Öğrenme hedefleri
- Diocletianus'un 284'te tahta çıkışından 305'te çekilişine kadar yaptığı başlıca düzenlemeleri, yani dörtlü yönetimi, eyaletlerin yeniden örgütlenmesini, vergi ve para reformlarını ve Azami Fiyat Fermanı'nı sıralayabileceksin.
- Dörtlü yönetimin üçüncü yüzyıl krizine nasıl bir cevap olduğunu ve Diocletianus'un çekilişinden sonra neden dağıldığını açıklayabileceksin.
- Diocletianus'u eleştiren Hıristiyan bir çağdaşın, yani Lactantius'un tanıklığını, onun hayatını ve yazma nedenini hesaba katarak değerlendirebilecek; «geç antik çağ» kavramının bu döneme nasıl bir bakış getirdiğini tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — dört imparator, bir heykel
Venedik'teki San Marco Kilisesi'nin bir köşesinde, sert ve koyu kırmızı bir taştan, porfirden oyulmuş bir heykel grubu durur. Dört adam, ikişer ikişer birbirine sarılmıştır. Hepsi aynı zırhı giyer, aynı miğferi takar, elini aynı biçimde kılıcının kabzasına koyar. Yüzleri neredeyse birbirinin aynıdır; hangisinin hangisi olduğunu ayırt etmek zordur.
Bu dört adam, Roma İmparatorluğu'nu üçüncü yüzyılın sonunda birlikte yöneten dört imparatordur. Heykel, büyük olasılıkla Konstantinopolis'te bir meydanı süslüyordu; 1204'te, şehri yağmalayan Haçlılar tarafından Venedik'e götürüldü. Heykelin kırık bir parçası, bir ayak ve kaide parçası, yirminci yüzyılda İstanbul'da yapılan kazılarda bulundu ve bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergileniyor.
Bu heykel, bir siyasi mesaj taşıyordu: imparatorluğu yöneten dört kişi, birbirinden ayırt edilemeyecek kadar birlikti. Bu mesajın arkasında, üçüncü yüzyılın elli yıllık karmaşasına son veren bir adam vardı: Diocletianus. Bu bölümün sorusu, onun kurduğu düzen üzerine: Diocletianus, bir imparatorluğu dört kişiye paylaştırarak nasıl kurtarmaya çalıştı, ve bu çözüm neden kendisinden sonra yaşamadı?
Bağlam — askerden imparatora
Diocletianus, Dalmaçya'da, bugünkü Hırvatistan'da doğmuş, alçak bir aileden gelen bir askerdi. Üçüncü yüzyılın öteki asker imparatorları gibi, ordunun içinde yükseldi. MS 284'te, doğudaki bir sefer sırasında ordu tarafından imparator ilan edildi. Tahta çıktığında, imparatorluk yarım yüzyıldır iç savaşlar, sınır istilaları ve suikastlarla sarsılıyordu; ondan önceki imparatorların çoğu, birkaç yıl içinde öldürülmüştü.
Diocletianus'un ilk büyük kararı, gücü paylaşmak oldu. Bir imparatorun, aynı anda Ren'de, Tuna'da ve Fırat'ta savaşamayacağını görmüştü. Eski bir silah arkadaşı olan Maximianus'u önce yardımcısı, sonra kendisine eşit bir imparator yaptı. Diocletianus doğuyu, Maximianus batıyı yönetecekti. İki imparator, kendilerini iki tanrıyla ilişkilendirdi: Diocletianus, tanrıların babası Iuppiter'in koruması altındaki «Iovius», Maximianus ise onun yardımcısı kahraman Hercules'in koruması altındaki «Herculius» unvanını aldı. Bu, aralarındaki sıralamayı da gösteriyordu: biri karar veren, öbürü onu uygulayan güçtü. İmparatorların gücü, artık ordunun ya da senatonun seçiminden değil, tanrıların seçiminden geliyormuş gibi sunuluyordu.
MS 293'te sistem tamamlandı. İki kıdemli imparatorun yanına, Galerius ve Constantius adlı iki yardımcı imparator eklendi. Bu dört imparator, Roma'dan değil, sınırlara yakın şehirlerden yönetti: Diocletianus, Marmara kıyısındaki Nikomedia'dan, yani bugünkü İzmit'ten; Maximianus, Milano'dan; Constantius, Ren kıyısındaki Trier'den; Galerius ise Balkanlardaki şehirlerden. Roma, imparatorluğun sembolik başkenti olarak kaldı, ama artık siyasi merkezi değildi.
Gelişme — bir imparatorluğu yeniden örmek
Diocletianus, yalnızca yönetimi değil, imparatorluğun bütün yapısını yeniden örgütledi. Eyaletlerin sayısını neredeyse ikiye katladı; büyük eyaletleri küçük parçalara böldü ki hiçbir vali, bir iç savaş başlatacak kadar güç toplayamasın. Bu küçük eyaletleri, daha büyük bölgeler altında birleştirdi.
Askerî ve sivil yönetim de birbirinden ayrıldı: eyalet valileri artık ordulara komuta etmiyor, sınırlardaki birlikler ayrı komutanlara bağlanıyordu. Ordu genişletildi, sınır kaleleri güçlendirildi. Bu büyük ordunun ve yönetimin masrafını karşılamak için, düzenli nüfus ve arazi sayımlarına dayanan yeni bir vergi sistemi kuruldu. Vergiler, artık değeri düşmüş paralarla değil, büyük ölçüde ürün olarak toplanıyordu. Her birkaç yılda bir yenilenen bu hesaplar, devlete ilk kez bütçesini önceden planlama imkânı verdi.
Diocletianus, üçüncü yüzyılda değeri çöken parayı da düzeltmeye çalıştı; yeni altın ve gümüş sikkeler bastırdı. Ama fiyatlar yükselmeye devam etti. MS 301'de, imparatorluk çapında bir ferman yayımlandı.
Dönüş noktası — gönüllü bir çekiliş
Diocletianus'un döneminin son yıllarında, Hıristiyanlara yönelik büyük bir zulüm başladı. MS 303'te, imparatorun sarayından görülen Nikomedia kilisesinin yıkılmasıyla başlayan bu zulüm, özellikle doğu eyaletlerinde yıllarca sürdü ve ancak 311'de Galerius'un fermanıyla sona erdi.
MS 305'te ise, Roma tarihinde benzeri görülmemiş bir şey oldu. Diocletianus, yaşlanıp hastalanınca, kendi isteğiyle tahttan çekildi ve Maximianus'u da aynı gün çekilmeye ikna etti. İki kıdemli imparator, planlandığı gibi yerlerini yardımcılarına, Galerius ile Constantius'a bıraktı; yerlerine iki yeni yardımcı imparator atandı.
Ama dörtlü yönetim, onu kuran adam olmadan uzun süre yaşamadı. MS 306'da Constantius, Britanya'da, bugünkü York'ta ölünce, askerleri onun oğlu Constantinus'u imparator ilan etti. Bu, sistemin öngördüğü sıraya aykırıydı: imparatorluk, yetenek sırasına göre değil, babadan oğula geçiyordu. Birkaç yıl içinde, altı ayrı imparator ya da imparator adayı, birbiriyle savaşır hâle geldi.
Yaygın yanlış«Diocletianus, Roma İmparatorluğu'nu Doğu ve Batı olarak ikiye bölen imparatordur.»
Diocletianus, imparatorluğu yönetim kolaylığı için dört imparator arasında paylaştırdı; ama imparatorluk hukuken ve kavramsal olarak tek bir bütün olarak kaldı. Yasalar dört imparatorun ortak adıyla yayımlanıyordu. İmparatorluğun kalıcı olarak Doğu ve Batı olarak iki ayrı yönetime ayrılması, ancak dördüncü yüzyılın sonunda, 395'te gerçekleşti.
Cevap — krizin çözümü, yeni bir çağın başlangıcı
Diocletianus, üçüncü yüzyılın elli yıllık karmaşasına, gücü paylaşarak, yönetimi yeniden örgütleyerek ve imparatorluk makamını yücelterek son verdi. Dörtlü yönetim, bir imparatorun aynı anda birden fazla sınırı savunmasını ve iç savaşları önlemesini sağladı. Ama bu sistem, bir sorunu çözemedi: veraset. İmparatorlar, kendi oğullarını dışarıda bırakan bir sisteme, Diocletianus'un kişisel otoritesi olmadan uymadılar.
Yine de Diocletianus'un kurduğu yönetim yapısı, onun ölümünden sonra da büyük ölçüde yaşadı. Eyaletler, diyosezler, ayrılmış askerî ve sivil yönetim, yeni vergi sistemi ve imparatoru yücelten saray töreni, Constantinus'un ve ondan sonraki imparatorların devraldığı temel oldu. Tarihçiler bu yüzden, Diocletianus'un hükümdarlığını Roma tarihinde yeni bir çağın, geç antik çağın başlangıcı olarak görür.
Bugünle bağ — kurucunun çekilişi
Diocletianus'un kendi isteğiyle tahttan çekilmesi, tarihte çok az örneği olan bir olaydır. Pek çok yönetici, gücü bırakmak yerine onu sonuna kadar elinde tutmaya çalıştı. Diocletianus'un deneyimi, bir kurucunun kendi düzeninden sonra da yaşayacak kurumlar kurmasının ne kadar zor olduğunu gösteriyor: kurduğu yönetim yapısı yüzyıllarca sürdü, ama kurduğu veraset sistemi, onun çekilişinden bir yıl sonra dağılmaya başladı. Bugün de, bir kurumun kurucusu ayrıldığında o kurumun yaşayıp yaşamayacağı, kurumların sağlamlığının önemli bir ölçütü olarak görülür.
Birincil kaynak
Diocletianus döneminde yaşamış Hıristiyan yazar Lactantius, onun düzenini sert bir dille eleştirir:
This man, by avarice partly, and partly by timid counsels, overturned the Roman empire. For he made choice of three persons to share the government with him; and thus, the empire having been quartered, armies were multiplied, and each of the four princes strove to maintain a much more considerable military force than any sole emperor had done in times past. There began to be fewer men who paid taxes than there were who received wages; so that the means of the husbandmen being exhausted by enormous impositions, the farms were abandoned, cultivated grounds became woodland, and universal dismay prevailed.
Türkçesi: Bu adam, kısmen açgözlülüğüyle, kısmen de korkak kararlarıyla Roma İmparatorluğu'nu altüst etti. Çünkü yönetimi kendisiyle paylaşmak üzere üç kişi seçti; böylece imparatorluk dörde bölününce ordular çoğaldı ve dört hükümdarın her biri, geçmişte tek başına yöneten herhangi bir imparatorun sahip olduğundan çok daha büyük bir askerî güç beslemeye çalıştı. Vergi ödeyenlerin sayısı, maaş alanlardan daha az olmaya başladı; öyle ki çiftçilerin gücü ağır vergilerle tükenince, tarlalar terk edildi, ekili topraklar ormana döndü ve her yeri bir umutsuzluk kapladı.
Kaynak: Lactantius, Zulmedenlerin Ölüm Biçimleri Üzerine, 7; William Fletcher'ın İngilizce çevirisi, Ante-Nicene Fathers, cilt VII, Wikisource. Türkçesi bizim.
- Lactantius'a göre dörtlü yönetim neden imparatorluğa zarar verdi?
- «Vergi ödeyenlerin sayısı, maaş alanlardan daha az olmaya başladı» cümlesi, Diocletianus'un reformlarının hangi yönüne işaret ediyor?
- Lactantius, Diocletianus'un başlattığı zulmü yaşamış bir Hıristiyan olarak, zulmedenlerin kötü sonlarını anlatmak için bir kitap yazdı. Bu durum, onun Diocletianus'un yönetimi hakkındaki yargılarını nasıl etkilemiş olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- A. H. M. Jones (1964) — Geç Roma İmparatorluğu'nun yönetim, ordu, vergi ve toplum yapısını devasa bir incelemede ayrıntılı biçimde çözümledi; Diocletianus'un reformlarını, imparatorluğu yüzyıllarca ayakta tutacak bir yönetim çerçevesinin kuruluşu olarak gördü, ama bu çerçevenin ağır bir vergi yükü yarattığını da vurguladı.
- Peter Brown (1971) — «Geç antik çağ» kavramını yaygınlaştırdı; Diocletianus'tan sonraki dönemi bir çöküş olarak değil, yeni dinsel, kültürel ve toplumsal biçimlerin doğduğu canlı bir dönüşüm çağı olarak yorumladı.
- Timothy Barnes (1982) — Diocletianus ve Constantinus dönemlerinin kronolojisini, imparatorların nerede bulunduklarını ve yönetimin yapısını, yazıtlara ve belgelere dayanarak titizlikle yeniden kurdu; bu dönemin olaylarını yazılı anlatıların ötesinde sağlam bir temele oturttu.
- Roger Rees (2004) — Dörtlü yönetimin kendini nasıl sunduğunu, yani heykellerini, sikkelerini ve övgü söylevlerini inceledi; imparatorların birliğini ve eşitliğini vurgulayan bu imgelerin, gerçek siyasi ilişkilerden çok bir ideolojiyi yansıttığını gösterdi.
Bu tartışma, Diocletianus'un döneminin nasıl adlandırılacağı sorusunu da içeriyor. Jones, yönetim yapısının ayrıntılarına ve maliyetine bakıyor; Barnes, olayların ve kronolojinin sağlam bir temelini kuruyor. Brown, bu dönemi yeni bir çağın başlangıcı olarak görmeyi öneriyor; Rees ise dörtlü yönetimin kendi hakkında anlattığı hikâyenin, yani birlik imgesinin, bir propaganda olduğunu hatırlatıyor. Lactantius'un kara tablosu ile bu modern yorumlar arasındaki fark, bir dönemi onu yaşayanların ve onu uzaktan inceleyenlerin nasıl farklı gördüğünü gösteriyor.
Derine İn
Azami Fiyat Fermanı, antik dünyadan günümüze ulaşan en ayrıntılı ekonomik belgelerden biridir. Fermanın önsözünde imparatorlar, fiyatları sınırsızca artıran tüccarların açgözlülüğünden yakınır ve özellikle askerlerin, maaşlarının tek bir alışverişte tükendiğini söyler. Ardından, binden fazla mal ve hizmet için en yüksek fiyatlar sıralanır: tahıllar, et, şarap, giysiler, ulaşım ücretleri, zanaatkârların ve öğretmenlerin günlük ücretleri. Bu liste, tarihçilere dördüncü yüzyılın başında insanların neyi ne kadara alıp sattığını, farklı işlerin birbirine göre nasıl değerlendirildiğini gösteren eşsiz bir tablo sunuyor.
Fermanın parçaları, imparatorluğun her yerinde değil, büyük ölçüde doğu eyaletlerinde, Yunanistan'da ve Anadolu'da bulundu. Afrodisias ve Stratonikeia gibi Anadolu şehirlerinde, fermanın uzun bölümleri taşa kazınmış olarak ele geçti. Bu dağılım, fermanın batı eyaletlerinde ne ölçüde yayımlandığı ve uygulandığı sorusunu açık bırakıyor.
Fermanın başarısı ise tartışmalıdır. Lactantius'a göre, fiyatlar sınırlanınca satıcılar mallarını pazara çıkarmaktan korktu, kıtlık daha da ağırlaştı, önemsiz şeyler için kan döküldü ve sonunda ferman, zorunluluk nedeniyle uygulanmaz oldu. Lactantius'un anlatısı, Diocletianus'a düşman bir yazarın anlatısıdır; ama başka kaynaklar da fermanın uzun süre etkili olmadığını düşündürür. Bu örnek, bir devletin fiyatları yasayla belirleme girişiminin, piyasanın gerçekleriyle nasıl çatışabileceğini gösteriyor. Aynı zamanda, fermanın taşa kazınmış uzun listeleri, uygulanmasa bile, imparatorların ekonomiyi bir yasa metniyle düzenleyebileceklerine ne kadar güvendiğini de belgeler.
Diocletianus'un kendi mirası da ilginç bir biçimde bölünmüştür. Hıristiyan yazarlar için o, zulmün simgesiydi; Mısır'daki Hıristiyanlar, yılları onun tahta çıkışından saymaya devam etti, ama bu takvime «Şehitler Çağı» adını verdiler. Öte yandan, Eutropius gibi pagan yazarlar onu, kendi isteğiyle tahttan çekilen ve öldükten sonra tanrılar arasına katılan bilge bir hükümdar olarak andı. Aynı adam, farklı toplulukların hafızasında birbirine zıt iki figüre dönüştü.
Lactantius'un kendi hayatı da onun tanıklığını anlamak için önemlidir. Kuzey Afrikalı bir hitabet öğretmeni olan Lactantius, bizzat Diocletianus tarafından Nikomedia'ya, imparatorluk başkentinde Latince hitabet öğretmeye çağrılmıştı. Hıristiyan olduğu için, zulüm başladığında görevini yitirdi. Sonraki yıllarda Constantinus'un çevresine katıldı ve imparatorun oğlunun öğretmeni oldu. Diocletianus'un hem yakınında bulunmuş hem de onun zulmüne uğramış bir tanık olarak Lactantius, ayrıntılı bilgilere sahipti; ama anlatısı, zulmedenlerin hepsinin kötü bir sonla cezalandırıldığını göstermeye adanmış bir kitabın içindedir. Lactantius'u okumak, bu yüzden hem değerli bir tanıklığı hem de güçlü bir tezi birlikte okumak demektir.
Son olarak, Diocletianus'un Split'teki sarayı, antik bir yapının sonraki yüzyıllarda nasıl yeniden kullanıldığının en çarpıcı örneklerinden biridir. Diocletianus'un mezarı olarak yapılan anıt yapı, orta çağda bir katedrale dönüştürüldü; zulmü başlatan imparatorun mezarı, bir Hıristiyan kilisesi oldu. Sarayın duvarları arasında bugün de insanlar yaşıyor, dükkânlar ve kafeler iş görüyor. Bir imparatorun emekliliği için yapılan bu yapı, on yedi yüzyıldır kesintisiz kullanılan bir şehir mahallesine dönüşmüştür.
Uzman Notu
Temel literatür
- Lactantius, Of the Manner in Which the Persecutors Died, çev. William Fletcher, Ante-Nicene Fathers, cilt VII, Wikisource.
- Eutropius, Abridgment of Roman History, çev. John Selby Watson, Justin, Cornelius Nepos, and Eutropius içinde (Londra: Henry G. Bohn, 1853).
- A. H. M. Jones, The Later Roman Empire, 284–602: A Social, Economic and Administrative Survey (Oxford: Blackwell, 1964).
- Peter Brown, The World of Late Antiquity, AD 150–750 (Londra: Thames and Hudson, 1971).
- Timothy D. Barnes, The New Empire of Diocletian and Constantine (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1982).
- Roger Rees, Diocletian and the Tetrarchy (Edinburgh: Edinburgh University Press, 2004).
Arşiv ve kaynak
Lactantius'un eseri Fletcher çevirisiyle Wikisource'ta; Eutropius'un kısa tarihi ise Watson'ın on dokuzuncu yüzyıl ortası çevirisinin taranmış nüshası olarak İnternet Arşivi'nde bulunuyor. Azami Fiyat Fermanı'nın Afrodisias'taki parçaları, kazı alanında ve Afrodisias Müzesi'nde; dört imparator heykeli Venedik'te, heykelin kırık ayak parçası ise İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde görülebiliyor. Diocletianus'un Split'teki sarayı, UNESCO tarafından korunan bir miras alanıdır.
Açık sorular
- Dörtlü yönetim, gerçekten bir kurumsal çözüm müydü, yoksa Diocletianus'un kişisel otoritesine dayanan geçici bir düzen mi?
- Diocletianus'un reformları, imparatorluğu kurtardı mı, yoksa onu daha ağır bir vergi yükü altına mı soktu?
- Azami Fiyat Fermanı ne ölçüde uygulandı ve sonuçları neydi?
Mini sınav
- (Hedef 1) İmparatorluğun iki kıdemli ve iki yardımcı imparator tarafından birlikte yönetildiği sisteme ne ad verilir? A) Dörtlü yönetim B) Principatus C) İkinci Triumvirlik D) Galya İmparatorluğu
- (Hedef 1) Diocletianus'un başkenti olarak kullandığı ve bugün İzmit olarak bilinen şehir hangisidir? A) Milano B) Trier C) Split D) Nikomedia
- (Hedef 2) MS 301'de yüzlerce mal ve hizmet için en yüksek fiyatları belirleyen fermanın adı nedir? A) Hoşgörü fermanı B) Azami Fiyat Fermanı C) Kurban fermanı D) Yurttaşlık fermanı
- (Hedef 2) Diocletianus'un 305'te tahttan çekilmesinden sonra dörtlü yönetimin dağılmasının başlıca nedeni neydi? A) Sasani istilası B) Bir salgın C) İmparatorların oğullarının tahta geçmek istemesi ve askerlerin onları desteklemesi D) Senatonun ayaklanması
- (Hedef 3) «Geç antik çağ» kavramını yaygınlaştıran ve bu dönemi bir dönüşüm çağı olarak yorumlayan tarihçi kimdir? A) A. H. M. Jones B) Timothy Barnes C) Peter Brown D) Roger Rees
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Diocletianus'u iki farklı antik yazarın gözünden değerlendir: onu açgözlü ve imparatorluğu altüst eden bir hükümdar olarak gösteren Lactantius ve onu yetenekli, kendi isteğiyle çekilen bilge bir hükümdar olarak anan Eutropius. Ardından Jones'un ve Brown'un yorumlarını kullanarak, Diocletianus'un reformlarının imparatorluğu kurtarıp kurtarmadığını ve bu yılları bir sonun mu, bir başlangıcın mı adıyla anmak gerektiğini gerekçeleriyle savun.
Cevaplar
- A — Bu sisteme dörtlü yönetim denir.
- D — Diocletianus'un başkenti Nikomedia'ydı.
- B — Bu fermanın adı Azami Fiyat Fermanı'dır.
- C — Sistem, imparatorların oğullarının tahta geçmek istemesi ve askerlerin onları desteklemesiyle dağıldı.
- C — Bu kavramı Peter Brown yaygınlaştırdı.
Sağlam bir cevap, Lactantius'un Diocletianus'u zulmü başlatan bir imparator olarak gören Hıristiyan bir çağdaş, Eutropius'un ise onu pagan bir bakışla öven bir özetçi olduğunu belirtir. Jones'un reformları hem bir kurtuluş hem de ağır bir yük olarak gördüğünü, Brown'un ise bu dönemi yeni bir çağın başlangıcı olarak yorumladığını; Diocletianus'un yönetim yapısının yaşadığını ama veraset sisteminin çöktüğünü tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Diocletianus'un çekilişinden bir yıl sonra, Britanya'daki askerler, dörtlü yönetimin kurallarını çiğneyerek bir imparatorun oğlunu tahta çıkardı. Sonraki bölüm, o genç adamın, Constantinus'un hikâyesi: Roma yakınlarında bir köprüde kazanılan bir savaş, onu anlatan iki yazarın birbirini tutmayan mucize öyküleri, İznik'te toplanan piskoposlar ve Boğaz kıyısında, bugün hâlâ Çemberlitaş'ta ayakta duran bir sütunla kutlanan yeni bir başkent.