Öğrenme hedefleri
- Han hanedanının Orta Asya'ya yönelmesini, Zhang Qian'ın yolculuklarını ve Çin'i batıya bağlayan ticaret yollarının oluşumunu anlatabileceksin.
- Bu yollarda neyin, kimler aracılığıyla ve hangi ölçekte dolaştığını, Çin ve Roma kaynaklarının birbirine nasıl baktığını açıklayabileceksin.
- «İpek Yolu» adının ve Çin'den Roma'ya uzanan tek bir yol imgesinin nasıl ortaya çıktığını, tarihçilerin yeniden değerlendirmeleri ışığında tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — denizin kıyısında geri dönen elçi
MS 97'de, Han hanedanının Orta Asya'daki komutanı Ban Chao, yardımcılarından Gan Ying'i batıya, Çinlilerin «Büyük Qin» dediği uzak bir ülkeye elçi olarak gönderdi. Çinliler, bu ülkenin, bilinen dünyanın batı ucunda, Çin kadar büyük ve uygar bir imparatorluk olduğunu duymuştu; bugün tarihçilerin çoğu, bu adın Roma İmparatorluğu'nu ya da onun doğudaki eyaletlerini anlattığını düşünür.
Gan Ying, Partya topraklarını geçerek büyük bir denizin kıyısına ulaştı. Oradaki denizciler, onu yolculuktan vazgeçirmeye çalıştı: deniz çok genişti, rüzgâr elverişli olmazsa geçmek iki yıl sürebilirdi; yolcular yanlarına üç yıllık erzak alıyordu; denizde insanın içini sıla özlemi kaplıyordu. Gan Ying, geri döndü. Çin ile Roma, birbirlerinin varlığından haberdardı; ama bir Çinli elçi, Roma'ya hiç ulaşamadı. Bu bölümün sorusu, bu iki ucu birbirine bağlayan yollarla ilgili: İpek Yolu nasıl açıldı, ve gerçekten bir «yol» muydu?
Bağlam — bir ittifak arayışı
Önceki bölümlerde, Han hanedanının kuzeydeki Xiongnu konfederasyonuyla uzun bir çatışma içinde olduğunu görmüştük. MÖ ikinci yüzyılın ortasında, Han sarayı, Xiongnu'ya karşı müttefik aramaya başladı. Batıda, Xiongnu'nun daha önce yenip yurtlarından sürdüğü Yuezhi adlı bir halkın yaşadığı duyulmuştu. Bu halkla bir ittifak kurulabilir miydi?
MÖ 138 civarında, İmparator Wu, bu soruya cevap bulması için Zhang Qian adlı bir saray görevlisini batıya gönderdi. Zhang Qian, yüz kişilik bir kafileyle yola çıktı; ama kısa süre sonra Xiongnu'nun eline düştü ve on yıl kadar esir tutuldu. Bu sürede evlendi, çocuk sahibi oldu; ama görevini unutmadı. Sonunda kaçtı, Ferghana vadisine ve oradan Yuezhi'nin yeni yurduna ulaştı. Ama Yuezhi, yeni topraklarında rahat bir hayat kurmuştu; Xiongnu'ya karşı savaşmaya hiç niyetleri yoktu.
Zhang Qian, geri dönüş yolunda yine Xiongnu'ya yakalandı; bir yıl sonra kaçıp MÖ 126 civarında Chang'an'a döndü. Sima Qian'ın kaydına göre, yola çıkan yüz kişiden yalnızca ikisi geri gelebilmişti: Zhang Qian ve ona yıllarca eşlik eden, iyi bir okçu olan sadık yardımcısı. Görevi, askerî açıdan başarısız olmuştu; ama Zhang Qian, Han sarayına Orta Asya'nın krallıkları, kentleri, ürünleri ve ticaret yolları hakkında o güne kadar bilinmeyen bilgiler getirdi.
Gelişme — göksel atlar ve batıya uzanan yollar
Zhang Qian'ın getirdiği bilgiler arasında, İmparator Wu'nun en çok ilgisini çeken, Ferghana'nın atlarıydı. Bu atlar, Çin'in bozkır atlarından çok daha büyük ve güçlüydü; Xiongnu'ya karşı savaşta büyük bir üstünlük sağlayabilirdi. Çinliler onlara, terlerinin kan gibi kırmızı olduğunu söyleyerek, «kan ter döken atlar» ya da «göksel atlar» adını verdi.
Ferghana seferleri, Han'ın Orta Asya'daki varlığını güçlendirdi. Önceki bölümde gördüğümüz sur hatları batıya, Dunhuang'a ve ötesine uzatıldı; vaha kentlerinde garnizonlar kuruldu. Çin'den batıya giden kervanlar artık bu korunan yollarla, Tarım havzasının kuzeyindeki ve güneyindeki vaha kentlerinden geçerek, Pamir dağlarını aşıp Orta Asya'ya, oradan Partya'ya ve Hindistan'a ulaşabiliyordu. Han elçileri, batıdaki krallıklara ipek ve altın götürdü; batıdan da atlar, üzüm, yonca, cam ve başka yabancı ürünler Çin'e geldi.
Bu ticarette, aradaki tüccarlar büyük kazançlar elde ediyordu. Partlar, Roma ile Çin arasında durdukları için bu ticaretin önemli bir bölümünü denetliyordu. Sonraki yüzyıllarda, Semerkant ve Buhara çevresinden gelen Soğdlu tüccarlar, İpek Yolu'nun en önemli aracıları oldu.
İpeğin bu yollardaki rolü, yalnızca bir ticaret malı olmakla sınırlı değildi. Han devleti, ipeği bir tür para gibi kullanıyordu: batıdaki garnizonlarda görev yapan askerlerin maaşlarının bir bölümü ipek toplarıyla ödeniyor, Xiongnu ile yapılan barış anlaşmalarında da her yıl büyük miktarda ipek gönderiliyordu. Bu ipeğin bir bölümü, göçebelerin ve vaha kentlerinin elinden batıya doğru yeniden satışa çıkıyordu. Yani batıya ulaşan ipeğin önemli bir kısmı, tüccarların değil, Han devletinin harcamalarının bir yan ürünüydü.
Dönüş noktası — Roma'dan bakınca
Roma'da ipek, MÖ birinci yüzyılın sonlarından itibaren, zenginlerin giydiği pahalı bir lüks malı olarak tanınmaya başladı. Ama Romalılar, ipeğin nasıl üretildiğini bilmiyordu. İpeği getirenlere «Seres», yani «ipek insanları» diyorlardı.
Plinius, ipeğin Roma'ya maliyeti konusunda da kaygılıydı.
Yaygın yanlış«İpek Yolu, Çin'den Roma'ya uzanan tek bir yoldu; kervanlar ipeği baştan sona taşıdı.»
İpek Yolu, tek bir yol değil, Çin'den Orta Asya'ya, Güney Asya'ya, İran yaylasına ve Akdeniz kıyılarına uzanan, sürekli değişen kara ve deniz yollarının bir ağıydı. Mallar, çoğu zaman bir kervanla değil, vahadan vahaya, aracıdan aracıya el değiştirerek taşındı; bu yollarda yalnızca ipek değil, atlar, cam, metal, kâğıt, baharat, hastalıklar ve dinler de dolaştı. Yolun kendisine «İpek Yolu» adı da, iki bin yıl sonra, on dokuzuncu yüzyılda verildi.
Cevap — bir yoldan çok bir ağ
İpek Yolu, bir ticaret girişimiyle değil, bir askerî ittifak arayışıyla açıldı. Zhang Qian'ın başarısız diplomatik görevi, Han sarayına batıdaki dünyayı tanıttı; İmparator Wu'nun seferleri ve garnizonları da, kervanların geçebileceği güvenli yolları oluşturdu. Bu yollar, Çin'i vaha kentlerinin ötesindeki Part ve Hint pazarlarına, onlar üzerinden de uzak Akdeniz'e bağladı. Ama Çin ile Roma, bu ağın iki ucunda, birbirini yalnızca belirsiz söylentilerle tanıdı; aradaki halklar, bu ticaretin en büyük kazananlarıydı. Böylece İpek Yolu, iki imparatorluğun birbirini keşfetmesinden çok, aradaki bozkır ve vaha dünyasının zenginleşmesinin, kentleşmesinin ve farklı kültürlerle tanışmasının hikâyesi oldu.
Bugünle bağ — adın gücü
Bugün «İpek Yolu» adı, turizm reklamlarında, müze sergilerinde ve uluslararası ekonomik projelerin adlarında sıkça kullanılıyor. Bu ad, iki ucu birbirine bağlayan romantik bir yol imgesi uyandırıyor. Ama tarihçiler, bu imgenin gerçek tarihi basitleştirdiğini hatırlatıyor: gerçek ağ, çok daha dağınık, yerel ve karmaşıktı. Bir adın, geçmişi nasıl anlamlandırdığımızı nasıl biçimlendirebildiğini gösteren güzel bir örnek. Adı koyan, yalnızca bir yeri değil, o yere nasıl bakılacağını da belirler; «İpek Yolu» adı da, bu ağın içindeki at tüccarlarını, garnizon askerlerini, hacı keşişleri ve sıradan köylüleri, tek bir parlak malın gölgesinde bırakır. Türkiye'nin de bu ağın batı ucundaki Anadolu'da bulunması, bu adın bugün bizim için de taşıdığı çekiciliği açıklıyor.
Birincil kaynak
MS beşinci yüzyılda derlenen Sonraki Han Tarihi, «Büyük Qin» dediği Roma dünyası hakkında şunları yazar:
They traffic by sea with An-hsi [Parthia] and T'ien-chu [India], the profit of which trade is ten-fold. [...] Their kings always desired to send embassies to China, but the An-hsi [Parthians] wished to carry on trade with them in Chinese silks, and it is for this reason that they were cut off from communication. This lasted till the ninth year of the Yen-hsi period during the emperor Huan-ti's reign [A.D. 166] when the king of Ta-ts'in, An-tun, sent an embassy who, from the frontier of Jih-nan [Annam] offered ivory, rhinoceros horns, and tortoise shell. [...] The list of their tribute contained no jewels whatever, which fact throws doubt on the tradition.
Türkçesi: Partya ve Hindistan'la deniz yoluyla ticaret yaparlar; bu ticaretin kazancı on kattır. […] Kralları hep Çin'e elçi göndermek istemiştir; ama Partlar, onlarla Çin ipeği ticareti yapmak istediklerinden, onların iletişim kurmasını engellemiştir. Bu durum, İmparator Huan'ın Yanxi döneminin dokuzuncu yılına [MS 166] kadar sürdü; o yıl Büyük Qin'in kralı Andun, Rinan [Vietnam] sınırından fildişi, gergedan boynuzu ve kaplumbağa kabuğu sunan bir elçilik gönderdi. […] Armağanlarının listesinde hiç mücevher yoktu; bu da anlatılanlar hakkında kuşku uyandırır.
Kaynak: Fan Ye, Hou Hanshu, LXXXVIII; Friedrich Hirth'in İngilizce çevirisi, China and the Roman Orient (Leipzig ve Münih: Georg Hirth; Şanghay: Kelly & Walsh, 1885), archive.org. Türkçesi bizim.
- Çinli tarihçi, Roma ile Çin arasında doğrudan ilişkinin neden kurulamadığını nasıl açıklıyor? Bu açıklama, aracı ticaret hakkında ne söylüyor?
- MS 166'da gelen «elçilik», Roma'nın tipik ürünleri yerine fildişi, gergedan boynuzu ve kaplumbağa kabuğu getirmişti. Çinli yazar bundan hangi sonucu çıkarıyor? Bu elçilerin gerçekte kimler olabileceğini düşünüyorsun?
- Bu metni Plinius'un Seres anlatısıyla karşılaştır: iki uçtaki toplumlar birbirini nasıl görüyordu?
Tarihçiler Tartışıyor
- Ferdinand von Richthofen (1877) — Alman coğrafyacı, Çin'e yaptığı yolculuklar üzerine yazdığı eserde, Han döneminde Çin'i Orta Asya'ya bağlayan yollar için «İpek Yolu» adını kullandı; bu ad, zamanla bütün Asya ticaret ağının adı hâline geldi.
- Xinru Liu (2010) — İpek Yolu'nu dünya tarihinin bir parçası olarak ele aldı; bu ağda ipek kadar dinlerin, özellikle Budizmin, teknolojilerin ve fikirlerin dolaştığını, ticaret ile dinsel alışverişin birbirini beslediğini vurguladı.
- Valerie Hansen (2012) — Arkeolojik buluntulara ve Orta Asya'da bulunan belgelere dayanarak, İpek Yolu ticaretinin sanıldığından çok daha küçük ölçekli ve yerel olduğunu, uzun mesafeli ticaretten çok, vaha kentleri arasındaki kısa mesafeli alışverişlerden oluştuğunu savundu; bu yollarda devlet harcamalarının, özellikle garnizonlara gönderilen ipeğin, özel ticaretten daha önemli olduğunu gösterdi.
- Peter Frankopan (2015) — Dünya tarihini, Avrupa'yı değil, Asya'nın ortasını, «İpek Yolları» dediği ağları merkeze alarak yeniden anlattı; bu bölgenin, yüzyıllar boyunca dünyanın ekonomik ve kültürel kavşağı olduğunu savundu.
Bu tartışma, İpek Yolu'nun ölçeği ve önemi etrafında dönüyor. Richthofen'in verdiği ad, bir yol imgesi yarattı. Liu ve Frankopan, bu ağın dünya tarihindeki merkezî rolünü vurguluyor. Hansen ise, arkeolojik ve belgesel kanıtlara bakarak, ticaretin ölçeğinin abartıldığını, ağın büyük ölçüde yerel ve devlet merkezli olduğunu gösteriyor. Bu bakışlar birlikte, İpek Yolu'nun hem önemli hem de sanıldığından farklı bir şey olduğunu ortaya koyuyor.
Derine İn
İpek Yolu hakkında bildiklerimizin önemli bir bölümü, çölün koruduğu belgelerden geliyor. Tarım havzasının kuru iklimi, ahşap şeritleri, kâğıtları ve kumaşları yüzyıllar boyunca bozulmadan saklayabildi. 1900'lerin ilk on yıllarında, farklı ülkelerden gelen kaşifler, Niya, Loulan ve Dunhuang gibi vaha kentlerinin kalıntılarında binlerce belge buldu. Bu belgeler, uzun mesafeli büyük kervanlardan çok, yerel alışverişleri, vergi kayıtlarını, sözleşmeleri, mektupları ve garnizon hesaplarını anlatır. Dunhuang yakınındaki bir gözetleme kulesinde bulunan ve Soğdlu tüccarların dördüncü yüzyılın başında yazdığı «Eski Mektuplar», Çin'in iç bölgelerinde yaşayan tüccarların, Semerkant'taki ailelerine ve ortaklarına yazdığı kişisel mektuplardır; bunlardan birinde, kocası tarafından Dunhuang'da terk edilmiş bir kadın, yoksulluğunu ve öfkesini anlatır.
Roma ile Çin arasındaki doğrudan ilişki, hâlâ tartışmalıdır. MS 166'da gelen «Andun» elçiliğinin, adı Marcus Aurelius Antoninus olan Roma imparatorunun gönderdiği resmî bir elçilik olduğu uzun süre düşünüldü. Ama pek çok tarihçi, bu kişilerin, Roma'nın resmî elçileri değil, deniz yoluyla Güneydoğu Asya'ya ulaşan ve kendilerini imparatorun elçileri olarak tanıtan tüccarlar olabileceğini düşünür. Getirdikleri armağanların Roma ürünleri değil, Güneydoğu Asya'da bulunabilecek mallar olması, bu görüşü destekler. Çin kaynağının kendisi de, anlatının güvenilirliğinden kuşku duyduğunu açıkça belirtir.
İpek Yolu'nun deniz yolları da, kara yolları kadar önemliydi. Mısır'dan Kızıldeniz'e, oradan Hint Okyanusu'na açılan Roma gemileri, muson rüzgârlarını kullanarak Hindistan'ın batı kıyısındaki limanlara ulaştı. Hindistan'ın güneyindeki kazılarda, Roma sikkeleri, şarap amforaları ve cam eşyalar bulundu. Güneydoğu Asya'da, bugünkü Vietnam'ın güneyindeki Oc Eo'da, Roma sikkeleri ve Hint mallarıyla birlikte bulunan buluntular, bu deniz ağının Çin'in güney kıyılarına kadar uzandığını gösterdi. Gan Ying'in kıyısında geri döndüğü deniz, belki de, iki imparatorluğu birbirinden ayıran asıl engel değil, onları dolaylı olarak birleştiren bir yoldu.
Han'ın batıya uzanan yollarını nasıl yönettiği de arkeolojiyle aydınlandı. 1990'larda, Dunhuang yakınında, Xuanquan adlı bir Han posta istasyonunun kalıntıları kazıldı. Burada bulunan on binlerce yazılı ahşap şerit, istasyondan geçen elçileri, askerleri ve yolcuları, onlara verilen yiyecekleri ve binek hayvanlarını kaydeder. Bu kayıtlar arasında, batıdaki krallıklardan gelen elçilerin ve onlara eşlik edenlerin listeleri de vardır. Xuanquan, İpek Yolu'nun, romantik kervan öykülerinden çok, sıradan bir bürokrasinin günlük kayıtlarıyla işleyen bir devlet yolu olduğunu gösterir.
Son olarak, bu ağın bıraktığı en derin iz, mallardan çok, fikirlerin ve dinlerin dolaşımıdır. Önceki bölümlerde gördüğümüz gibi, Budizm bu yollardan Çin'e ulaştı; sonraki yüzyıllarda Nesturi Hıristiyanlık, Maniheizm ve İslam da aynı yollardan doğuya yayıldı. Kâğıt, pusula ve matbaa batıya, cam yapımı ve bazı tarım ürünleri doğuya gitti. Bu yollardan, aynı zamanda salgın hastalıklar da geçti. İpek Yolu, bu yüzden, bir ticaret yolundan çok, Avrasya'nın farklı toplumlarını birbirine bağlayan ve onları, iyisiyle kötüsüyle, birbirinden etkileyen bir dolaşım ağıydı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Friedrich Hirth, China and the Roman Orient: Researches into Their Ancient and Mediaeval Relations as Represented in Old Chinese Records (Leipzig ve Münih: Georg Hirth; Şanghay: Kelly & Walsh, 1885).
- John Bostock ve H. T. Riley (çev.), The Natural History of Pliny (Londra: Henry G. Bohn, 1855–1857).
- Ferdinand von Richthofen, China: Ergebnisse eigener Reisen und darauf gegründeter Studien, cilt I (Berlin: Dietrich Reimer, 1877).
- Xinru Liu, The Silk Road in World History (New York: Oxford University Press, 2010).
- Valerie Hansen, The Silk Road: A New History (New York: Oxford University Press, 2012).
- Peter Frankopan, The Silk Roads: A New History of the World (Londra: Bloomsbury, 2015).
Arşiv ve kaynak
Hirth'in Çin kaynaklarından çevirileri archive.org'da; Plinius'un Bostock ve Riley çevirisi Perseus Digital Library'de okunabiliyor. Orta Asya'nın vaha kentlerinden çıkan belgelerin fotoğraflarına, British Library'nin öncülük ettiği uluslararası bir sayısallaştırma girişimi üzerinden ulaşılabiliyor.
Açık sorular
- İpek Yolu ticaretinin gerçek ölçeği neydi: büyük kervanların uzun mesafeli ticareti mi, yoksa yerel alışverişlerin bir zinciri mi?
- MS 166'da Çin'e ulaşan «Büyük Qin» elçileri kimlerdi?
- Roma, doğudan gelen lüks mallar yüzünden gerçekten büyük bir ekonomik kayba uğradı mı?
Mini sınav
- (Hedef 1) MÖ 138 civarında İmparator Wu tarafından Xiongnu'ya karşı müttefik bulmak için batıya gönderilen görevli kimdir? A) Gan Ying B) Ban Chao C) Zhang Qian D) Sima Qian
- (Hedef 1) İmparator Wu'nun Ferghana'ya sefer düzenleyerek elde etmek istediği değerli atlara ne ad verilir? A) Bozkır atları B) Göksel atlar C) Savaş arabası atları D) Terakota atlar
- (Hedef 2) Yaşlı Plinius'a göre Seres, ipeği nereden elde ediyordu? A) İpek böceğinin kozasından B) Ağaç yapraklarının üzerindeki tüyden C) Koyun yününden D) Pamuk bitkisinden
- (Hedef 2) Çin kaynağına göre, Roma ile Çin arasında doğrudan ilişkinin kurulmasını hangi halk engelledi? A) Xiongnu B) Yuezhi C) Partlar D) Soğdlular
- (Hedef 3) Çin'i Orta Asya'ya bağlayan yollar için «İpek Yolu» adını kullanan Alman coğrafyacı kimdir? A) Friedrich Hirth B) Ferdinand von Richthofen C) Peter Frankopan D) Valerie Hansen
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «İpek Yolu gerçekten bir yol muydu?» sorusunu tartış. Cevabında Zhang Qian'ın görevini, Gan Ying'in geri dönüşünü, Sonraki Han Tarihi'nin Partlar hakkındaki açıklamasını, Plinius'un Seres anlatısını ve Hansen'in görüşlerini kullan. «İpek Yolu» adı, bu ağın hangi yönlerini öne çıkarıyor, hangilerini gizliyor?
Cevaplar
- C — Batıya gönderilen görevli Zhang Qian'dır.
- B — Bu atlara göksel atlar denir.
- B — Plinius, ipeğin ağaç yapraklarındaki tüyden elde edildiğini sanıyordu.
- C — Doğrudan ilişkiyi Partlar engelledi.
- B — Bu adı Ferdinand von Richthofen kullandı.
Kapsamlı bir cevap, İpek Yolu'nun bir ticaret girişimiyle değil, Zhang Qian'ın askerî ittifak arayışıyla açıldığını, Gan Ying'in Roma'ya ulaşamadığını ve Çin kaynağına göre Partların aracı ticareti denetlemek için doğrudan ilişkiyi engellediğini belirtir. Plinius'un ipeğin kaynağını bile bilmediğini, bu yüzden iki ucun birbirini yalnızca söylentilerle tanıdığını açıklar. Hansen'in gösterdiği gibi ticaretin büyük ölçüde yerel ve devlet merkezli olduğunu hatırlatarak, «İpek Yolu» adının tek bir yol ve tek bir mal imgesini öne çıkardığını, ama ağın çok yönlü, dağınık ve yalnızca ipekle sınırlı olmayan yapısını gizlediğini tartışır.
Serinin sonu
Bu bölümle «Antik Çin» kursu sona eriyor. Kurs, eczanelerde satılan yazılı kemiklerin izini sürerek Sarı Nehir kıyısındaki Shang hanedanıyla açıldı; Zhou'nun meşruiyet fikrini, yedi devletin iki buçuk yüzyıllık rekabetini, bu kargaşaya verilen üç büyük düşünce cevabını, Sun Tzu'nun savaş kitabını, İlk İmparator'un birleştirdiği ülkeyi, Terakota Ordusu'nu ve kuzeydeki surları, Han'ın dört yüzyıllık bürokrasisini izledi; burada, Çin'i batıya bağlayan yolların nasıl açıldığı sorusuyla kapandı. Programda sırada «Geç Antik Çağ ve Kavimler Göçü» kursu var. Bu kurs, Han'ın ve Roma'nın aynı yüzyıllarda sarsıldığı, bozkırdan gelen toplulukların Avrasya'nın iki ucunu da etkilediği bir döneme bakıyor. İlk bölüm, tarihçilerin bu döneme neden ayrı bir ad verdiğini soruyor: «Geç Antik Çağ» neden ayrı bir dönem?