İçeriğe geç

Bölüm DT-111.07 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Terakota Ordusu

DT-111 Antik Çin

2.688 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 246–MÖ 206
Bölge
Doğu Asya
Tema
Kaynaklar · İmparatorluk · Din
Kişiler
Qin Shi Huang · Huhai · Sima Qian · Édouard Chavannes · Lothar Ledderose · Jane Portal · Andrew Bevan · Marcos Martinón-Torres
Yerler
Lintong · Li dağı · Xianyang · Xi'an
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • 1974'te bulunan Terakota Ordusu'nun ne olduğunu, İlk İmparator'un mezar kompleksi içindeki yerini ve nasıl üretildiğini anlatabileceksin.
  • Sima Qian'ın mezar tasvirini arkeolojik buluntularla karşılaştırarak, yazılı kaynakların ve maddi kanıtların birbirini nasıl tamamladığını ve nerede ayrıldığını açıklayabileceksin.
  • Terakota askerlerin «bireysel portreler» olup olmadığı ve mezarın neden açılmadığı gibi tartışmaları, bilimsel yöntemlerin katkısıyla değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — kuyudaki kırık baş

1974'ün ilkbaharında, Kuzeybatı Çin'deki Xi'an kentinin yakınında, Lintong bölgesinde, kuraklıktan bunalan birkaç köylü bir kuyu kazıyordu. Birkaç metre derinlikte, kürekleri pişmiş topraktan yapılmış parçalara çarptı: kırık bir gövde, bir kol, sonra insan boyutunda bir baş. Köylüler önce bunların eski bir tapınağın heykelleri olduğunu düşündü. Haber yerel yetkililere, oradan arkeologlara ulaştı.

Arkeologlar kazmaya başladığında, karşılarına çıkan şey, kimsenin beklemediği bir ölçekteydi: savaş düzeninde sıralanmış, insan boyutunda binlerce asker heykeli, atları, savaş arabaları ve gerçek tunç silahlar. Bu, dünyanın gördüğü en büyük arkeolojik buluntulardan biriydi. Ama işin en şaşırtıcı yanı başka bir şeydi: bu ordunun varlığından, Qin Shi Huang'ın hayatını ve mezarını ayrıntılı biçimde anlatan hiçbir eski kaynak söz etmiyordu. Bu bölümün sorusu, bu sessizlikle ilgili: Terakota Ordusu neydi, neden yapıldı ve neden kimse ondan söz etmedi?

Bağlam — bir dağın içindeki mezar

Önceki bölümde, Qin Shi Huang'ın ölümsüzlük arayışını ve büyük yapı işlerini görmüştük. Bu yapı işlerinin en büyüğü, onun kendi mezarıydı. Mezarın yapımına, Ying Zheng daha on üç yaşında Qin tahtına çıktığında başlanmıştı; imparatorluk kurulduktan sonra, çalışma dev bir ölçek kazandı. Mezar, başkent Xianyang'ın doğusunda, Li dağının eteğinde, yapay bir tepenin altında yer alıyordu.

Qin Shi Huang, MÖ 210'da, imparatorluğun doğusunda bir yolculuk sırasında öldü. Ölümü, başkente dönülene kadar gizli tutuldu.

Gelişme — toprağın altındaki ordu

1974'teki ilk buluntunun ardından, arkeologlar mezar tepesinin yaklaşık bir buçuk kilometre doğusunda üç büyük çukur ortaya çıkardı. Birinci çukur en büyüğüydü: dikdörtgen bir alanda, toprak duvarlarla ayrılmış koridorlarda, savaş düzeninde sıralanmış binlerce piyade askeri, okçular ve savaş arabaları. İkinci çukurda süvariler, okçular ve arabalar karışık bir düzende duruyordu; üçüncü ve en küçük çukur ise, ordunun komuta merkezi gibi görünüyordu. Bugüne kadar ancak bir bölümü kazılan bu çukurlarda, toplam asker sayısının yedi ile sekiz bin arasında olduğu tahmin ediliyor.

Askerler, farklı rütbelere ve görevlere göre farklı giysiler, zırhlar ve saç biçimleriyle yapılmıştı. Ellerinde, gerçek tunç kılıçlar, mızraklar ve arbaletler vardı; bu silahların binlercesi günümüze ulaştı. Heykeller başlangıçta, parlak renklerle boyanmıştı: kırmızı, yeşil, mavi, mor ve pembe. Bu renklerin çoğu, yüzyıllar içinde ya da kazı sırasında, havayla temas edince hızla solup döküldü.

Terakota ordusu, mezar kompleksinin yalnızca bir parçasıydı. Sonraki kazılarda, tepenin çevresinde, taş zırhlarla dolu bir çukur, akrobatların ve müzisyenlerin heykelleri, devlet görevlilerini temsil eden figürler, tunç su kuşlarının bulunduğu bir çukur ve gerçek boyutun yarısı büyüklüğünde, ayrıntılı biçimde yapılmış iki tunç araba ortaya çıktı. Bütün bu buluntular, imparatorun öbür dünyada da bir sarayı, bir ordusu, bir yönetimi ve eğlenceleriyle birlikte yaşamayı sürdüreceği bir dünyanın canlandırıldığını düşündürür.

Bu buluntuların en inceliklisi, 1980'de mezar tepesinin hemen batısında bulunan iki tunç arabadır. Dört atın çektiği bu arabalar, binlerce ayrı tunç parçadan oluşur; üzerlerinde altın ve gümüş süslemeler, ince tunç şeritlerden örülmüş dizginler ve açılıp kapanabilen pencereler vardır. Arabalardan biri, imparatorun yolculuklarında kullandığı kapalı arabanın küçültülmüş bir kopyası gibi görünür. Bu arabalar, Qin dökümcülerinin ulaştığı teknik düzeyin ve imparatorun öbür dünyada da yolculuklarını sürdüreceği inancının somut kanıtlarıdır.

Dönüş noktası — kaynaklar ne söylüyor, toprak ne söylüyor?

Sima Qian, İlk İmparator'un mezarını ayrıntılı biçimde anlatır. Bu anlatıda, mezar odasının içindeki saraylar, cıvadan yapılmış ırmaklar ve denizler, tavanda gökyüzünün işaretleri, mezara girmeye çalışanları vuracak otomatik arbaletler vardır. Ama Sima Qian, mezar tepesinin dışında, bir buçuk kilometre ötedeki binlerce asker heykelinden hiç söz etmez.

Bu sessizliğin birkaç olası açıklaması vardır. Sima Qian, ordunun varlığını bilmiyor olabilir; çukurlar, Qin'in çöküşünden kısa süre sonra, isyancılar tarafından yakılıp yıkılmış ve üzerleri toprakla kapanmış olabilir. Çukurlarda bulunan yangın izleri ve kırılmış heykeller, bu olasılığı destekler. Ya da Sima Qian, mezarın asıl merkezine odaklanarak, çevredeki çukurları önemsiz bir ayrıntı saymış olabilir.

Sima Qian'ın anlatısı, mezarın karanlık bir yüzünü de aktarır. Ona göre, İkinci İmparator, babasının çocuğu olmayan saray kadınlarının da onunla birlikte ölmesini buyurdu. Cenaze bittikten sonra, mezarın içindeki düzenekleri kuran ve hazineleri gizleyen işçilerin, mezarın sırlarını açığa vurabileceği söylendi; mezarın iç ve dış kapıları kapatıldı ve işçilerin hiçbiri dışarı çıkamadı. Bu anlatının ayrıntıları doğrulanamıyor; ama mezar kompleksinin çevresinde bulunan işçi mezarlıkları, bu dev yapının insan hayatı açısından bedelinin ağır olduğunu gösteriyor.

Yaygın yanlış«Terakota askerlerin her biri, gerçek bir askerin portresidir.»
Doğrusu

Askerlerin yüzleri birbirinden farklı görünse de, heykeller sınırlı sayıda standart kalıptan üretilen parçalar birleştirilerek yapıldı ve sonra elle ayrıntılandırıldı. Bu ayrıntılandırma, her heykele bireysel bir görünüm kazandırdı; ama belirli kişilerin portresi oldukları yönündeki yaygın iddiayı destekleyen bir kanıt yoktur. Gerçekçilik, portre olmaktan çok, bir ordunun çeşitliliğini canlandırma amacına hizmet ediyordu.

Cevap — öbür dünya için bir imparatorluk

Terakota Ordusu, İlk İmparator'un öbür dünyada da imparatorluğunu sürdüreceği inancıyla kurulan dev bir mezar kompleksinin, yalnızca bir parçasıydı. Onu mümkün kılan, önceki bölümde gördüğümüz Qin devletinin gücüydü: yüz binlerce işçiyi toplayabilen, standart parçalarla seri üretim yapabilen ve her ürünün üreticisini kaydeden bir bürokrasi. Sima Qian'ın ondan söz etmemesi, yazılı kaynakların, ne kadar ayrıntılı olursa olsun, geçmişin ancak bir bölümünü anlattığını hatırlatır; toprağın altında, hiçbir kitabın anmadığı bir ordu bekleyebiliyordu. Aynı zamanda, arkeoloji de her şeyi söylemez: askerlerin kimin elinden çıktığını damgalar anlatır, ama onları yapanların nasıl yaşadığını, ne düşündüğünü ancak dolaylı olarak tahmin edebiliriz.

Bugünle bağ — açılmayan mezar

Bugün Terakota Ordusu, her yıl milyonlarca ziyaretçinin geldiği bir müzede sergileniyor. Ama İlk İmparator'un asıl mezarı, yani tepenin altındaki mezar odası, hâlâ açılmadı. Arkeologlar, mezarı açmanın, içindeki boyaları, ahşabı ve kumaşları geri dönülmez biçimde bozabileceğinden, bunları koruyacak teknolojinin henüz yeterli olmadığından endişe ediyor. Bazı araştırmalar, mezar tepesinin toprağında olağandışı yüksek cıva düzeyleri ölçüldüğünü bildirdi; bu, Sima Qian'ın cıva ırmakları anlatısının bir gerçeklik payı taşıyabileceğini düşündürüyor. Kazmamak, bazen bir arkeoloğun verebileceği en sorumlu karardır. Bugün sabırla bırakılan bir mezar, belki yarının araçlarıyla, bugün hayal edemediğimiz soruların cevabını verecek.

Birincil kaynak

Sima Qian, İlk İmparator'un Li dağındaki mezarını şöyle anlatır:

Dès le début de son règne, Che-hoang avait fait creuser et arranger la montagne Li. Puis, quand il eut réuni dans ses mains tout l'empire, les travailleurs qui y furent envoyés furent au nombre de plus de sept cent mille. [...] Des artisans reçurent l'ordre de fabriquer des arbalètes et des flèches automatiques ; si quelqu'un avait voulu faire un trou et s'introduire (dans la tombe), elles lui auraient soudain tiré dessus. On fit avec du mercure les cent cours d'eau, le Kiang, le Ho, et la vaste mer ; des machines le faisaient couler et se le transmettaient les unes aux autres. En haut étaient tous les signes du ciel ; en bas toute la disposition géographique.

Türkçesi: Shi Huang, saltanatının başından beri Li dağını kazdırıp düzenletmişti. Sonra bütün imparatorluğu elinde birleştirince, oraya gönderilen işçilerin sayısı yedi yüz bini aştı. […] Ustalara, arbaletler ve kendiliğinden atan oklar yapmaları buyruldu; biri delik açıp mezara girmek isteseydi, oklar birden ona ateş edecekti. Cıvadan yüz ırmak, Yangzi, Sarı Nehir ve geniş deniz yapıldı; makineler onu akıtıyor ve birinden öbürüne aktarıyordu. Yukarıda göğün bütün işaretleri, aşağıda yeryüzünün bütün düzeni vardı.

Kaynak: Sima Qian, Shiji, VI; Édouard Chavannes'ın Fransızca çevirisi, Les Mémoires historiques de Se-ma Ts'ien, cilt II (Paris: Ernest Leroux, 1897), Vikikaynak. Türkçesi bizim.

  1. Sima Qian'ın anlattığı mezarda hangi öğeler var? Bu öğeler, mezarın bir tür «evren» olarak tasarlandığını nasıl gösteriyor?
  2. Sima Qian, bu anlatıyı olaylardan yaklaşık yüz yıl sonra yazdı. Onun anlatısındaki hangi ayrıntılar arkeolojiyle sınanabilir, hangileri sınanamaz?
  3. Bu anlatıda Terakota Ordusu'ndan hiç söz edilmemesi, yazılı kaynakların sınırları hakkında ne düşündürüyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Lothar Ledderose (2000) — Çin sanatında modüler üretimi inceledi; Terakota Ordusu'nun, sınırlı sayıda standart parçanın birleştirilmesiyle ve iş bölümüne dayalı atölyelerde üretildiğini, bu yöntemin Çin'in bürokratik örgütlenmesiyle ve seri üretim geleneğiyle yakından ilişkili olduğunu gösterdi.
  • Jane Portal (2007) — British Museum'daki büyük serginin kataloğunun editörü olarak, Terakota Ordusu'nu tek başına bir sanat harikası olarak değil, imparatorun öbür dünya için kurduğu bütün bir evrenin, sarayın, yönetimin ve eğlencenin parçası olarak sundu.
  • Andrew Bevan (2014) — Bir araştırma ekibiyle birlikte, bilgisayarlı görüntü analiziyle askerlerin kulaklarını karşılaştırdı; her kulağın biçiminin farklı olduğunu bularak, modüler üretime rağmen her heykelin ayrı ayrı elle işlendiğini gösterdi ve bireysellik tartışmasına ölçülebilir bir kanıt getirdi.
  • Marcos Martinón-Torres (2019) — Bir araştırma ekibiyle birlikte, Terakota silahlarının iyi korunmasının, uzun süredir iddia edildiği gibi eski bir krom kaplama tekniğinden değil, silahların çevresindeki verniğin içerdiği kromdan ve toprağın koşullarından kaynaklandığını gösterdi.

Bu tartışma, Terakota Ordusu'nun hem bir sanat eseri, hem bir üretim düzeninin kanıtı, hem de bilimsel bir sınama alanı olduğunu gösteriyor. Ledderose, ordunun arkasındaki bürokratik üretim düzenine bakıyor. Portal, onu bütün bir mezar evreninin içinde anlamaya çalışıyor. Bevan ve Martinón-Torres ise, yıllardır tekrarlanan iddiaları, yani askerlerin bireyselliğini ve silahların kaplamasını, laboratuvar yöntemleriyle sınıyor. Bu çalışmalar, en ünlü buluntuların bile, dikkatli bir sorgulamayla yeniden değerlendirilebileceğini gösteriyor.

Derine İn

Terakota Ordusu'nun keşfi, kültürel mirasın korunmasında da yeni sorunlar doğurdu. Heykellerin üzerindeki boyalar, yüzyıllarca nemli toprağın altında korunmuştu; ama kazı sırasında havayla temas edince, birkaç dakika içinde kıvrılıp dökülmeye başladı. Bu yüzden ilk kazılarda ortaya çıkan pek çok heykel, bugün gri görünür; oysa başlangıçta parlak renklere sahiptiler. Sonraki yıllarda, Çinli ve Alman uzmanlar, boyaları korumak için özel kimyasal yöntemler geliştirdi. Bugün kazılar, çok daha yavaş ve dikkatli yürütülüyor; çukurların büyük bölümü, bu yöntemler olgunlaşana kadar kasıtlı olarak kazılmadan bırakılıyor.

Terakota Ordusu'nun yapım süreci, Qin'in çalışma düzenine de ışık tutar. Heykeller, farklı atölyelerde üretildi; bazı atölyeler devletin kendi atölyeleriydi, bazıları ise yerel zanaatkârların atölyeleri olabilir. Kil, yakın bölgelerden getirildi; heykeller, büyük fırınlarda pişirildi. Silahların üzerindeki yazılar, bazılarının, İlk İmparator'un birleşmeden önceki yıllarda, farklı tarihlerde üretildiğini gösterir; yani ordu, uzun bir süre boyunca, adım adım oluşturuldu. Bu ayrıntılar, Terakota Ordusu'nu, tek bir dâhinin eseri değil, binlerce isimsiz işçinin ve zanaatkârın yıllara yayılan emeğinin ürünü olarak görmemizi sağlar.

Terakota Ordusu'nun yapılması, bir anlamda Çin'in cenaze geleneklerinde bir değişimi de gösterir. Önceki bölümlerde, Shang kral mezarlarında kralla birlikte gerçek insanların gömüldüğünü görmüştük. Qin döneminde de, Sima Qian'ın yazdıkları doğruysa, çocuğu olmayan saray kadınları imparatorla birlikte ölüme gönderildi; mezarın sırlarını bilen işçiler, mezarın içinde bırakıldı. Ama binlerce askerin ve hizmetkârın, gerçek insanlar yerine kilden temsillerle gömülmesi, insan kurbanının yerini giderek temsillere bıraktığı uzun bir sürecin parçası olarak da yorumlanır. Han döneminde, kilden figürlerle gömme geleneği, çok daha küçük ölçekte de olsa sürdü.

Son olarak, Terakota Ordusu, bugün Çin'in dünyaya kendini tanıttığı en güçlü imgelerden biri hâline geldi. Heykellerin bir bölümü, dünyanın dört bir yanındaki müzelerde düzenlenen sergilerde gösterildi; bu sergiler, milyonlarca insanı Çin'in antik tarihiyle tanıştırdı. Böylece, öbür dünyada bir imparatoru korumak için yapılan bir ordu, yirminci yüzyılın sonunda, bir ülkenin kültürel diplomasisinin elçisine dönüştü.

Çukurların neden yanmış ve yıkılmış olarak bulunduğu da tartışılır. Sima Qian, Qin'in çöküşünden sonra başkente giren isyancı önder Xiang Yu'nun Qin saraylarını ateşe verdiğini anlatır. Bazı arkeologlar, Terakota Ordusu'nun çukurlarındaki yangın izlerini ve kırılmış heykelleri, bu dönemin yağmalarına bağlar; çünkü askerlerin ellerindeki pek çok gerçek silah eksikti ve çukurların tavanları çökmüştü. Ama yangının ne zaman ve kimin tarafından çıkarıldığını kesin olarak gösteren bir kanıt yok. Bu belirsizlik, arkeolojik bir buluntuyu yazılı bir anlatıdaki bir olaya bağlamanın ne kadar dikkat gerektirdiğini gösterir.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Édouard Chavannes (çev.), Les Mémoires historiques de Se-ma Ts'ien, cilt II (Paris: Ernest Leroux, 1897).
  • Lothar Ledderose, Ten Thousand Things: Module and Mass Production in Chinese Art (Princeton: Princeton University Press, 2000).
  • Jane Portal (ed.), The First Emperor: China's Terracotta Army (Londra: British Museum Press, 2007).
  • Mark Edward Lewis, The Early Chinese Empires: Qin and Han (Cambridge, MA: Belknap Press of Harvard University Press, 2007).
  • Andrew Bevan ve diğerleri, «Computer Vision, Archaeological Classification and China's Terracotta Warriors», Journal of Archaeological Science 49 (2014).
  • Marcos Martinón-Torres ve diğerleri, «Surface Chromium on Terracotta Army Bronze Weapons Is Neither an Ancient Anti-Rust Treatment nor the Reason for Their Good Preservation», Scientific Reports 9 (2019).

Arşiv ve kaynak

Chavannes'ın Sima Qian çevirisinin altıncı bölümü, Fransızca Vikikaynak'ta tam metin olarak okunabiliyor. İlk İmparator'un mezar kompleksi, 1987'den beri UNESCO Dünya Mirası listesinde; Xi'an yakınlarındaki müze, üç çukuru ve tunç arabaları ziyarete açık olarak sergiliyor.

Açık sorular

  • Sima Qian, Terakota Ordusu'ndan neden hiç söz etmedi?
  • İlk İmparator'un mezar odası, hangi teknolojik güvenceler sağlandığında açılmalı?
  • Terakota askerlerin bireysel görünümleri, gerçek kişileri mi, yoksa ordunun çeşitliliğini mi canlandırıyordu?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Terakota Ordusu ilk kez hangi yılda, nasıl bulundu? A) 1928'de arkeologların sistemli kazısıyla B) 1974'te köylülerin kuyu kazarken C) 1987'de UNESCO'nun araştırmasıyla D) 2002'de bir kuyunun içinde bambu şeritlerle birlikte
  2. (Hedef 1) Terakota askerlerin, sınırlı sayıda standart parçanın birleştirilmesiyle üretilmesine ne ad verilir? A) Modüler üretim B) Kitap yakma C) Koruma arkeolojisi D) Komutanlık düzeni
  3. (Hedef 2) Sima Qian'ın mezar tasvirinde, mezar odasının içindeki ırmakların ve denizlerin neyden yapıldığı söylenir? A) Altından B) Tunçtan C) Cıvadan D) Yeşimden
  4. (Hedef 2) Terakota askerlerin üzerindeki kazınmış ya da damgalanmış yazılar neyi gösterir? A) Askerlerin adlarını B) Heykelleri üreten atölyelerin ve usta başlarının adlarını C) İmparatorun övgülerini D) Savaşların tarihlerini
  5. (Hedef 3) Askerlerin kulaklarını bilgisayarlı görüntü analiziyle karşılaştırarak her heykelin ayrı ayrı elle işlendiğini gösteren araştırmacı kimdir? A) Lothar Ledderose B) Jane Portal C) Andrew Bevan D) Marcos Martinón-Torres

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Yazılı kaynaklar mı, arkeoloji mi?» sorusunu Terakota Ordusu üzerinden tartış. Cevabında Sima Qian'ın mezar tasvirini, onun Terakota Ordusu hakkındaki sessizliğini, ustaların adlarını taşıyan yazıları ve Bevan ile Martinón-Torres'in bilimsel çalışmalarını kullan. Bu iki kanıt türü, birbirini nasıl tamamlar ve nerede birbirini düzeltir?

Cevaplar

  1. B — Terakota Ordusu 1974'te köylülerin kuyu kazarken bulundu.
  2. A — Bu üretim yöntemine modüler üretim denir.
  3. C — Sima Qian'a göre ırmaklar ve denizler cıvadan yapılmıştı.
  4. B — Bu yazılar atölyelerin ve usta başlarının adlarını gösterir.
  5. C — Bu araştırma Andrew Bevan ve ekibine aittir.

Kapsamlı bir cevap, önce mezar odasının yazılı tasvirini ele alır: Sima Qian onu ayrıntılı biçimde anlatır ve bazı araştırmalarda ölçülen yüksek cıva düzeyleri, bu anlatının bir gerçeklik payı taşıyabileceğini düşündürür. Ama Sima Qian'ın Terakota Ordusu'ndan hiç söz etmemesinin, yazılı kaynakların sınırlarını gösterdiğini açıklar. Ustaların adlarını taşıyan yazıların Qin'in bürokratik üretim düzenini ortaya koyduğunu, Bevan'ın ve Martinón-Torres'in çalışmalarının ise yaygın iddiaları bilimsel yöntemlerle sınadığını tartışarak, iki kanıt türünün birbirini hem tamamladığını hem de düzelttiğini gösterir.

Sonraki bölüme köprü

Terakota askerleri, imparatoru öbür dünyada korumak için dizilmişti; ama İlk İmparator'un yaşarken en çok kaygılandığı düşmanlar, kuzeydeki bozkırda yaşıyordu. Onlara karşı generali Meng Tian'ı üç yüz bin askerle gönderdi ve mahkûmları sınırda sur inşa etmeye yolladı. Sonraki bölüm o surlara bakıyor: bugün Çin Seddi adıyla bilinen yapı gerçekte neydi, kimi durdurmak için yapıldı, ve «uzaydan görülen tek parça duvar» imgesi nereden geldi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: kuru bir tarlada kazılan bir kuyu; kürekten sonra toprağın içinden beliren pişmiş topraktan bir yüz.
  • 1:10–2:40 Bağlam: yapay bir tepenin kesiti; çevresine yayılan çukurların haritası.
  • 2:40–4:45 Gelişme — toprağın altındaki ordu: sıra sıra dizilmiş askerlerin yukarıdan görünümü; renklerin havayla temas edince yavaşça solması.
  • 4:45–7:00 Dönüş noktası — kaynaklar ne söylüyor, toprak ne söylüyor?: bir kitabın sayfalarındaki cıva ırmakları; ardından kitapta hiç yer almayan bir ordu; bir heykelin üzerindeki küçük damga.
  • 7:00–9:00 Kapanış: hâlâ açılmamış bir tepenin üzerinde gün batımı.

Kişiler yüzsüz silüet; mezarda bırakılan işçiler ve saray kadınlarıyla ilgili anlatım gösterilmez, yalnızca kapanan bir kapıyla simgelenir.