Öğrenme hedefleri
- Constantinus'un 306'da imparator ilan edilmesinden 337'deki ölümüne kadar geçen dönemin başlıca olaylarını, yani Milvius Köprüsü savaşını, 313 mutabakatını, Licinius'a karşı zaferi, İznik Konsili'ni ve Konstantinopolis'in kuruluşunu sıralayabileceksin.
- Constantinus'un Hıristiyanlığa yönelişini anlatan iki çağdaş kaynağı, Lactantius'u ve Eusebios'u, birbiriyle karşılaştırarak bir olayın farklı anlatılarının nasıl oluştuğunu açıklayabileceksin.
- Konstantinopolis'in kuruluşunun imparatorluğun geleceği için anlamını ve Constantinus'un din politikası hakkındaki farklı tarihsel yorumları tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Çemberlitaş'taki sütun
İstanbul'un tarihî yarımadasında, Divanyolu'nun kenarında, demir çemberlerle sarılmış yüksek bir sütun durur. İstanbullular ona Çemberlitaş der. Sütun, bir zamanlar Mısır'dan getirilmiş koyu kırmızı porfir bloklardan yapılmıştı ve MS 330'da, yeni bir şehrin kuruluşu kutlanırken dikilmişti. Tepesinde, şehrin kurucusunun heykeli duruyordu.
Kaynaklara göre bu heykel, imparatoru, başında güneş ışınlarından bir taç ve elinde bir küreyle, eski güneş tanrısının biçimiyle gösteriyordu. Ama aynı imparator, Hıristiyanlığı destekleyen ilk Roma hükümdarı olarak tarihe geçti; kurduğu şehirde kiliseler yaptırdı, piskoposları topladı ve ölüm döşeğinde vaftiz edildi. Heykel, 1106'da bir fırtınada yıkıldı; sütun ise, yangınlar ve depremler geçirerek, bugüne kadar ayakta kaldı.
Bu çelişkili görüntü, bu bölümün sorusunun çekirdeğidir. Constantinus, yani bugün Türkçede daha çok Konstantin olarak bilinen imparator, Roma İmparatorluğu'nu iki büyük biçimde değiştirdi: onu Hıristiyanlığa yöneltti ve ona yeni bir başkent verdi. Bu iki değişiklik nasıl oldu, ve imparatorun kendisi ne düşünüyordu?
Bağlam — dörtlü yönetimin çöküşü
Dörtlü yönetim, kurucusu sahneden çekildikten sonra fazla dayanmadı. MS 306 yazında, bugünkü York'ta, Batı'nın kıdemli imparatoru Constantius hayatını kaybetti; ordugâhtaki birlikler, onun yerine, yanındaki genç oğlunu hükümdar ilan etti. Sonraki yıllarda, imparatorluğu paylaşan hükümdarlar ve hükümdar adayları birbiriyle savaşa tutuştu.
Constantinus, bu yıllarda henüz Hıristiyan olarak tanınmıyordu. Babası gibi, güneş tanrısına özel bir saygı gösteriyordu. MS 310'da, Galya'da onun onuruna okunan bir övgü söylevine göre, Constantinus bir tapınakta tanrı Apollon'u görmüş ve ondan uzun bir hükümdarlık vaat eden bir işaret almıştı. Sikkelerinde «yenilmez güneş» tanrısının imgesi yer alıyordu. Bu geçmiş, onun sonraki dinsel yönelişini anlamak için önemlidir.
Constantinus'un en önemli rakibi, Roma'yı ve İtalya'yı elinde tutan Maxentius'tu. MS 312 sonbaharında Constantinus, Alpleri aşarak İtalya'ya girdi ve Roma'ya yaklaştı. 28 Ekim 312'de, Tiber üzerindeki Milvius Köprüsü yakınında yapılan savaşta Maxentius'un ordusu yenildi; Maxentius, geri çekilirken ırmakta boğuldu.
Bu savaştan önce ne olduğu, Roma tarihinin en çok tartışılan sorularından biridir. Olayları yaşamış iki Hıristiyan yazar, bir mucize anlatır; ama anlattıkları mucize birbirinden farklıdır.
Gelişme — hoşgörüden desteğe
Milvius Köprüsü'nden birkaç ay sonra, MS 313'te, Constantinus ile doğudaki imparator Licinius, Milano'da buluştu ve imparatorluğun din politikası konusunda anlaştı. Bu anlaşma, sonradan «Milano Fermanı» adıyla ünlendi.
Bu metnin günümüze ulaşmasının öyküsü de Anadolu'ya bağlanır. Lactantius'a göre metni ilan ettiren, Milano'daki görüşmeden sonra doğuya dönen Licinius'tu. Licinius, rakibini yendikten sonra Bithynia'ya geçti, Nikomedia'ya girdi ve 13 Haziran 313'te bu mektubu eyalet valisine gönderdi. Diocletianus'un on yıl önce kiliseyi yıktırdığı şehirde, şimdi kiliselerin geri verilmesi ilan ediliyordu.
Sonraki yıllarda Constantinus, Hıristiyan kiliselerini giderek daha açık biçimde destekledi. Piskoposlara ayrıcalıklar tanıdı, kiliselere toprak ve para bağışladı, Roma'da ve başka şehirlerde büyük kiliseler yaptırdı. Ama öteki dinleri yasaklamadı; güneş tanrısının imgesi, sikkelerinde yıllarca yer almaya devam etti. MS 321'de, pazar gününü, «güneşin saygıdeğer günü» olarak, mahkemelerin ve şehir işlerinin tatil edildiği bir gün ilan etti.
Dönüş noktası — Üsküdar, İznik ve yeni bir şehir
Constantinus ile Licinius'un ortaklığı uzun sürmedi. MS 324'te iki imparator savaşa girdi. Son savaş, İstanbul Boğazı'nın Asya yakasında, bugünkü Üsküdar'da, antik Khrysopolis'te yapıldı. Licinius yenildi; Constantinus, imparatorluğun tek hâkimi oldu. Diocletianus'tan beri ilk kez, bütün imparatorluk tek bir imparatorun elindeydi.
Constantinus, zaferinin hemen ardından iki büyük işe girişti. Birincisi, Hıristiyanların kendi aralarındaki bir tartışmaydı. İskenderiyeli bir papaz olan Arius'un, Mesih'in Tanrı'yla ilişkisi hakkındaki görüşleri, Doğu'nun kiliselerini bölmüştü. Constantinus, birliği sağlamak için, MS 325'te imparatorluğun dört bir yanından piskoposları Bithynia'daki İznik'e, antik Nikaia'ya topladı.
İkinci iş, yeni bir başkentti. Constantinus, Boğaz'ın Avrupa yakasındaki eski Yunan şehri Byzantion'u seçti. Şehir, Avrupa'yı Asya'ya, Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan bir geçidin üzerindeydi; hem Tuna sınırına hem de Pers sınırına yakındı. Constantinus, şehrin sınırlarını genişletti, yeni surlar, bir saray, bir hipodrom, bir senato binası ve kiliseler yaptırdı; imparatorluğun dört bir yanından heykeller getirtti. 11 Mayıs 330'da şehir resmen açıldı. Yeni şehre, Roma'daki gibi bir senato kuruldu ve halkına, yine Roma'daki gibi, Mısır'dan gelen tahıldan ücretsiz ekmek dağıtılmaya başlandı. Şehrin nüfusu hızla arttı; bir yüzyıl içinde, Konstantinopolis imparatorluğun en büyük şehirlerinden biri oldu ve eski Roma'yla yarışır hâle geldi.
Yaygın yanlış«Milano Fermanı, Hıristiyanlığı Roma İmparatorluğu'nun resmî dini yaptı.»
313'teki anlaşma, Hıristiyanlığa ve bütün öteki dinlere özgürlük tanıdı, ama hiçbirini resmî din yapmadı. Constantinus, Hıristiyanlığı destekledi, ama öteki dinleri yasaklamadı. Hıristiyanlığın imparatorluğun tek meşru dini hâline gelmesi, ancak yüzyılın sonunda, İmparator Theodosius döneminde çıkarılan yasalarla gerçekleşti.
Cevap — iki dönüşüm
Constantinus, imparatorluğu iki büyük biçimde değiştirdi. Birincisi, Hıristiyanlığı, üç yüzyıl boyunca zaman zaman zulüm gören bir azınlık dininden, imparatorun desteklediği, kiliseleri devlet parasıyla yapılan ve piskoposları imparatorun yanında oturan bir dine dönüştürdü. Bu, bir anda değil, yıllar içinde ve öteki dinlere karşı bir yasak olmadan gerçekleşti.
İkincisi, imparatorluğun ağırlık merkezini doğuya kaydırdı. Konstantinopolis, bin yılı aşkın bir süre Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti olarak kaldı; 1453'ten sonra da Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti oldu. Constantinus'un kendi dinsel inancının ne olduğu ise, onu anlatan kaynakların taraflılığı yüzünden, bugün de tartışılıyor. Onu en ayrıntılı anlatan iki yazar, Lactantius ve Eusebios, Hıristiyandı ve onun Hıristiyanlığa yönelişini bir kurtuluş öyküsü olarak anlattı; imparatorun pagan çağdaşlarının görüşleri ise çok daha az korunmuştur.
MS 337'de, Pers sınırına bir sefere hazırlanırken hastalanan Constantinus, Nikomedia yakınlarında vaftiz edildi; birkaç gün içinde de hayatını kaybetti. Kurduğu şehirdeki bir kilisede, İsa'nın on iki havarisinin anıtları arasına gömüldü.
Bugünle bağ — bir şehrin katmanları
İstanbul'un tarihî yarımadasında yürüyen biri, Constantinus'un şehrinin izlerini hâlâ görebilir: Çemberlitaş'taki sütun, Sultanahmet Meydanı'ndaki eski hipodromun yeri, şehri çevreleyen surların kalıntıları. Bu izler, sonraki yüzyıllarda üzerlerine eklenen Bizans ve Osmanlı katmanlarıyla birlikte duruyor. Bir şehrin kuruluşu, tek bir anda değil, bin yıllar boyunca biriken kararlarla sürer; Constantinus'un seçimi, bugünün İstanbul'unun ilk katmanlarından biridir.
Birincil kaynak
Filistin kıyısındaki Kaisareia'nın piskoposu Eusebios, Constantinus'un ölümünden sonra yazdığı biyografide, Milvius Köprüsü savaşından önceki olayı şöyle anlatır:
He said that about noon, when the day was already beginning to decline, he saw with his own eyes the trophy of a cross of light in the heavens, above the sun, and bearing the inscription, Conquer by this. At this sight he himself was struck with amazement, and his whole army also, which followed him on this expedition, and witnessed the miracle. [...] since the victorious emperor himself long afterwards declared it to the writer of this history, when he was honored with his acquaintance and society, and confirmed his statement by an oath, who could hesitate to accredit the relation?
Türkçesi: Öğle sularında, gün batıya doğru dönmeye başladığında, gökte, güneşin üzerinde ışıktan bir haç zafer işaretini ve üzerinde «Bununla zafer kazan» yazısını kendi gözleriyle gördüğünü söyledi. Bu görüntü karşısında hem kendisi hem de onu bu seferde izleyen ve mucizeye tanık olan bütün ordusu hayrete düştü. […] muzaffer imparator, bu tarihin yazarına, onun tanışıklığı ve yakınlığıyla onurlandırıldığında, bunu uzun zaman sonra kendisi anlattığına ve sözlerini yeminle doğruladığına göre, kim bu anlatıya inanmakta tereddüt edebilir?
Kaynak: Eusebios, Constantinus'un Hayatı, I.28; Ernest Cushing Richardson'ın İngilizce çevirisi, Nicene and Post-Nicene Fathers, ikinci dizi, cilt I, Wikisource. Türkçesi bizim.
- Eusebios'a göre Constantinus ne gördü, ve bunu kimler gördü?
- Eusebios, anlatısının doğruluğunu nasıl kanıtlamaya çalışıyor? Bu kanıt, bir tarihçi için ne kadar güçlüdür?
- Eusebios'un anlatısını, olaylardan birkaç yıl sonra yazan Lactantius'unkiyle karşılaştır. Eusebios ise bu satırları Milvius Köprüsü'nden çeyrek yüzyıl sonra, imparatorun ölümünün ardından yazdı. Bu fark, iki anlatı arasındaki farkı nasıl açıklayabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Jacob Burckhardt (1853) — Constantinus'u, dinsel inançtan çok iktidar hırsıyla hareket eden, Hıristiyanlığı siyasi bir araç olarak kullanan soğukkanlı bir siyasetçi olarak yorumladı.
- Norman Baynes (1931) — Burckhardt'a karşı çıktı; Constantinus'un kendi yazdığı mektupları ve fermanları inceleyerek, onun Hıristiyan Tanrısı'na içtenlikle inandığını ve kendini bu Tanrı'nın seçtiği bir hizmetkâr olarak gördüğünü savundu.
- Timothy Barnes (1981) — Constantinus'u Eusebios'la birlikte inceledi; imparatorun 312'den itibaren kararlı bir Hıristiyan olduğunu ve imparatorluğu bilinçli olarak Hıristiyanlaştırmaya çalıştığını savundu.
- Harold Drake (2000) — Constantinus'un din politikasını, Hıristiyanlar ile pagan çoğunluk arasında bir uzlaşma ve birlik arayışı olarak yorumladı; onun hoşgörüye dayalı bir birlik istediğini, sonraki dönemlerde yaygınlaşan dinsel hoşgörüsüzlüğün ise piskoposların etkisiyle ortaya çıktığını savundu.
Bu tartışma, bir insanın iç dünyasını, onun hakkındaki taraflı kaynaklardan anlamanın zorluğunu gösteriyor. Burckhardt, Constantinus'un davranışlarında hesaplı bir siyasetçi görüyor; Baynes ve Barnes, onun kendi sözlerine dayanarak içten bir inanç buluyor. Drake ise soruyu inançtan politikaya kaydırıyor: Constantinus'un ne düşündüğünden çok, ne yapmak istediğini ve bunun sonuçlarını soruyor. Bu yorumların her biri, aynı kaynakları farklı ağırlıklarla okuyor. Burckhardt'ın kuşkucu imparatoru, on dokuzuncu yüzyılın dine mesafeli liberal düşüncesinin; Baynes'in inançlı imparatoru ise, yirminci yüzyılın başında imparatorun kendi mektuplarının yeniden ciddiye alınmasının ürünüdür. Her kuşak, Constantinus'ta biraz da kendi sorularını buluyor; bu da tarih yazımının kendi tarihini öğretici kılar.
Derine İn
Milvius Köprüsü öncesindeki olayın iki anlatısı, bir olayın zamanla nasıl büyüyebileceğini gösteren öğretici bir örnektir. Lactantius, olaylardan birkaç yıl sonra, bir rüyadan ve kalkanlara çizilen bir işaretten söz eder. Eusebios ise, imparatorun ömrünün sonuna doğru, imparatorun kendisinin ona yeminle anlattığını söylediği, bütün ordunun tanık olduğu, gökte güneşin üzerinde beliren bir ışık haçından söz eder. Eusebios'un kendisi de, bu olayı daha önce yazdığı Kilise Tarihi'nde anmamıştı. Bu farklar, anlatının, imparatorun hayatının sonunda ve onun Hıristiyan kimliğinin artık kesinleştiği bir dönemde büyüdüğünü düşündürür.
Bazı araştırmacılar, bu anlatıların arkasında gerçek bir doğa olayı arar. Alman tarih araştırmacısı Peter Weiss, 2003'te yayımladığı bir makalede, Constantinus'un güneşin çevresinde beliren ve bazen haç biçimini alan bir ışık halkası, yani bir güneş halesi görmüş olabileceğini öne sürdü. Weiss'a göre bu olay, 312'den önce, Galya'da yaşanmış ve önce güneş tanrısının bir işareti olarak yorumlanmıştı; ancak sonradan Hıristiyan bir anlam kazandı. Bu açıklama tartışmalıdır, ama bir olayın deneyimi ile onun sonradan kazandığı anlam arasındaki farkı düşünmeye yardım eder.
Constantinus'un kendi dönemindeki anıtları da belirsizliği korur. MS 315'te senato tarafından Roma'da onun adına dikilen zafer takı, zaferini «tanrısallığın esiniyle» kazandığını söyler; bu ifade, bir Hıristiyanın da, güneşe tapan birinin de kendi tanrısını görebileceği kadar geniştir. Takın üzerinde Hıristiyan simgeleri yoktur; ama güneş tanrısının imgesi vardır.
Constantinus'un aile hayatı da karanlık bir sayfa içerir. MS 326'da, belirsiz nedenlerle, en büyük oğlu Crispus'u ve kısa süre sonra karısı Fausta'yı öldürttü. Eusebios, biyografisinde bu olaylardan hiç söz etmez. Bu sessizlik, bir biyografinin yazarının neyi anlatmayı seçtiğinin de, neyi anlattığı kadar önemli olduğunu hatırlatır.
Constantinus'un Hıristiyanlığa desteği, imparatorluğun başka köşelerinde de izler bıraktı. Eusebios'a göre imparator, Kudüs'te, Hıristiyanların İsa'nın mezarı olarak saydığı yerde büyük bir kilise yaptırdı; annesi Helena da bu yıllarda Filistin'e bir yolculuk yaptı. Bu yapılar, Filistin'i Hıristiyanlar için bir hac bölgesine dönüştüren sürecin başlangıcı oldu. Ama aynı dönemde, pek çok eski tapınak da işlemeye devam ediyordu; imparatorluğun dinsel manzarası, Constantinus'un ölümünde hâlâ çok çeşitliydi. Konstantinopolis'in kendisinde bile, kurucunun heykelinin güneş tanrısının biçiminde dikilmesi, bu çeşitliliğin taşa ve porfire yansımış bir örneğiydi.
Son olarak, Konstantinopolis'in kuruluşu, İstanbul'un tarihinde bir başlangıç değil, bir yeniden kuruluştu. Byzantion, yaklaşık bin yıl önce, MÖ yedinci yüzyılda Megaralı Yunanlılar tarafından kurulmuş bir şehirdi. Constantinus, bu eski şehri genişletip yeni bir kimlik verdi. Byzantion'un eski adı da tamamen kaybolmadı: Batılı tarihçilerin sonradan bu imparatorluğa verdiği «Bizans» adı, bu eski şehrin adından türetildi. Şehrin sonraki tarihi, onun seçiminin ne kadar ileri görüşlü olduğunu gösterdi: Konstantinopolis, surları sayesinde yüzyıllar boyunca sayısız kuşatmaya dayandı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Eusebius, The Life of Constantine, çev. Ernest Cushing Richardson, Nicene and Post-Nicene Fathers, ikinci dizi, cilt I, Wikisource.
- Lactantius, Of the Manner in Which the Persecutors Died, çev. William Fletcher, Ante-Nicene Fathers, cilt VII, Wikisource.
- Jacob Burckhardt, Die Zeit Constantin's des Grossen (Basel, 1853).
- Norman H. Baynes, Constantine the Great and the Christian Church (Londra: British Academy, 1931).
- Timothy D. Barnes, Constantine and Eusebius (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1981).
- H. A. Drake, Constantine and the Bishops: The Politics of Intolerance (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 2000).
Arşiv ve kaynak
Eusebios'un Constantinus biyografisi ve Lactantius'un eseri, on dokuzuncu yüzyıl sonundaki İngilizce çevirileriyle Wikisource'ta okunabiliyor. Roma'daki Constantinus Takı, İstanbul'daki Çemberlitaş sütunu ve Sultanahmet'teki hipodromun kalıntıları, bu dönemin anıtlarıdır. İznik Gölü'nde, kıyıya yakın sularda, son yıllarda batık bir bazilikanın kalıntıları bulunmuştur.
Açık sorular
- Constantinus, Hıristiyanlığa içtenlikle mi inandı, yoksa onu siyasi bir araç olarak mı kullandı?
- Milvius Köprüsü öncesinde gerçekte ne oldu?
- Constantinus, Konstantinopolis'i neden seçti: stratejik nedenlerle mi, yoksa Roma'nın pagan geçmişinden uzak yeni bir başkent kurmak için mi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Constantinus'un 312'de Maxentius'u yendiği savaş hangisidir? A) Actium B) Milvius Köprüsü C) Khrysopolis D) Edirne
- (Hedef 1) Constantinus'un 325'te piskoposları topladığı konsil hangi şehirde yapıldı? A) İznik B) Roma C) Milano D) İskenderiye
- (Hedef 2) 313'teki Milano mutabakatı neyi öngördü? A) Hıristiyanlığı resmî din yaptı B) Bütün pagan tapınaklarını kapattı C) Hıristiyanlar dahil herkese din özgürlüğü tanıdı D) Yalnızca Hıristiyanlara izin verdi
- (Hedef 2) Constantinus'un savaş öncesi gördüğü işareti gökte bir ışık haçı olarak anlatan ve bunu imparatorun kendisinden duyduğunu söyleyen yazar kimdir? A) Lactantius B) Eutropius C) Arius D) Eusebios
- (Hedef 3) Constantinus'u, dinsel inançtan çok iktidar hırsıyla hareket eden bir siyasetçi olarak yorumlayan tarihçi kimdir? A) Norman Baynes B) Timothy Barnes C) Jacob Burckhardt D) Harold Drake
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Constantinus'un Hıristiyanlığa yönelişini değerlendir: Lactantius'un rüya ve kalkan işareti anlatısını, Eusebios'un gökteki ışık haçı anlatısıyla karşılaştır; iki anlatının ne zaman ve hangi koşullarda yazıldığını dikkate al. Ardından Burckhardt ile Baynes'in tartışmasını ve Drake'in «birlik arayışı» yorumunu kullanarak, Constantinus'un din politikasını nasıl açıklayabileceğimizi tartış.
Cevaplar
- B — Constantinus, Maxentius'u Milvius Köprüsü savaşında yendi.
- A — Konsil İznik'te yapıldı.
- C — Milano mutabakatı, herkese din özgürlüğü tanıdı.
- D — Bu anlatı Eusebios'a aittir.
- C — Bu yorum Jacob Burckhardt'a aittir.
İyi düşünülmüş bir cevap, Lactantius'un anlatısının olaya daha yakın ve daha sade olduğunu, Eusebios'unkinin ise yıllar sonra, imparatorun Hıristiyan kimliği kesinleştikten sonra yazıldığını ve daha büyük bir mucize anlattığını belirtir. Burckhardt'ın hesaplı bir siyasetçi, Baynes'in içten bir inanan gördüğünü, Drake'in ise soruyu imparatorun amaçlarına ve politikalarının sonuçlarına kaydırdığını; kaynakların taraflılığı yüzünden kesin bir cevabın zor olduğunu tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Constantinus'un Boğaz kıyısında kurduğu şehir, onun ölümünden kırk yıl sonra, imparatorluğun iki yarısının kaderini ayıracak bir sınavla karşılaştı. Sonraki bölüm o sınavla açılıyor: 378 yazında, Konstantinopolis'ten yola çıkan bir imparatorun Edirne yakınlarında Got süvarilerinin çemberi içinde kayboluşu. Oradan başlayarak, Batı'nın bir yüzyıl içinde neden dağıldığını ve surlarının, zengin eyaletlerinin arkasındaki Doğu'nun neden ayakta kaldığını soruyor.