, kimler tarafından ve hangi ihtiyaçla ortaya atıldığını anlatabileceksin.
- Bu dönemi «gerileme ve çöküş» olarak gören geleneksel anlatı ile onu «dönüşüm» olarak gören yaklaşımı, kaynaklardan örneklerle karşılaştırabileceksin.
- Tarihte dönemlendirmenin, yani geçmişi çağlara bölmenin, neden hiçbir zaman tarafsız olmadığını ve Geç Antik Çağ tartışmasının bunu nasıl gösterdiğini değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — yıkılmış bir kente övgü
417 yılının sonbaharında, Galya'nın güneyinden gelen yüksek rütbeli bir Roma görevlisi, Rutilius Namatianus, Roma'dan ayrılıp gemiyle memleketine doğru yola çıktı. Topraklarını, kuzeyden gelen savaşçı toplulukların yağmalarından sonra yeniden düzene sokmak için dönüyordu. Yola çıkarken, yolculuğunu anlatan uzun bir şiir yazmaya başladı. Şiirin en ünlü bölümü, ayrıldığı kente yazılmış bir övgüdür.
Rutilius, Roma'ya, dünyanın en güzel kraliçesi, insanların ve tanrıların anası diye seslenir; onun uzak ulusları tek bir yurt hâline getirdiğini, yenilenlere kendi hukukunu paylaştırarak dünyayı bir kente dönüştürdüğünü söyler. Oysa bu satırlar yazıldığında, kentin Alarik önderliğindeki Gotlar tarafından yağmalanmasının üzerinden yalnızca yedi yıl geçmişti. Rutilius, Roma'nın yıkıldığını düşünmüyordu; ona göre bu yaralar, yeniden yükselişin başlangıcıydı.
Bugün pek çok ders kitabında, Roma'nın «düştüğü» dönem olarak anlatılan yüzyıllarda yaşayanlar, kendilerini bir sonun içinde görmüyordu. Bu bölümün sorusu, bu uyumsuzlukla ilgili: tarihçiler neden bu yüzyıllara «Geç Antik Çağ» adını verip onları ayrı bir dönem olarak ele almaya başladı?
Bağlam — «gerileme ve çöküş» anlatısı
Geleneksel Avrupa tarih yazımı, tarihi üç büyük çağa ayırıyordu: Antik Çağ, Orta Çağ ve Yeni Çağ. Bu şemada, Antik Çağ ile Orta Çağ arasındaki sınır genellikle 476 olarak gösterilirdi: o yıl, Batı'nın son Roma imparatoru sayılan genç Romulus Augustulus, Batı'nın imparatorluk sarayının bulunduğu Ravenna'da, Odoakr adlı bir Germen komutanı tarafından tahttan indirilmişti. Odoakr, imparatorluk simgelerini Konstantinopolis'e, doğudaki imparatora gönderdi; Batı'da artık ayrı bir imparatora gerek olmadığını bildiriyordu.
Bu anlatının en etkili biçimi, on sekizinci yüzyılda İngiliz tarihçi Edward Gibbon'ın yazdığı altı ciltlik büyük eserdir. Gibbon, Roma İmparatorluğu'nun ikinci yüzyıldan on beşinci yüzyıla kadar süren uzun «gerileme ve çöküşünü» anlattı.
Gibbon'ın anlatısı, iki yüzyıl boyunca Avrupa'nın bu dönemi düşünme biçimini belirledi. Dördüncü yüzyıldan yedinci yüzyıla kadar olan dönem, klasik Yunan ve Roma'nın parlak başarılarından sonra gelen bir çöküş, bir karanlığa geçiş olarak görüldü. Sanat tarihçileri bu dönemin heykellerini kaba ve beceriksiz, dilbilimciler Latincesini bozulmuş, tarihçiler de siyasal hayatını bir dağılma süreci olarak anlattı.
Gelişme — yeni bir adın doğuşu
Bu tabloya ilk ciddi itiraz, beklenmedik bir yerden, sanat tarihinden geldi. 1901'de Avusturyalı sanat tarihçisi Alois Riegl, Geç Roma döneminin el sanatları üzerine bir kitap yayımladı. Riegl'e göre bu dönemin sanatı, klasik sanatın beceriksiz bir taklidi değil, kendi amaçlarına ve kendi estetik anlayışına sahip yeni bir sanattı. Riegl, bu dönem için Almanca «Spätantike», yani «Geç Antik Çağ» terimini kullanan ilk bilginlerden biri oldu.
Terim, asıl yaygınlığını 1971'de kazandı. O yıl, İrlanda kökenli tarihçi Peter Brown, Geç Antik Çağın Dünyası adlı kısa ve resimli bir kitap yayımladı. Brown, bu dönemi, yaklaşık 150 ile 750 yılları arasında, Britanya'dan Mezopotamya'ya uzanan bir dünyanın büyük bir yaratıcılık ve dönüşüm çağı olarak anlattı. Bu dönemde Hıristiyanlık bir imparatorluk dinine dönüştü, manastırlar ve kutsal adamlar ortaya çıktı, Sasani İran'ı Roma'nın güçlü rakibi oldu ve sonunda İslam yeni bir dünyanın temellerini attı.
Brown'un anlatısının en önemli yeniliği, coğrafyasıydı. Gibbon'ın anlatısı Roma'ya ve Batı Avrupa'ya odaklanıyordu. Brown ise, Doğu Roma'yı, Sasanileri, Suriye ve Mısır'ın Hıristiyan topluluklarını ve erken İslam dünyasını aynı dönemin parçaları olarak ele aldı. Bu bakışa göre, Batı'da imparatorluğun dağılması, bütün dünyanın sonu değil, çok daha geniş bir dönüşümün yalnızca bir parçasıydı.
Dönüş noktası — dönüşüm mü, çöküş mü?
Brown'un yaklaşımı, sonraki otuz yılda büyük bir etki yarattı. Üniversitelerde Geç Antik Çağ bölümleri kuruldu, dergiler yayımlanmaya başladı, dönem, «çöküş» yerine «dönüşüm» sözcüğüyle anılır oldu. Ama bu yaklaşım da eleştirilere uğradı.
2005'te İngiliz arkeolog ve tarihçi Bryan Ward-Perkins, «dönüşüm» dilinin, beşinci ve altıncı yüzyıllarda Batı'da yaşanan gerçek yıkımı gizlediğini savundu. Arkeolojik kanıtlar, bu dönemde Batı'da çanak çömlek üretiminin kalitesinin ve miktarının sert biçimde düştüğünü, kiremitli çatılı evlerin yerini ahşap ve saz yapıların aldığını, madeni para kullanımının azaldığını, hatta evcil hayvanların boyunun küçüldüğünü gösteriyordu. Ward-Perkins'e göre bu, sıradan insanların yaşam koşullarının gerçekten kötüleştiği anlamına geliyordu; buna «dönüşüm» demek, bir tür örtmeceydi.
İtalyan tarihçi Andrea Giardina ise, kavramın zamanda ve mekânda o kadar genişletildiğini savundu ki, artık belirli bir anlamı kalmamıştı. Ona göre, İrlanda'dan Orta Asya'ya, ikinci yüzyıldan dokuzuncu yüzyıla uzanan bir dönemi tek bir adla anmak, farklı bölgelerin ve farklı yüzyılların çok farklı deneyimlerini birbirine karıştırıyordu.
Yaygın yanlış«Antik Çağ 476'da bir günde sona erdi; ertesi gün Orta Çağ başladı.»
476, Batı'da son imparatorun tahttan indirildiği yıl olarak sembolik bir tarihtir; ama o yıl yaşayan insanların çoğu, büyük bir değişim olduğunu fark etmedi bile. Doğu Roma, bin yıl daha sürdü; Batı'daki Roma kurumları, kentleri, hukuku ve Latince, yeni krallıkların içinde yaşamaya devam etti. Tarihçiler bugün bu dönemi, tek bir tarihle değil, yüzyıllara yayılan bir süreçle anlatmayı tercih ediyor.
Cevap — bir ad, bir bakış
Bu yüzyılları neden kendi adıyla anıyoruz? Çünkü bu yüzyıllar, ne klasik antikçağın doğrudan devamıdır ne de Orta Çağ'ın basit bir başlangıcı. Bu dönemde, Roma İmparatorluğu'nun kurumları yaşamaya devam ederken, Hıristiyanlık ve sonra İslam yeni bir dinsel dünya kurdu, Sasani İran'ı ve Doğu Roma, Akdeniz'den Mezopotamya'ya uzanan bir güç dengesi oluşturdu. Bu kendine özgü dünyayı ayrı bir adla anmak, onu kendi terimleriyle anlamayı sağlar. Ama bu ad da tarafsız değildir: Batı'daki gerçek kayıpları gölgede bırakma tehlikesi taşır. Tarihçi için asıl soru, bu yüzyıllarda neyin kaybolduğu kadar neyin yaşamaya devam ettiğidir: süreklilik ile kopuş, aynı dönemin iki yüzüdür. Geç Antik Çağ, bir dönemin adı olduğu kadar, bir bakış açısının da adıdır.
Bugünle bağ — Anadolu'nun geç antik kentleri
Bu tartışma, Türkiye'nin arkeolojisi için de önemlidir. Efes, Afrodisias ve Burdur yakınındaki Sagalassos gibi Anadolu kentleri, dördüncü ve beşinci yüzyıllarda yeni kiliseler, çeşmeler ve yollarla canlılığını korudu; bazıları, altıncı ve yedinci yüzyıllarda depremler, salgınlar ve savaşlarla küçüldü. Bu kentlerdeki kazılar, Geç Antik Çağ'ın bir «dönüşüm» mü yoksa bir «çöküş» mü olduğu sorusuna, bölgeden bölgeye ve kentten kente değişen cevaplar veriyor. Bir çağa ad vermek, onun farklı yerlerde nasıl yaşandığına bakmayı unutturmamalıdır.
Birincil kaynak
Rutilius Namatianus, 417'de Roma'dan ayrılırken kente şöyle seslenir:
Listen, O fairest queen of thy world, Rome, welcomed amid the starry skies, listen, thou mother of men and mother of gods, thanks to thy temples we are not far from heaven: thee do we chant, and shall, while destiny allows, for ever chant. [...] For nations far apart thou hast made a single fatherland; under thy dominion captivity hath meant profit even for those who knew not justice: and by offering to the vanquished a share in thine own justice, thou hast made a city of what was erstwhile a world.
Türkçesi: Dinle, ey kendi dünyanın en güzel kraliçesi Roma, yıldızlı göklerin arasına kabul edilmiş kent; dinle, ey insanların ve tanrıların anası; tapınakların sayesinde göklerden uzak değiliz. Seni övüyoruz ve kader izin verdikçe sonsuza dek öveceğiz. […] Birbirinden uzak uluslardan tek bir yurt yarattın; senin egemenliğin altında, adaleti bilmeyenler için bile boyun eğmek bir kazanç oldu. Yenilenlere kendi hukukundan pay vererek, bir zamanlar bir dünya olanı bir kente dönüştürdün.
Kaynak: Rutilius Namatianus, De reditu suo, I.47–66; J. Wight Duff ve Arnold M. Duff'ın İngilizce çevirisi, Minor Latin Poets (Cambridge, MA: Harvard University Press, Loeb Classical Library, 1934), LacusCurtius. Türkçesi bizim.
- Rutilius, Roma'nın başarısını hangi sözcüklerle anlatıyor? Onun gözünde Roma'yı büyük yapan neydi?
- Bu satırlar, Roma'nın Gotlar tarafından yağmalanmasından yalnızca yedi yıl sonra yazıldı. Bu tarih bilgisi, övgünün tonunu nasıl yeniden okumamızı sağlar?
- Rutilius, tanrıların tapınaklarından söz eden, geleneksel dine bağlı bir soyluydu. Onun bakışı, Hıristiyanlığın yükseldiği bu dönemi nasıl gördüğü hakkında ne söylüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Alois Riegl (1901) — Geç Roma döneminin el sanatları üzerine yazdığı kitapta, bu dönemin sanatının klasik sanatın bozulmuş bir biçimi değil, kendi estetik amaçlarına sahip yeni bir sanat olduğunu savundu; «Geç Antik Çağ» terimini bir dönem adı olarak kullanan ilk bilginlerden biri oldu.
- Peter Brown (1971) — Geç Antik Çağ'ı, Britanya'dan Mezopotamya'ya uzanan geniş bir dünyanın yaratıcı bir dönüşüm çağı olarak anlattı; dinsel yaşamın, kutsal adamların ve yeni toplumsal ilişkilerin, bu dönemi klasik antikçağdan ayıran temel özellikler olduğunu gösterdi.
- Andrea Giardina (1999) — Geç Antik Çağ kavramının zamanda ve mekânda aşırı genişlediğini, bu «patlamanın» kavramı belirsizleştirdiğini ve farklı bölgelerin çok farklı deneyimlerini tek bir çerçeveye sıkıştırdığını savundu.
- Bryan Ward-Perkins (2005) — Arkeolojik kanıtlara dayanarak, beşinci ve altıncı yüzyıllarda Batı'da yaşam koşullarının gerçekten ve sert biçimde kötüleştiğini, «dönüşüm» dilinin bu yıkımı ve sıradan insanların acılarını gizlediğini savundu.
Bu tartışma, dönemlendirmenin nasıl bir bakış açısı taşıdığını gösteriyor. Riegl ve Brown, dönemi kendi değerleriyle anlamak için ona yeni bir ad verdi ve «çöküş» yargısından kurtardı. Giardina, bu adın zamanla anlamını yitirecek kadar genişlediğini hatırlattı. Ward-Perkins ise, yeni adın gerçek kayıpları gözden kaçırmamıza yol açtığını savundu. Bu bakışlar, bir döneme verilen adın, o dönemin neyini görüp neyini göremediğimizi belirlediğini gösteriyor. Doğru ad, belki de tek bir ad değil, farklı bölgeler ve farklı insanlar için farklı sözcükleri birlikte kullanabilmektir.
Derine İn
Geç Antik Çağ tartışmasının bir boyutu da, bu dönemin nerede bittiğiyle ilgilidir. Belçikalı tarihçi Henri Pirenne, 1937'de yayımlanan son kitabında, Roma dünyasının asıl sonunun beşinci yüzyıldaki Germen istilaları değil, yedinci yüzyılda İslam'ın yükselişi olduğunu savundu. Ona göre Germen krallıkları, Akdeniz'in ekonomik ve kültürel birliğini bozmamıştı; bu birliği asıl bölen, Akdeniz'in güney ve doğu kıyılarının Arap fetihleriyle yeni bir dünyaya katılmasıydı. Pirenne'in ünlü tezine göre, Muhammed olmasaydı, Şarlman düşünülemezdi. Bu tez, sonraki arkeolojik araştırmalarla büyük ölçüde değiştirildi; ama Roma dünyasının sonunu tek bir istila tarihine bağlamak yerine, uzun bir süreç olarak görme eğilimini güçlendirdi.
Geç Antik Çağ'ın coğrafyası da tartışmalıdır. Brown'un anlatısı, dönemin Doğu Roma'yı ve Sasani İran'ı da kapsadığını vurgular. Bu bakış, Konstantinopolis'in ve Ktesifon'un, yani iki imparatorluğun başkentlerinin, birbirini karşılıklı olarak etkileyen iki büyük merkez olduğunu gösterir. İki imparatorluk, yüzyıllar boyunca savaştı; ama aynı zamanda elçiler, tüccarlar, din adamları ve sanatçılar aracılığıyla birbirinden etkilendi. Sasani sarayının törenleri ve simgeleri, Konstantinopolis'in saray kültürünü etkiledi; iki imparatorluğun hükümdarları, birbirlerine «kardeş» diye hitap eden mektuplar yazdı. Bu bakış, Geç Antik Çağ'ı yalnızca Roma'nın değil, bütün Batı Asya ve Akdeniz dünyasının ortak tarihi olarak görmemizi sağlar.
Kavramın dili de bir tartışma konusudur. «Geç» sözcüğü, bir şeyin sonuna yaklaşıldığını, yani yine bir tür gerilemeyi ima eder. Bazı tarihçiler, bu dönemi başka adlarla anmayı önerdi; ama «Geç Antik Çağ» terimi, bütün eleştirilere rağmen yerleşti. Bu, dönemlendirmenin yalnızca bilimsel bir karar değil, aynı zamanda bir alışkanlık ve bir akademik kurumlaşma meselesi olduğunu gösterir: bir kez yerleşen bir ad, üniversite bölümlerine, dergilere ve ders kitaplarına girdikten sonra, kolayca değiştirilemez.
Son olarak, Geç Antik Çağ tartışması, tarihçinin kendi döneminin kaygılarından da etkilenir. Gibbon, Aydınlanma'nın akılcılığıyla dini bir gerileme nedeni olarak gördü. Brown, 1960'ların ve 1970'lerin, kültürel çeşitliliğe ve dinsel deneyime ilgi duyan ortamında, dönemin yaratıcılığını öne çıkardı. Ward-Perkins, yirmi birinci yüzyılın başında, «dönüşüm» dilinin fazla iyimser olduğunu, gerçek yıkımların da adlandırılması gerektiğini hatırlattı. Her kuşak, geçmişe kendi sorularıyla bakar; Geç Antik Çağ kavramının tarihi, bunun en iyi örneklerinden biridir.
Bu iki uç arasında orta bir yol arayan tarihçiler de oldu. İngiliz tarihçi Averil Cameron, Akdeniz dünyasının Geç Antik Çağ'ını anlattığı kitabında, dönemin tek bir sözcükle özetlenemeyeceğini vurguladı. Batı'da siyasal parçalanma ve ekonomik daralma yaşanırken, Doğu Akdeniz'in kentleri altıncı yüzyıla kadar canlılığını korudu; Konstantinopolis, bu yüzyıllarda Akdeniz'in en kalabalık kenti olarak kaldı. Bu bakışa göre, aynı dönem, İtalya'nın bir köylüsü için yoksullaşma, Suriye'nin bir tüccarı için ise zenginleşme anlamına gelebilirdi. Geç Antik Çağ, bu yüzden, birbirinden farklı deneyimlerin yan yana yaşandığı bir dönemin adıdır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Edward Gibbon, The History of the Decline and Fall of the Roman Empire, 6 cilt (Londra: Strahan ve Cadell, 1776–1789).
- Alois Riegl, Die spätrömische Kunst-Industrie nach den Funden in Österreich-Ungarn (Viyana: K. K. Hof- und Staatsdruckerei, 1901).
- Henri Pirenne, Mahomet et Charlemagne (Paris: Félix Alcan; Brüksel: Nouvelle Société d'Éditions, 1937).
- Peter Brown, The World of Late Antiquity, AD 150–750 (Londra: Thames and Hudson, 1971).
- Andrea Giardina, «Esplosione di tardoantico», Studi Storici 40 (1999).
- Bryan Ward-Perkins, The Fall of Rome and the End of Civilization (Oxford: Oxford University Press, 2005).
Arşiv ve kaynak
Gibbon'ın eserinin tam metni Project Gutenberg'de; Rutilius Namatianus'un şiiri, Duff çevirisiyle birlikte LacusCurtius'ta okunabiliyor. Averil Cameron'ın The Mediterranean World in Late Antiquity (1993) kitabı, dönemin kısa ve dengeli bir özetini sunuyor. Sagalassos, Efes ve Afrodisias'taki kazıların sonuçları, kazı ekiplerinin yayınlarında ve müzelerde izlenebiliyor.
Açık sorular
- Geç Antik Çağ ne zaman başladı ve ne zaman bitti: üçüncü yüzyıl krizinde mi, İslam fetihlerinde mi, yoksa başka bir noktada mı?
- «Dönüşüm» ve «çöküş» kavramları, aynı dönemin farklı bölgeleri ve farklı toplumsal grupları için farklı cevaplar mı gerektirir?
- Bir dönemi adlandırmak, onu anlamayı kolaylaştırır mı, yoksa onu önceden yargılamamıza mı yol açar?
Mini sınav
- (Hedef 1) «Geç Antik Çağ» terimini bir dönem adı olarak kullanan ilk bilginlerden biri olan Avusturyalı sanat tarihçisi kimdir? A) Edward Gibbon B) Alois Riegl C) Henri Pirenne D) Peter Brown
- (Hedef 1) 1971'de yayımladığı kitapla Geç Antik Çağ kavramını yaygınlaştıran tarihçi kimdir? A) Peter Brown B) Bryan Ward-Perkins C) Andrea Giardina D) Averil Cameron
- (Hedef 2) Kendi eserini «barbarlığın ve dinin zaferi»ni anlatan bir tarih olarak özetleyen on sekizinci yüzyıl tarihçisi kimdir? A) Rutilius Namatianus B) Alois Riegl C) Edward Gibbon D) Henri Pirenne
- (Hedef 2) Arkeolojik kanıtlara dayanarak «dönüşüm» dilinin Batı'daki gerçek yıkımı gizlediğini savunan tarihçi kimdir? A) Peter Brown B) Alois Riegl C) Henri Pirenne D) Bryan Ward-Perkins
- (Hedef 3) Roma'nın yağmalanmasından yedi yıl sonra kente övgü yazan ve onun yeniden yükseleceğine inanan şair kimdir? A) Rutilius Namatianus B) Romulus Augustulus C) Alarik D) Gibbon
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Geç Antik Çağ bir dönüşüm müydü, yoksa bir çöküş mü?» sorusunu tartış. Cevabında Rutilius Namatianus'un övgüsünü, Gibbon'ın «barbarlığın ve dinin zaferi» özetini, Brown'un dönüşüm yaklaşımını ve Ward-Perkins'in arkeolojik kanıtlarını kullan. Bu soruya verilen cevap, hangi bölgeye ve hangi toplumsal gruba baktığımıza göre değişir mi?
Cevaplar
- B — Bu sanat tarihçisi Alois Riegl'dir.
- A — Bu kavramı Peter Brown yaygınlaştırdı.
- C — Bu tarihçi Edward Gibbon'dır.
- D — Bu görüş Bryan Ward-Perkins'e aittir.
- A — Bu şair Rutilius Namatianus'tur.
Kapsamlı bir cevap, Rutilius'un övgüsünün dönemi yaşayanların bir son duygusu taşımadığını gösterdiğini, Gibbon'ın ise bu dönemi Aydınlanma'nın değerleriyle bir gerileme olarak okuduğunu belirtir. Brown'un Doğu Roma'yı, Sasanileri ve erken İslam dünyasını da kapsayan dönüşüm yaklaşımını, Ward-Perkins'in Batı'daki yaşam koşullarının kötüleştiğini gösteren arkeolojik kanıtlarıyla karşılaştırır. Doğu Akdeniz'in kentleri için dönüşüm, Batı'nın köylüleri için çöküş sözcüğünün daha uygun olabileceğini, cevabın bölgeye ve toplumsal gruba göre değiştiğini tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Rutilius Namatianus'un memleketini yağmalayan topluluklar, Roma'nın kendisinin de kaynaklarında «bütün felaketlerin başlangıcı» diye andığı bir baskıdan kaçıyordu. Dördüncü yüzyılın sonunda, Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırda beliren yeni bir güç, Got krallıklarını dağıttı, Tuna sınırını sarstı ve Kafkasya'yı aşarak Anadolu'ya ve Suriye'ye kadar akın etti. Sonraki bölüm o güce bakıyor: Roma yazarlarının korkuyla ve önyargıyla anlattığı Hunlar kimdi, ve Avrupa'yı gerçekte nasıl sarstılar?