Öğrenme hedefleri
- Savaşan Devletler döneminin kargaşasına cevap olarak ortaya çıkan Konfüçyüsçülüğün, Daoculuğun ve yasacılığın temel fikirlerini anlatabileceksin.
- Bu üç düşünce geleneğinin iyi yönetim, insan doğası, yasa ve ahlak konusundaki farklı cevaplarını, kendi metinlerinden örneklerle karşılaştırabileceksin.
- «Okul» adlandırmalarının sonradan yapılmış sınıflandırmalar olduğunu hesaba katarak, bu geleneklerin sonraki Çin devletini nasıl birlikte biçimlendirdiğini değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — ırmak geçidini soran adam
Analektler'de anlatılan bir öyküye göre, Konfüçyüs bir gün öğrencileriyle yolculuk ederken bir ırmağın kıyısına geldi. Yakındaki tarlada iki adam birlikte çalışıyordu. Konfüçyüs, öğrencisi Zilu'yu onlara ırmağın geçidini sormaya gönderdi. Adamlardan biri, arabadakinin Lu'lu Konfüçyüs olduğunu öğrenince alayla, «O geçidi bilir» dedi. Öbürü ise Zilu'ya şunu söyledi: bütün dünyaya kabaran bir sel gibi düzensizlik yayılmış; onu kim değiştirebilir? Bir hükümdardan öbürüne kaçan bir adamın ardından gitmektense, dünyadan bütünüyle çekilmiş olanların ardından gitsen daha iyi olmaz mı? Sonra tohumları örtmeye devam etti.
Zilu, bu sözleri ustasına aktardığında, Konfüçyüs iç çekerek cevap verdi: insan, kuşlarla ve hayvanlarla bir arada yaşayamaz; insanlarla birlikte olmazsa, kiminle olacaktı? Dünyada doğru ilkeler geçerli olsaydı, onu değiştirmeye çalışmasına gerek kalmazdı.
Bu kısa sahne, Savaşan Devletler çağının temel sorusunu iki farklı cevapla karşı karşıya getirir: kargaşa içindeki bir dünyada ne yapmalı? Topluma dönüp onu düzeltmeye mi çalışmalı, yoksa ondan çekilmeli mi? Bu bölümün sorusu, bu soruya verilen cevaplarla ilgili: Çin'in büyük düşünce gelenekleri, düzeni nasıl yeniden kurmayı önerdi?
Bağlam — kargaşa ve «yüz okul»
Önceki bölümde, Savaşan Devletler döneminin sürekli savaşlarını ve saraydan saraya dolaşan danışmanları görmüştük. Bu kargaşa, aynı zamanda Çin düşüncesinin en verimli dönemiydi. Devletler, yetenekli danışmanları kendilerine çekmek için yarışıyor; düşünürler, hükümdarlara düzeni nasıl sağlayacaklarını anlatan fikirler sunuyordu. Sonraki kuşaklar bu çağı, «yüz okulun» çağı olarak andı.
Bu düşünürlerin çoğu, aynı temel sorunla uğraşıyordu: Zhou'nun eski düzeni çökmüştü; yerine ne konmalıydı? Bu soruya en etkili cevapları veren üç gelenek, sonraki iki bin yılı derinden biçimlendirdi.
Gelişme — Konfüçyüs ve erdemle yönetim
Konfüçyüs, geleneksel tarihlendirmeye göre MÖ 551'de Lu devletinde doğdu. Küçük bir soylu aileden geliyordu; hayatı boyunca bir hükümdarın yanında yüksek bir görev almak istedi, ama bu isteği hiçbir zaman tam olarak gerçekleşmedi. Bunun yerine, çevresine topladığı öğrencilerine ders verdi. Onun sözleri, ölümünden sonra öğrencileri ve onların öğrencileri tarafından Analektler adlı kitapta derlendi.
Konfüçyüs'e göre, düzenin yeniden kurulmasının yolu, Zhou'nun ilk krallarının, özellikle Zhou Dükü'nün kurduğu düzene, onun törenlerine ve değerlerine dönmekti. Ama bu dönüş, yalnızca eski törenlerin tekrarı değildi; onların arkasındaki ahlaki anlamı yeniden canlandırmaktı.
Konfüçyüs'e göre, iyi bir hükümdar, halkını cezalarla değil, kendi örneğiyle yönetmeliydi. Hükümdar erdemli olursa, halk da onu izleyerek erdemli olurdu; tıpkı rüzgâr estiğinde çimenin eğilmesi gibi. Bu yüzden devletin en önemli işi, erdemli insanlar yetiştirmek ve onları yönetime getirmekti.
Konfüçyüs'ün bu inancı, eğitime verdiği önemde de görülür. Analektler'e göre o, öğretirken sınıf ayrımı yapılmaması gerektiğini söylemişti; öğrencileri arasında soylular kadar yoksul ailelerden gelenler de vardı. Bu, devlet görevinin doğumla değil, eğitimle ve erdemle kazanılması gerektiği fikrinin tohumuydu. Yüzyıllar sonra Çin imparatorluğunun memurlarını sınavla seçen düzeni, bu tohumdan filizlenecekti. Konfüçyüs için aile de erdemin ilk okuluydu: anne babaya saygı, büyük kardeşe bağlılık, sonra devlete ve hükümdara duyulan bağlılığın temelini oluşturuyordu.
Dönüş noktası — Daocular ve yasacılar
Konfüçyüs'ün cevabı, tek cevap değildi. Irmak kıyısındaki iki adamın temsil ettiği tutum, başka bir gelenekte dile geldi: Daoculuk. Bu geleneğin en ünlü metni, geleneğe göre Laozi, eski yazımla Lao Tzu adlı bir bilgeye atfedilen kısa bir kitaptır: Daodejing. Laozi'nin kim olduğu, hatta gerçekten yaşayıp yaşamadığı belirsizdir; Han döneminin tarihçisi Sima Qian bile, onun hakkında birbiriyle çelişen anlatılar aktarır.
Üçüncü gelenek, hem Konfüçyüsçülüğe hem Daoculuğa karşı çıktı. Önceki bölümde Qin'deki reformlarını gördüğümüz Shang Yang ve MÖ üçüncü yüzyılda yaşayan Han Fei gibi düşünürler, erdemin ya da doğallığın değil, açık yasaların, kesin ödüllerin ve sert cezaların düzeni sağlayabileceğini savundu.
Han Fei'nin en keskin argümanlarından biri, erdemli hükümdarların nadir olduğuydu. Konfüçyüsçüler, iyi bir düzen için bilge bir kral bekliyordu; oysa Han Fei'ye göre, bilge krallar bin yılda bir çıkardı. Devlet, sıradan yeteneklere sahip hükümdarlarla da işleyebilmeliydi; bunu sağlayan, kişilerin erdemi değil, kurumların ve yasaların açıklığıydı. Han Fei'nin düşünceleri Qin kralını derinden etkiledi; ama Han Fei'nin kendisi, MÖ 233'te Qin'de hapse atıldı ve orada öldü.
Yaygın yanlış«Konfüçyüsçüler, Daocular ve yasacılar, üyeleri belli, birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış üç okuldu.»
Bu adlandırmaların çoğu, sonradan yapılmış sınıflandırmalardır. MÖ ikinci yüzyılda Han döneminde yaşayan tarihçi Sima Tan, dönemin düşünürlerini altı «okul» altında toplayarak bu ayrımları yaygınlaştırdı. Oysa düşünürler çoğu zaman birbirinden etkilendi, fikir ödünç aldı; örneğin yasacı Han Fei, Daodejing'e yorum yazdı ve bir Konfüçyüsçü ustanın öğrencisiydi. «Okul»lar, katı kurumlar değil, birbirine karışan düşünce akımlarıydı.
Cevap — üç yol, tek devlet
Çin'in büyük düşünce gelenekleri, kargaşa içindeki bir dünyada düzeni yeniden kurmanın üç farklı yolunu önerdi. Konfüçyüs, düzenin erdemli insanların örneğinden ve törenlerin yeniden canlandırılmasından doğacağını düşündü. Daocular, düzenin zorlamadan, doğal akışa uyarak kendiliğinden ortaya çıkacağını savundu. Yasacılar ise, düzeni ancak açık yasaların, ödüllerin ve cezaların sağlayabileceğini öne sürdü. Çin'i birleştiren Qin, yasacıların yolunu izledi; ama onun ardından gelen Han hanedanı, Konfüçyüsçülüğü resmî öğreti yaptı, yasacı kurumları ise büyük ölçüde korudu. Sonraki Çin devleti, bu yüzden, bu geleneklerin bir karışımı üzerine kuruldu.
Bugünle bağ — üç soru, bugün de
Bir toplum iyi davranışı nasıl sağlar: insanlara iyi örnekler ve iyi bir eğitim sunarak mı, onları kendi hâllerine bırakarak mı, yoksa açık kurallar ve cezalarla mı? Bu soru, bugün de okullarda, iş yerlerinde, devlet yönetiminde tartışılıyor. Konfüçyüs'ün, Daocuların ve yasacıların iki bin beş yüz yıl önce verdiği cevaplar, bugünkü tartışmaların da temel seçeneklerini oluşturur. Pek çok toplum, bu üç yolu farklı oranlarda birleştirir.
Birincil kaynak
Analektler, Konfüçyüs'ün yönetim üzerine iki sözünü şöyle aktarır:
The Master said, 'If the people be led by laws, and uniformity sought to be given them by punishments, they will try to avoid the punishment, but have no sense of shame. If they be led by virtue, and uniformity sought to be given them by the rules of propriety, they will have the sense of shame, and moreover will become good.' [...] Chi K'ang asked Confucius about government, saying, 'What do you say to killing the unprincipled for the good of the principled?' Confucius replied, 'Sir, in carrying on your government, why should you use killing at all? Let your evinced desires be for what is good, and the people will be good. The relation between superiors and inferiors, is like that between the wind and the grass. The grass must bend, when the wind blows across it.'
Türkçesi: Usta dedi ki: «Halk yasalarla yönetilir ve cezalarla düzene sokulmaya çalışılırsa, cezadan kaçmaya çalışır, ama utanç duygusu taşımaz. Erdemle yönetilir ve törenlerin kurallarıyla düzene sokulursa, utanç duygusu taşır ve üstelik iyi olur.» […] Ji Kang, Konfüçyüs'e yönetimi sordu: «İlkesizleri, ilkeliler uğruna öldürmek hakkında ne dersin?» Konfüçyüs cevap verdi: «Efendim, yönetiminizde neden öldürmeye başvurasınız? Sizin arzunuz iyilik yönünde olsun, halk da iyi olur. Üsttekilerle alttakiler arasındaki ilişki, rüzgârla çimen arasındaki ilişki gibidir. Rüzgâr üzerinden estiğinde, çimen eğilir.»
Kaynak: Konfüçyüs, Analektler, II.3 ve XII.19; James Legge'nin İngilizce çevirisi, The Chinese Classics, cilt I, Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Konfüçyüs'e göre yasalar ve cezalarla yönetmenin eksikliği nedir? «Utanç duygusu» neden önemlidir?
- Rüzgâr ve çimen benzetmesi, hükümdar ile halk arasındaki ilişkiyi nasıl anlatıyor? Bu benzetmenin sınırları neler olabilir?
- Bu sözleri, Shang Yang'a atfedilen «devleti zayıflatan on şey» listesiyle karşılaştır. İki görüş, insan doğası hakkında hangi farklı varsayımlara dayanıyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Herbert Fingarette (1972) — Konfüçyüs'ü, bireyin iç dünyasına değil, insanlar arasındaki törensel ilişkilere odaklanan bir düşünür olarak yorumladı; ona göre Konfüçyüs için li, gündelik insan ilişkilerini kutsal bir törenin uyumuna taşıyan bir güçtü.
- Benjamin I. Schwartz (1985) — Antik Çin düşüncesini, farklı düşünürlerin paylaştığı ortak bir sorunlar kümesine verilen cevaplar olarak inceledi; Konfüçyüsçülerin, Daocuların ve yasacıların, birbirinden kopuk okullar değil, aynı kültürel dünyanın içinde tartışan sesler olduğunu vurguladı.
- A. C. Graham (1989) — Bu dönemin düşünürlerini, «Yol nerededir?» sorusunu tartışan «Yol'un tartışmacıları» olarak ele aldı; her geleneğin, hükümdara ve topluma farklı bir yol sunduğunu, bu tartışmanın Çin felsefesinin temel kavramlarını biçimlendirdiğini gösterdi.
- Paul R. Goldin (2011) — «Yasacılık» adının, kendini böyle tanımlayan bir okulu değil, sonraki sınıflandırmaları yansıttığını savundu; bu düşünürleri ahlak dışı birer güç savunucusu olarak görmenin yanıltıcı olduğunu, onların da kendi anlayışlarına göre toplumun iyiliğini aradığını vurguladı.
Bu tartışma, antik düşünceyi okumanın zorluklarını gösteriyor. Fingarette, Konfüçyüs'ün kavramlarını modern Batı felsefesinin bireyci varsayımlarından kurtarmaya çalışıyor. Schwartz ve Graham, düşünürleri ayrı okullar olarak değil, ortak bir tartışmanın katılımcıları olarak görüyor. Goldin ise sonradan yapılan adlandırmaların, düşünürleri nasıl yanlış anlamamıza yol açabileceğini hatırlatıyor. Bu dört bakış birlikte, bu metinleri kendi çağlarının sorularıyla okumanın, onları sonraki etiketlerin içine sıkıştırmaktan daha verimli olduğunu gösteriyor.
Derine İn
Daoculuğun en renkli metinlerinden biri, geleneğe göre MÖ dördüncü yüzyılda yaşayan Zhuangzi'ye atfedilen kitaptır. Bu kitap, Daodejing'in kısa ve gizemli dizelerinden farklı olarak, öykülerle, fıkralarla ve şaşırtıcı diyaloglarla doludur. En ünlü öyküsünde, Zhuangzi bir gece rüyasında kelebek olduğunu görür; uyandığında, Zhuangzi'nin kelebek olduğunu gören bir adam mı, yoksa Zhuangzi olduğunu gören bir kelebek mi olduğunu bilemez. Bu öykü, insanın kendi bakış açısının kesinliğini sorgulayan Daocu tavrın simgesi hâline geldi. Zhuangzi, Konfüçyüsçülerin tören kurallarına ve erdem öğütlerine sık sık alay ederek yaklaşır; ama onun metninde Konfüçyüs, bazen Daocu bilgeliğin sözcüsü olarak da konuşturulur.
1993'te, bugünkü Hubei eyaletindeki Guodian'da, MÖ dördüncü yüzyılın sonlarına tarihlenen bir mezarda, bambu şeritlere yazılmış metinler bulundu. Bu metinler arasında, Daodejing'in bugünkü biçiminden farklı sıralanmış ve daha kısa bir sürümü vardı. Aynı mezarda, Konfüçyüsçü metinler de bulundu. Bu keşif, Daodejing'in bilinen en eski el yazmasını ortaya çıkardı ve metnin zaman içinde geliştiğini gösterdi. Aynı mezarda Daocu ve Konfüçyüsçü metinlerin yan yana bulunması da, bu geleneklerin o dönemde birbirinden kesin çizgilerle ayrılmadığını düşündürdü.
Bu üç geleneğin yanında, dönemin en güçlü rakip akımlarından biri de Mozi'nin öğretisiydi. Mozi, Konfüçyüsçülerin aileye öncelik veren sevgisine karşı, herkese eşit ve ayrım gözetmeyen bir sevgiyi savundu; saldırı savaşlarını ve pahalı cenaze törenlerini sert biçimde eleştirdi. Mozi'nin izleyicileri, kuşatılan kentlerin savunmasında uzmanlaşmış disiplinli topluluklar kurdu. Bu akım, Savaşan Devletler döneminde çok etkiliydi; ama imparatorluk döneminde neredeyse tamamen ortadan kalktı. Çin düşüncesinin tarihi, yalnızca kazanan geleneklerin değil, unutulan rakiplerin de tarihidir.
Han döneminden sonra, Çin devletinin ideolojisi sık sık «dışarıda Konfüçyüsçü, içeride yasacı» sözüyle özetlendi. İmparatorluk, kendini Konfüçyüsçü erdem ve törenlerle sunuyor, memurlarını Konfüçyüsçü klasiklerle eğitiyordu; ama vergileri toplamak, nüfusu kaydetmek, suçluları cezalandırmak için, Qin'den miras kalan ayrıntılı yasalara ve bürokratik kurumlara dayanıyordu. Daoculuk ise, hem bir felsefe hem de zamanla örgütlü bir din olarak, özellikle bireysel hayatta, sanatta ve siyasal gücün dışında kalanların dünyasında etkili oldu. Üç gelenek, birbirini dışlamak yerine, Çin toplumunun farklı alanlarında yan yana yaşadı.
Konfüçyüs'ün kendi imgesi de yüzyıllar içinde defalarca değişti. İmparatorluk döneminde, onun adına ülkenin dört bir yanında tapınaklar kuruldu, memurlar ona düzenli törenler sundu. Yirminci yüzyılın başında ise, pek çok Çinli aydın, Konfüçyüsçülüğü Çin'in geri kalmışlığının nedeni olarak gördü ve ona karşı çıktı. 1970'lerin başında, Kültür Devrimi'nin son yıllarında, Konfüçyüs'ü eleştiren büyük bir siyasal kampanya düzenlendi. Bugün ise Konfüçyüs, Çin'in kültürel mirasının simgesi olarak yeniden öne çıkarılıyor. Aynı düşünür, farklı dönemlerde hem bir düzen simgesi hem de bir engel olarak okunabildi. Bu değişen imgeler, Konfüçyüs'ün kendisinden çok, onu okuyan her kuşağın kendi sorularını ve ihtiyaçlarını yansıtır.
Uzman Notu
Temel literatür
- James Legge (çev.), The Chinese Classics, cilt I, Confucian Analects, The Great Learning, and The Doctrine of the Mean, 2. baskı (Oxford: Clarendon Press, 1893).
- James Legge (çev.), The Sacred Books of China: The Texts of Taoism, Part I, Sacred Books of the East, cilt XXXIX (Oxford: Clarendon Press, 1891).
- Herbert Fingarette, Confucius: The Secular as Sacred (New York: Harper & Row, 1972).
- Benjamin I. Schwartz, The World of Thought in Ancient China (Cambridge, MA: Belknap Press of Harvard University Press, 1985).
- A. C. Graham, Disputers of the Tao: Philosophical Argument in Ancient China (La Salle, IL: Open Court, 1989).
- Paul R. Goldin, «Persistent Misconceptions about Chinese "Legalism"», Journal of Chinese Philosophy 38, sayı 1 (2011).
Arşiv ve kaynak
Legge'nin Analektler ve Daodejing çevirileri Project Gutenberg'de; Duyvendak'ın The Book of Lord Shang çevirisi, taranmış nüshasıyla archive.org'da bulunuyor. Guodian'dan çıkan bambu şeritlerin Çince transkripsiyonları ve fotoğrafları 1998'de kitap olarak yayımlandı; şeritlerin kendisi Wuhan'daki eyalet müzesinin koleksiyonunda.
Açık sorular
- Laozi gerçekten yaşamış bir kişi miydi, yoksa Daodejing birçok yazarın zaman içinde oluşturduğu bir derleme mi?
- Konfüçyüsçülük bir felsefe mi, bir din mi, yoksa bir toplumsal düzen anlayışı mı?
- «Yasacılık», gerçekten tutarlı bir düşünce geleneği miydi, yoksa sonraki sınıflandırmaların yarattığı bir kategori mi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Törenleri, aile içi saygıyı ve erdemli yönetimi öne çıkaran ve sonradan Çin devletinin resmî öğretisi olan gelenek hangisidir? A) Daoculuk B) Konfüçyüsçülük C) Yasacılık D) Budizm
- (Hedef 1) Daoculukta «zorlamadan eylem» anlamına gelen ilkeye ne ad verilir? A) Wu wei B) Ren C) Li D) Dao
- (Hedef 2) Konfüçyüs'e göre halk yasalar ve cezalarla yönetilirse ne olur? A) İyi olur B) Cezadan kaçmaya çalışır ama utanç duymaz C) İsyan eder D) Zenginleşir
- (Hedef 2) Devleti zayıflatan şeyler arasında şiirleri, törenleri ve erdemi sayan kitap kime atfedilir? A) Konfüçyüs B) Laozi C) Zhuangzi D) Shang Yang
- (Hedef 3) Dönemin düşünürlerini altı «okul» altında toplayarak bu ayrımları yaygınlaştıran Han dönemi tarihçisi kimdir? A) Sima Tan B) Han Fei C) Zilu D) Mencius
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Savaşan Devletler dönemindeki kargaşaya en iyi cevabı hangi gelenek verdi?» sorusunu tartış. Cevabında Konfüçyüs'ün rüzgâr ve çimen benzetmesini, Daodejing'in yasalar üzerine sözlerini, Shang Yang'a atfedilen «on şey» listesini ve «okul» adlandırmalarının sonradan yapıldığı gerçeğini kullan. Neden sonraki Çin devleti bu geleneklerden yalnızca birini seçmek yerine onları birleştirdi?
Cevaplar
- B — Bu gelenek Konfüçyüsçülüktür.
- A — Bu ilkeye wu wei denir.
- B — Konfüçyüs'e göre halk cezadan kaçmaya çalışır ama utanç duymaz.
- D — Bu kitap Shang Yang'a atfedilir.
- A — Bu tarihçi Sima Tan'dır.
Kapsamlı bir cevap, Konfüçyüs'ün düzeni erdemli örnek ve törenlerle kurmayı önerdiğini, Daodejing'in yasaların çoğalmasının düzensizliği artırdığını savunduğunu, Shang Yang'a atfedilen kitabın ise Konfüçyüsçü değerleri devleti zayıflatan zararlar olarak gördüğünü karşılaştırır. Sima Tan'ın sınıflandırmasının bu gelenekleri sonradan ayrı okullar olarak sunduğunu, oysa düşünürlerin birbirinden etkilendiğini belirtir. Qin'in yasacı yolla birleşmeyi sağladığını, Han'ın ise Konfüçyüsçü ideolojiyi yasacı kurumlarla birleştirdiğini; her geleneğin devletin farklı bir ihtiyacına cevap verdiği için birleşik bir düzenin ortaya çıktığını tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Konfüçyüs'e göre iyi bir hükümdar öldürmeye hiç başvurmamalıydı; Daodejing zorlamanın düzensizliği artırdığını söylüyordu. Ama aynı çağda, savaşı reddetmeyen, onu bir devletin ölüm kalım meselesi olarak soğukkanlılıkla inceleyen kısa bir kitap da yazıldı. Sonraki bölüm o kitaba bakıyor: düşmanın direncini savaşmadan kırmayı öğütleyen Savaş Sanatı'nı kim yazdı, ve neden bugün hâlâ okunuyor?