Öğrenme hedefleri
- Roma hukukunun Oniki Levha Yasaları'ndan Justinianus'un derlemesine kadar nasıl geliştiğini, hukukçuların ve praetorların bu gelişmedeki rolünü anlatabileceksin.
- Justinianus'un altıncı yüzyıldaki derlemesinin, orta çağda Bologna'da yeniden keşfedilmesinden modern medeni kanunlara, 1926 Türk Medeni Kanunu'na kadar nasıl aktarıldığını açıklayabileceksin.
- Roma hukukunun «yaşaması»nın, onun içeriğinden mi yoksa onu taşıyan kurumlardan ve tarihsel tercihlerden mi kaynaklandığını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Ankara, 1926
17 Şubat 1926'da, Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni bir medeni kanunu kabul etti. Bu kanun, evlilikten mirasa, mülkiyetten sözleşmelere kadar gündelik hayatın hukukunu düzenleyecekti. Metin, sıfırdan yazılmamıştı: büyük ölçüde, İsviçre'nin 1907'de kabul ettiği medeni kanunun çevirisiydi. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, kanunun gerekçesinde, çağdaş bir toplumun hukukunun dinî kurallara değil, toplumun ihtiyaçlarına dayanması gerektiğini savundu.
İsviçre kanunu da bir boşlukta doğmamıştı. Onu hazırlayan hukukçular, on dokuzuncu yüzyılda Almanya'da gelişen ve Roma hukukunu sistemli olarak inceleyen bir okulun öğrencileriydi. O okul da, orta çağda İtalya'da yeniden keşfedilen ve altıncı yüzyılda Konstantinopolis'te derlenmiş bir hukuk kitabına dayanıyordu. Bu kitap ise, Roma'nın yaklaşık bin yıllık hukuk geleneğinin bir özetiydi.
Başka bir deyişle, Meclis'in Ankara'da o kış günü oyladığı metnin satırlarında, Romalı hukukçuların yüzyıllar önce yaptığı ayrımların izleri vardı. Bu bölümün sorusu buradan doğuyor: Roma İmparatorluğu yüzyıllar önce ortadan kalktığı hâlde, Roma hukuku neden hâlâ yaşıyor?
Bağlam — taş levhalardan hukukçulara
Roma hukukunun başlangıç noktası, Roma Cumhuriyeti kursunda gördüğümüz Oniki Levha Yasaları'ydı. MÖ beşinci yüzyılın ortalarında yazıya geçirilen bu kısa ve sert kurallar, borçlardan mirasa kadar temel konuları düzenliyordu. Ama Roma büyüdükçe, bu eski yasalar yetersiz kaldı.
Roma hukukunu asıl biçimlendiren, yeni yasalar değil, iki grup insan oldu. Birincisi, her yıl seçilen ve mahkemelere başkanlık eden praetorlardı. Her praetor, göreve başlarken hangi davaları hangi koşullarda dinleyeceğini bir bildiriyle ilan ederdi; bu bildiriler, kuşaktan kuşağa geliştirilerek eski yasaların boşluklarını doldurdu. MÖ üçüncü yüzyılın ortalarından itibaren, yabancılarla Romalılar arasındaki davalara bakan ayrı bir praetor da atanmaya başladı. Bu davalarda, yalnızca Romalılara özgü eski kurallar değil, farklı halkların ortak kabul ettiği ilkeler uygulandı.
İkinci grup, hukukçulardı.
İmparatorluk döneminde, Gaius, Papinianus, Ulpianus ve Paulus gibi hukukçular, binlerce somut davadan yola çıkarak genel ilkeler çıkardı. İkinci yüzyılda Gaius, hukuk öğrencileri için yazdığı bir ders kitabında, bütün hukuku üç başlık altında topladı: kişiler, şeyler ve davalar. Bu basit düzen, sonraki yüzyıllar boyunca hukukun öğretilme biçimini belirleyecekti. MS 212'de Caracalla'nın özgür doğmuş eyalet halkının neredeyse tamamını yurttaş yapmasıyla, Roma hukuku, Britanya'dan Mısır'a kadar milyonlarca insanın hukukuna dönüştü.
Gelişme — Justinianus'un büyük derlemesi
Beşinci yüzyılda imparatorluğun batı yarısı çöktü. Ama doğuda, Konstantinopolis merkezli imparatorluk ayakta kaldı. Altıncı yüzyılda, İmparator Justinianus, Roma hukukunun bütününü bir araya getirme işine girişti. Yüzyıllar içinde birikmiş imparatorluk fermanları ve hukukçuların sayısız kitabı, çelişkilerle ve tekrarlarla dolu, içinden çıkılmaz bir yığına dönüşmüştü.
Justinianus, bu işi, sarayının hukuk danışmanı Tribonianus başkanlığında bir kurula verdi. Kurul, yaklaşık üç yıl içinde, eski hukukçuların iki bin kadar kitabını inceleyip seçtiği parçaları elli kitaplık bir derlemede topladı.
Digesta'nın yanı sıra, imparatorluk fermanlarını toplayan bir kanun kitabı, hukuk öğrencileri için bir ders kitabı olan Institutiones ve sonradan çıkarılan yeni yasalar da hazırlandı. Bu dört eser, sonraki yüzyıllarda tek bir adla anıldı.
Dönüş noktası — Bologna'da yeniden doğuş
Justinianus'un derlemesi, Batı'da yüzyıllar boyunca neredeyse unutuldu. Batı Avrupa'nın yeni krallıkları, kendi geleneklerine ve Roma hukukunun daha basit özetlerine dayanıyordu. Digesta'nın tam metni, orta çağda İtalya'da korunan tek bir eski elyazması sayesinde hayatta kaldı.
On birinci yüzyılın sonunda, İtalya'nın Bologna şehrinde, Irnerius adlı bir öğretmen, Digesta'yı sistemli olarak okumaya ve öğretmeye başladı. Irnerius ve öğrencileri, metnin satır aralarına ve kenarlarına kısa açıklamalar yazdı; bu yüzden onlara «şerhçiler» dendi. Bologna'da doğan hukuk öğretimi, Avrupa'nın ilk üniversitelerinden birinin çekirdeği oldu. Kıtanın dört bir yanından gelen öğrenciler, Roma hukukunu öğrenip kendi ülkelerine döndü; kilise mahkemelerinde, kralların saraylarında, şehirlerin yönetiminde çalıştı.
Böylece Roma hukuku, bir devletin yasası olmaktan çıkıp, üniversitelerde öğretilen ortak bir hukuk bilimine dönüştü. Kıta Avrupası'nın hukukçuları, yüzyıllar boyunca aynı metinleri okudu, aynı kavramları kullandı. On dokuzuncu yüzyılda bu ortak geleneğin üzerine büyük medeni kanunlar yazıldı: 1804'te Fransa'da Napolyon Kanunu, 1900'de Almanya'da Medeni Kanun, 1912'de yürürlüğe giren İsviçre Medeni Kanunu.
Yaygın yanlış«Hukukta kullanılan Latince özdeyişlerin hepsi Romalılardan kalmadır.»
Hukuk dilinde yaygın olan pek çok Latince ilke, Roma'da değil, orta çağ ve modern hukukçuların elinde doğdu. Örneğin «yasa olmadan suç olmaz» anlamına gelen ünlü ilkenin bu Latince formülü, on dokuzuncu yüzyılın başında bir Alman hukukçu tarafından yaygınlaştırıldı. Latince, Avrupa hukukçularının yüzyıllar boyunca ortak dili olduğu için, sonradan yaratılan ilkeler de Latince yazıldı ve kolayca Romalılara mal edildi.
Cevap — bir ölü devletin canlı hukuku
Roma hukuku, üç nedenle yaşamaya devam etti. Birincisi, onu biçimlendiren hukukçular, somut davalardan genel ilkeler çıkaran ve farklı toplumlara uyarlanabilen bir düşünme biçimi geliştirmişti. Kişiler, mülkiyet, sözleşmeler ve haksız fiiller gibi kavramlar, Roma'nın dininden ve siyasetinden ayrılabiliyor, başka bağlamlara taşınabiliyordu. İkincisi, Justinianus'un derlemesi, bu geleneği tek bir yazılı külliyatta topladı ve onu kaybolmaktan korudu. Üçüncüsü, Bologna'dan başlayarak üniversiteler, bu külliyatı yüzyıllar boyunca öğretti ve Avrupa'nın hukukçularına ortak bir dil verdi.
Ama bu yaşayış, kendiliğinden olmadı. Roma hukukunu yaşatan, onu seçen, öğreten ve kendi ihtiyaçlarına göre dönüştüren sonraki kuşaklardı. 1926'da Türkiye'nin İsviçre kanununu benimsemesi de, Roma hukukunun kendi gücünden çok, Cumhuriyet'in yöneticilerinin bilinçli bir tercihinin sonucuydu.
Bugünle bağ — hukuk fakültesinin ilk yılı
Bugün Türkiye'deki hukuk fakültelerinde, öğrencilerin ilk yıl okuduğu derslerden biri, Roma hukukudur. Bu ders, iki bin yıl önce yaşamış hukukçuların, bugünün sözleşme, mülkiyet ve miras kurallarının temelini oluşturan ayrımları nasıl yaptığını öğretir. Bir kira sözleşmesinde, bir miras paylaşımında ya da bir trafik kazası sonrasında tazminat hesaplanırken kullanılan pek çok kavramın kökleri, Roma'ya uzanır. Roma hukuku, yaşayan bir hukukun içinde, çoğu zaman adı anılmadan varlığını sürdürüyor.
Birincil kaynak
Justinianus'un Institutiones'u, adaletin ve hukukun tanımıyla başlar:
Justice is the set and constant purpose which gives to every man his due. Jurisprudence is the knowledge of things divine and human, the science of the just and the unjust. [...] The precepts of the law are these: to live honestly, to injure no one, and to give every man his due. The study of law consists of two branches, law public, and law private. The former relates to the welfare of the Roman State; the latter to the advantage of the individual citizen.
Türkçesi: Adalet, herkese hakkı olanı vermeye yönelik kararlı ve sürekli bir iradedir. Hukuk bilimi, ilahi ve insani şeylerin bilgisi, haklı ile haksızın bilimidir. […] Hukukun ilkeleri şunlardır: dürüst yaşamak, kimseye zarar vermemek ve herkese hakkı olanı vermek. Hukuk incelemesi iki daldan oluşur: kamu hukuku ve özel hukuk. Birincisi Roma devletinin esenliğiyle, ikincisi tek tek yurttaşların yararıyla ilgilidir.
Kaynak: Justinianus, Institutiones, I.1; John Baron Moyle'un İngilizce çevirisi, beşinci baskı (Oxford: Clarendon Press, 1913), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Institutiones'a göre adalet nedir? Bu tanımda «herkese hakkı olanı vermek» ifadesi neden önemlidir?
- Hukukun üç ilkesi, yani dürüst yaşamak, kimseye zarar vermemek ve herkese hakkını vermek, bugünkü hukuk anlayışıyla nasıl karşılaştırılabilir?
- Bu satırlar, köleliği kabul eden ve yurttaşlar ile yabancılar, özgürler ile köleler arasında keskin ayrımlar yapan bir toplumda yazıldı. «Herkes» sözcüğü, bu toplumda kimi kapsıyor olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Alan Watson (1974) — Hukuk kurallarının bir toplumdan ötekine kolayca taşınabildiğini ve hukuk tarihinin büyük ölçüde bu «nakiller»in tarihi olduğunu savundu; ona göre hukuk, toplumun ihtiyaçlarını doğrudan yansıtmaz, hukukçuların kendi geleneği içinde gelişir.
- Tony Honoré (1978) — Justinianus'un derlemesini yöneten Tribonianus'un hayatını ve çalışma yöntemini inceledi; derlemenin, eski metinlerin çoğu zaman sessizce değiştirildiği, yeniden düzenlendiği bilinçli bir düzenleme işi olduğunu gösterdi.
- Peter Stein (1999) — Roma hukukunun Avrupa tarihindeki uzun yolculuğunu, Justinianus'tan Bologna'ya, oradan modern kanunlara kadar izledi; Roma hukukunun her dönemde farklı biçimlerde okunup yeniden yorumlandığını vurguladı.
- Jill Harries (1999) — Geç antik çağda hukukun, yalnızca imparatorların fermanlarıyla değil, yerel yargıçların, avukatların ve davacıların gündelik pratikleriyle nasıl işlediğini inceledi; yasanın metni ile uygulanışı arasındaki farka dikkat çekti.
Bu tartışma, Roma hukukunun «yaşaması»nın ne anlama geldiğini soruyor. Watson, hukukun toplumdan bağımsız, kendi geleneği içinde aktarıldığını düşünüyor; Stein ise her aktarımın bir yeniden yorum olduğunu hatırlatıyor. Honoré, Justinianus'un derlemesinin bile eski hukuku olduğu gibi korumadığını, onu dönüştürdüğünü gösteriyor. Harries, metinlerden uygulamaya bakarak, yazılı hukukun her zaman gerçekte nasıl işlediğini anlatmadığını vurguluyor. Dört yaklaşımın ortak noktası, Roma hukukunu değişmez bir miras olarak değil, her kuşağın yeniden okuduğu bir metin olarak görmeleridir. Aralarındaki fark ise, bu yeniden okumada toplumun mu yoksa hukukçuların mı belirleyici olduğu sorusunda ortaya çıkar.
Derine İn
Roma hukukunun en önemli metinlerinden birinin nasıl kurtarıldığı, başlı başına bir keşif öyküsüdür. Gaius'un ikinci yüzyılda yazdığı ders kitabı, yüzyıllar boyunca kayıp sanılıyordu; yalnızca Justinianus'un Institutiones'una kaynaklık ettiği biliniyordu. 1816'da, Alman tarihçi Barthold Niebuhr, İtalya'nın Verona şehrindeki katedral kütüphanesinde, bir kilise yazarının metinlerinin yazılı olduğu bir elyazmasını inceledi. Parşömenin eski yazısının kazınıp üzerine yeni bir metin yazıldığını fark etti. Alttaki silik yazı, Gaius'un kayıp kitabıydı. Bu keşif, Justinianus'tan önceki klasik Roma hukukunu, sonradan yapılan değişikliklerden bağımsız olarak görmeyi ilk kez mümkün kıldı. Gaius'un metni ile Justinianus'un ders kitabını yan yana koyan araştırmacılar, Tribonianus'un kurulunun eski metinleri ne ölçüde kısalttığını ve değiştirdiğini ilk kez somut olarak görebildi.
Roma hukukunun karanlık yüzü de göz ardı edilmemelidir. Institutiones, kişiler hukukunu anlatmaya, insanları özgürler ve köleler olarak ikiye ayırarak başlar.
Bu çelişki, Roma hukukunun sonraki yolculuğunda da sürdü. Roma'nın köleliği düzenleyen kuralları, Avrupalı sömürge güçlerinin Amerika'daki kölelik düzenlerinde yeniden kullanıldı. Aynı hukuk geleneği, bir yandan bireyin mülkiyet ve sözleşme haklarını güvence altına alan kavramlar üretirken, öbür yandan insanları mülk olarak sınıflandırmayı sürdürdü.
Son olarak, Roma hukukunun «saf» bir biçimde yaşadığını düşünmek de yanıltıcıdır. Bugünkü medeni kanunlar, Roma hukukunun kavramlarını kullanır, ama onları kilise hukukundan, yerel geleneklerden, Aydınlanma düşüncesinden ve modern toplumun ihtiyaçlarından gelen öğelerle birleştirmiştir. Evlilik, kadınların hukuki durumu ve aile hukuku gibi alanlarda, modern kanunlar Roma hukukundan köklü biçimde ayrılır. Roma hukuku, bu kanunların bir katmanıdır, tamamı değil.
Türkiye örneği de bu açıdan öğreticidir. 1926'dan önce Osmanlı Devleti'nin medeni hukukunun önemli bir bölümü, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında hazırlanan ve İslam hukukunun Hanefi geleneğine dayanan Mecelle'de toplanmıştı. Yeni kanun, bu geleneği bir yana bırakıp Kıta Avrupası hukukuna bağlanmayı seçti. Ama bir kanunu benimsemek, onun toplumda nasıl uygulanacağını da kendiliğinden belirlemez: yargıçların yorumları, mahkeme kararları ve toplumun alışkanlıkları, kanunun Türkiye'de zamanla kendine özgü bir biçim almasına yol açtı. Watson'ın «hukuk nakli» kavramını eleştirenler de tam bu noktanın altını çizer: nakledilen metin aynı kalsa bile, onu uygulayan toplum farklıdır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Justinian, The Institutes of Justinian, çev. John Baron Moyle, beşinci baskı (Oxford: Clarendon Press, 1913), Project Gutenberg.
- Alan Watson, Legal Transplants: An Approach to Comparative Law (Edinburgh: Scottish Academic Press, 1974).
- Tony Honoré, Tribonian (Londra: Duckworth, 1978).
- Bruce W. Frier, The Rise of the Roman Jurists: Studies in Cicero's Pro Caecina (Princeton: Princeton University Press, 1985).
- Jill Harries, Law and Empire in Late Antiquity (Cambridge: Cambridge University Press, 1999).
- Peter Stein, Roman Law in European History (Cambridge: Cambridge University Press, 1999).
Arşiv ve kaynak
Justinianus'un Institutiones'u, Moyle'un çevirisiyle Gutenberg arşivinde bulunuyor. Digesta'yı bütünüyle koruyan altıncı yüzyıl elyazması, bugün Floransa'daki Laurenziana Kütüphanesi'nde korunuyor. Verona'daki katedral kütüphanesi, Gaius'un metninin bulunduğu elyazmasına ev sahipliği yapıyor. 1926 Türk Medeni Kanunu'nun metni ve gerekçesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tutanaklarında yer alıyor.
Açık sorular
- Roma hukukunu bu kadar kalıcı kılan, içeriği mi, yoksa onu taşıyan kurumlar mı?
- Justinianus'un derlemesi, klasik Roma hukukunu ne ölçüde değiştirdi?
- Bir toplumun başka bir toplumun hukukunu benimsemesi, hangi koşullarda başarılı olur?
Mini sınav
- (Hedef 1) Roma'da, hukuk bilgisiyle tanınan, danışmanlık yapan ve hukuk kitapları yazan uzmanlara ne ad verilir? A) Senatör B) Hukukçu C) Tribün D) Konsül
- (Hedef 2) Justinianus döneminde hazırlanan dört hukuk eserinin ortak adı nedir? A) Oniki Levha B) Napolyon Kanunu C) Corpus Iuris Civilis D) Halklar hukuku
- (Hedef 2) Orta çağda Bologna'da Digesta'yı sistemli olarak öğretmeye başlayan öğretmen kimdir? A) Irnerius B) Tribonianus C) Gaius D) Niebuhr
- (Hedef 2) 1926 Türk Medeni Kanunu, büyük ölçüde hangi ülkenin medeni kanunundan alındı? A) Fransa B) Almanya C) İtalya D) İsviçre
- (Hedef 3) Hukuk kurallarının bir toplumdan ötekine kolayca taşınabildiğini savunan ve «hukuk nakli» kavramını yaygınlaştıran tarihçi kimdir? A) Peter Stein B) Jill Harries C) Tony Honoré D) Alan Watson
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Roma hukukunun bugüne kadar yaşamasını açıkla. Cevabında Justinianus'un Institutiones önsözünde yasaları silahlarla yan yana koymasını, Bologna'daki yeniden keşfi ve 1926 Türk Medeni Kanunu'nun kabulünü kullan. Ardından Watson'ın «hukuk nakli» görüşünü ve Institutiones'un köleliği «doğaya aykırı» sayıp yine de düzenlemesini dikkate alarak, Roma hukukunun mirasının hangi yönlerinin sürdüğünü, hangilerinin terk edildiğini tartış.
Cevaplar
- B — Bu uzmanlara hukukçu denir.
- C — Bu eserlerin ortak adı Corpus Iuris Civilis'tir.
- A — Digesta'yı Bologna'da Irnerius öğretmeye başladı.
- D — 1926 Türk Medeni Kanunu, büyük ölçüde İsviçre Medeni Kanunu'ndan alındı.
- D — Bu kavramı Alan Watson yaygınlaştırdı.
Doyurucu bir cevap, Justinianus'un hukuku imparatorluk gücünün bir aracı olarak gördüğünü, Bologna'daki yeniden keşfin Roma hukukunu bir devlet yasasından bir üniversite bilimine dönüştürdüğünü ve 1926'da Türkiye'nin bilinçli bir tercihle bu geleneğe katıldığını belirtir. Roma hukukunun sözleşme ve mülkiyet kavramlarının sürdüğünü, köleliğe ve aile içi eşitsizliğe dayanan kurallarının ise terk edildiğini; mirasın, sonraki kuşakların seçimleriyle biçimlendiğini tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Justinianus'un derlemesi, Hıristiyan bir imparatorun eseriydi; oysa dört yüzyıl önce, Roma hukukunu uygulayan bir vali, Hıristiyan olmanın kendisinin bir suç olup olmadığını imparatora soruyordu. Sonraki bölüm, bu sorunun doğduğu yere, Karadeniz kıyısındaki Bithynia'ya gidiyor: gün ağarmadan toplanan küçük bir topluluk, onu yargılayan kararsız bir vali ve yasak bir inancın, yargılamalara ve zulümlere rağmen imparatorluğun dört bir yanına nasıl yayıldığı.