Öğrenme hedefleri
- MS 79'daki Vezüv patlamasının evrelerini, Pompeii ve Herculaneum'un nasıl gömüldüğünü ve bu şehirlerin ne zaman ve nasıl yeniden bulunduğunu anlatabileceksin.
- Genç Plinius'un mektuplarını, olaya tanık olmuş ama yıllar sonra yazan bir yazarın anlatısı olarak değerlendirebilecek; yazılı tanıklığı volkanoloji ve arkeolojinin bulgularıyla karşılaştırabileceksin.
- «Pompeii zamanda donmuş bir şehirdir» fikrini, yani arkeolojideki «Pompeii önermesi»ni ve sınırlarını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir çam ağacına benzeyen bulut
Napoli Körfezi'nin kuzey ucundaki Misenum'da, Roma donanmasının komutanı bir öğleden sonra kitaplarının başındaydı. Adı Gaius Plinius Secundus'tu; bugün onu, yazdığı dev doğa tarihi ansiklopedisiyle, Yaşlı Plinius olarak anıyoruz. Kız kardeşi, ona gökyüzünde beliren tuhaf bir bulutu gösterdi. Bulut, uzaktaki bir dağdan yükseliyordu; önce uzun bir gövde gibi dikine çıkıyor, sonra tepede dallar gibi yanlara açılıyordu.
Yaşlı Plinius, bu garip olayı yakından görmek istedi ve bir gemi hazırlattı. Tam yola çıkarken, dağın eteğindeki bir villada yaşayan Rectina adlı bir kadından yardım isteyen bir not geldi. Plinius, bilimsel merakla başladığı yolculuğu bir kurtarma seferine çevirdi ve donanmanın büyük gemilerini denize indirdi. Körfezin karşı kıyısındaki Stabiae'de, arkadaşı Pomponianus'un evinde geceyi geçirdi. Ertesi sabah, kıyıda, kükürt kokulu bir sıcak hava dalgasının ardından yere yığıldı ve öldü.
Dağ, Vezüv'dü. O gün, Vezüv'ün eteğindeki Pompeii ve Herculaneum şehirleri, kül ve volkanik çamurun altına gömüldü. On yedi yüzyıl sonra yeniden bulunduklarında, dünyanın en ünlü arkeolojik alanlarına dönüştüler. Pompeii'nin «zamanda donmuş bir şehir» olduğu sık sık söylenir. Bu bölüm, bu sözün ne kadar doğru olduğunu soruyor: Vezüv, Pompeii'yi gerçekten dondurdu mu?
Bağlam — Vezüv'ün eteğinde bir kıyı şehri
Pompeii, Napoli Körfezi'nin güneydoğusunda, Sarno ırmağının ağzının yakınında, verimli toprakların ortasında bir şehirdi. Nüfusu, tahminlere göre on bin kişi civarındaydı. Şarap, zeytinyağı ve balık sosu üretir, körfezin öteki şehirleriyle ticaret yapardı. Herculaneum ise daha küçük, zenginlerin yazlık villalarıyla ünlü bir kıyı kasabasıydı. Pompeii'nin geçmişi Roma'dan eskiydi: şehir, Oskça konuşan İtalyan halklarının kurduğu bir yerleşmeydi ve ancak müttefikler savaşından sonra, MÖ 80'de Sulla'nın askerleri için bir Roma kolonisine dönüştürülmüştü. Sokaklarındaki eski evler, bu çok katmanlı geçmişin izlerini taşıyordu.
Vezüv'ün bir yanardağ olduğunu kimse bilmiyordu. Dağ, yüzyıllardır sessizdi; yamaçları bağlarla kaplıydı. Ama MS 62 ya da 63'te, Campania'yı büyük bir deprem sarstı; Pompeii'nin pek çok yapısı yıkıldı ya da hasar gördü. Filozof Seneca, bu depremi doğa üzerine yazdığı bir eserde anlattı. Bugün biliyoruz ki bu deprem, yanardağın altında hareketlenen magmanın bir habercisi olabilirdi. Pompeii halkı, patlamadan on yedi yıl sonra bile, hâlâ yıkılan binalarını onarıyordu.
Gelişme — bir patlamanın evreleri
Genç Plinius, amcası Yaşlı Plinius'un ölümünü, yaklaşık yirmi beş yıl sonra, tarihçi Tacitus'un isteği üzerine iki mektupta anlattı. Bu mektuplar, bir volkanik patlamaya ilişkin bilinen en eski ayrıntılı tanıklıktır.
Plinius'un anlattığı olaylar, bugün volkanologların yeniden kurduğu patlama evreleriyle büyük ölçüde örtüşür. İlk evrede, yanardağın ağzından yirmi kilometreyi aşan yüksekliğe çıkan bir sütun, tepede yayılarak Plinius'un «çam ağacı»na benzettiği biçimi aldı. Bu sütundan saatlerce pomza taşı ve kül yağdı; Pompeii'nin üzerine metrelerce kalınlıkta bir tabaka birikti ve bu ağırlık altında pek çok çatı çöktü.
İkinci evrede, sütun kendi ağırlığı altında çökmeye başladı. Yanardağın yamaçlarından aşağı, çok sıcak gaz, kül ve kaya parçalarından oluşan yoğun bulutlar büyük bir hızla aktı.
Herculaneum, bu akıntıların ilkleriyle, gece yarısından sonra vuruldu. Kasabanın kıyısındaki tekne barınaklarında, 1980'lerde, denizden kaçmayı umarak orada bekleyen yüzlerce insanın iskeleti bulundu. Pompeii'ye ise akıntılar ertesi sabah ulaştı. Pomza yağmuru sırasında kaçmayanlar ya da kaçamayanlar, bu akıntılarla öldü.
Dönüş noktası — yeniden bulunan şehir
Pompeii ve Herculaneum, yüzyıllar boyunca unutuldu. Herculaneum'a 1738'de, Pompeii'ye 1748'de, Napoli'yi yöneten Bourbon kralının emriyle kazılar başladı. İlk kazılar, bir hazine avı gibiydi: kral için heykeller, freskler ve değerli eşyalar çıkarılıyor, bulunduğu yer çoğu zaman kaydedilmiyordu. Kazıcılar, uzun süre hangi antik şehri kazdıklarından bile emin değildi; şehrin adı ancak 1763'te, üzerinde Pompeii halkının adı geçen bir yazıt bulununca kesinleşti. Pompeii'nin duvarları da konuşmaya başladı: seçimlerde adaylara oy isteyen boyalı ilanlar, gladyatör gösterilerinin duyuruları, sevgililere, borçlulara ve rakip taraftarlara yazılmış binlerce karalama, bir Roma şehrinin gündelik sesini bugüne taşıdı.
1863'te, kazıların başına geçen Giuseppe Fiorelli, bir yöntem geliştirdi. Külün içinde, çürüyen bedenlerin bıraktığı boşluklara sıvı alçı döktü; alçı sertleşince, insanların ölüm anındaki duruşunu gösteren kalıplar elde edildi.
Bu kalıplar, Pompeii'nin en güçlü imgeleri oldu: kollarında bir çocuk tutan bir yetişkin, birbirine sarılmış iki kişi, yüzünü elleriyle kapatan biri. Ziyaretçiler ve yazarlar, bu kalıplara hikâyeler yakıştırdı: bir anne ve çocuğu, iki kız kardeş, birbirine sarılmış iki sevgili.
Yaygın yanlış«Pompeii halkı patlamaya hazırlıksız yakalandı ve olduğu yerde, bir anda dondu.»
Patlama birkaç saat içinde değil, yaklaşık bir gün boyunca gelişti. İlk evredeki pomza yağmuru, pek çok kişiye kaçma fırsatı verdi; Pompeii'nin nüfusu göz önüne alındığında, şehirde bulunan kurbanların sayısı, halkın büyük çoğunluğunun kaçmış olabileceğini düşündürür. Ölenler, çoğunlukla kalmayı seçenler ya da kaçamayanlardı ve ölüm, pomza yağmurundan değil, sonraki piroklastik akıntılardan geldi.
Cevap — donmuş değil, yakalanmış bir şehir
Vezüv, Pompeii'yi bir anda dondurmadı. Patlama, şehri saatler içinde, evre evre gömdü; halkın bir kısmı kaçtı, kalanlar öldü. Gömüldüğü an da sıradan bir gün değildi: şehir, on yedi yıl önceki depremin yaralarını hâlâ sarmaya çalışıyordu, pek çok ev onarım hâlindeydi, bazı yapılar boşalmıştı. Patlamadan sonra da şehir el değmeden kalmadı: hayatta kalanlar ve yağmacılar, değerli eşyaları kurtarmak için külü kazdı. On sekizinci yüzyıldan bu yana yapılan kazılar, bombardımanlar ve turizm de alanı değiştirdi.
Yine de Pompeii, eşsiz bir kaynak olmaya devam ediyor. Bir Roma şehrinin sokaklarını, dükkânlarını, evlerini, duvarlara yazılmış seçim ilanlarını ve karalamaları, başka hiçbir yerde görülemeyecek bir bütünlükle korudu. Pompeii, «donmuş» bir an değil, bir felaketin yakaladığı ve sonra yüzyıllar boyunca yeniden biçimlenen bir şehirdir.
Bugünle bağ — yanardağın eteğinde yaşamak
Vezüv bugün hâlâ etkin bir yanardağdır ve eteğinde yüz binlerce insan yaşıyor. İtalyan yetkilileri, olası bir patlamada boşaltılacak bölgeleri belirleyen planlar hazırladı; bu planların önemli bir kısmı, MS 79 patlamasının evrelerinden öğrenilenlere dayanıyor. Genç Plinius'un iki bin yıl önceki gözlemleri, kalabalığın yolları tıkayacağı uyarısıyla birlikte, bugün afet planlamacılarının da ilgisini çekiyor. Pompeii, geçmişin yalnızca bir müzesi değil, bir yanardağın yanında yaşamanın riskleri hakkında da canlı bir derstir.
Birincil kaynak
Genç Plinius, Misenum'dan kaçarken karanlığın içinde duyduklarını şöyle anlatır:
You might hear the shrieks of women, the screams of children, and the shouts of men; some calling for their children, others for their parents, others for their husbands, and seeking to recognise each other by the voices that replied; one lamenting his own fate, another that of his family; some wishing to die, from the very fear of dying; some lifting their hands to the gods; but the greater part convinced that there were now no gods at all, and that the final endless night of which we have heard had come upon the world. Among these there were some who augmented the real terrors by others imaginary or wilfully invented.
Türkçesi: Kadınların çığlıklarını, çocukların feryatlarını, erkeklerin bağırışlarını duyabilirdiniz; kimi çocuklarını, kimi anne babasını, kimi eşini çağırıyor, birbirlerini gelen seslerden tanımaya çalışıyordu; biri kendi talihine, öteki ailesininkine ağlıyordu; kimileri ölüm korkusundan ölmek istiyordu; kimileri ellerini tanrılara kaldırıyordu; ama çoğu, artık hiç tanrı kalmadığına ve sözünü duydukları o son ve sonsuz gecenin dünyaya çöktüğüne inanıyordu. Bunların arasında, gerçek dehşetleri hayali ya da uydurma korkularla büyütenler de vardı.
Kaynak: Genç Plinius, Mektuplar, VI.20; William Melmoth'un İngilizce çevirisi, F. C. T. Bosanquet'nin gözden geçirmesiyle, Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Plinius'un anlattığı insanlar, karanlıkta birbirlerini nasıl bulmaya çalışıyordu? Bu ayrıntı, felaketin nasıl yaşandığı hakkında ne söylüyor?
- «Artık hiç tanrı kalmadığı» ve «son ve sonsuz gece» inancı, patlamanın insanlar üzerindeki etkisi hakkında ne söylüyor?
- Plinius bu satırları, olaylardan yaklaşık yirmi beş yıl sonra ve bir edebiyatçı olarak yazdı. Bu durum, anlatısının güvenilirliğini ve biçimini nasıl etkilemiş olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Lewis Binford (1981) — Arkeologların, bir yerleşmede buldukları eşyaları, oradaki hayatın bir anda donmuş bir «fotoğrafı» gibi okuma eğilimini eleştirdi ve buna «Pompeii önermesi» adını verdi; ona göre arkeolojik kayıtların çoğu, uzun süreçlerin birikimidir, tek bir anın değil.
- Michael Schiffer (1985) — Binford'a cevap verdi; arkeologların buluntu yerlerini yorumlarken terk etme, yeniden kullanma ve sonradan bozulma gibi süreçleri zaten hesaba kattığını, asıl sorunun bu süreçleri sistemli olarak incelemek olduğunu savundu.
- Penelope Allison (2004) — Pompeii evlerindeki eşyaların dağılımını ayrıntılı biçimde inceledi; pek çok evin patlama sırasında düzensiz, onarım hâlinde ya da kısmen boşaltılmış olduğunu, bu yüzden Pompeii'nin «sıradan bir günü» yansıtmadığını gösterdi.
- Mary Beard (2008) — Pompeii'nin gündelik hayatını anlatırken, şehrin «donmuş» olmadığını, deprem, onarım, kaçış, yağma ve sonraki kazılarla biçimlendiğini vurguladı; Pompeii'ye yakıştırılan pek çok hikâyenin kanıttan çok hayal gücüne dayandığını gösterdi.
Bu tartışma, arkeolojinin temel bir sorusuna dokunuyor: bir yerleşmede bulduğumuz şeyler, geçmişin hangi anını, ya da hangi süreçlerini gösteriyor? Binford ve Schiffer, bu soruyu genel bir yöntem sorunu olarak tartıştı. Allison ve Beard, Pompeii'nin kendisinde, patlamadan önceki ve sonraki süreçlerin izlerini gösterdi. Hepsi, Pompeii'nin değerini azaltmadan, onu doğru okumanın koşullarını belirlemeye çalışıyor. «Donmuş şehir» imgesinin gücü, onu eleştirenlerin bile bu şehri neden bu kadar merak ettiğini açıklar.
Derine İn
Patlamanın tarihi bile tartışma konusudur. Genç Plinius'un mektuplarının günümüze ulaşan bazı elyazmaları, patlamanın 24 Ağustos'ta başladığını söyler ve bu tarih yüzyıllarca kabul edildi. Ama arkeologlar, kazılarda sonbahar meyvelerinin, şarap küplerinde mayalanan üzümlerin ve kalın giysilerin izlerini buldu. 2018'de, şehrin kuzeyinde yeni kazılan bir konutun iç duvarında, kömürle yazılmış, yıl belirtmeden Ekim ortasından bir güne tarihlenen bir yazı ortaya çıktı; kömürle yazılmış bir yazı uzun süre dayanmayacağı için, çoğu araştırmacı onun patlama yılına ait olduğunu düşünüyor. Bugün pek çok araştırmacı, patlamanın Ekim ya da Kasım'da olduğunu düşünüyor. Bu tartışma, bir elyazmasının küçük bir kopya hatasının, bir olayın tarihini yüzyıllarca nasıl belirleyebildiğini gösteriyor.
Kurbanların nasıl öldüğü de uzun süre tartışıldı. Fiorelli'nin kalıpları, pek çoğunun boğulma sırasında kıvranan bir duruşta öldüğü izlenimini verdi. Ama sonraki araştırmalar, Pompeii'ye ulaşan piroklastik akıntıların sıcaklığının, insanları çok kısa bir sürede öldürmeye yettiğini öne sürdü; 2010'da yayımlanan bir çalışma, kalıplardaki duruşların, sıcaklığa bağlı kas kasılmasının sonucu olabileceğini savundu. Herculaneum'daki iskeletler ise daha yüksek sıcaklıklara maruz kalmıştı. Kalıplardaki duruşları yorumlarken, bu yüzden, onları bir son anın doğrudan fotoğrafı gibi değil, fiziksel süreçlerin ve Fiorelli'nin yönteminin birlikte ürettiği bir iz olarak okumak gerekir.
Alçı kalıpların kendisi de yeni bilgiler veriyor. 2024'te, Elena Pilli ve arkadaşlarının yürüttüğü bir çalışma, bazı kalıpların içindeki kemiklerden DNA elde etti.
Son olarak, Pompeii'nin bugünkü görünümü de bir tarihsel süreçtir. Şehrin bir kısmı hâlâ kazılmayı bekliyor. 1943'te, İkinci Dünya Savaşı sırasında yapılan hava saldırıları, kazılmış alanların bazı bölümlerine zarar verdi. Milyonlarca ziyaretçi, sokakları aşındırıyor; yağmur ve bitkiler, açıkta kalan duvarları yıpratıyor. Herculaneum'daki büyük bir villada, on sekizinci yüzyılda, sıcaklıkla kömürleşmiş yüzlerce papirüs rulosu bulundu. Açılmaya çalışıldıkça parçalanan bu rulolar, uzun süre okunamadı; bugün, onları açmadan içlerini görüntüleyen yeni tekniklerle, ilk kez satır satır okunmaya başlandı. Vezüv, bir kütüphaneyi hem yok etmiş hem de iki bin yıl korumuştu.
Pompeii'yi korumak, onu kazmak kadar büyük bir sorumluluk hâline geldi.
Uzman Notu
Temel literatür
- Pliny the Younger, Letters of Pliny, çev. William Melmoth, gözden geçiren F. C. T. Bosanquet, Project Gutenberg.
- Lewis R. Binford, «Behavioral Archaeology and the "Pompeii Premise"», Journal of Anthropological Research 37 (1981), 195–208.
- Michael B. Schiffer, «Is There a "Pompeii Premise" in Archaeology?», Journal of Anthropological Research 41 (1985), 18–41.
- Penelope M. Allison, Pompeian Households: An Analysis of the Material Culture (Los Angeles: Cotsen Institute of Archaeology, 2004).
- Mary Beard, Pompeii: The Life of a Roman Town (Londra: Profile Books, 2008).
- Elena Pilli ve diğerleri, «Ancient DNA Challenges Prevailing Interpretations of the Pompeii Plaster Casts», Current Biology 34 (2024), 5307–5318.
Arşiv ve kaynak
Genç Plinius'un Tacitus'a yazdığı iki mektup, Melmoth çevirisiyle Gutenberg arşivinde bulunuyor. Pompeii ve Herculaneum'un kazı alanları, Napoli'deki Ulusal Arkeoloji Müzesi'ndeki freskler, mozaikler ve eşyalarla birlikte ziyaret edilebiliyor. Pompeii'nin duvarlarındaki seçim ilanları ve karalamalar, Latin yazıtları derlemesinde yayımlanmıştır ve bir Roma şehrinin sıradan sakinlerinin sesini duyabildiğimiz ender kaynaklardandır.
Açık sorular
- Pompeii halkının ne kadarı kaçmayı başardı ve nereye gitti?
- Patlama tam olarak hangi tarihte oldu?
- Pompeii'deki bulgular, Roma dünyasının geri kalanı için ne ölçüde temsil edicidir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Genç Plinius'un amcası Yaşlı Plinius, patlama sırasında hangi görevdeydi? A) Pompeii'nin valisi B) Misenum'daki Roma donanmasının komutanı C) Bir tüccar D) Herculaneum'un rahibi
- (Hedef 1) Pompeii'de kurbanların son duruşunu gösteren alçı kalıp yöntemini kim geliştirdi? A) Mary Beard B) Lewis Binford C) Genç Plinius D) Giuseppe Fiorelli
- (Hedef 2) Yanardağın yamaçlarından büyük hızla akan çok sıcak gaz, kül ve kaya karışımına ne ad verilir? A) Piroklastik akıntı B) Pomza yağmuru C) Deprem D) Lav
- (Hedef 3) Arkeolojik buluntuları bir anın donmuş fotoğrafı gibi okuma eğilimine verilen ad nedir? A) Plinius tipi patlama B) Alçı kalıp C) Pompeii önermesi D) Stratigrafi
- (Hedef 3) 2024'teki DNA çalışması, «anne ve çocuğu» olarak yorumlanan kalıp hakkında ne gösterdi? A) İkisinin de kadın olduğunu B) Yetişkinin bir erkek olduğunu ve akraba olmadıklarını C) İkisinin kardeş olduğunu D) Kalıplarda hiç kemik olmadığını
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Pompeii zamanda donmuş bir şehirdir» fikrini değerlendir. Cevabında, Genç Plinius'un patlamanın evrelerine ve kaçışa dair tanıklığını, Allison'ın evlerin patlama sırasındaki durumuna dair bulgularını ve 2024'teki DNA çalışmasının kalıplar hakkında gösterdiklerini kullan. Pompeii'yi hangi anlamda «donmuş», hangi anlamda «yakalanmış ve sonra değişmiş» bir şehir olarak görebiliriz?
Cevaplar
- B — Yaşlı Plinius, Misenum'daki Roma donanmasının komutanıydı.
- D — Alçı kalıp yöntemini Giuseppe Fiorelli geliştirdi.
- A — Bu karışıma piroklastik akıntı denir.
- C — Bu eğilime Pompeii önermesi denir.
- B — DNA, yetişkinin bir erkek olduğunu ve ikisinin akraba olmadığını gösterdi.
Dengeli bir cevap, patlamanın evre evre geliştiğini ve pek çok kişiye kaçma fırsatı verdiğini, şehrin depremden sonra onarım hâlinde olduğunu ve patlamadan sonra da kazı, yağma ve bozulmayla değiştiğini belirtir. DNA çalışmasının, kalıplara yakıştırılan hikâyelerin bile modern yorumların ürünü olabileceğini gösterdiğini; Pompeii'nin yine de bir Roma şehrini eşsiz bir bütünlükle koruduğunu tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Pompeii'nin duvarları, imparatorluğun kalbindeki bir şehrin gündelik sesini korudu; imparatorluğun en uzak ucunda ise, bir sınır kalesinin nemli toprağı benzer bir sesi, tahta yapraklara mürekkeple yazılmış mektupları sakladı. Sonraki bölüm, o uzak uca gidiyor: Teutoburg Ormanı'nda altı yıl gömülmeyi bekleyen üç lejyonun kemikleri, Britanya'yı bir kıyıdan öbürüne kesen bir taş duvar ve sınırın gerçekten bir duvar mı, yoksa insanların yaşadığı geniş bir bölge mi olduğu sorusu.