İçeriğe geç

Bölüm DT-109.08 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Roma ordusu sınırlarda

DT-109 Roma İmparatorluğu

2.642 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
9–180
Bölge
Batı Avrupa · Orta Avrupa · Anadolu
Tema
Savaş · İmparatorluk
Kişiler
Augustus · Varus · Arminius · Germanicus · Tiberius · Hadrianus · Arrianos · Claudia Severa · Edward Luttwak · Benjamin Isaac · C. R. Whittaker · Susan Mattern
Yerler
Teutoburg Ormanı · Vindolanda · Hadrianus Duvarı · Ren · Tuna · Melitene
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • MS 9'daki Teutoburg yenilgisinden ikinci yüzyıla kadar Roma'nın sınırlarının nasıl biçimlendiğini, Ren, Tuna, Britanya ve Doğu sınırlarının başlıca özelliklerini anlatabileceksin.
  • İmparatorluk ordusunun yapısını, yani lejyonları, yardımcı birlikleri ve sınır kalelerindeki gündelik hayatı, yazılı kaynaklar ve Vindolanda tabletleri gibi arkeolojik buluntularla açıklayabileceksin.
  • Roma'nın sınırlarını bilinçli bir «büyük strateji»nin ürünü olarak mı, yoksa tek tek kararların birikimi olarak mı görmek gerektiği konusundaki tartışmayı değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — altı yıl sonra bir ormanda

MS 15 yılının yazında, bir Roma ordusu Germania'nın derinliklerinde, Teutoburg Ormanı'nın yakınlarında ilerliyordu. Komutanı, Tiberius'un yeğeni ve evlatlığı genç Germanicus'tu. Ordu, altı yıl önce burada yaşanmış bir felaketin izlerini arıyordu. Öncüler, bataklıkların üzerine köprüler ve geçitler kurarak yolu açtı.

Buldukları manzara, askerleri derinden sarstı. Tarihçi Tacitus'un anlattığına göre, açık alanın ortasında insan kemikleri beyazlaşmış hâlde yatıyordu: kaçarken ya da direnirken düştükleri yerde, kimi dağınık, kimi yığınlar hâlinde. Yakında kırık silah parçaları ve at kemikleri vardı; ağaç gövdelerine insan kafaları çakılmıştı. Kurtulanlar, subayların nerede düştüğünü, kartalların nerede ele geçirildiğini, komutanın ilk yarasını nerede aldığını gösterdi. Germanicus, ilk toprağı kendi eliyle koyarak, üç lejyonun kemiklerini gömdürdü.

Bu kemikler, MS 9'da Publius Quinctilius Varus komutasındaki üç Roma lejyonunun, Arminius adlı bir Germen önderin tuzağına düşerek yok edilmesinden kalmıştı. Bu yenilgi, Roma'nın Ren'in ötesine yayılma planlarının sonu oldu. Bu bölümün sorusu buradan başlıyor: Roma'nın sınırları nerede ve nasıl çizildi, ve o sınırlarda yaşayan askerler kimdi?

Bağlam — Augustus'un orduları ve bir felaket

Augustus, iç savaşlardan sonra kalıcı ve profesyonel bir ordu kurmuştu. Bu ordu, yaklaşık yirmi sekiz lejyon ve bunlara yakın sayıda askerden oluşan yardımcı birliklerden oluşuyordu; toplamda belki üç yüz bin kişi, imparatorluğun sınırları boyunca konuşlanmıştı.

Augustus, imparatorluğu kuzeyde Elbe ırmağına kadar genişletmeyi planlıyor gibiydi. Ren ile Elbe arasındaki topraklar, bir eyalete dönüştürülmek üzereydi. Bu işin başına, daha önce Suriye valiliği yapmış olan Varus getirildi. Arminius ise, Roma ordusunda yardımcı birliklere komuta etmiş, Roma yurttaşlığı almış bir Germen soylusuydu; Varus ona güveniyordu.

MS 9 sonbaharında, Arminius, Varus'u uzak bir ayaklanmayı bastırmaya yönlendirdi. Ormanlık ve bataklık bir arazide, uzun bir kol hâlinde ilerleyen Roma ordusu, günlerce süren saldırılarla yok edildi. Varus kendini öldürdü. Suetonius'a göre Augustus, bu haber üzerine aylarca saçını ve sakalını kestirmedi, zaman zaman başını kapıya vurarak «Quinctilius Varus, lejyonlarımı geri ver!» diye haykırdı. Kaybedilen üç lejyonun numaraları, bir daha hiç kullanılmadı.

Gelişme — ırmaklar, duvarlar, kaleler

Teutoburg'dan sonra Roma, Ren'in ötesini kalıcı olarak ele geçirmekten vazgeçti. Germanicus'un seferleri, yenilginin öcünü aldı ve kaybedilen kartalların bir kısmını geri getirdi, ama kalıcı bir fetihle sonuçlanmadı. Ren ve Tuna, imparatorluğun kuzeydeki sınırları hâline geldi.

Sınırların biçimi, coğrafyaya göre değişti. Kuzeyde ırmaklar doğal bir sınır oluşturdu; Ren ile Tuna'nın arasında kalan boşlukta ise, ikinci yüzyılda, yüzlerce kilometre boyunca bir hendek, toprak set ve ahşap çitten oluşan bir hat kuruldu. Britanya'da, İmparator Hadrianus MS 122 dolaylarında, adanın bir kıyısından öbür kıyısına uzanan taş bir duvar yaptırdı: Hadrianus Duvarı. Doğuda ise, Fırat ırmağı ve çöl, Partlarla ve sonra Sasanilerle karşı karşıya gelinen sınırı belirledi.

Anadolu da bu doğu sınırının bir parçasıydı. Kapadokya'da, bugünkü Malatya'nın yakınındaki Melitene'de ve daha kuzeyde birer lejyon konuşlanmıştı. İkinci yüzyılda, İskender'in seferlerini yazan Arrianos, Kapadokya valisi olarak bu orduları yönetti ve Kafkasya'dan gelen Alan akınlarına karşı nasıl savaşılacağını anlatan kısa bir askerî metin yazdı.

Dönüş noktası — sınırdaki toplum

Sınır kaleleri yalnızca askerî tesisler değildi. Her kalenin çevresinde, askerlerin aileleri, tüccarlar, zanaatkârlar ve eğlence yerleriyle dolu küçük yerleşimler büyüdü. Lejyon askerlerinin resmî olarak evlenmesi, İmparator Septimius Severus'un ikinci yüzyılın sonundaki kararına kadar yasaktı; ama Vindolanda gibi yerlerdeki buluntular, pek çok askerin yine de aile kurduğunu gösteriyor.

Ordu, sınır bölgelerini de değiştirdi. Askerlere düzenli olarak ödenen maaşlar, para ekonomisini uzak eyaletlere taşıdı. Ordunun tahıl, et, deri ve demir ihtiyacı, çevredeki köylüleri ve tüccarları besledi. Pek çok sınır kalesinin yanında büyüyen yerleşimler, sonradan Avrupa'nın önemli şehirlerine dönüştü.

Yardımcı birliklerde hizmet eden askerler, imparatorluğun her köşesinden geliyordu: Batavlar, Suriyeli okçular, Trakyalı süvariler. Hizmetlerini tamamladıklarında aldıkları yurttaşlık, onları ve çocuklarını Roma toplumunun bir parçası hâline getirdi. Böylece ordu, imparatorluğun en güçlü kaynaştırma araçlarından biri oldu: bir Batav köylüsünün torunu, birkaç kuşak sonra, Latince konuşan, Roma adı taşıyan ve Roma yasalarına göre mülk bırakan bir yurttaş olabiliyordu.

Yaygın yanlış«Roma sınırları, barbarları dışarıda tutmak için yapılmış aşılmaz duvarlardı.»
Doğrusu

Hadrianus Duvarı gibi yapılar bile, düzenli aralıklarla açılan kapılarla, insanların ve malların geçişini engellemekten çok denetlemek için tasarlanmıştı. Sınırlar, ticaretin, göçün, askere alınmanın ve kültürel etkileşimin yaşandığı geçirgen bölgelerdi. Sınırın iki yanındaki halklar, Roma'yla savaştığı kadar ticaret de yaptı; pek çok Germen, Roma ordusunda hizmet etti.

Cevap — bir çizgi değil, bir bölge

Roma'nın sınırları, tek bir planla, bir anda çizilmedi. Teutoburg gibi yenilgiler, fetihlerin maliyeti, coğrafyanın sınırları ve tek tek imparatorların kararları, onları zaman içinde biçimlendirdi. Hadrianus gibi bazı imparatorlar, genişlemeyi durdurup var olan toprakları korumayı seçti; Traianus gibi başkaları ise, Dakya'da ve Mezopotamya'da yeni fetihlere girişti. Bu kararların arkasında tek bir büyük strateji olup olmadığı, tarihçileri bugün de bölüyor.

Bu sınırlarda yaşayan askerler, yalnızca savaşçı değildi. Onlar, imparatorluğun en uzak köşelerinde Roma'nın dilini, parasını, yasalarını ve alışkanlıklarını taşıyan, aynı zamanda yerel halklarla karışan, onlardan evlenen ve onların bir parçası hâline gelen insanlardı. Roma'nın sınırı, bir çizgiden çok, iki dünyanın iç içe geçtiği geniş bir bölgeydi.

Bugünle bağ — sınırların anlamı

Bugün Avrupa'nın haritasında, Roma'nın Ren ve Tuna sınırlarının izleri hâlâ görülebilir: bazı dil sınırları, bazı şehirlerin konumu ve yolların güzergâhları, bu eski hatlarla örtüşür. Hadrianus Duvarı ve Ren-Tuna limesinin bölümleri, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Roma'nın sınırları, bugün de sorulan bir soruyu gündeme getiriyor: bir sınır, halkları ayıran bir duvar mı, yoksa onları birbirine bağlayan bir buluşma yeri mi?

Birincil kaynak

Tacitus, Germanicus'un ordusunun altı yıl sonra Teutoburg'daki savaş alanına ulaştığı anı şöyle anlatır:

In the centre of the field were the whitening bones of men, as they had fled, or stood their ground, strewn everywhere or piled in heaps. Near, lay fragments of weapons and limbs of horses, and also human heads, prominently nailed to trunks of trees. [...] And so the Roman army now on the spot, six years after the disaster, in grief and anger, began to bury the bones of the three legions, not a soldier knowing whether he was interring the relics of a relative or a stranger, but looking on all as kinsfolk and of their own blood.

Türkçesi: Alanın ortasında, insanların kaçarken ya da direnirken düştükleri yerde, her yana dağılmış ya da yığınlar hâlinde duran beyazlaşmış kemikleri vardı. Yakında silah parçaları ve at kemikleri, ayrıca ağaç gövdelerine göze çarpacak biçimde çakılmış insan kafaları yatıyordu. […] Ve böylece, felaketten altı yıl sonra oraya gelen Roma ordusu, keder ve öfke içinde, üç lejyonun kemiklerini gömmeye başladı; hiçbir asker bir akrabasının mı yoksa bir yabancının mı kalıntılarını gömdüğünü bilmiyordu, ama hepsine kendi akrabası, kendi kanından biri gibi bakıyordu.

Kaynak: Tacitus, Annales, I.61–62; Wikisource'taki, Alfred John Church ile William Jackson Brodribb'in çevirisine (1876) dayanan İngilizce metin. Türkçesi bizim.

  1. Tacitus'un anlattığı savaş alanında, yenilginin nasıl yaşandığına dair hangi ipuçları var?
  2. Askerlerin gömdükleri kemiklere «kendi kanından biri gibi» bakması, Roma ordusundaki bağlılık duygusu hakkında ne söylüyor?
  3. Tacitus bu sahneyi, olaylardan yaklaşık bir asır sonra yazdı ve Germanicus'u sık sık olumlu bir kahraman olarak gösterdi. Bu durum, sahnenin anlatımını nasıl etkilemiş olabilir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Edward Luttwak (1976) — Roma'nın sınırlarını, bilinçli olarak planlanmış bir «büyük strateji»nin ürünü olarak yorumladı: ona göre imparatorluk, önce bağımlı krallıklara dayanan esnek bir sistemden, sonra sınır hatlarını önceden savunan sabit bir sisteme, en sonunda da derinlemesine savunmaya geçti.
  • Benjamin Isaac (1990) — Doğu sınırını inceleyerek Luttwak'a karşı çıktı; Roma'nın sınırları savunmak için tasarlanmış bir sisteme sahip olmadığını, ordunun doğuda çoğu zaman iç güvenlik, yol denetimi ve eyalet halkını yönetmek için kullanıldığını savundu.
  • C. R. Whittaker (1994) — Roma sınırlarını çizgiler olarak değil, ekonomik ve toplumsal etkileşimin yaşandığı geniş geçiş bölgeleri olarak inceledi; sınırın iki yanındaki toplumların birbirini nasıl biçimlendirdiğini gösterdi.
  • Susan Mattern (1999) — Roma'nın dış politikasının, modern anlamda stratejik hesaplardan çok, onur, intikam, korkutma ve imparatorun saygınlığı gibi değerlerle yönlendirildiğini savundu.

Bu tartışma, Roma'nın sınırlarını anlamak için iki farklı mercek sunuyor. Luttwak, bir askerî stratejistin gözüyle, bilinçli bir plan ve mantık arıyor. Isaac ve Mattern ise, Romalıların modern anlamda bir «büyük strateji»ye sahip olmadığını, kararlarının günlük ihtiyaçlar ve kültürel değerlerle şekillendiğini savunuyor. Whittaker, sınırın kendisini yeniden tanımlayarak, onu bir çizgiden bir toplumsal bölgeye dönüştürüyor. Luttwak'ın kitabı, tarihçilerden çok stratejistler ve politikacılar arasında etkili olmuştur; bu da, geçmişin yorumlarının bugünün kaygılarıyla nasıl iç içe geçebildiğini gösteren iyi bir örnektir.

Derine İn

Teutoburg savaşının yeri, yüzyıllar boyunca bilinmiyordu. Tacitus'un verdiği belirsiz bilgiler, onlarca farklı yerin aday gösterilmesine yol açtı. On dokuzuncu yüzyılda Alman milliyetçiliği, Arminius'u «Hermann» adıyla ulusal bir kahramana dönüştürdü; 1875'te Detmold yakınlarında dev bir Hermann anıtı dikildi. Bu anıt, savaşın gerçek yerinden çok, onun modern bir ulusal efsaneye dönüşmesinin anıtıdır.

1987'de, Almanya'nın kuzeyindeki Kalkriese'de, amatör bir arkeolog olan İngiliz subay Tony Clunn, metal dedektörüyle Augustus dönemine ait Roma sikkeleri buldu. Sonraki kazılarda, burada binlerce Roma askerî eşyası, bir toprak set ve kemik çukurları ortaya çıktı. Bugün pek çok araştırmacı, Kalkriese'yi Varus'un yenilgisinin yerlerinden biri olarak kabul ediyor; ama bazıları, burada başka bir çatışmanın yaşanmış olabileceğini de düşünüyor. Kemik çukurları, Tacitus'un anlattığı gömme işiyle ilişkilendirildi. Burada da, bir yazılı anlatı ile arkeolojik buluntuların birbirini nasıl hem doğruladığını hem de sorguladığını görüyoruz.

Vindolanda tabletleri, sınır hayatının en canlı kanıtlarından biridir. Bu tabletlerin bu kadar iyi korunmasının nedeni, kalenin yeniden yapılması sırasında, eski katmanların nemli, oksijensiz toprak katmanlarıyla örtülmesiydi. Tabletler, yalnızca askerî bürokrasinin değil, askerlerin gündelik kaygılarının da kaydını tutar: bira ihtiyacı, borçlar, soğuk hava, yolların kötülüğü. Bir asker listesi, bir birliğin kâğıt üzerindeki gücünün önemli bir kısmının hasta, izinli ya da başka görevlerde olduğunu gösterir; bu, antik ordularla ilgili abartılı sayılara karşı bir uyarıdır.

Sınır askerlerinin kimliği de zamanla değişti. Birinci yüzyılda lejyonerler hâlâ büyük ölçüde İtalya'dan ve Roma kolonilerinden gelirken, ikinci yüzyılda askerlerin çoğu, konuşlandıkları eyaletlerin kendisinden toplanır oldu. Sınır ordusu, giderek, onu çevreleyen bölgenin insanlarından oluşan bir topluluk hâline geldi. Bu durum, üçüncü yüzyılda, orduların kendi komutanlarını imparator ilan etmesinde önemli bir rol oynayacaktı.

Son olarak, Roma'nın sınırlarının biçimi, yalnızca savunmayla değil, fetihlerin maliyetiyle de ilgiliydi. Bazı araştırmacılar, Roma'nın, ele geçirilmesi ve yönetilmesi zor olan, ormanlık ve dağınık yerleşimli bölgelerde genişlemeyi durdurduğunu, çünkü bu bölgelerin vergi potansiyelinin fetih maliyetini karşılamayacağını öne sürer. Bu açıklama, Teutoburg'u bir dönüm noktası olmaktan çok, zaten var olan bir sınırlamanın dramatik bir işareti olarak görmeye yol açar.

Doğu sınırı ise bambaşka bir dünyaydı. Burada Roma'nın karşısında, ormanlık bölgelerdeki dağınık kabileler değil, kendi şehirleri, ordusu ve bürokrasisi olan bir imparatorluk, önce Partlar, sonra Sasaniler vardı. Doğu'daki lejyonlar, sınır savunmasının yanı sıra büyük şehirlerde ve yollarda düzeni korumakla da görevliydi. Benjamin Isaac'ın doğu sınırı üzerine yaptığı çalışmanın, Luttwak'ın modelini en sert biçimde sarsmasının nedeni de budur: Anadolu'dan Suriye'ye kadar uzanan bu bölgede ordu, dışarıya karşı olduğu kadar içeriye karşı da konuşlanmıştı. Aynı imparatorluğun iki ucundaki sınırlar, bu yüzden aynı model ile açıklanamaz; her biri kendi coğrafyasının, komşularının ve iç sorunlarının ürünüydü.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Tacitus, The Annals, çev. Alfred John Church ve William Jackson Brodribb (1876), Wikisource.
  • Edward N. Luttwak, The Grand Strategy of the Roman Empire (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1976).
  • Benjamin Isaac, The Limits of Empire: The Roman Army in the East (Oxford: Clarendon Press, 1990).
  • Alan K. Bowman ve J. David Thomas, The Vindolanda Writing-Tablets (Tabulae Vindolandenses II) (Londra: British Museum Press, 1994).
  • C. R. Whittaker, Frontiers of the Roman Empire: A Social and Economic Study (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1994).
  • Susan P. Mattern, Rome and the Enemy: Imperial Strategy in the Principate (Berkeley: University of California Press, 1999).

Arşiv ve kaynak

Tacitus'un Annales'i Church ve Brodribb çevirisine dayanan metinle Wikisource'ta, Velleius Paterculus'un eseri Shipley'nin Loeb çevirisiyle LacusCurtius'ta okunabiliyor. Vindolanda tabletlerinin görüntüleri, çevriyazıları ve çevirileri, Oxford Üniversitesi'nin hazırladığı çevrimiçi bir veri tabanında erişilebilir. Kalkriese'deki müze ve park, Hadrianus Duvarı boyunca uzanan kaleler ve Ren-Tuna limesinin korunmuş bölümleri, sınırın izlerini yerinde görmeyi sağlar.

Açık sorular

  • Roma'nın sınırları, bilinçli bir stratejinin mi, yoksa tek tek kararların birikiminin mi ürünüydü?
  • Kalkriese, gerçekten Varus'un yenilgisinin yeri mi?
  • Sınır bölgelerindeki yerel halklar, Roma ordusunun varlığını nasıl yaşadı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) MS 9'da üç Roma lejyonunu Teutoburg Ormanı'nda yok eden Germen önder kimdir? A) Germanicus B) Varus C) Arminius D) Hadrianus
  2. (Hedef 1) Britanya'da, adanın bir kıyısından öbür kıyısına uzanan taş duvarı yaptıran imparator kimdir? A) Hadrianus B) Augustus C) Tiberius D) Traianus
  3. (Hedef 2) Roma yurttaşı olmayan eyalet halklarından toplanan ve hizmet sonunda yurttaşlık alan birliklere ne ad verilir? A) Lejyonlar B) Praetor muhafızları C) Gece gözcüleri D) Yardımcı birlikler
  4. (Hedef 2) Vindolanda tabletleri bize en çok ne hakkında bilgi verir? A) Büyük savaşların taktikleri B) Sınır kalesindeki gündelik hayat C) İmparatorların saray entrikaları D) Senato tartışmaları
  5. (Hedef 3) Roma'nın sınırlarını bilinçli olarak planlanmış bir «büyük strateji»nin ürünü olarak yorumlayan yazar kimdir? A) Benjamin Isaac B) Susan Mattern C) C. R. Whittaker D) Edward Luttwak

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Roma'nın kuzey sınırının oluşumunu değerlendir: Teutoburg yenilgisi, Velleius'un Varus portresi ve Tacitus'un savaş alanı anlatısı, Roma'nın Ren'in ötesinden vazgeçmesini nasıl açıklıyor? Ardından Luttwak ile Isaac ve Mattern'in tartışmasını kullanarak, bu vazgeçişin bilinçli bir stratejik karar mı, yoksa bir yenilginin ve maliyet hesabının ürünü mü olduğunu tartış.

Cevaplar

  1. C — Varus'un lejyonlarını Arminius yok etti.
  2. A — Taş duvarı Hadrianus yaptırdı.
  3. D — Bu birliklere yardımcı birlikler denir.
  4. B — Vindolanda tabletleri, sınır kalesindeki gündelik hayat hakkında bilgi verir.
  5. D — Bu yorum Edward Luttwak'a aittir.

Güçlü bir cevap, Teutoburg'un Roma'nın Ren'in ötesindeki genişlemesini durdurduğunu, Velleius'un anlatısının sorumluluğu Varus'un kişiliğine yüklediğini ve bunun Tiberius'un çevresini aklamaya yaradığını belirtir. Luttwak'ın bilinçli bir strateji gördüğünü, Isaac ve Mattern'in ise kararların onur, intikam ve maliyet gibi etkenlerle, tek tek alındığını savunduğunu; Kalkriese buluntularının ve fetih maliyeti açıklamasının bu tartışmaya nasıl katkıda bulunduğunu tartışır.

Sonraki bölüme köprü

Yirmi beş yıllık hizmetin sonunda bir yardımcı asker, bronz bir levhayla birlikte yeni bir hukuki kimlik de kazanıyordu: Roma yurttaşı olarak evlenebiliyor, mülk bırakabiliyor, sözleşme yapabiliyordu. Sonraki bölüm, bu kimliği tanımlayan hukukun kendisine bakıyor: praetorların bildirilerinden ve hukukçuların kitaplarından Justinianus'un derlemesine, oradan Bologna'daki bir öğretmenin masasına ve 1926'da Ankara'da kabul edilen bir kanuna uzanan yolculuk.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: sisli bir ormanda ilerleyen bir ordu; bataklık üzerine kurulan kütük geçitler; açıklıkta toprakla örtülen bir tümsek.
  • 1:10–3:20 Bağlam: Ren ile Elbe arasında yayılan bir harita; ormanda uzun bir kol hâlinde ilerleyen lejyonlar.
  • 3:20–4:55 Gelişme — sınırlar: haritada ırmakların sınıra dönüşmesi; bir kıyıdan öbürüne uzanan taş duvar; doğuda Fırat ve dağlar.
  • 4:55–7:15 Dönüş noktası — sınırdaki toplum: bir kalenin çevresinde büyüyen evler, dükkânlar; ince tahta yapraklara yazılan mektuplar; bir bronz levhanın üzerine kazınan satırlar.
  • 7:15–9:30 Kapanış: duvardaki bir kapıdan geçen tüccarlar; bugünkü haritada eski sınır hatlarının silik izleri.

Kişiler yüzsüz silüet; savaş alanı ve kemikler doğrudan gösterilmez, sisli orman ve boş açıklık üzerinden simgesel olarak verilir.