Öğrenme hedefleri
- 376'daki Tuna geçişinden 476'da son Batı imparatorunun tahttan indirilmesine kadar Batı Roma'nın dağılış sürecindeki ana olayları sırasıyla anlatabileceksin.
- Toprak kaybı, vergi geliri ve ordu arasındaki kısır döngüyü ve Kartaca'nın kaybının bu döngüdeki yerini açıklayabileceksin.
- Aynı yüzyılda Batı dağılırken Doğu Roma'nın neden ayakta kaldığını karşılaştırarak «çöküş» sözcüğünün sınırlarını değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — Edirne önlerinde bir öğleden sonra
9 Ağustos 378'de, Hadrianopolis kentinin, yani bugünkü Edirne'nin yakınlarında, Doğu Roma imparatoru Valens ordusunu Gotlara karşı savaşa soktu. Yaz sıcağında saatlerce yürümüş, susuz kalmış askerler, Got süvarilerinin beklenmedik saldırısıyla çember içine alındı. Akşama doğru ordunun büyük kısmı yok olmuştu. İmparatorun kendisi savaş alanında kayboldu; cesedi hiçbir zaman bulunamadı.
Olayları yakından izlemiş Romalı subay ve tarihçi Ammianus Marcellinus, bu yenilgiyi Roma tarihinin en büyük felaketlerinden biriyle, altı yüzyıl önce Hannibal'e karşı kaybedilen Cannae savaşıyla karşılaştırdı. Ama Edirne'den sonra Roma İmparatorluğu hemen çökmedi; Batı'da bir yüzyıl daha, Doğu'da ise bin yıldan fazla yaşadı. Bu bölüm, bu yüzyılın içinde ne olduğunu soruyor: Batı Roma, bir anda değil, adım adım nasıl dağıldı ve Doğu neden aynı yolu izlemedi?
Bağlam — iki imparatorluk, iki talih
Dördüncü yüzyılın sonunda Roma İmparatorluğu, Britanya'dan Mısır'a, Fas'tan Fırat'a uzanıyordu. Üçüncü yüzyılda iç savaşlar, dış saldırılar ve değeri düşürülmüş gümüş sikkelerin yol açtığı fiyat artışlarıyla sarsılmış, ama Diocletianus ve Constantinus'un reformlarıyla toparlanmıştı. İmparatorluk artık birden çok imparator tarafından yönetiliyor, Konstantinopolis ikinci bir başkent olarak yükseliyordu. 395'te imparator Theodosius öldüğünde, imparatorluk iki oğlu arasında paylaşıldı: Doğu'yu Arcadius, Batı'yı Honorius yönetti. Honorius'un sarayı, 402'den sonra, bataklıklarla çevrili ve denizden ulaşılabilen Ravenna'ya taşındı; Batı'nın asıl yönetim merkezi artık Roma kenti değildi.
Bu iki yarı eşit değildi. Doğu; Mısır, Suriye ve Anadolu gibi kalabalık, kentli ve zengin eyaletlere sahipti. Savunması gereken sınırın büyük kısmı, Tuna'nın aşağı kesimi ve Pers sınırıydı. Konstantinopolis, denizle ve güçlü surlarla korunuyordu. Batı ise daha seyrek nüfuslu, daha kırsal eyaletlerden oluşuyordu ve Ren ile yukarı Tuna boyunca çok uzun bir sınırı savunmak zorundaydı. Batı'nın en zengin eyaleti, bugünkü Tunus ve çevresini kapsayan Afrika'ydı; Roma'nın tahıl ve vergi gelirinin önemli bir kısmı buradan geliyordu.
Gelişme — bir yüzyılın takvimi
Süreç, Karadeniz'in kuzeyinden gelen bir baskıyla başladı. Bozkırdan batıya ilerleyen Hunlar, Got topluluklarını yerlerinden etti. 376'da on binlerce Got, Tuna kıyısına gelip imparatorluk topraklarına kabul edilmek istedi. Valens onları kabul etti; ama bu kadar kalabalık bir topluluğu beslemek için gereken düzen kurulamadı. Açlık, Roma komutanlarının istismarı ve güvensizlik, isyana dönüştü. Gotların önderi Fritigern, Trakya'da Roma birliklerine karşı savaşmaya başladı ve çevresine, kaçak köleler ve maden işçileri de dahil olmak üzere, imparatorluğun içinden de insanlar topladı. Valens, Pers sınırından ordusunu getirip isyanı bastırmaya karar verdi; Batı imparatoru Gratianus'un yardım için gelen ordusunu beklemeden savaşa girdi. İki yıl sonra Edirne yenilgisi geldi.
Edirne'den sonra imparator Theodosius, 382'de Gotlarla bir antlaşma yaparak onları Balkanlar'a yerleştirdi. Bu, imparatorluk topraklarında, kendi önderleri altında yaşayan büyük bir yabancı topluluk demekti. Sonraki onyıllarda bu Gotların önderlerinden Alarik, hem Doğu hem Batı sarayıyla pazarlık yaptı, anlaşamayınca İtalya'ya yürüdü. 24 Ağustos 410'da Alarik'in ordusu Roma kentine girdi ve üç gün boyunca yağmaladı. Kent, sekiz yüz yıl boyunca bir yabancı ordu görmemişti. Askerî açıdan yağmanın önemi sınırlıydı, çünkü imparatorluğun yönetimi Ravenna'daydı; ama haber Akdeniz'in her yanında büyük bir sarsıntı yarattı. Kuzey Afrika'da piskopos Augustinus, bu şoka cevap vermek için Tanrı Devleti adlı büyük eserini yazmaya başladı.
Bu arada batı sınırı da çöküyordu. 406'nın son günlerinde ya da 405'te, Vandallar, Alanlar ve Suebiler, Ren nehrini geçerek Galya'ya girdi; birkaç yıl içinde İspanya'ya ulaştılar. Batı'nın ordusu, iç savaşlar ve tahtı ele geçirmeye çalışan komutanlarla uğraşırken bu toplulukları geri püskürtemedi. Vizigotlar, 418'de Galya'nın güneybatısında, Akitanya'da federe olarak yerleştirildi.
Dönüş noktası — Kartaca düşünce
Batı için en ağır darbe, Roma'nın yağmalanması değil, Afrika'nın kaybıydı. Vandallar, kralları Geiserik önderliğinde 429'da İspanya'dan Kuzey Afrika'ya geçti ve Ekim 439'da eyaletin başkenti Kartaca'yı ele geçirdi. Böylece Batı imparatorluğu, en zengin vergi kaynağını ve İtalya'yı besleyen tahıl ambarını kaybetti.
Bu kaybın sonuçlarını anlamak için imparatorluğun temel denklemini hatırlamak gerekir: Roma ordusu, vergilerle besleniyordu; vergiler ise eyaletlerden geliyordu. Bir eyalet kaybedildiğinde, vergi geliri azalıyor; vergi geliri azaldığında, daha az asker beslenebiliyor; asker azaldığında ise daha fazla toprak savunmasız kalıyordu. Batı'nın vergi tabanı, yani vergi ödeyen toprak ve insanların toplamı, her kayıpla biraz daha daralıyordu. Batı, bu kısır döngüye girmişti. Her kayıp, bir sonrakini kolaylaştırıyordu. Ordunun boşluğunu doldurmak için federe topluluklara daha çok başvuruldu; onlar da karşılığında toprak ve gelir istediler.
Batı, Afrika'yı geri almak için büyük çaba harcadı. 468'de Doğu ve Batı'nın ortak olarak hazırladığı büyük bir deniz seferi, Vandallara karşı gönderildi; ama sefer, Kuzey Afrika kıyılarında bir felaketle sonuçlandı. Bu yenilgiyle, Batı'nın Afrika'yı geri alma umudu da tükendi. Bu arada Hun kralı Attila, 451'de Galya'ya girmiş, Romalı komutan Aetius'un Romalılar ve Vizigotlardan oluşan ordusu tarafından durdurulmuştu. 455'te Vandallar, bu kez denizden gelerek Roma kentini ikinci kez yağmaladı. Batı artık yalnızca karadan değil, Vandal donanmasıyla denizden de tehdit ediliyordu; Sicilya ve İtalya kıyıları yağmaya açık kalmıştı.
Cevap — bir gün değil, bir süreç
Beşinci yüzyılın son çeyreğinde Batı imparatorluğu, İtalya ve birkaç çevre bölgeden ibaret kalmıştı. Asıl güç, imparatorların değil, orduyu yöneten komutanların elindeydi. 455 ile 476 arasındaki yirmi bir yılda Batı'da dokuz imparator tahta çıktı; bunların çoğu, bir komutanın desteğiyle geldi ve o destek çekilince gitti. Galya'nın ve İspanya'nın büyük kısmında artık Vizigot, Burgonya ve Frank krallıkları hüküm sürüyordu; bu krallar Roma adına yönettiklerini söyleseler de Ravenna'nın emirlerini dinlemiyorlardı. 476'da ordudaki yabancı askerlerin önderi Odoakr, henüz çocuk yaştaki imparator Romulus Augustulus'u görevden aldı. Onun yerine kimseyi oturtmadı; mor giysiyi ve tacı Doğu'daki imparatora yollayarak Batı'da ayrı bir imparatora gerek kalmadığını ilan etti ve İtalya'yı kendisi yönetmeye başladı.
Yaygın yanlış«476'da Roma bir anda çöktü ve herkes bunun farkına vardı» diye sık düşünülür.
476, sonradan belirlenmiş sembolik bir tarihtir. O yıl İtalya'da yaşayanların çoğu için gündelik hayat büyük ölçüde değişmedi; Roma hukuku, Latin dili, Kilise ve birçok yönetim kurumu sürdü. Doğu Roma, kendisini Roma İmparatorluğu olarak görmeye 1453'e kadar devam etti.
Öyleyse Batı Roma neden çöktü? Bu bölümün önerdiği cevap, bir mekanizmadır: dış baskılar, yani Hunların tetiklediği göçler ve saldırılar, iç zayıflıklarla, yani iç savaşlarla, zayıf imparatorlarla ve komutanlar arasındaki rekabetle birleşti. Bu birleşim, Batı'yı toprak kaybettikçe gelir, gelir kaybettikçe asker kaybeden bir döngüye soktu. Afrika'nın kaybı, bu döngünün geri dönülemez hâle geldiği noktaydı; 476 ise yalnızca bu uzun sürecin sembolik son sayfasıydı.
Bugünle bağ — Doğu neden kaldı?
Aynı dönemde Doğu Roma da Gotlarla, Hunlarla ve Perslerle savaştı; ama çökmedi. Doğu'nun daha zengin eyaletleri, daha kısa ve daha kolay savunulan sınırları ve neredeyse fethedilemez bir başkenti vardı. Doğu, zor zamanlarda saldırganlara para ödeyerek onları Batı'ya yönlendirebiliyordu. Aynı imparatorluğun iki yarısının farklı kaderleri, bir devletin ayakta kalmasında coğrafyanın, gelir kaynaklarının ve yönetimin ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor.
Bugün de devletlerin gücünü, büyük ölçüde vergi toplama ve bu vergiyle ordu, altyapı ve hizmet sağlama kapasiteleri belirliyor. Batı Roma'nın hikâyesi, bir devletin gelir tabanını kaybettiğinde ne kadar hızlı çözülebildiğini hatırlatan bir örnektir. Ama aynı hikâye, bir devletin çözülmesinin, onun kurduğu dünyanın yok olması anlamına gelmediğini de gösteriyor. Batı'daki yeni krallıklar Latince yazdı, Roma hukukundan yararlandı, Roma kentlerinde piskoposlarla birlikte yönetti. Tarihçilerin «Geç Antik Çağ» adını verdiği bu dönemde, eski imparatorluğun parçaları yeni bir düzenin içinde yaşamaya devam etti.
Birincil kaynak
Romalı subay Ammianus Marcellinus, 390'larda yazdığı tarih kitabının son bölümünde 376'da Tuna'yı geçen Gotlara yapılan muameleyi ve 378'deki Edirne yenilgisini anlatır:
And their treacherous covetousness was the cause of all our disasters. […] When the barbarians who had been conducted across the river were in great distress from want of provisions, those detested generals conceived the idea of a most disgraceful traffic: and having collected hounds from all quarters with the most insatiable rapacity, they exchanged them for an equal number of slaves, among whom were several sons of men of noble birth. […] Scarcely one-third of the whole army escaped. Nor, except the battle of Cannæ, is so destructive a slaughter recorded in our annals.
Türkçesi: Onların hain açgözlülüğü bütün felaketlerimizin nedeni oldu. […] Nehrin karşısına geçirilen barbarlar yiyecek sıkıntısından büyük bir darlık içindeyken, o nefret edilen komutanlar çok utanç verici bir alışveriş düşündüler: her yerden doymak bilmez bir hırsla köpek toplayıp, bunları aynı sayıda köleyle değiş tokuş ettiler; bu köleler arasında soylu kişilerin birkaç oğlu da vardı. […] Bütün ordunun ancak üçte biri kurtulabildi. Cannae savaşı dışında, yıllıklarımızda bu kadar yıkıcı bir kırım kaydedilmemiştir.
Kaynak: Ammianus Marcellinus, Res Gestae XXXI.4.10–11 ve XXXI.13.18–19; C. D. Yonge'un İngilizce çevirisi (Londra: Bohn, 1862), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Ammianus, Gotların isyanının asıl sorumlusu olarak kimleri gösteriyor?
- Edirne yenilgisini Cannae ile karşılaştırması, bir Romalı okur için ne anlam taşıyordu?
- Olaylara çok yakın yaşamış bir Romalı subayın anlatısında hangi önyargılar bulunabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- A. H. M. Jones (1964) — The Later Roman Empire'da Geç Roma'nın yönetim ve maliyesini ayrıntılı biçimde incelediği çalışmasında ağır vergi yükünün ve büyük bir ordu ile bürokrasiyi beslemenin ekonomiyi zorladığını gösterdi; ama Batı'nın çöküşünde asıl belirleyici etkenin, Doğu'ya göre daha açık sınırlarının maruz kaldığı dış baskı olduğunu vurguladı.
- Walter Goffart (1980) — Barbarians and Romans'ta yabancı toplulukların imparatorluğa yerleşmesinin çoğu zaman şiddetli bir istila değil, vergi gelirlerinin paylaşılmasına dayanan düzenli bir uzlaşma olduğunu savundu; «barbar istilası» anlatısını yumuşattı.
- Peter Heather (2005) — The Fall of the Roman Empire'da Hunların tetiklediği göçlerin ve 439'da Kartaca'nın kaybının Batı'nın mali ve askerî temelini çökerttiğini savundu; çöküşü, dış baskının bir iç zayıflık üzerinde yarattığı bir süreç olarak tanımladı.
- Guy Halsall (2007) — Barbarian Migrations and the Roman West'te Batı'nın iç siyasi krizinin ve iç savaşların yabancı toplulukları imparatorluğun içine çektiğini savundu; göçleri çöküşün nedeni değil, sonucu olarak yorumladı.
Tartışma, dış baskı ile iç zayıflık arasında hangisinin önce geldiği ve yabancı toplulukların yerleşmesinin ne kadar şiddetli olduğu sorusu etrafında dönüyor. Jones ve Heather dış baskının yıkıcı etkisini, Goffart yerleşmenin barışçıl yönlerini, Halsall ise iç siyasetin belirleyiciliğini öne çıkarıyor. Bu dört yaklaşımın ortak noktası, çöküşü ahlaki bir gerileme hikâyesi olarak değil, somut askerî, mali ve siyasi süreçlerin sonucu olarak incelemeleridir.
Derine İn
Batı Roma'nın dağılışını anlatırken kullanılan dil, tartışmanın kendisini etkiler. «İstila», «çöküş», «düşüş» gibi sözcükler, bir sonun ve bir felaketin varlığını baştan kabul eder. «Yerleşme», «dönüşüm», «uyum» gibi sözcükler ise süreklilikleri öne çıkarır. Bu bölümde her iki dilin de kanıtla desteklenen yönleri var: bazı bölgelerde, örneğin Britanya'da, Roma düzeni hızla ve şiddetle çözüldü; başka bölgelerde, örneğin İtalya'da ya da güney Galya'da, Roma kurumları ve yaşam biçimi yeni krallıkların altında uzun süre devam etti.
Bir başka güçlük, kaynakların niteliğidir. Beşinci yüzyıl, dördüncü yüzyıla göre çok daha az ayrıntılı anlatı kaynağına sahiptir. Ammianus gibi ayrıntılı bir tarihçi, Edirne'den sonrası için yoktur. Tarihçiler, kısa yıllıklara, kilise yazarlarının mektuplarına, yasa derlemelerine ve arkeolojik verilere dayanmak zorundadır. Bu kaynakların yazarları çoğu zaman olaylardan uzakta, bir manastırda ya da bir piskoposluk merkezinde yazıyordu ve olayları kendi bölgelerinin gözünden görüyordu. Bu kaynaklar, olayların takvimini büyük ölçüde verse de, kararların nasıl alındığını ve sıradan insanların bu süreci nasıl yaşadığını çoğu zaman karanlıkta bırakır.
Göç eden toplulukların kimliği de tartışmalıdır. «Gotlar», «Vandallar» ya da «Franklar» gibi adlar, kaynaklarda sanki tek bir halkı anlatıyormuş gibi kullanılır. Oysa bu topluluklar, farklı kökenlerden insanları, hatta Romalıları da içine alan, zaman içinde oluşan ve değişen siyasi ve askerî birlikteliklerdi. Bir savaş önderinin başarısı, çevresine yeni insanlar toplayarak topluluğunu büyütüyor; yenilgi ise onu dağıtabiliyordu. Bu yüzden «bir halkın göçü» ifadesi, aslında sürekli yeniden oluşan grupların hareketini basitleştirir. Alarik'in ordusu da, İtalya'ya vardığında, yolda katılan kaçak kölelerden, işsiz kalmış askerlerden ve başka toplulukların savaşçılarından oluşan karışık bir kalabalıktı. Bu insanların istediği çoğu zaman Roma'yı yıkmak değil, Roma düzeni içinde bir yer, düzenli bir ücret ve toprak edinmekti.
Son olarak, Doğu ile Batı'nın karşılaştırılması, «çöküş» sorusunu keskinleştirir. Eğer Roma'nın çöküşünün nedeni yalnızca ahlaki bozulma, Hristiyanlık ya da genel bir «gerileme» olsaydı, aynı etkenlerin bulunduğu Doğu'nun da çökmesi beklenirdi. Doğu'nun ayakta kalması, açıklamanın daha somut etkenlerde, yani coğrafyada, gelir kaynaklarında, sınırların uzunluğunda ve dış baskının yoğunluğunda aranması gerektiğini düşündürüyor. Bu karşılaştırma, tarihçiye bir tür doğal deney sunar.
Karşılaştırmanın bir sınırı da var. Doğu, beşinci yüzyılda ayakta kaldı; ama yedinci yüzyılda, Pers savaşları ve ardından Arap fetihleriyle Mısır'ı, Suriye'yi ve Kuzey Afrika'yı, yani en zengin eyaletlerini kaybettiğinde, o da derin bir krize girdi. Bu kez küçülerek ayakta kaldı. Yani Batı'yı çökerten mekanizma, Doğu'yu da vurdu; fark, Doğu'nun bu darbeyi daha geç ve daha sağlam bir çekirdek bölgeyle, yani Anadolu ve Konstantinopolis ile karşılamasıydı. Bu da, bir imparatorluğun kaderinde çekirdek bölgesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Batı'nın böyle bir çekirdeği, İtalya bile, beşinci yüzyılda artık yoktu.
Uzman Notu
Temel literatür
- A. H. M. Jones, The Later Roman Empire, 284–602, 3 cilt (Oxford: Blackwell, 1964).
- Walter Goffart, Barbarians and Romans, A.D. 418–584: The Techniques of Accommodation (Princeton: Princeton University Press, 1980).
- Peter Heather, The Fall of the Roman Empire: A New History (Londra: Macmillan, 2005).
- Guy Halsall, Barbarian Migrations and the Roman West, 376–568 (Cambridge: Cambridge University Press, 2007).
- Michael Kulikowski, Rome's Gothic Wars: From the Third Century to Alaric (Cambridge: Cambridge University Press, 2007).
- Chris Wickham, The Inheritance of Rome: A History of Europe from 400 to 1000 (Londra: Allen Lane, 2009).
- Ammianus Marcellinus, The Roman History, çev. C. D. Yonge (Londra: Bohn, 1862).
Arşiv ve kaynak
Ammianus'un on dokuzuncu yüzyıldaki Yonge çevirisi, Gutenberg arşivinde tam metin olarak yer alıyor. Beşinci yüzyıl için temel anlatı kaynakları, Hydatius ve Prosper gibi yıllık yazarlarının eserleri, Codex Theodosianus gibi yasa derlemeleri ve Kuzey Afrika, Galya ve İtalya'daki kazı raporlarıdır.
Açık sorular
- Batı'nın dağılmasında dış baskı mı, iç siyasi kriz mi daha belirleyiciydi?
- Yabancı toplulukların imparatorluğa yerleşmesi, hangi bölgelerde şiddetli bir istila, hangi bölgelerde düzenli bir uzlaşma biçiminde gerçekleşti?
- Batı'nın 468'deki Vandal seferi başarılı olsaydı, Batı imparatorluğunun ömrü uzar mıydı?
Mini sınav
- (Hedef 1) 378'de Doğu Roma imparatoru Valens'in Gotlara yenildiği ve öldüğü savaş hangisidir? A) Cannae B) Edirne C) Katalaunum D) Aktium
- (Hedef 1) 476'da son Batı Roma imparatoru Romulus Augustulus'u tahttan indiren kimdir? A) Alarik B) Attila C) Odoakr D) Geiserik
- (Hedef 2) 439'da Kartaca'nın Vandallar tarafından ele geçirilmesi Batı Roma için neden bu kadar ağır bir darbeydi? A) Kartaca Batı'nın başkenti olduğu için B) Afrika eyaleti Batı'nın en zengin vergi ve tahıl kaynağı olduğu için C) Kartaca'da imparator öldürüldüğü için D) Kartaca'nın hiçbir önemi yoktu
- (Hedef 2) Toprak kaybı, vergi geliri ve ordu arasındaki ilişki nasıl bir döngü oluşturuyordu? A) Toprak kaybı vergi gelirini artırıyordu B) Ordu büyüdükçe vergi azalıyordu C) Vergi geliri toprak kaybından etkilenmiyordu D) Toprak kaybı vergi gelirini, vergi kaybı ordu gücünü azaltıyor, bu da yeni toprak kayıplarına yol açıyordu
- (Hedef 3) Doğu Roma'nın Batı ile aynı yüzyılda ayakta kalmasının başlıca nedenlerinden biri hangisidir? A) Doğu'nun hiç savaşmaması B) Doğu'nun daha zengin eyaletlere, daha kısa sınırlara ve güçlü surlarla korunan bir başkente sahip olması C) Doğu'nun Hristiyanlığı reddetmesi D) Doğu'nun hiç vergi toplamaması
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Batı Roma'nın dağılışında dış baskı ile iç zayıflığın payını, Doğu Roma ile karşılaştırarak değerlendir. Kartaca'nın kaybı bu süreçte nasıl bir rol oynadı? «Batı Roma neden çöktü?» sorusuna kendi dengeli cevabını kur.
Cevaplar
- B — Edirne (Hadrianopolis) savaşı 378'de yapıldı; Valens bu savaşta öldü.
- C — Odoakr, 476'da çocuk imparatoru görevden aldı ve yerine kimseyi getirmedi.
- B — Afrika, Batı'nın en zengin vergi ve tahıl kaynağıydı; kaybı ordunun beslenmesini zorlaştırdı.
- D — Toprak kaybı gelir kaybına, gelir kaybı asker kaybına, bu da yeni toprak kayıplarına yol açıyordu.
- B — Doğu'nun zengin eyaletleri, kısa sınırları ve güçlü başkenti onu ayakta tuttu.
Güçlü bir cevap, dış baskının ve iç zayıflığın birbirini beslediğini, Kartaca'nın kaybının Batı'yı geri dönülemez bir gelir ve asker döngüsüne soktuğunu belirtir. Doğu ile karşılaştırma yaparak coğrafyanın ve gelir kaynaklarının belirleyici rolünü vurgular.
Serinin sonu
Bu bölümle «Roma İmparatorluğu» kursu sona eriyor. Kurs, Augustus'un bir cumhuriyeti adım adım tek bir adamın yönetimine çevirişiyle açıldı; Pax Romana'nın kazançlarını ve bedelini, Caligula ile Neron'u anlatan düşmanca kaynakları, Roma şehrinin gündelik hayatını, arenayı, yolları, su kemerlerini ve betonu, Pompeii'yi gömen patlamayı, sınırlardaki orduyu, bugün de yaşayan hukuku ve Hıristiyanlığın yayılışını izledi; üçüncü yüzyılın krizinden, Diocletianus'un dörtlü yönetiminden ve Constantinus'un Boğaz kıyısındaki başkentinden geçerek, burada Batı'nın bir yüzyıl içinde nasıl dağıldığı sorusuyla kapandı. Programda sırada «Antik Hindistan» kursu var. Bu kurs, Roma'dan çok daha eskiye, Mısır ve Mezopotamya'nın çağdaşı olan, ama yazısını bugün hâlâ okuyamadığımız bir kent uygarlığına gidiyor. İlk bölüm onun bilmecesini soruyor: İndus uygarlığının sırrı ne?