Öğrenme hedefleri
- MS 235 ile 284 arasında Roma İmparatorluğu'nu sarsan siyasi, askerî, ekonomik ve salgın kaynaklı sorunları sıralayabilecek ve bunların birbirini nasıl beslediğini açıklayabileceksin.
- İmparatorluğun Galya İmparatorluğu ve Palmira Krallığı olarak üçe bölünmesini ve Aurelianus'un yeniden birleştirmesini anlatabileceksin.
- «Kriz» kavramının bu dönem için ne ölçüde yerinde olduğunu, bölgesel farkları ve farklı tarihsel yorumları göz önüne alarak tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Mainz'da bir çadır
MS 235 yılının Mart ayında, Ren kıyısındaki Mainz yakınlarında, Roma ordusu bir sefere hazırlanıyordu. İmparator Severus Alexander, yirmili yaşlarının ortasında, annesiyle birlikte ordugâhtaydı. Germen kabileleri sınırı aşmıştı; ama genç imparator, savaşmak yerine onlarla pazarlık yapmayı ve barışı parayla satın almayı düşünüyordu. Askerler için bu, bir aşağılanmaydı.
Bir sabah, askerler imparatorun çadırını bastı. Severus Alexander ve annesi öldürüldü. Ordu, onların yerine, Trakya kökenli, sıradan bir askerken rütbe rütbe yükselmiş dev cüsseli bir komutanı imparator ilan etti: Maximinus Thrax. Maximinus, hükümdarlığı boyunca Roma kentine hiç ayak basmadı.
Bu olay, Roma tarihinde yaklaşık elli yıl sürecek karanlık bir dönemin başlangıcı olarak kabul edilir. Sonraki yarım yüzyılda, kimi saatlerle, kimi yıllarla ölçülen hükümdarlıklarla, senato tarafından tanınan yirmi altı kadar imparator tahta çıktı; çoğu şiddetle öldü. Bu bölümün sorusu, bu sayının arkasında ne olduğu: üçüncü yüzyılda Roma İmparatorluğu'na ne oldu, ve nasıl ayakta kalabildi?
Bağlam — altın çağdan demir çağına
Marcus Aurelius'un 180'deki ölümünden sonra, imparatorluk giderek daha fazla orduya bağımlı hâle geldi. İkinci yüzyılın sonunda tahta çıkan Septimius Severus, iç savaşı kazandıktan sonra, oğullarına «askerleri zengin et, gerisini boş ver» öğüdünü verdiği söylenen bir imparatordu. Askerlerin maaşları artırıldı; ama bunun parası, gümüş sikkelerin değeri düşürülerek karşılandı.
Üçüncü yüzyılın ortasında, imparatorluğun sınırları aynı anda birkaç yerden baskı altına girdi. Doğuda, Partların yerini alan Sasaniler, çok daha saldırgan bir güç olarak ortaya çıktı. Kuzeyde, Tuna'nın ötesinde, Gotlar ve başka Germen toplulukları, daha büyük ve daha örgütlü birlikler hâlinde imparatorluk topraklarına akınlar düzenlemeye başladı. İmparatorlar, bir sınırı savunmaya koştuklarında öbür sınır çöküyordu. Her yeni tehlike, o bölgedeki orduyu kendi komutanını imparator ilan etmeye yöneltiyordu; çünkü uzaktaki bir imparatorun yardımını beklemek yerine, yakındaki bir komutana güvenmek daha kolaydı. MS 238'de, bir yıl içinde altı ayrı kişi imparator olarak anıldı; bunların beşi aynı yıl içinde öldü.
Gelişme — iki cephe, bir salgın
Bu baskının yarattığı sonuçlar, üst üste binerek büyüdü. MS 251'de, İmparator Decius, bugünkü Bulgaristan topraklarındaki Abritus'ta Gotlarla savaşırken öldü; bir dış düşmanla savaşta ölen ilk Roma imparatoru oldu. Dokuz yıl sonra, 260'ta, İmparator Valerianus, Sasani kralı I. Şapur'a tutsak düştü; Sasanilerin yükselişini anlatan bölümde ele aldığımız bu olay, Roma için eşi görülmemiş bir aşağılanmaydı.
Gotlar, Karadeniz'i gemilerle geçerek Anadolu'nun kıyılarına da ulaştı. Sonraki yüzyılın Yunanca tarih yazarlarına göre, 250'li yıllarda Trabzon, yani antik Trapezus, bir deniz akınıyla ele geçirilip yağmalandı; akıncılar Bithynia'nın ve Ege kıyılarının şehirlerine de saldırdı. Anadolu'nun şehirleri, yüzyıllardır görmedikleri bir tehlikeyle karşı karşıyaydı ve pek çoğu yeniden surlarla çevrildi.
Bu savaşların ortasında, imparatorluğu bir salgın da vurdu. 250'li yıllarda başlayan ve yıllarca süren bu salgın, Kartaca piskoposu Kyprianos'un tanıklığıyla bilinir.
Dönüş noktası — üçe bölünen imparatorluk
Valerianus'un tutsak düşmesinden sonra, oğlu Gallienus tek başına imparator oldu. Onun döneminde, imparatorluk fiilen üç parçaya ayrıldı. Senatör kaynakları Gallienus'u tembel ve sorumsuz bir hükümdar olarak anar; ama bazı modern tarihçiler, onun hızlı hareket eden süvari birlikleri oluşturduğunu ve komutanlıklara senatörler yerine deneyimli askerleri getirdiğini, bu yüzden sonraki toparlanmanın temelini attığını düşünüyor.
Batıda, Ren ordusunun komutanı Postumus, 260'ta kendini imparator ilan etti. Galya, Britanya ve bir süre İspanya, onun yönetiminde, kendi imparatorları, kendi senatosu ve kendi sikkeleriyle ayrı bir devlet gibi yaşadı.
Doğuda ise, Suriye çölünün ortasındaki zengin kervan şehri Palmira'nın önderi Odaenathus, Sasanilere karşı Roma adına savaştı ve doğu eyaletlerinin fiilî koruyucusu oldu. Onun ölümünden sonra, karısı Zenobia, oğlu adına yönetimi eline aldı ve Mısır'dan Anadolu'nun ortalarına kadar uzanan toprakları denetimi altına aldı. Palmira Krallığı, Roma'dan bağımsız bir güç gibi davranmaya başladı.
Bu dönemi en kısa özetleyen metin, dördüncü yüzyılda yazılmış bir tarih özetidir. Eutropius'a göre, Gallienus yönetimi bıraktığında imparatorluk, batıda Postumus, doğuda ise Odaenathus tarafından kurtarıldı.
Yaygın yanlış«Üçüncü yüzyıl krizinde imparatorluğun her bölgesi aynı ölçüde çöktü.»
Kriz, bölgeden bölgeye çok farklı yaşandı. Sınır bölgeleri, Galya'nın kuzeyi ve Tuna eyaletleri, istilalardan ve iç savaşlardan ağır zarar gördü; ama Kuzey Afrika gibi bazı eyaletler, bu dönemde bile yeni yapılar inşa etmeyi ve görece refah içinde yaşamayı sürdürdü. «Kriz» sözcüğü, imparatorluğun tümü için tek biçimli bir çöküşü değil, merkezdeki siyasi istikrarsızlığı ve bazı bölgelerdeki derin sarsıntıyı anlatır.
Cevap — asker imparatorlar ve yeniden birleşme
İmparatorluğu bu dönemde ayakta tutan, çoğunlukla Tuna eyaletlerinden gelen, sıradan askerken yükselmiş komutanlar oldu.
Bu imparatorların en başarılısı, Aurelianus'tu. 270'te tahta çıkan Aurelianus, Gotları yendi, Palmira'yı 272'de ele geçirerek Zenobia'yı tutsak aldı ve 274'te Galya İmparatorluğu'nu yeniden Roma'ya bağladı. Roma'ya döndüğünde görkemli bir zafer alayı düzenledi. Eutropius'a göre alayda, Galya'nın son imparatoru Tetricus ile Zenobia, onun arabasının önünde yürüdü. Ama ikisi de öldürülmedi: Tetricus sonradan güney İtalya'da bir bölgenin valisi oldu; Zenobia'nın soyundan gelenler ise Eutropius'un yaşadığı dördüncü yüzyılda hâlâ Roma'da yaşıyordu. Aurelianus, parayı da düzeltmeye çalıştı. Eutropius, onun döneminde Roma'daki darphane işçilerinin, sikkelerde yaptıkları hileler ortaya çıkınca ayaklandığını ve bu ayaklanmanın büyük bir sertlikle bastırıldığını anlatır. Aynı Eutropius, Aurelianus'u zalim ve kana susamış, ama «çağın ihtiyaç duyduğu» bir imparator olarak niteler. Ama aynı Aurelianus, Tuna'nın ötesindeki Dakya eyaletinden vazgeçti ve Roma kentinin çevresine, üç yüzyıldır gerek duyulmayan kalın surlar yaptırmaya başladı. Bu surlar, Roma'nın artık güvende olmadığının en açık işaretiydi.
Aurelianus da 275'te kendi subayları tarafından öldürüldü. Kriz, ancak 284'te tahta çıkan Diocletianus'un kurduğu yeni düzenle sona erecekti. Üçüncü yüzyıl krizi, imparatorluğu yıkmadı; ama onu kalıcı olarak değiştirdi: daha askerî, daha merkezî, daha ağır vergilerle yönetilen ve sınırlarını daha kalın surlarla koruyan bir imparatorluğa dönüştürdü.
Bugünle bağ — üst üste binen krizler
Üçüncü yüzyıl krizi, tek bir nedenin değil, birbirini besleyen sorunların bir arada yaşanmasının ne kadar yıkıcı olabileceğini gösteriyor: sınır baskısı, iç savaşlar, salgın, para değerinin düşüşü ve belki iklim değişiklikleri. Bugün de tarihçiler ve toplum bilimciler, bir toplumun tek bir darbeyle değil, aynı anda gelen birkaç darbeyle nasıl sarsıldığını ve bu darbelere nasıl uyum sağladığını inceliyor. Roma'nın üçüncü yüzyılı, bir sistemin çökmeden de derinden değişebileceğinin örneğidir.
Birincil kaynak
Dördüncü yüzyılda Roma tarihinin kısa bir özetini yazan Eutropius, Gallienus dönemini şöyle anlatır:
Gallienus, who was made emperor when quite a young man, exercised his power at first happily, afterwards fairly, and at last mischievously [...] The Alemanni, having laid waste Gaul, penetrated into Italy. Dacia, which had been added to the empire beyond the Danube, was lost. Greece, Macedonia, Pontus, Asia, were devastated by the Goths. Pannonia was depopulated by the Sarmatians and Quadi. The Germans made their way as far as Spain, and took the noble city of Tarraco. The Parthians, after taking possession of Mesopotamia, began to bring Syria under their power.
Türkçesi: Çok genç yaşta imparator yapılan Gallienus, gücünü önce mutlu bir biçimde, sonra idare eder biçimde, en sonunda da zararlı bir biçimde kullandı […] Alamanlar Galya'yı yakıp yıktıktan sonra İtalya'ya girdi. Tuna'nın ötesinde imparatorluğa katılmış olan Dakya kaybedildi. Yunanistan, Makedonya, Pontus ve Asya, Gotlar tarafından yağmalandı. Pannonia, Sarmatlar ve Quadiler tarafından insansız bırakıldı. Germenler İspanya'ya kadar ilerledi ve soylu Tarraco şehrini ele geçirdi. Partlar Mezopotamya'yı ele geçirdikten sonra Suriye'yi de egemenlikleri altına almaya başladı.
Kaynak: Eutropius, Roma Tarihinin Özeti, IX.8; John Selby Watson'ın İngilizce çevirisi (Londra: Henry G. Bohn, 1853). Türkçesi bizim. Eutropius, burada «Partlar» derken aslında Sasanileri kastediyor; eski adı kullanmaya devam ediyor.
- Eutropius'a göre Gallienus döneminde imparatorluk hangi bölgelerde hangi düşmanlarla karşılaştı?
- Eutropius'un bu listeyi Gallienus'un kişisel zaafları ile birlikte sunması, krizin nedenleri hakkında nasıl bir açıklama öneriyor?
- Eutropius, Gallienus'un ölümünden yüz yıl kadar sonra, kısa bir özet olarak yazdı ve Gallienus hakkında senatör çevrelerinin olumsuz görüşlerini aktardı. Bu durum, onun anlatısını kullanırken neye dikkat etmemizi gerektiriyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Michael Rostovtzeff (1926) — Üçüncü yüzyıl krizini, köylülerden oluşan ordular ile şehirli burjuvazi arasındaki bir sınıf çatışması olarak yorumladı; ona göre askerler, imparatorları kullanarak şehirlerin zengin sınıflarını ezdi ve bu, antik şehir uygarlığının çöküşünün başlangıcı oldu.
- Christian Witschel (1999) — İmparatorluğun batı eyaletlerindeki arkeolojik ve yazıt kanıtlarını ayrıntılı biçimde inceledi; «kriz» kavramının tüm bölgeler için geçerli olmadığını, pek çok bölgede bir çöküşten çok yavaş bir değişim ya da durgunluk yaşandığını savundu.
- Clifford Ando (2012) — Bu dönemi, bir çöküş çağı olarak değil, imparatorluğun yönetim biçiminin ve kimliğinin köklü biçimde değiştiği «kritik bir yüzyıl» olarak yorumladı; imparatorluğun bu sarsıntılar içinde yeni kurumlar geliştirdiğini vurguladı.
- Kyle Harper (2017) — İklim değişikliklerinin ve salgınların, özellikle Kyprianos vebasının, üçüncü yüzyıl krizinde belirleyici bir rol oynadığını savundu; doğal etkenleri, Roma tarihinin açıklanmasına merkezî bir unsur olarak ekledi.
Bu tartışma, «üçüncü yüzyıl krizi» adının kendisini sorguluyor. Rostovtzeff, krizi toplumsal bir çatışma olarak, Harper ise doğal etkenlerin tetiklediği bir çöküş olarak görüyor. Witschel ve Ando, krizin evrensel ve tek biçimli bir çöküş olmadığını, bölgeden bölgeye farklı yaşandığını ve bir dönüşüm dönemi olduğunu hatırlatıyor. Rostovtzeff'in yorumu, kendi hayatında Rus Devrimi'ni yaşamış olmasının izlerini taşır; bu, tarihçilerin kendi deneyimlerinin geçmişi yorumlamalarını nasıl etkileyebileceğine bir örnektir. Harper'ın iklim vurgusu da, kendi çağımızın iklim kaygılarıyla yazıldığı için benzer bir soruya açıktır.
Derine İn
«Elli yılda yirmi altı imparator» ifadesi, akılda kalıcı ama sorunlu bir sayıdır. Bu sayı, kimi imparator olarak kabul edeceğinize göre değişir: senato tarafından tanınan imparatorlar mı, kendi ordularınca imparator ilan edilen ama kısa sürede öldürülen hükümdar adayları mı, yoksa Galya ve Palmira'daki yöneticiler mi? Eski tarihçiler, bu dönemdeki yerel hükümdar adaylarını «otuz tiran» adıyla toplamıştı; bu ad bile, Atina tarihinden ödünç alınmış edebi bir kalıptı. Sayılar, bir dönemin karmaşasını anlatmak için kullanışlıdır; ama onları kesin bir ölçüm olarak değil, bir izlenim olarak okumak gerekir.
Bu dönemin yazılı kaynakları da son derece zayıftır. Üçüncü yüzyılın ortası için elimizde, Dio gibi çağdaş bir tarihçi yoktur. Eutropius ve Aurelius Victor gibi dördüncü yüzyıl yazarlarının kısa özetleri ile, «Augustus Tarihi» adıyla bilinen ve sonradan uydurulmuş belgelerle, hayali kişilerle dolu olduğu kanıtlanmış bir imparator biyografileri derlemesi, başlıca kaynaklardır. Bu yüzden tarihçiler, sikkelere, yazıtlara, papirüslere ve arkeolojik kanıtlara özellikle dayanır. Bir imparatorun ne kadar hüküm sürdüğünü bile, çoğu zaman bir yazıttaki tarihten ya da basılan sikkelerin sayısından çıkarırız.
Sikkeler, bu dönemin en canlı tanıklarındandır. Kapı kursundaki sikke bölümünün izlediği eğriye göre, gümüş sikkelerin içindeki gümüş oranı, bu dönemde birkaç yüzdeye kadar düştü. Mısır'dan gelen bir papirüs, MS 260 dolaylarında, yerel yetkililerin sarrafları imparatorluk sikkelerini kabul etmeye zorladığını gösteriyor: insanlar, değeri düşen parayı kabul etmek istemiyordu. Sikkeler aynı zamanda, kısa hükümdarlıkları da belgeler: bazı imparatorlar, yalnızca birkaç aylık sikke basımıyla tarihe geçmiştir.
Son yıllarda, iklim ve çevre üzerine yapılan araştırmalar, bu döneme yeni bir boyut kattı. Buz karotları ve ağaç halkaları gibi doğal arşivler, üçüncü yüzyılda bazı bölgelerde iklimin daha kurak ve istikrarsız hâle geldiğini düşündürüyor. Kyle Harper gibi tarihçiler, bu değişikliklerin tarımsal üretimi zayıflattığını ve salgınların yayılmasını kolaylaştırdığını savunuyor. Ama bu açıklamalar, iklim ve toplum arasındaki bağlantının tam olarak nasıl işlediği konusunda hâlâ tartışmalıdır.
Doğu sınırındaki iki şehir, bu dönemin kaderini somut olarak gösterir. Fırat kıyısındaki Dura-Europos, 250'li yıllarda Sasani kuşatmasıyla düştü ve bir daha iskân edilmedi; kazılar, kuşatanların surların altına kazdığı tünelleri ve bu tünellerde ölen askerlerin kalıntılarını ortaya çıkardı. Palmira ise, Zenobia'nın yenilgisinden sonra ayaklanınca Aurelianus'un askerlerince yağmalandı ve eski zenginliğine bir daha kavuşamadı. Palmira'nın Aramice ve Yunanca yazıtları, tapınakları ve mezar kuleleri, yirminci yüzyılda dünyanın en önemli antik alanlarından biri olarak korundu; 2015'te, Suriye'deki iç savaş sırasında bu yapıların bir kısmı kasıtlı olarak yıkıldı. Üçüncü yüzyılın sarsıntıları, bu şehirlerin kalıntılarında bugün de izlenebiliyor. Zenobia'nın kendisi ise sonraki yüzyıllarda bir efsaneye dönüştü: «Augustus Tarihi» onu güzel, bilgili ve cesur bir kraliçe olarak anlattı; bu anlatının ne kadarının gerçek, ne kadarının edebi süs olduğu hâlâ tartışılıyor.
Uzman Notu
Temel literatür
- Eutropius, Abridgment of Roman History, çev. John Selby Watson, Justin, Cornelius Nepos, and Eutropius içinde (Londra: Henry G. Bohn, 1853).
- Michael Rostovtzeff, The Social and Economic History of the Roman Empire (Oxford: Clarendon Press, 1926).
- Christian Witschel, Krise – Rezession – Stagnation? Der Westen des römischen Reiches im 3. Jahrhundert n. Chr. (Frankfurt am Main: Marthe Clauss, 1999).
- Clifford Ando, Imperial Rome AD 193 to 284: The Critical Century (Edinburgh: Edinburgh University Press, 2012).
- Kyle Harper, «Pandemics and Passages to Late Antiquity: Rethinking the Plague of c. 249–270 Described by Cyprian», Journal of Roman Archaeology 28 (2015), 223–260.
- Kyle Harper, The Fate of Rome: Climate, Disease, and the End of an Empire (Princeton: Princeton University Press, 2017).
Arşiv ve kaynak
Eutropius'un Watson çevirisi, 1853 baskısının dijital kopyasıyla archive.org'da; Cassius Dio'nun Cary çevirisi LacusCurtius'ta; Kyprianos'un salgın üzerine metni, Wallis çevirisiyle Wikisource'ta okunabiliyor. Bu dönemin sikkeleri, dünyanın büyük müzelerinin koleksiyonlarında ve çevrimiçi sikke veri tabanlarında incelenebiliyor. Roma'daki Aurelianus surları, büyük ölçüde bugün de ayaktadır.
Açık sorular
- Üçüncü yüzyıl krizi, gerçekten bir «kriz» miydi, yoksa bir dönüşüm dönemi mi?
- Kyprianos vebası ve iklim değişiklikleri, krizde ne ölçüde belirleyici oldu?
- Galya İmparatorluğu ve Palmira Krallığı, imparatorluğu parçaladı mı, yoksa onun sınırlarını korudu mu?
Mini sınav
- (Hedef 1) Bir dış düşmanla savaşta ölen ilk Roma imparatoru kimdir? A) Valerianus B) Decius C) Gallienus D) Aurelianus
- (Hedef 2) MS 260 ile 274 arasında Galya, Britanya ve bir süre İspanya'nın Roma'dan ayrı imparatorlarca yönetildiği döneme ne ad verilir? A) Palmira Krallığı B) Pax Romana C) Galya İmparatorluğu D) Dörtlü yönetim
- (Hedef 2) Palmira'yı ele geçirip Zenobia'yı tutsak alan ve imparatorluğu yeniden birleştiren imparator kimdir? A) Aurelianus B) Gallienus C) Maximinus Thrax D) Severus Alexander
- (Hedef 1) Kyprianos vebası hakkındaki en ayrıntılı tanıklık kime aittir? A) Bir Roma imparatoruna B) Bir Sasani kralına C) Kartaca piskoposu Kyprianos'a D) Bir Galya komutanına
- (Hedef 3) Üçüncü yüzyıl krizini ordular ile şehirli sınıflar arasındaki bir sınıf çatışması olarak yorumlayan tarihçi kimdir? A) Kyle Harper B) Christian Witschel C) Clifford Ando D) Michael Rostovtzeff
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Üçüncü yüzyıl krizini değerlendir: Dio'nun «altından demire» imgesi, Eutropius'un Gallienus dönemindeki istilaları sıralaması ve Kyprianos'un salgın tanıklığı, krizi hangi nedenlere bağlıyor? Ardından Rostovtzeff'in sınıf çatışması yorumunu ve Witschel'in bölgesel farkları vurgulayan görüşünü karşılaştırarak, bu dönemi bir «çöküş» mü, yoksa bir «dönüşüm» mü olarak görmenin daha yerinde olduğunu tartış.
Cevaplar
- B — Decius, 251'de Gotlarla savaşırken öldü.
- C — Bu döneme Galya İmparatorluğu denir.
- A — Palmira'yı Aurelianus ele geçirdi.
- C — Bu tanıklık Kartaca piskoposu Kyprianos'a aittir.
- D — Bu yorum Michael Rostovtzeff'e aittir.
Açıklayıcı bir cevap, Dio'nun bir senatörün kaygısını, Eutropius'un bir yüzyıl sonra yazılmış ve Gallienus'a düşman bir özetini, Kyprianos'un ise salgını bir inanç sınavı olarak anlatan bir tanıklığını sunduğunu belirtir. Rostovtzeff'in krizi toplumsal bir çatışmayla, Witschel'in ise bölgesel farklarla açıkladığını; imparatorluğun çökmediğini ama derinden değiştiğini, bu yüzden «dönüşüm» kavramının da hesaba katılması gerektiğini tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Aurelianus imparatorluğu yeniden birleştirdi, ama kendisi de bir suikaste kurban gitti; elli yıllık karmaşanın asıl sorunu, yani bir imparatorun aynı anda her sınırda bulunamaması, çözülmemişti. Sonraki bölüm, bu sorunu başka bir yoldan çözmeye çalışan asker imparatora bakıyor: gücü dört kişiye paylaştıran, İzmit'i başkent yapan, fiyatları bir fermanla sınırlamaya çalışan ve sonunda kendi isteğiyle tahttan inen Diocletianus.